Korona Virüsü ve Gerçekler

Korona Virüsü: Onların bulunduğu yüzeylere dokunduğumuzda ve ardından ellerimizi göz, burun veya ağzımıza değdirdiğimizde bize bulaşıyorlar. Korunmak için buna dikkat etmeli, sosyal mesafemize çekilmeli, ellerimizi güzelce sabun ve su ile yıkamalı, kabuklarını böylece eritmeliyiz. Her şeye rağmen inşallah etkisi sonunda kırılacak ve kazandığımız bağışıklığımızla er geç onu yeneceğiz. Ancak henüz bağışıklık kazanmadığımız başka virüsler yıllardır aramızda dolaşıyor. O kadar pisler ki ne sabun ne kolonya ne de su etki ediyor onlara. Maske de işe yaramıyor. Hep yüz yüzeyiz. O kadar çoklar ki bunlardan sadece hatırıma gelen örnek birkaç tanesini ve onlara karşı hissettiklerimi korona günleri fırsatıyla sizinle paylaşmak istiyorum.

Fax Çek Virüsü: Bu virüs genellikle iletişim firmaları arasında dolaşıyor ve kolayca diğer firmalara yayılabiliyor. Bir aboneliği sona erdirmeye kalktığınızda işinizi zorlaştırıyor ve sizi dilekçe yazıp fax çekmeye zorluyor. 21. yüzyılın gelişmiş iletişim teknolojisini satan firmalarına bulaşan bu “fax çek” virüsünün dumanla haberleşmenin mutasyona uğramış hali olduğunu sanıyorum. Tüketici koruma kanunu da bunlara pek etki edemiyor.

Depozito Virüsü: Bu virüs dönemlik çalışanlara ve öğrencilere evini kiraya verenler arasında çok yaygın. Ama buna rağmen her türlü ev sahibinin çoğunun kanına bulaşmış durumda. Son günlerde de korona ile at başı gitmekteler. Salgın sebebiyle işinden ayrılmak zorunda kalan çalışanlar ve okulları kapatılan öğrenciler kiraladıkları evi boşaltmak istediklerinde devreye giren virüs, ev sahiplerini aldıkları depozitoları geri vermemeye zorluyor. Hatta ilerlemiş hastalarda kontrat süresi bitene kadar zaten mağdur olmuş kiracılardan kullanmadıkları evin kirasını ödemeye devam etmelerini istetiyor.

Vezne Virüsü: Sağlık problemleri nedeniyle özel hastanelere giden vatandaşların mağdur olduğu çok yaygın bir virüs türüdür bu. Hemen tüm özel hastanelerin koridor başlarında yaşıyorlar. Daha kapıdan girişte ilk ödemesini yapmış müşterinin yani hastanın muayenesi esnasında da ikide bir aktif hale geliyor. Gerekli gereksiz demeden birçok test, film, mr ve sair çektirtiyor hastaya. Tam doktorun size hastalığınızla ilgili ne söyleyeceğini merakla beklerken bir anda kendinizi veznede ara ödemeler yaparken buluyorsunuz.

Kusurlu Mal Virüsü: Bu daha çok küçük esnaf arasında rastlanan çok tehlikeli bir virüstür. Genellikle bulunması daha zor ya da pahalı olan malların muadillerinin satışa çıkartıldığı merdiven altı üretimden beslenirler. Aldığınız malın (örneğin bir yazıcı tonerinin veya bir el aletinin) kalitesine güvenemezsiniz. Ama basit ihtiyaçlar için çok para da ödemek istemediğinizden ötürü bu virüsün bolca bulunduğu satıcılara yolunuz düşer. Kazan kazan değil aslında bir kaybet kaybet alışverişidir. Aldığınız malın kusurlu çıkması durumunda iade edeceğinize dair sözle teminat verdiği halde böyle bir durumda ya size geri getirdiğinizi başka bir mal ile değiştirebileceğinizi ya da satılan malı geri alamayacağını yüzü hiç kızarmadan söyler. Kanına işlemiş virüsün etkisiyle satıcının o ilk günkü güler yüzlü ve hizmet ehli halinden eser kalmamış, siması ve mimikleri gerilmiş haldedir. Virüsle tamamen kontamine olmuş ileri vakalarda eline odun sopası alanı veya hastalığın bulaştığı komşu esnafla birlikte müşteriyi dövmeye kalkanı bile vardır.

Tarife Virüsü: Yine çoğunlukla memleketin kanını emen iletişim firmalarında yaygın olup neredeyse kaçıp kurtulamayacağımız bir virüs türü bu. Aynı hizmetin satışında müşteri için anlaşılması güç biçimde onlarca farklı fiyat belirleyen bu virüs sayesinde firmalar harama haram demiyor. Bir türlü pik noktasına erişmeyen bu salgın nedeniyle artık vatandaş durumu kanıksamış halde. Tarife virüsünün mutasyona uğramış birçok çeşidi de mevcut. Sözleşme virüsü, taahhüt süresi virüsü, alt pakete geçemezsiniz virüsü, size o tarifeyi uygulayamayız virüsü gibi. Tekel haline gelmiş yurdumun iletişim firmalarına “bu hal nedir?” diye soran bir antivirüs mercii kalmadığı gibi, bu virüslerle yaşamaya alışmış yurdum vatandaşı da “abi sadece bizde değil Avrupa’da da böyle” derken bağışıklık kazanılmamış bir başka virüsün de etkilerini sergiler. E “ben hasta değilim” diyene de hastalığını kabul ettirmek imkânsız. Başka ülkelerde de var diye koronavirüs koronavirüs olmaktan çıkıyorsa söyleyecek başka söz yok.

Gümrük Malı Virüsü: Bu da yine hırsızlıktan mutasyon geçirmiş nadide bir virüs türüdür. Az bulunur ama kısa zamanda paranızı kontamine eden etkili bir çeşittir. Genellikle alışveriş merkezlerinin açık otoparklarında ya da bankamatik önlerinde bulunan bu virüse, büyük ihtimalle aracının içinden kafasını uzatıp size seslenen iyi giyimli adamlarda rastlarsınız. Temiz kıyafetleri ve sinek kaydı tıraşları vardır. Hava alanından veya liman gümrüğünden geçeceğini, acelesi olduğunu, elden çıkarması gereken pahalı bir parfümü veya elektronik cihazı falan olduğunu söyler. Atmak yerine çok ucuza bırakabileceğini söyler ve size o malı gösterir. Ama az sonra size kakalayacağı mal onun çakması hatta belki de oyuncağıdır. Bu virüsten korunmanın bazı yolları vardır. Uyguladığım bir tanesini ben tavsiye edeyim. Adama “tamam alıyorum” deyip telefonunuzu çıkarın ve 155’i arayıp henüz mağazadan dışarı çıkmamış arkadaşınızla veya ailenizden birisiyle görüşüyormuş gibi konuşun; ona durumu anlatın ve para getirmesini isteyin. Genellikle durumu çakar ve kaçarlar. Aksi takdirde boşluğunuza denk getirirse size kısa zamanda kriz geçirtecek bir virüstür. Dikkat etmek gerek.

0800 Virüsü: Çok ama çok yaygın bir virüstür ve birçok mutasyona uğramış çeşidi vardır. Telefonla sizi arayıp kredi kartı vermeye çalışanı, belasını bulası d-smart aboneliği, yerin dibine batasıca maç kanalları, Armutlu’da devremülk satmaya çalışanların yanında kandil mesajlarıyla birlikte yasin cüzü itelemeye kalkanlara da rastlıyoruz. Bununla birlikte bahis çetelerinin ve geçtiğiniz yolun kenarındaki isim sahibi mağazaların telefonunuza düşen mesajlarını saymıyorum bile. Mesaja bir noktaya kadar dayanıyorsunuz ama telefonu çaldırıp sizi arayanlar yok mu? Susturmakta ve nezaketinizden ötürü telefonu kapatmakta çok zorlanacağınız bu virüslerle baş etmenin en kolay bir yolu yok. Ama etkisini en aza indirmek için telefonu kapatmak ve ilgili numarayı engellemek geçici çözümler sunabilir. Keşke iletişim yetkililerimiz milletin twitter paylaşımlarıyla uğraşacakları yerde iletişim bilgilerimizi birilerine satan, dağıtan, big datalarla yeni soygunlar planlayan şeref yoksunlarının peşine düşseler. Bu olmadığı sürece, engellemeye devam etmekten başka gerçekten yapacak pek bir şey yok. Bunların birçoğu İletişim Başkanlığına bildirildiği halde halen devam edebildiklerine göre burada sıkıntı başka. Tek tek hepsini mahkemeye vermek yerine bunu engelle(ye)meyeni mahkemeye vermek belki de daha doğru! Amma… Mahkeme virüsünden hiç bahsetmeyeyim!

Din Virüsü: Birçok yazımı bu konuyla ilgili yazdım zaten. O yüzden çok uzatmayayım. Başta din adamlarının çoğu olmak üzere toplumun içinde Allah’ın dinini sahiplenen sivrilmiş dindarlar bu virüsle kontamine haldeler. İster Hıristiyan ister Yahudi, ister Müslüman hatta isterse dinsiz olduklarını söylesinler kendi dinlerini (inanışlarını) Allah’ın dini zanneder ve başkalarına da dayatırlar. Onlara inanmayın/güvenmeyin, Allah’a inanın/güvenin. Bu virüsten kurtulmak için kitabınızı anlamak maksadıyla, kendi dilinizde okuyun ve din namına kimsenin peşinden Allah’mış gibi gitmeyin yeter. En etkili ilacı bireyin kendi inancını kendisinin gözden geçirmesi ve her sahada aklını kullanmasıdır ki hiçbir din virüsü bu ilaca ilelebet dayanacak güce sahip değildir.

