Kalemzáde Cengiz Yardım | Resmi İnternet Sitesi

Yetim Bebeğin Soruları

Bir bebek olarak dünyaya geldiğiniz anı düşünün. Henüz hiçbir şey bilmeseniz de eğer kendi varlığınızın farkında olarak düşünebilseydiniz ne hissederdiniz?

Ufacık ve savunmasız bir bedenle bedenlenmiş olarak uçsuz bucaksız evrenin kıyıda bir köşesindeki şu küçücük gezegene bırakılmış bir varlık. Henüz tanımadığı bir annesi ve bir babası olsa da adeta evvelinden bir yetim gibi terk edilmiş. Hiç bilmediği, görmediği, başından neler gelip geçeceğini tahmin bile edemediği bir yeryüzünde gözlerini açmış. Işık bile retinasına az önce düşmüş, beyni onu anlamlandırmakta zorlanıyor.

Önce ağlardınız. Onu biliyorum. Hepimiz ağlardık. Kendi varlığımızın farkında olsak da olmasak da ağlardık. Ağlamakta da çok haklıydık. Sonradan da olsa bunu iyi anladık. Ama onu sormuyorum. İlk düşüncenizi soruyorum. Varlığının farkında olan bir bebek olsaydınız ilk olarak kuracağınız düşünce cümlesi ne olurdu?

Aynı cevapları verdiğinizi duyar gibiyim. İnsanlık tarihi boyunca belli bir yaşa ve fikri olgunluğa ulaşıldığında sorulması gerektiği ancak hatırlanan o ilk soruyu, eğer kirlenerek büyümeseydik işte daha o ilk anlarda sorardık.

“Ben neyim, kimim?”

Sonra etrafımıza bakıp yeryüzünü fark ettiğimizde ikinci soru gecikmeden geliverirdi.

“Ben neredeyim?”

Ve sonra… Gözlerimizi yukarıya çevirip bulutları, güneşi, ayı ve yıldızları gördüğümüzde o tarihi soruların en meşhur olanı da daha o ilk anlarımızda düşünce deryamızdan çıkıverirdi.

“Nereden geliyor ve nereye gidiyorum?”

Bugünkü insanların çoğu işte bu temel soruları sormuyorlar, soramıyorlar. Onlar başka sorular soruyorlar. Çalışabilecekleri maaşlı bir iş olup olmadığını soruyorlar. Borçlarını kaç puanlık faiz üzerinden yeniden yapılandırabileceklerini soruyorlar. Yüksek doğal gaz faturalarını nasıl ödeyebileceklerini, maaşlarıyla ya da düşük gelirleriyle aybaşını nasıl getirebileceklerini soruyorlar.

Sorularına cevap yolu açabilecek bir kitap almıyorlar ya da alırken elleri titriyor. Çocuklarının bir öğünlük rızkını, bir şeyler okumak için harcamak çok ağır geliyor. Haklılar da. Ekmeğin yerine kitap alınır mı hiç? Evinde hastası varken ya da dişi ağrıyıp da dişçiye gidemezken kitap mı okunur? