“Bir Başkadır” Dizisi

“Bir başkadır bizim popülere aşkımız”

Son günlerde dijital ortamda yayına giren ve çok konuşulan bir dizi var. “Bir Başkadır” isimli bu diziyi ben de izledim ve genel anlamda beğendiğimi söyleyebilirim. Özellikle sıradan yapımlara nazaran farklılığı ile öne çıkan “Bir Başkadır” hakkında benim de söyleyebileceğim olumlu şeyler var. Ama bunları hemen herkes söylediği için daha eleştirel tarzda konuya yaklaşmak istiyorum. Aşağıdaki yazıda filmin içeriğini açığa çıkaracak detaylar (spoiler) vardır. Bilginiz olsun.

OLUMLU ELEŞTİRİLERİM:

Şiddeti mümkün mertebe istismar etmeden, ondan nemalanmadan şiddetin sonuçlarıyla ilgilenilmesinin tercih edilmesi çok güzel.

Kutuplaşmış toplumun içinde her gün sinirlerimizi zıplatan birçok söylem ve olay varken böyle bir dizi izlemek sakinleştirici olabilir. Dizinin izleyende “frene bas” motivasyonu yaratması ne kadar etkili olduğunun göstergesi.

Normalleşme için ve daha önemlisi fikirlerin vitrine çıkabilmesi için edebiyatın ve sanatın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha kanıtlaması açısından çok iyiydi.

Aslında ortadaki başarı belli. Berkun Oya çok iyi bir iş çıkarmış ve çok daha iyilerini başarabileceğini gösteriyor. Oyucuların çoğu da öyle. Ancak bu başarı senaryo başarısı değil, sinematik aktarım başarısı. Duyguyu geçiren senaryo değil, iyi oyunculukla beraber aktarım biçimi.

Yapıcı eleştirel yönde olumsuz gördüklerimi söylemek istiyorum. Çünkü bunları söyleyenler daha az olacaktır. Beğenmek kolay, beğendiği halde eleştirebilmekse ciddiyet işidir. Eleştireceğim için başarıyı küçümsemiş olmayacağım. Kusursuz bir şeyi hiç kimse başaramaz. Ama daha iyisi için yapıcı eleştiriler gerek.

ESAS KONU KAYIP: Bir Başkadır dizisinde öyküyü sürükleyen esas bir konu yok. Her karakter özelinde “ayrıma son” mesajı veren, karşımızdakini anlamak için empatiye zorlayan güzel işlenmeye çalışılmış bir örgü var elbette. Ama bir “esas olay” örgüsü yok. Meryem karakteri herkesin kesiştiği bir özelliğe sahip ama Meryem ya da Meryem’in bayılma sendromu olay örgüsünün çok önemsiz bir kısmı gibi duruyor.

FERDİ ÖZBEĞEN: Bölüm sonlarındaki Ferdi Özbeğen ya da 80’ler nostaljileri bir arabesk sıkışmışlığını gösteriyor olabilir ama bence bu sıkışmışlık senaryonun içine dahil edilse çok daha etkili ve örgünün müzikalitesi olurdu diye düşünüyorum.

SÖYLENMEDEN SÖYLENENLER: Özellikle Gülbin ve tesettürlü kızkardeşinin kavgalarında açığa çıkan söylemler biraz kaçamak olmuş. “Kürt annesinin karnına tekme atan şerefsizin” Türk devletini işaret ettiğini anlamak da, “Siz o gün tekme atanın bugün gidip ayaklarını öpüyorsunuz” söyleminin bugünkü iktidarı işaret ettiğini anlamak da zor değil. Anlayan anlıyor elbette ama anlayan anlayacaksa anlamayanlara anlatma gibi bir derdiniz yok demektir. Böyle bir anlatım bile başlı başına bir sınıfçılık, bir ayrımcılık ve çirkin bir siyasi ayrışma demek değil midir? Üstelik tekme atmış olan gerçekten devlet midir, cahilin biri midir, yoksa geçici bir siyasi anlayış mıdır, o günküler bugünküler aynı kişiler midir, tartıştırmıyorsunuz böyle bir anlatım tekniğiyle. Ve ayrıca “ayakları öpenler” Müslüman Kürtler midir sadece, bu durum Kürtlere özgü bir durum mudur, her zaman güçlüden yana olup zengin muhitlerde şaşaalı hayat sürenler ayak öpmezler mi ve hatta ayak öpmeyi benimsetenler sermayedar olanlar olamazlar mı, ayak öpen başkaları da yok mudur? Tartıştırmıyor bu haliyle.

Ayrıca; mazlum anne ve babanın mazlumluklarıyla birlikte iki güç arasında gidip gelmişlikleri, sıkışmışlıkları, mağduriyetleri söz konu olmamış mıdır? Empatinin öğeleri yok mudur?

TACİZCİNİN DE İNSAN OLUŞU: Bence dizide en güzel işlenmiş bölümlerden biriydi. Fakat tacizciye bile bu empatiyi kurmamızı sağlayan senaryo, Meryem’in temsil ettiği kesimden karşı kesime doğru da yapılması gereken empatiyi eksik bırakmış. Bu dizi tam anlamıyla PERİ’nin temsil ettiği kesimin kendisini sorgulamasını çok iyi işlerken, diğer taraftan aynı sorgulama bu ölçüde gelmiyor maalesef. Dizide genel vurgu laik kesime “muhafazakarlara empati yapın” diyor ama muhafazakâr kesim laik kesime empati yapıyor mu pek yok ortada? Belki de senarist ve yapımcı Berkun Oya değil de gerçekten o kesimden biri olsa bunu ileride daha iyi yapabilir. Şayet linç edilmezse tabi.

MERYEM ve PERİ: Genelde Meryem karakteriyle ifade edilen oyunculuk başarısı konuşuluyor. Meryem karakterini canlandıran Öykü Karayel’i ben de çok beğendim. Diğer karakterlerin birçoğunu da. Ama benim gözlemime göre Peri isimli terapist karakterini canlandıran Defne Kayalar açık ara en başarılı oyunculuk performansını gösteren kişiydi. Meryem’in öyküdeki baskın karakter oluşu ve ilk bölümün ilk yirmi dakikasındaki beklenmedik tesirde güzel ifade biçimi onu öne çıkarttı ama bence Peri en az onun kadar hatta daha da iyiydi.

HİLMİ VE GÜLAN: Bununla birlikte Gülan karakterini canlandıran Derya Karadaş’ı ve Hilmi karakterini canlandıran Gökhan Yıkılkan’ı çok başarılı bulmadım. Hilmi karakteri çok özel. Ama bu karakter toplumda genelde böyle yaşamıyor. Böyle bir karakter kendi kesimine ters düşen bir karakter olarak çok ciddi travmalar yaşıyor. Ama dizide bunu görmüyoruz. Hatta dizideki Hilmi karakteri okumuş muhafazakardan çok, başka filmlerde görmeye alıştığımız cinsten 70’lerin yeni yetme sosyalizm heveslilerini andırıyor.

SENARİSTİN YÖNLENDİRMELERİ: “Kız zehir gibi” demekle o karakter zehir gibi olmuyor aslında. Dizinin tesiri geçince izleyenlerin bu durumu fark edeceğini sanıyorum. Aslında Meryem karakteri dizi boyunca o kadar da zeki davranışlar sergilemiyor. Ama senarist onun öyle olduğunu söyletmiş karakterlere. İzlediyseniz bir daha düşünün. Meryem hangi olayı iyi anlıyor da hangi olayın çözümüne etkin bir çözüm getiriyor? Başarı tamamen Öykü Karayel’in yansıttığı oyunculukta. Zeki olan Meryem karakteri değil Öykü Karayel’in kendisi.

SİNAN: Playboy Sinan ne iş yapıyor? Kendisini nasıl sorguluyor? Çok açık değil.

HALK TV ELİTİ!: Köşkte yaşayanlar Halk tv mi izliyor hep? Halk tv izleyenler hep üst sınıf mı? Emin misiniz? Ayrıca köşklerde ve plazalarda muhafazakârlar yok mu bugün? Hepsi mi fakir ya da alt sınıf görünüyor gözlere?

PLAZAYA TEMİZLİKÇİ: Muhafazakâr ve tesettürlü genç bir kız, plazada yaşayan bekar bir playboy’un evine her hafta temizliğe gider mi sizce? Olsa bile kaç kişi vardır böyle?

ALT SINIF VE TESETTÜR: Alt sınıf mı hep tesettürlü? Emin misiniz?

PSİKİYATRİST PARASI: Psikologa sevk edilen Meryem’in özel bir terapiste değil, bir devlet hastanesindeki psikoloğa gider biçimde vurgulanabilirdi. “Borcumuz ne kadar” diyecek kişi temizlikçilik yapmakla terapi seanslarının parasını ödeyemez bugün.

ŞİVE PROBLEMİ: Şive problemi ve tutarsızlıkları vardı. Örneğin Gülbin’de hiç şive etkisi kalmamışken tesettürlü kızkardeşi şiveli konuşuyor. Tesettürlü Meryem şiveli konuşurken abisi Yasin’de şive yok.

HOCA GERÇEKÇİ DEĞİL: Hoca karakteri gerçekçi değil ve iyi yorumlanmamış. Böyle düzgün aksanlı hocalar da olabilir elbet ama sayıları çok azdır. Genelde vaaz söylemlerinden alışageldiğimiz muhafazakâr ve hatta Arabi ağdalı bir anlatım dili olur hocaların. Dizide böyle bir şey görmedik. Duvardaki günlük Ülkü takvimini de aslında bir hocanın evinde bulmak çok zordur. O evlerdeki takvimler resimsiz ve daha o kesime özeldir. Dizide hurafe örneklerini net biçimde göremedik. Barışçıl olmak gerçeklere dokunmamayı gerektirmez. Dizide bir playboy’u veya bir terapisti yerden yere vuruyorsanız, imamı da vurabilir ve sonra o imama farkındalık dönüşümü getirebilirdiniz. Bu çok daha etkili olurdu. Ama belki de senaristin kendisinin bu konuda bilgi ve farkındalık eksiği olabilir.

DÜŞÜNMEK İÇİN ÇOK FIRSAT VERİYOR: Dizi ağır ritmine rağmen sürüklüyor. Çokça düşünme fırsatı veriyor. Bu iyi. Ama hocanın kızının bir bölümde babasıyla birlikte on dakika televizyona bakmasına da gerek var mıydı bilmiyorum. Hoca uyuyana kadar bölüm bitmedi.

ABARTILI SAHNELER: Gülbin ve ablasının kavga sahnelerinde biraz abartı vardı. Muayenehanenin camının indirilip etrafın dağıtıldığı sahne de gerçeklikten uzak kaldı gözüme. Ama en yüksek abartı Öner Erkan’ın engelli sahnesindeydi. Bu kadar abartıp izleyiciyi adeta rahatsız etmesine de gerek yoktu bence. Dengeli değildi ve gerçekçilikten uzaklaştı oralarda.

KENAR MAHALLE DEĞİL KÖYDÜ: Dizide eski püskü eşyalarla kenar mahallede oturuluyor gibi gösterilen evlerin çevre ve hava konforu bugün şehirdeki evlerde yok. Hatta öyle bahçeli, müstakil bir kenar mahalle evi (hele Hocanın evi gibi) toplumun çok büyük bir kesiminde hayaldir. İstanbul’da adeta bir köy havasında verilen yerleşim yeri neresidir bilmiyorum ama varsa bile şu anda dünyanın parasıdır. Çok daha etkili ve gerçekçi bir kenar mahalle tasviri yapılabilirdi.

RUHİYE KOLAY DÖNÜŞTÜ: Ruhiye’nin daha tacizcisiyle yüzleşmeden önce neredeyse normale dönmüş olması gibi bir durum var. Daha dönüşümün gereği gerçekleşmeden dönüşüme başlamış algısı uyandırıyor. Bu hızlı dönüşüm hiç inandırıcı olmamış.

24 NUMARALI HAT: Dizi o kadar gündemde ki ; İBB “24 numaralı hattımız yok” diye twit atmış. Netflix Türkiye de “Olmadı aşağıdan minibüse binerim.” diye cevaplamış. Bu da gülümseten bir detay.

GEREKSİZ DETAY: Hocanın kızının evlatlık olduğu ayrık bir tema ama neredeyse dizide hiç işlenmeden son bölümde bir iki cümlede geçiyor. Eğer dizi tek sezonsa bu durumun hikâyeyi destekleyen bir yönü yok, hiçbir anlamı yok. Hatta kız Hocanın kendi kızı olsaydı evden başörtüsüz çıkmasına müsaade etmeyecekmiş gibi bir anlam oluşturuyor ve öykünün tadını bozuyor aslında.

ÇÖZÜM ÖN YARGI YIKMAKLA BAŞLAR: Aslında dizi “öyle olmayabilir” “ön yargılarınızdaki gibi olmayabilir insanlar” diyor ve doğru tabi ama gerçekler biraz farklı. Çözüm ön yargıları yıkmakla başlar elbette. Buraya kadar bir başarı var. Ama bizim çözüm de buymuş gibi düşünmememiz gerek. Çözüm için kat edilmesi gereken mesafe bilgiye uyanış ve akıl tutulmasına son vermenin o çok zor aşamalarından geçiyor. Elbette bu dizinin değil hepimizin işi.

TUVALET SAHNELERİ: Ne kadar çok tuvalet sahnesi var ve buna ne gerek var? Hadi o da hayatın bir parçası ve var olsun diyelim; madem bu kadar hayatın parçası temizliğini yapmadan klozetten kalkmak nedir?

LGBT: Netflix ikliminin genel profilinden her şeye rağmen kaçamadığını görüyorum dizinin. Bunun kasıtlı bir politika hatta özel bir ahlak anlayışı gibi medyanın birçok mecrasında yayılmaya çalışıldığına artık eminim. Bu anlayışın kendi inanç sistemi var, hatta kendi dogmaları var. Bariz örneklerinden birini vereyim: Dizide hocanın kızı Hayrunnisa karakteri özelinde (LGBT demiyorum) eşcinsellik eğilimini doğal gösterme çabası. Oyuncuların bakışları ve kameranın hareket etme biçimi bile buna kastetmiş. Anlamamak için aptal olmak gerek. Bu kadar barışçıl olma mesajı veren başarılı bir dizide dahi eşcinsellik temasının “sorgulanmaksızın” işlenmesi bu bahsettiğim suni ahlak anlayışının bir dogmasının uygulanmasının dayatması aslında.

Dikkat edin; filmlerde, dizilerde eşcinsel karakterlerin olmaması gerektiğini söylemiyorum. “Eşcinselliğin asla sorgulanmadan kabul edilmesinin” dayatıldığını söylemeye çalışıyorum. Netflix’in önderlerinden biri olduğu bu suni ahlak anlayışının gereği, kendi dininizi sorgulayabilirsiniz, milliliğinizi sorgulayabilirsiniz, adetlerinizi, geleneklerinizi, fikri ideallerinizi, bugüne kadarki tüm inançlarınızı ve hatta tavsiye edilir biçimde Allah’ınızı bile sorgulayabilirsiniz, ama eşcinselliğin nedenlerini sorgulayamazsınız. Oysa eşcinsellik doğal bir tercih değildir. Bir kaçıştır. O insanlar için çok büyük bir sorundur. Bunu neden hiç kimse hatta eşcinseller bile ifade etmiyor anlamış değilim. Dizilerde, filmlerde eşcinselliğin işlenmesine karşı değilim, ama eşcinselliğin sömürüsüne sonuna kadar karşıyım. Bu dizi için söylemiyorum ama çok defa film ve dizilerde mide bulandırıcı görüntülerin uzun uzadıya dayatıldığına rastlayabilirsiniz. Bu dayatma bir özgürlük değil, zulümdür. Mağdur olan sadece eşcinseller değil eşcinsel görüntülerin pornografik biçimde sergilenmesinden rahatsız olanlardır. “İzleme o zaman” demekle çözülecek bir sorun değil bu? Yeri geldiği için söylüyorum, yoksa bu dizide o ölçüde bir sahne yoktu.

LGBT+ olarak dallara ayrılan yönelimlerin hemen tamamının kendine özgü nedenleri söz konusudur. LGBT’yi ortaya çıkaran nedenleri tartışmaya bile ayrımcılık diyen, görmezden gelmeyi ve bireylerin eşcinsel yönelimlerini hak davranış olarak dayatan anlayış aslında insanlığa hak olmayan ve suni bir ahlakı dayatmaktadır. Bu anlayış tam bir akıl tutulmasıdır. Bu akıl tutulmasının sonuçları böyle giderse toplumda hastalıklı bir boyut kazanmaya ve toplumu kuşatan bir zulüm silsilesi olmaya başlayacaktır. Geçici eğilimler ve hatalı yönelimler “düşünsel gelişimini tamamlayamamış bireyler için” bir noktaya kadar mazur görülebilir. Ama bunu alışkanlık haline getirmek bireyin kendisi için ciddi bir rahatsızlık, uluorta sergilenmesi ise reşit olmayanların ruhsal gelişimi için ciddi bir tehlikedir. Çözüm ahlak anlayışımızı “hak” yani “gerçek” nedir sorusunun cevabına odaklamamızla mümkündür.

Her şeye rağmen diziyi başarılı buluyorum. Barışçıl mesajlarının yok saymıyorum. Dizideki yukarıda belirttiğim kurgusal tüm hatalar yanlışlar, eksiklikler ve tutarsızlıklar kabul edilebilir. İyi bir eser üretmek zaten bir süreçtir. Yarın daha da iyisi yapılır, yazılır, oynanır. Mükemmeliyet beklemiyoruz. Ancak istisnaları açıklamak gerekir diye düşünüyorum. İyi bir şey yaparken yanlış mesajlar verilmesini, faydalı bir ilacın yanında ziyan haplarını da yutmamız gerekmiyor.

Ve…. Bir başkadır bizim popülere ilgimiz… Daha iyileri olsa da, daha doğruları yazılsa da… Popülerse, sermayede ortaya çıkmışsa, biraz ucundan bir şeyler değmişse bize, o çıkanı hepimiz izler, fark eder, onlara değer veririz. İlk defa yazılmış, söylenmiş zannederiz. Ama yanı başımızda daha iyileri olsa da onları bırak görmeyi dönüp bakmayız bile! Selam ile…

“Bir Başkadır” Dizisi&rdquo hakkında 3 yorum

  1. Peri’nin Meryem’e psikoterapi yaptığı yerin devlet hastanesi olduğunu düşünüyorum. Bölümlerden birinde Peri’nin Meryem’in arkasından koşup gidip kıyafetinden dolayı Meryem sandığı kız da onun gibi birisiydi ve orası hastane koridoruydu.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.