İhtiyaç Sahipleri Virüsü: Din virüsünün evrim geçirmiş çok tehlikeli bir türüdür. Sizin merhametinizin ve iyi duygularınızın içinde yapışacakları reseptörleri vardır. Her önünüze gelene güvenmeyin, inanmayın. Birine yardım edecekseniz önce etrafınıza iyi bakın ihtiyaç sahiplerini ve onlara ulaşmanın yollarını göreceksiniz. Etrafınızda ihtiyaç sahipleri varken mücbir bir sebep yoksa uzaklara gitmeyin. Her “Allah” diyene inanmayın. İhtiyaç sahibi için değil, kendisi için “Allah” diyor size.

Milli ve Yerli Virüs: Her ne kadar din virüsü familyasından olmasa da benzer semptomlar gösteren çok tehlikeli bir virüs ailesidir. Sizin memleket sevginizi kirletir. Bayrağınızı kendine maske olarak kullanır. Yurttaşlık, yoldaşlık ve aidiyet hissinizin içini boşaltıp kendine hizmet eder hale getirir. Planladığı veya yaptığı her yanlışa sizin destek vermenizi sağlamak için çaba sarf eder. İşine geldiğinde Atatürk’ü işine geldiğinde Osmanlı’yı, işine geldiğinde Nazım Hikmet’i, işine geldiğinde Ahmet Kaya’yı, işine geldiğinde İstiklal Marşı’nı kullanır. Her neye değer veriyorsanız bilin ki reseptörleri onun içindedir ve oraya yerleşmek için fırsat kollar. Aklınızı kullanın, inanmayın, güvenmeyin.

Sövgü Virüsü: Sokak dolu, işyerleri dolu, en medeni zannedilen ortamlar bu virüsle dolu. R’ler ile P’ler üzerine basa basa birilerine sövmenin ne kadar rahatlatıcı olabildiğini biliyor ve anlayabiliyorum. Şu yazıyı yazarken bile söver gibi aklımdan geçirmemiş değilim… Hayatın içinde karşılaştığım virüs biçimindeki insanların yalanlarının, ihanetlerinin, kurnazlıklarının ve aklımızla alay etmelerinin karşılığında R’lere basa basa ben de sövmek isterdim. Hak ettiklerini de biliyorum. Buna rağmen hiç değilse sıradanlaştırmıyorum. Sıradan biçimde A ve S harflerinin bolca kullanıldığı sövgü dilini kullanmak ve hatta kullandığı sövgü dilinin farkında olmamak insani değildir. Rahatsız edicidir. Bu virüs de yok edilmesi gerekenlerin arasında. Batı bile filmlerinde sövüyor demeyin bana. Başkaları yapıyor diye kötüyü normalleştirmeyin. Mesela herkes “vergiden kaçmazsam bir şey kazanamıyorum abi” derken siz yine de az kazanıp vergi kaçırmayacaksınız. Tüm kötülükler içinde iyi kalabilmektir başarı. Herkes yanlış yaparken doğruyu yapmaktır. Yoksa ne değerimiz olurdu? Allah istese ortam düzgün ve zaten herkes de iyi olmaz mıydı? İyiliğin içinde iyi kalmak başarı değildir. Mesele kötülüğün içinde iyi olabilmektir. Mesele yanlışların içinden doğruyu bulup sadece o gerçeğe teslim olmaktır.

Devam etsek etkisi altında olduğumuz daha çok virüs anlatabiliriz. En az benim kadar sizin çok iyi tanıdığınız başka virüsler de vardır. Hepsinden korunmak için bize düşen “akıl evi”mizden çıkmamaktır. Her türlü virüs yaşamak için bize, bizim canlılığımıza ihtiyaç duyar. Pislikleri yıkayalım gitsinler. İster arap sabunu kullanalım ister dezenfekte edecek bilimsel yollar edinelim. Ama abartıp elimizi aşındırmamıza da emin olunmadık ilaçlar kullanmamıza da gerek yok. Her biçimde aklımızı kullanmayı ihmal etmeyelim yeter.

Evet görünüyor ki zor bir süreçten geçeceğiz. Koronavirüs bizi epeyce üzecek ve sarsacak gibi görünüyor ama sonunda o da geçer, biraz daha sabır. Tüm virüslerden uzak kalmak dileğiyle ve selam ile…


2 yorum

Selim Çalışkan · 4 Nisan 2020 16:27 tarihinde

Depozito virüsünden daha kötüsü var, tahliye taahütnamesi virüsü. Üstelik mahkemeler bu enfeksiyonu tedavi etmeyi reddediyorlar. Her ikisi de kiracıyı aşırı kayıran nemli yasal ortamda yayılıp gelişiyor. Buna benzer bir de “dükkanın önüne park etme” virüsü var. Konağını yoksullaştırıp öldürür. Uzun sürdüğü için konak enfekte olduğunu fark edemez.
Sövgü virüsü aslında bakteridir. Bazı simbiyotik bakteriler gibi konağa yararı da olabilir.

Söz Sizde

%d blogcu bunu beğendi: