Kur’an’da cinsel tecavüz suçu ve cezası neden yok?

Bu sorunun teskin edici cevabı aslında Kur’an’da var. İlgili ayette (Araf 33) şöyle denir:

De ki: “Rabbim ancak, AÇIK VE GİZLİ BÜTÜN FUHŞU, günahı, HAKSIZ SALDIRIYI, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”

Bununla birlikte Kuran’da zannedildiği gibi pek çok suçla ilgili de aslında ayet yoktur. Kur’an’ın her şeyi içeren bir kitap olması ve yeterli oluşu yol göstericilik anlamındadır. Kitap bir suç ve ceza kitabı değildir. Veya bir bilim kitabı ve yahut her konuya değinen bir ahlak kitabı da değildir. Aslında çoğunluk bilir ki; Kur’an uyanmak isteyeni uyandıran, hayata uyanmış olarak bireyi katmayı hedefleyen yol gösterici bir rehber kitaptır. Allah’tan gelmiş olsa da, olmasaydı da mesajından ötürü böyledir. Din adamlarının çoğu kendi anlamadıkları ama onlara atalardan aktarılan dinlerini anlatıyorlar, kitabı değil. Kuran onu kendince kullanmak isteyene değil sadece anlamak ve kendini düzeltmek isteyene mesaj veriyor.

“Kuran’da tecavüzün cezası neden yok” sorusuna karşı aslında şunu diyebilirim: Olması da gerekmiyor. Kitapta cezası belirtilen birkaç örnek suç, gerçekten de örnek alınması için vardır. Bu cezalar o tarihte o toplum tarafından zaten uygulanan suç ve cezalardan misallerdir. Bire bir o cezaların bugüne, bu topluma uygulanması için örnek verilmemiştir. Prensip geliştirmek içindir. Örneğin; zina edene 100 celde cezası açıklanırken hemen ardından böyle bir iftirada bulunana 80 celde ayeti vardır, genelde görmezden gelinir. Ayetlerin verdiği mesaj suçun ne olduğu veya salt ne miktar ceza verileceği değil verildiğindeki ADALETTİR; bir kimseye insanlar tarafından verilen cezanın iftira durumuna göre adil biçimde dengelenmesidir.

Bugün herhangi bir suça kendi kanunlarımızca verilen ceza miktarlarının (hapis, hak mahrumiyeti, para cezası vs) ne ve ne kadar olduğu değil, adil olup olmadığıdır önemli olan. Kanunlarımızın ayetlerle uyumlu olmasını isteyenler için bugün de kırbaç vurulması gerekmez, bizim kendi belirlediğimiz cezanın bu anlamda adaletli olması yeterlidir.

Bu soruya benzer biçimde “Kur’an neden köleliği yasaklamadı” veya “Mirasta neden şu kadar, bu kadar” gibi sorular tartışılıp durulur. Bunlarda da durum aynıdır. Kuran ayetlerle insana bir öngörü ve uyanış vermek için örnekler içerirken, bağnaz insanlar o örnekleri bire bir bugün uygulanmalı zannediyorlar. Oysa Kur’an’da yazar ki birey için aslolan vasiyettir. Suçlarda da mağdurun söz ve hak sahibi olmasıdır. Dolayısıyla toplumsal meselelerde de aslolan o toplumun vasiyeti manasındaki fiili kanunlardır. Uygulanması gereken o günkü örneklerin ne olduğu değil, erdem ve akılla neyi tavsiye ettiğidir. Kitap düşünen insana yol gösterir. Kölelik kaldırılacaksa bunu Allah değil, insanlar kaldırmalıdır. Eğer mirasta adaletli bir dağıtım yapılacaksa bunu da yine insanlar bireyi gözeterek ve kendi kanunlarını koyarak düzenlemelidir.

Verilen örneklerdeki miktarlar oradaki o toplumun, o günkü gelişmişlik seviyesiyle ve o günkü yaşam olanakları ile ilgilidir. Böyle söylemem kitabı o tarihe gömecek bir tarihsel anlayışa hak vermem demek değil. Verdiği mesaj aslında adaletli paylaşımdır; ama içeriği hak kaybı yaşayan o günkü ve o yerdeki kadın, erkek veya çocukların o günkü örneklerini içerir. Örneğin din kitaplarında, ilmihallerde anlatıldığının tersine “İslamda miras hukuku” diye bir şey olmaz. Bugünkü kanunlarımızdaki miras hukukumuzun ne kadar adaletli olup olmadığıdır din, o günkü Arap toplumuna ne kadar uyup uymadığı değil.

Bu çerçevede tecavüze tekrar gelirsek; kitap fuhşun her türlüsünün zulüm olduğunu ifade eder. Fuhuş kelimesi de sadece cinsel anlamda değildir. Fuhuş “aşırılık” demektir, fahiş de “aşırı” anlamına gelir. Bir malı ederinden fazlaya satmak fuhuştur, bir kimseyi aşırı bir ölçüde yüceltmek fuhuştur, hasım olsa da bir topluma karşı aşırı düşmanlık beslemek fuhuştur. Bu anlamda masum cinsellik herkesin en doğal hakkıdır, ama bu anlamda tecavüz de elbette bir fuhuştur, bir aşırılıktır. Dünyevi cezası kanunlarımızda “adalet çerçevesinde ve mağdurların hakkını korumak ve birey ya da kamu vicdanını rahatlatmak için” ne belirlemişsek odur. Cezanın biçimi zaman ve kültür içinde değiştirilebilir, ağırlaştırılabilir, hafifletilebilir ama her koşulda adil olmalıdır. Bu cezayı ve miktarı Allah’ın değil bizim belirlememiz gerekir. Allah’ın istediği adaletli olmamızdır. Suçluya kırbaç bile atıyor olsaydık, o kırbacı bile adaletle kullanmamızdır istediği.

Allah bir cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar kurulu veya meclis değildir. İşi O değil, biz yapmalıyız, gelişmesi gereken, çalışacak olan, üretecek ve verilen aklı kullanacak olan biziz. Her şeyi Allah yapacaksa, köleliği o kaldıracaksa biz ne yapacağız? Her seferinde özel bir konuyla ilgili yeni bir ayetin inmesini mi bekleyeceğiz? Bu durumda bize yol gösterici bir rehber göndermiş olmasının ve düşünme kabiliyetimizin anlamı kalır mı? Belirlediğimiz cezanın Kuran’da yazması ve her toplumun o cezayı uygulaması gerekmez. Tecavüzcü sapkınlara bizim kanunlarımızla vereceğimiz ceza bizim teskin olmamız içindir, ebedi cezalarını ise elbette ki Allah mutlaka kesecektir, şüphem yok.

Din adamlarının eskiden beri dini ve kitabı nasıl algıladığı ve anlattığı bireyi bağlamaz. Yeryüzündeki hangi din olursa olsun din diye anlatılan ve tartışılan birçok konu bugün ders alınacak esasından çok uzakta. Bununla birlikte şahsen beni uyandıran ve hayata bağlayan bu kitabı (Kur’an’ı) çok seviyor, ona böyle bakıyor, böyle okuyorum. Tekrar ediyorum; Kur’an’ı böyle anlamak onu tarihe gömmek değil tam aksine tarihten çıkarıp ondan almamız gereken dersi almaktır.

Selam ile…


3 yorum

Adem GÖLEN · 15 Ekim 2020 09:24 tarihinde

Selam… Cengiz bey yine önemli bir konuya kuran çerçevesinde cevap vermişsiniz. Allah razı olsun.

Kürşad · 15 Ekim 2020 11:55 tarihinde

Kalemzade senin dine bakışını kendiminkiyle çok yakın bulmakla birlikte bu konuda sadece şu hususta ayrıldığımızı belirtmek isterim. Eğer bu cezalar sadece Arap toplumuna uygun cezalar olsaydı bu durum özellikle belirtilirdi diye düşünüyorum. Kuranda geçen cezalar için böyle olması gerektiği, bahsi geçmeyen suçlar ve cezaları için ise genel kural işletilerek adalet temelli belirleme yapılmasıdır. Örnek olarak tecavüz suçunu ve alkol, uyuşturucu madde kullanma suçunu sayabiliriz. Bu suçlarda toplumlara göre farklı cezalar uygulanabilecektir. Doğrusu budur demek yerine bu cezanın toplum ve mağdurun vicdanını rahatlatma seviyesine, hakkaniyete, misli bir ceza oluşuna bakmak yeterli olacaktır.

Zina suçunun cezasının 100 celde olması
Namusa iftira suçunun cezasının 80 celde olması
Kasten adam öldürmenin cezasının kısas olması
Hırsızlık suçunun cezasının gücün kesilerek suç kadar alıkonulması
Terör(hırabe) suçunda el ayak çapraz kesilmesi…

GENEL KURAL OLARAK BİR SUÇUN CEZASI ONUN MİSLİ OLMASI nedeniyle ADALET TERAZİSİNDEN geçmeden ceza verilmemeli. Kuranda geçen yukarıda sayılanlarda bu genel kuralın en güzel örnekleridir.

Ayrıldığım husus ise Kuranda geçen bu suçlara bu cezaların verilmesi gerektiğidir. Bu hükümlerin HİKMETİ BALİĞA yani en yüksek seviyede konulmuş doğru hüküm oluşu sebebiyle toplumların hangi çağda olurlarsa olsunlar gelecekleri en zirve noktadaki hükümler fıtrata uygun değişmez olan bu hükümler olacaktır.

Kürşad Zinnuroğlu

Yorum · 28 Ekim 2020 00:03 tarihinde

Belki de tecavüzün cezası Kuranda vardır? Yusuf’un öyküsü bize bir fikir verebilir. Evet, bir iftiraydı, o toplumun yasası da olabilir ama Allah’ın bu suça bu cezayı yanlış bulduğunun bir işareti var mı? Bilemiyorum, belki yanılıyorumdur ama yine de incelemeye değer bence.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.