Kur’an’da cinsel tecavüz suçu ve cezası neden yok?

Kur’an’da cinsel tecavüz suçu ve cezası neden yok?

Bu sorunun teskin edici cevabı aslında Kur’an’da var. İlgili ayette (Araf 33) şöyle denir:

De ki: “Rabbim ancak, AÇIK VE GİZLİ BÜTÜN FUHŞU, günahı, HAKSIZ SALDIRIYI, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”

Bununla birlikte Kuran’da zannedildiği gibi pek çok suçla ilgili de aslında ayet yoktur. Kur’an’ın her şeyi içeren bir kitap olması ve yeterli oluşu yol göstericilik anlamındadır. Kitap bir suç ve ceza kitabı değildir. Veya bir bilim kitabı ve yahut her konuya değinen bir ahlak kitabı da değildir. Aslında çoğunluk bilir ki; Kur’an uyanmak isteyeni uyandıran, hayata uyanmış olarak bireyi katmayı hedefleyen yol gösterici bir rehber kitaptır. Allah’tan gelmiş olsa da, olmasaydı da mesajından ötürü böyledir. Din adamlarının çoğu kendi anlamadıkları ama onlara atalardan aktarılan dinlerini anlatıyorlar, kitabı değil. Kuran onu kendince kullanmak isteyene değil sadece anlamak ve kendini düzeltmek isteyene mesaj veriyor.

“Kuran’da tecavüzün cezası neden yok” sorusuna karşı aslında şunu diyebilirim: Olması da gerekmiyor. Kitapta cezası belirtilen birkaç örnek suç, gerçekten de örnek alınması için vardır. Bu cezalar o tarihte o toplum tarafından zaten uygulanan suç ve cezalardan misallerdir. Bire bir o cezaların bugüne, bu topluma uygulanması için örnek verilmemiştir. Prensip geliştirmek içindir. Örneğin; zina edene 100 celde cezası açıklanırken hemen ardından böyle bir iftirada bulunana 80 celde ayeti vardır, genelde görmezden gelinir. Ayetlerin verdiği mesaj suçun ne olduğu veya salt ne miktar ceza verileceği değil verildiğindeki ADALETTİR; bir kimseye insanlar tarafından verilen cezanın iftira durumuna göre adil biçimde dengelenmesidir.

Bugün herhangi bir suça kendi kanunlarımızca verilen ceza miktarlarının (hapis, hak mahrumiyeti, para cezası vs) ne ve ne kadar olduğu değil, adil olup olmadığıdır önemli olan. Kanunlarımızın ayetlerle uyumlu olmasını isteyenler için bugün de kırbaç vurulması gerekmez, bizim kendi belirlediğimiz cezanın bu anlamda adaletli olması yeterlidir.

Bu soruya benzer biçimde “Kur’an neden köleliği yasaklamadı” veya “Mirasta neden şu kadar, bu kadar” gibi sorular tartışılıp durulur. Bunlarda da durum aynıdır. Kuran ayetlerle insana bir öngörü ve uyanış vermek için örnekler içerirken, bağnaz insanlar o örnekleri bire bir bugün uygulanmalı zannediyorlar. Oysa Kur’an’da yazar ki birey için aslolan vasiyettir. Suçlarda da mağdurun söz ve hak sahibi olmasıdır. Dolayısıyla toplumsal meselelerde de aslolan o toplumun vasiyeti manasındaki fiili kanunlardır. Uygulanması gereken o günkü örneklerin ne olduğu değil, erdem ve akılla neyi tavsiye ettiğidir. Kitap düşünen insana yol gösterir. Kölelik kaldırılacaksa bunu Allah değil, insanlar kaldırmalıdır. Eğer mirasta adaletli bir dağıtım yapılacaksa bunu da yine insanlar bireyi gözeterek ve kendi kanunlarını koyarak düzenlemelidir.

Verilen örneklerdeki miktarlar oradaki o toplumun, o günkü gelişmişlik seviyesiyle ve o günkü yaşam olanakları ile ilgilidir. Böyle söylemem kitabı o tarihe gömecek bir tarihsel anlayışa hak vermem demek değil. Verdiği mesaj aslında adaletli paylaşımdır; ama içeriği hak kaybı yaşayan o günkü ve o yerdeki kadın, erkek veya çocukların o günkü örneklerini içerir. Örneğin din kitaplarında, ilmihallerde anlatıldığının tersine “İslamda miras hukuku” diye bir şey olmaz. Bugünkü kanunlarımızdaki miras hukukumuzun ne kadar adaletli olup olmadığıdır din, o günkü Arap toplumuna ne kadar uyup uymadığı değil.

Bu çerçevede tecavüze tekrar gelirsek; kitap fuhşun her türlüsünün zulüm olduğunu ifade eder. Fuhuş kelimesi de sadece cinsel anlamda değildir. Fuhuş “aşırılık” demektir, fahiş de “aşırı” anlamına gelir. Bir malı ederinden fazlaya satmak fuhuştur, bir kimseyi aşırı bir ölçüde yüceltmek fuhuştur, hasım olsa da bir topluma karşı aşırı düşmanlık beslemek fuhuştur. Bu anlamda masum cinsellik herkesin en doğal hakkıdır, ama bu anlamda tecavüz de elbette bir fuhuştur, bir aşırılıktır. Dünyevi cezası kanunlarımızda “adalet çerçevesinde ve mağdurların hakkını korumak ve birey ya da kamu vicdanını rahatlatmak için” ne belirlemişsek odur. Cezanın biçimi zaman ve kültür içinde değiştirilebilir, ağırlaştırılabilir, hafifletilebilir ama her koşulda adil olmalıdır. Bu cezayı ve miktarı Allah’ın değil bizim belirlememiz gerekir. Allah’ın istediği adaletli olmamızdır. Suçluya kırbaç bile atıyor olsaydık, o kırbacı bile adaletle kullanmamızdır istediği.

Allah bir cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar kurulu veya meclis değildir. İşi O değil, biz yapmalıyız, gelişmesi gereken, çalışacak olan, üretecek ve verilen aklı kullanacak olan biziz. Her şeyi Allah yapacaksa, köleliği o kaldıracaksa biz ne yapacağız? Her seferinde özel bir konuyla ilgili yeni bir ayetin inmesini mi bekleyeceğiz? Bu durumda bize yol gösterici bir rehber göndermiş olmasının ve düşünme kabiliyetimizin anlamı kalır mı? Belirlediğimiz cezanın Kuran’da yazması ve her toplumun o cezayı uygulaması gerekmez. Tecavüzcü sapkınlara bizim kanunlarımızla vereceğimiz ceza bizim teskin olmamız içindir, ebedi cezalarını ise elbette ki Allah mutlaka kesecektir, şüphem yok.

Din adamlarının eskiden beri dini ve kitabı nasıl algıladığı ve anlattığı bireyi bağlamaz. Yeryüzündeki hangi din olursa olsun din diye anlatılan ve tartışılan birçok konu bugün ders alınacak esasından çok uzakta. Bununla birlikte şahsen beni uyandıran ve hayata bağlayan bu kitabı (Kur’an’ı) çok seviyor, ona böyle bakıyor, böyle okuyorum. Tekrar ediyorum; Kur’an’ı böyle anlamak onu tarihe gömmek değil tam aksine tarihten çıkarıp ondan almamız gereken dersi almaktır.

Selam ile…

Kur’an’da cinsel tecavüz suçu ve cezası neden yok?&rdquo hakkında 10 yorum

  1. Selam… Cengiz bey yine önemli bir konuya kuran çerçevesinde cevap vermişsiniz. Allah razı olsun.

  2. Kalemzade senin dine bakışını kendiminkiyle çok yakın bulmakla birlikte bu konuda sadece şu hususta ayrıldığımızı belirtmek isterim. Eğer bu cezalar sadece Arap toplumuna uygun cezalar olsaydı bu durum özellikle belirtilirdi diye düşünüyorum. Kuranda geçen cezalar için böyle olması gerektiği, bahsi geçmeyen suçlar ve cezaları için ise genel kural işletilerek adalet temelli belirleme yapılmasıdır. Örnek olarak tecavüz suçunu ve alkol, uyuşturucu madde kullanma suçunu sayabiliriz. Bu suçlarda toplumlara göre farklı cezalar uygulanabilecektir. Doğrusu budur demek yerine bu cezanın toplum ve mağdurun vicdanını rahatlatma seviyesine, hakkaniyete, misli bir ceza oluşuna bakmak yeterli olacaktır.

    Zina suçunun cezasının 100 celde olması
    Namusa iftira suçunun cezasının 80 celde olması
    Kasten adam öldürmenin cezasının kısas olması
    Hırsızlık suçunun cezasının gücün kesilerek suç kadar alıkonulması
    Terör(hırabe) suçunda el ayak çapraz kesilmesi…

    GENEL KURAL OLARAK BİR SUÇUN CEZASI ONUN MİSLİ OLMASI nedeniyle ADALET TERAZİSİNDEN geçmeden ceza verilmemeli. Kuranda geçen yukarıda sayılanlarda bu genel kuralın en güzel örnekleridir.

    Ayrıldığım husus ise Kuranda geçen bu suçlara bu cezaların verilmesi gerektiğidir. Bu hükümlerin HİKMETİ BALİĞA yani en yüksek seviyede konulmuş doğru hüküm oluşu sebebiyle toplumların hangi çağda olurlarsa olsunlar gelecekleri en zirve noktadaki hükümler fıtrata uygun değişmez olan bu hükümler olacaktır.

    Kürşad Zinnuroğlu

  3. Belki de tecavüzün cezası Kuranda vardır? Yusuf’un öyküsü bize bir fikir verebilir. Evet, bir iftiraydı, o toplumun yasası da olabilir ama Allah’ın bu suça bu cezayı yanlış bulduğunun bir işareti var mı? Bilemiyorum, belki yanılıyorumdur ama yine de incelemeye değer bence.

  4. Kuran’da tecavüzden hiç söz yok ama tecavüz iftirası attığı adamı haksız yere hapis yattıran kadın öyküsü var! Evet. Bu gerçeği hatırlatmaksızın bu soruya verilmiş bütün yanıtlar eksiktir.

    Kuran’da tecavüzün cezası neden yok diye soran kişi feministtir. Feminizm, kadınların ezelden beri veya uygarlığın başından beri mağdur edildiği gibi bir mitoloji yaratmıştır ve taleplerini bu mitoloji üzerinde kurgular. Kuran’da tecavüzün cezasını soran kişi aslında tecavüzün adam öldürmek kadar büyük bir suç olduğu varsayımında bulunur. Çünkü feminist tarih anlatısına göre kadınlar ezelden beri sistemli olarak tecavüze uğruyorlar ve bundan dolayı tecavüz adam öldürmeye denk değilse bile ondan hemen sonra gelen en büyük suçtur. Bu zokayı bir kez yuttuk mu, Kuran’ı çevirip çevirip oradan tecavüz cezası çıkarmaya çalışmamız normaldir.

    Benzer bir durum Kuran’da insan haklarını veya demokrasiyi arayanlarda gözleriz. Bu adamlar demokrasinin “bulunan en iyi yönetim sistemi” olduğunu veya insan haklarının evrensel ve mutlak olduğu varsayımınlarını üstü örtülü olarak dile getirirler. Bu varsayıma katılıyorsanız ayetleri eğip bükerek demokrasiyi ve insan haklarını oraya sokmaya çalışırsınız. Tabi almaz, neden almaz, orası ayrı ve derin konu. Dileyenle ayrıca tartışırız.

    Dinin her zaman din adı altında gelmediği gibi feminizm de her zaman feminizm başlığı altında gelmez. Ama modernizm, eşitlik, çağdaşlık, insan hakları, hukuk vb. görece masum kılıklarla gelir. Sınamak çok kolay. Bir çok feminist tecavüzcü erkeğin çükünü kesmeyi önermiştir. Acınasıdır. Çünkü aynı kişilere hırsızın elini kesmeyi önerdiğinizde içinde ortaçağ, Arap, gerikafalı, yobaz geçen cümlelerle size hakaret edeceklerdir. Kuran ortaçağa ait, peki, beğenmediniz. Peki sizin önerdiğiniz cezalar hangi bilimsel gerçekten veya hangi toplumun deneyiminden veya hangi kitaptan kaynaklanıyor? Yanıt yok. Yoldan çevirdiğiniz kişilere sorun, eşitiz derler. Hemen arkasından kadınların neden askere gitmediklerini veya erkeklere neden on iki ay doğum izni verilmediğini sorun, olabilecek en saçma açıklamalarla kıvırmaya çalışırlar. Feminizmin adı yoktur ortada ama kendisi taş gibi ortadadır. Çünkü imkansızı, yani eşit olmadığımız halde eşitliği, üstelik onun da kadın tarafı kayırılmış olanını (=pozitif ayrımcılık) ister. Tanrı’nın yaratmadığı imkansızı yaratmaya çalışanlara kolay gelsin diyelim. Ben Müslümanım, gerçeklerle kavga edecek zamanım yok.

    Şimdi öldürülmeyi hak eden suçların ne olabileceğine gelelim. Bu konuya da şuradan başlamalı: Dünyadaki en büyük kötülükler nedir? Yoldan çevirin, sorun. Hiçbiri bu konuda düşünmemiştir. Ezberletilenleri çalarlar kayıttan. İşte savaşlar olmasın çocuklar lösemiden ölmesin falan. Organize bir kötülüğü belgesiyle gösterirsiniz, arkasını döner, bunlar komplo teorileri der. Çin’deki, Afrika’daki zincirli köleleri gösterirsiniz, bunlar uç örnekler der. Irak’taki soykırımı, Guantanamo’yu gösterirsiniz, konuyu değiştirmeye çalışır. Bilderberg derseniz zaten haberi bile yoktur. E, hem bilmiyorsun, merak da etmiyorsun, ama dünyanın en büyük kötülükleri hakkında fikrin var? Yok öyle yağma. Dünyadaki kötülükten habersiz insanlar, hele de yaşadıkları kötülük dolu hayattan memnunsalar kalkıp da tecavüzün en büyük suç olduğunu söylemesinler. Kuran’ın öldürün dediği adamlar organize kötülük edenlerdir. Bunlar savaş çıkarırlar, toplumları bölerler, basın-yayın yoluyla insanları iyilikten vazgeçirirler, ahlaksızlığa yöneltirler, insanları olmayan şeylere inandırarak korkutur ve toplumun güven bağlarını kopartırlar (düğümlere üflerler). Ha, bu adamları çizgi film karakteri sananlar Kuran’dan bir nane anlayamazlar. Kuran’ı, dünyayı bildiğimiz ölçüde anlarız. Dünyayı bilmeyen Kuran’ı bilemez, doğa yasalarına aykırıdır. Bu adamlar çizgi film karakteri değilse kim diye soracak olursanız, meraklısı ile ayrıca tartışırız. Ama Kuran serserilerle uğraşmaz, onu söyleyeyim.

    Feministler, hayvanseverler, eşitlikçiler, hümanistler, antimilitaristler, kapitalistler ve daha bir alay liberal ideoloji bağlıları Kuran’ı beğenmezler ve “bize bundan başka yeni bir Kuran getir” derler. Tecavüzün cezası niye yok diye sormak tam olarak budur.

    Müslüman kişi ve toplum, Kuran’ı modernist dogmaların mahkemesinde yargılamaz. Modernist dogmaları Kuran’ın mahkemesinde yargılar. Çünkü öbür türlüsü zaten “teslim olmak” değildir. Teslim olanı ve olmayanı ayırt etmek için şaşmaz bir ölçü size.

  5. Öncelikle yorum yapan tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum… Ardından iki arkadaşıma da kısa cevaplar vereyim.

    Kürşad: Genel olarak yorumun için teşekkkürler. Ancak anlatmak istediğimi tam olarak anlamadığını düşünüyorum. Kurandaki ceza miktarlarının sadece Araplara uygulanacak cezalar olduğunu söylemiyorum. Sadece o günkü arapların uyguladığı cezalar olduğunu söylüyorum. Yani bugünkü Araplar da kırbaç vs gibi cezaları bugün uygulamamalı, bunun yerine kümülatif gelişimleri çevresinde cezalar belirlemelidir. ama bu cezalar Kur’an’ın öğütlediği gibi ADALET prensibi çerçevesinde olmalıdır. Aklımda kalan ikinci bir husus çaprazlama kesme ile ilgili söylediğin. Bu tabir de bir kesme olayı değil, tüm toplumsal imkanlarının elinden alınıp soyutlandırılması gibi bir yöntemdir. Meslekten men edilmesi, maaşının kesilmesi, toplumdaki itibarının sona erdirilmesi gibi hususları kapsayan bir DEYİM’dir bu. Yoksa elinin birini ayağının öbürünü kestiğin adam kolay kolay yaşamaz, hadi yaşadı diyelim geri dönülmesi mümkün olmayan, hata durumunda veya pişmanlık durumunda anlamsız kalan bir cezadır. Bir de realite vardır. Yapmayacağımız şeyi neden söyleyelim. bugün öyle bir kabul bile olsa kaç Kuran imanlısı çaprazlama kesme (deyim değil bizatihi kesme) işini topluma uygulayalım diyebilir? İktidar güç sende olsa böyle İşidvari kanunlar mı çıkarırsın yoksa gelin şunu daha iyi anlayalım, böyle olmamalı mı dersin?

    Selim Çalışkan: Uzun ve istifade edilebilir yorumun için teşekkür ediyorum. Katıldığım birçok husus olmakla birlikte katılmadıklarım da var. Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim: Dikkat ettiğim kadarıyla son zamanlarda küresel şeytanlara odaklanmışsın. Bu asla kötü bir şey değil. Ben de zaman zaman bu konuda söyleyecek sözler biriktiriyorum ve satır aralarında aktarıyorum. Bu kapsamda İzdüşümü dergisinin Aralık sayısında Batı’nın utanç sayfalarından insanların sergilendiği hayvanat bahçelerini işliyorum. Yayınına daha bir ay var. Kürsel mücadele yönünde yapılacak çalışmalara senin de güçlü bir katkın olabilecektir şüphesiz. Söylediklerini ve yazdıklarını asla değersiz görmüyorum. Aksine çok kıymetli ve ufuk açıcı buluyorum. Ancak bunu yaparken gözden kaçırdığını düşündüğüm bir iki nokta var.

    Birincisi herkesin her konuda senin zihninde şekillendirdiğin gibi düşünmesini mi istiyorsun veya… neye, kime ve niçin olduğunu bilmiyorum ama olağanın üstünde bir tepkisellik görüyorum sözlerinde. Sebebini bilmiyorum. Bunun cevabı yine sende.

    Asıl değinmek istediğimse şu: Gördüğüm kadarıyla; Şeytan’ın karakteristiğini bildiğin halde unuttuğun oluyor. Küresel, bölgesel, sektörel ya da yerel fark etmez; şeytanlık şebekelerinin doğru işler üzerinden yanlışı empoze ettiğini unutuyor olmamalısın. Bu şeytan şebekelerinin tecavüzü kullanması tecavüzden şikayet etmeyi kötü bir şey yapmaz. Feminist dediğin söylemlerdeki olası saptırıcı vurgular bir kısım kadınların halen cahilane veya sistematik biçimde zulme uğradığı gerçeğini değiştirmez. Nasıl ki Kur’an’da dem vurulan şeytan “Senin doğru yolun üzerine oturacağım” demiştir, bu bahsimize konu şeytanlar da “doğru temalar üzerine oturmuş” ve doğru çözümleri bulmaya çalışanları yoldan çevirmektedirler.

    Selim, bu yönde senin söylemlerin değerli ancak bu söylemler sorgulayanların sorularını ve sorunlarını küçümsemeyi gerektirmez. İster feminist olsun,ister sünni olsun, ister dinsiz olsun, ister bilme ne ist olsun fark eder mi? Soru sorudur. Soru soranın kimliğ (samimi gördüğümüz müddetçe) onu suçlamayı getirirse bu durumda doğru yolda oturup da yol bulmaya çalışanı çevirmiş olan bizzat biz olmuş olmaz mıyız?

    Selam ve sevgilerimle….

    1. Tepkiselliğin olağanın üstünde olup olmadığını, sizin de aralarında bulunduğunuz veya ileride bulunma olasılığınızın olduğu kişilere yönelttiğim şu son eleştiriyi okuyarak karar verin: https://gerceginkitabi.wordpress.com/2020/11/01/neyin-reformu/
      Belki gerçekten aşırı tepkiselimdir, bilmiyorum, derdimi kısa bir yazıda anlatabilmek için çok uğraştım, defalarca üstünden geçtim. Yine de yeterince açık değilse herhalde anlatmayı beceremiyorum.

      Belki şunu da söylemem gerekiyor. Ben yalnıza eleştirmeye değer bulduklarımı eleştiriyorum. Kalkıp Cübbeli’nin videosunu izlemem, altında yorum yazmam, mektup da yazmam.

      Feminizmin ne olduğu konusunda belli ki farklı bilgilerimiz var. O son cümle şöyle olsa nasıl olurdu mesela: “İster IŞİD’ci olsun,ister sünni olsun, ister dinsiz olsun.” Veya “İster PKK sempatizanı olsun,ister sünni olsun, ister dinsiz olsun.” Veya “İster Soros’çu olsun,ister sünni olsun, ister dinsiz olsun.” Veya “İster ırkçı olsun,ister sünni olsun, ister dinsiz olsun.” Veya “İster sübyancı olsun,ister sünni olsun, ister dinsiz olsun.” Bunların hepsi de aynı mı? Siz bunların hepsini de geniş gönüllülükle mi karşılarsınız? Yani kişinin fikrini ve işini ayırt eden bir niteleme kullandığımızda hiç mi sınırınız yoktur? Herkesin sınırı vardır. Reform söyleşisindeki garipliklerden biri buydu işte. İslam’ın sınırlarının ne olduğu konusunda uzlaşmayan kişiler bir araya gelip onu düzeltmeye çalışıyorlar. Çoktanrıcı kimdir diye sorsak ve herkes farklı yanıtlar verse, biz Kuran’ın istediği gibi birlikte çalışan, yardımlaşan, birbirini kollayan kişiler olamayız. Benim derdim asıl ayrımı, çoktanrıcıyla tektanrıcıyı ayıran şeyi belirginleştirmek. Bahçeyle ateşi ayıran şeyi. Dergiyi de bu yüzden anlamıyorum işte. Bu ayrımın neresinde bu dergi? Bu ayrım konusunda söyleyecek hiç bir şeyiniz yokmuş gibi bir dergi görüyorum, ama vardı sanıyorum. Anlamıyorum.

      1. SAMİMİ GÖRDÜĞÜMÜZ MÜDDETÇE… SAMİMİ GÖRDÜĞÜMÜZ MÜDDETÇE…
        PARANTEZİN İÇİNDE (SAMİMİ GÖRDÜĞÜMÜZ MÜDDETÇE) SORU SORUDUR

        İster feminist olsun, ister sünni olsun, ister dinsiz olsun, ister bilme ne ist olsun fark eder mi? Soru sorudur. Soru soranın kimliğ (samimi gördüğümüz müddetçe) onu suçlamayı getirirse bu durumda doğru yolda oturup da yol bulmaya çalışanı çevirmiş olan bizzat biz olmuş olmaz mıyız?

    2. Merhaba Kalemzade öncelikle bana cevap verdiğin için teşekkür ederim. Kısa bir cevaba cevap vermek istiyorum.

      İlk insanlardan itibaren bazı suçların cezasının hep aynı olmak zorunda olduğu düşüncesindeyim. Bu cezaların toplumların sosyal ve ekonomik gelişmişlikleri ile ilgisi yoktur. Yani dış etkenlerden etkilenmezler. İşte bu suç ve cezalar Kuranda somut olarak sayılanlardır. Örnek vermek gerekirse kasten adam öldürmenin cezasının kısas olması zaman ve mekandan varestedir. Yani her zaman ve koşulda bu suça bu cezanın verilmesi Allah’ın bir emri olmakla beraber olması gereken en uygun cezada budur. Diğer bir örnek ise kafaları karıştıran terör suçuna karşılık el ve ayakların çaprazlama kesilmesi ise suçun ağır olmasından kaynaklı misli bir cezadır. Şimdi dikkat buyrun; toplumda nifak çıkararak bölücülük yapanlar masum insanları düşmanları gibi görüp onları hunharca öldürürler. Bir kişinin değil yaptığı eylem ile masum bir çok(bazen onlarca bazen yüzlerce bazen de binlerce) insanın ölmesine sebebiyet verenlerin cezası normal kısastan kat be kat olmalıdır. Öyleyse kolay bir ölüm onlara ceza değil ödül olur. Hem ölümün zorluğu hem de kalkışılan bu namert hareketin caydırıcılığının olması adına bu ceza en uygun cezadır. Çünkü çaprazlama kesilen el ve ayaklarda insanın hareket kabiliyeti sıfırlanır, bu suçu işleyecek olanlara gözdağı verilir ve insan acı içinde ölmesi sağlanır. Acısız ölüm ödüldür onlara, yaptıklarının karşılığı değildir. Hele hele özgürlüğü bağlayıcı bir ceza yani hapis cezası kat be kat ödül olur onlara.
      Selamlar.

      1. Kürşat rica ederim… Konuşuyoruz elbette. Aynı fikirde olmayabiliriz, farklı düşünebiliriz. Bu yönde birkaç cümle daha edeyim müsaadenle… “Kısas” bir ceza değildir. Adaletin tecellisini gösteren bir kavramdır. KISAS suç ile karşılığında verilecek cezanın ağırlıkta eşitliğidir. Çocuğunu öldüren adamın gidip çocuğunu öldürmek değildir mesela. Kızına tecavüz edenin gidip kızına karısına tecavüz etmek demek değildir. Kadınsa kadın, erkekse erkek; yasa karşısında eşittirler, çocuk kaçıran kadına şu kadar, çocuk kaçıran erkeğe bu kadar ceza verilir diye bir şey yoktur. Köleyse köle hürse hür; efendi ya da hür olanın köleden ya da özgür olmayandan daha az ceza bulmayacak olması demektir. Patronsa patron işçiyse işçi; patron çalarsa üstü örtülü kapatılacak, işçi çalarsa eli kesilecek, patron para cezasıyla kurtulup işine devam edecek, işçiyse işsiz bırakılacak demek değildir. Her ikisi de yasa karşısında adil yargılanacak demektir. Yapılan suça karşılık aynı ağırlıkta ceza tanınması (kısas) her mağdur için haktır. Ama isteyen bu hakkından bile feragat edip affetme yoluna gidebilir. Bununla beraber toplum nezdinde infiale sebep olacak kadar ağır suçlar işleyenler kesin olarak ispatlandığında toplum nezdinde cezalandırılmalı eli ayağı çapraz kesilmeli (yani açıkça kınanmalı, rezil edilmeli, daha önce ona verilmiş toplumsal imkanlar ve makam, mevki, statü elinden alınmalı ve kısas ağırlığında hak ettiği cezaya çarptırılmalıdır. Bu ona bu dünyada hak ettiği bir karşılıktır. Ahiretteki hesabı ise Allah’a kalmıştır)
        Ona kolay ölüm olmayacak, burnundan fitil fitil getireceğim gibi sözler duygusal, olayın acısıyla ya da sıcağı sıcağına söylenmiş duygusal sözlerdir. Kolay ölüm, zor ölüm gibi tabirler hukuki tabirler değildir. Velev ki kimin nasıl öleceğine karar vermek haddimize değil. O iş bizim değil Allah’ın işidir.
        Selam ve saygılarımla…

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.