Boş Bırakılan Tepe Şehitler Tepesi midir?

Her ne kadar rivayetler ile bugüne gelmesinden ötürü olayın her ayrıntısı güvenilir olmasa da peygamber siyeri çerçevesinde anlatılagelen Uhud Savaşı çok iyi bilinen bir askeri taktiği ortaya koyması açısından önemlidir. Ama ezbere tekrar edildiği biçimde ve zannedildiği şekliyle değil! Acaba boş bırakılan tepe “Şehitler Tepesi” miydi yoksa asıl mesaj şaşırtıcı biçimde çok daha farklı bir şey miydi? İşte az sonra açık seçik anlatacağım “Şehitler Tepesi boş kalmasın” söylemi örneğindeki malum durumu; Uhud Savaşında geçtiği rivayet edilen bu askeri konunun, sadece dini bir duyarlılıkla ama cahilane biçimde bir hamaset içinde kullananlar için nasıl fayda yerine zarar getirebilir olduğunu göstereceğim.

Bugünkü askeri terminolojiye göre konuşursak şartlara göre “taktik üstünlükler” ve “taktik üstünlüğü lehe çeviren kararlar” savaşta başarı olasılığını artırır. Örneğin “asker ya da birlik sayısı” taktik üstünlük açısından önemli bir katsayıdır. Ama her şey değildir. Sayıca bir taktik üstünlüğe rağmen stratejik hatalar, silah bilgisi, cephane temini, liderlik zaafiyetleri, zamanlama hataları, diğer tüm taktik zaaflarla birlikte karar mekanizmalarının bilgisizliği, zeminsiz güveni ya da iştahla “zar atma” hevesi birliğin büyük zayiatlar vermesine sebep olabilir. Vazifenin ne olduğunun uygulayıcılar tarafından iyi biliniyor ve hazmedilmiş olması, hava koşullarını lehte kullanma, arazi yapısına göre manevra, donanım ve kıyafet, mevcut kıtaların durumu, mevzilerin dayanıklılığı, mevzi ateş üstünlüğü, manevra kabiliyeti, ihtiyat ve hava üstünlüğü gibi sayabileceğimiz daha birçok husus taktik avantaj sağlayacak biçimde değerlendirilmiş olarak “verilecek doğru kararlar” birliğin daima lehine olacaktır. 

Şimdi gelelim peygamberle ilgili hadiseye. Önce şunu bilmek gerekir ki bu kıssada; çoğunlukça zannedildiği gibi “Şehitler Tepesi” diye bir yer yoktur. Bahsedilen tepenin asıl adı “Okçular Tepesi”dir. Bu isim de peygamberin oraya yerleştirdiği okçulardan ötürü böyle anılmaktadır. “Şehitler Tepesi” ifadesi ise Arif Nihat Asya’nın “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor” isimli şiirinden ilhamla ülkemizde geçmiş dönemlerden beri çeşitli dini etkinliklerde ve peygambere atfen yapılan duygulu anışlarda kullanılmış bir ifadeden başka bir şey değildir.

Oysa konu hamasi ve hüzünlü bir duygudaşlıktan öte gayet müspet bir askeri taktiğin yedinci yüzyıl şartlarındaki izdüşümüdür. O tepede görevlendirdiği müminlere “her ne olursa olsun orayı terk etmemelerini” söyleyen peygamberin verdiği bu karar düşmana karşı eli altındaki birliğe çok önemli bir “taktik üstünlük” sağlamaya yöneliktir. Okçular Tepesinde bulunan bu küçük grubun görevi aşağıda bulunan büyük gruba (bugünkü anlamda)  çok önemli bir ateş ve (hâkim araziden) gözetleme desteği sağlamaktı. Peygamber onları o tepeye şehit olmaları için değil “düşmana ve muharebenin gidişatına şahit (tanık) olmaları, ok desteği sağlamaları ve her şey çok iyi bile gitse orayı terk etmemeleri üzere yerleştirmiştir. Yani bahse konu emir bir tepeyi terk etmemek ise verdiği emir “Şehitler Tepesi boş kalmasın” değil “Okçular Tepesi boş kalmasın” idi.

Kıssanın devamına göre; karar etkili olmuş ve önce her şey yolunda gitmiştir. Fakat yerleştirilen okçular müminlerin düşmana karşı üstün geldiğini görünce o zafer sarhoşluğuyla tepeyi terk ederek ganimet toplamaya kalkışmıştır. İşte bunun ardından her şey tersine dönmüş, tepenin verdiği taktik üstünlük elden gitmiş ve müminler rivayete göre 70 kadar şehit vererek savaşı kaybetmişlerdir.

Peki, Okçular Tepesini boşaltanlar bugünkü anlamda tam olarak hangi taktik üstünlükleri yok etmişlerdir? Elbette o gün top da uçak da uçaksavar da yoktu. Ok vardı ve yüksek gözetleme mevzileri vardı. Ama bugün askeri tabirle “mevzi hava üstünlüğü” ve “hava üstünlüğü” sağlamak üzere okçulardan ve tepelerden ziyade savaşlarda kullanılan hava savunma sistemleri ve uçaklardan bahsediyoruz. Daha anlaşılır söylemem gerekirse peygamberin “Okçular Tepesini terk etmeyin” diyerek verdiği karar bugün yaşasaydı “Uçaklarımız üzerimizde uçsun ve ateş destek ve hava savunma sistemlerimiz düşman tank ve uçaklarına karşı tetikte olsun” olurdu. Böylece “Şehitler Tepesi” değil “Okçular Tepesi” boş kalmazdı. Okçular Tepesini tutmak mutlaka bir araziyi tutmak değildir. Yerine göre “ateş desteği, hava örtüsü, hava gözetleme ve/veya hava savunma üstünlüğü”dür. Okçular da şehit olana kadar bir yerde kalanlar değil havada uçan pilotlar, nispeten emniyetli bölgede topunu ateşleyen topçular, hava savunma silahlarını kullanan nişancılar ve iha, termal kamera veya radar gibi cihazları kullanan gözetleyicilerdir. Her şeye rağmen halen düşman tankına karşı en iyi tanksavar silahı tankın kendisi, düşman uçaklarına karşı en iyi hava savunma silahı ise uçağın kendisidir.

Peygamber en doğru durum muhakemesini yapmış ve Okçular Tepesini dolu tutmak istemiş, o okların ve devamlı yapılan gözetlemenin desteğinde, aralarında kendisi de olacak biçimde aşağıdaki arkadaşlarıyla birlikte düşmanla çarpışmıştı.  Verilen şehitlerin sebebi kendi kararı değil, zafer sarhoşluğuna düşerek yukarıdan gözetleme sahasını boş verenlerin kabahatiydi. Taktik üstünlük böylece kaybedilmiş ateş destek ve saha gözetleme üstünlükleri böyle terk edilmişti. Onlar ders aldılar ve sonraki dönemde galip geldiler. Galip gelmek için mutlaka şehit vermek de gerekmez. Ders almak da çoğu zaman yeterli olacaktır. Şehitler Tepesini değil Okçular Tepesini boş bırakmamak gerekir. O da sahaya yüksekten hâkim olmaktır. Dostu düşmanı yukarıdan ve geniş bir ufukla görebilmektir. 

Selam ile…


2 yorum

Adem Gölen · 29 Şubat 2020 13:46 tarihinde

Değerli kardeş güzel bir yazı olmuş
Allah razı olsun.

Mehmet · 29 Şubat 2020 21:16 tarihinde

Eksikler var tepe tamamen boşaltılmış gibi gösterilmiş ancak öyle değil emri dinleyen ve tepeyi terketmeyen az sayıda sahabi düşmana karşı büyük mücadele vererek şehit düşmüştür. Okçu tepesi olmuştur şehitler tepesi, artık eksik kalmayacak ve aynı hataya düşülmeyecek diye

Söz Sizde

%d blogcu bunu beğendi: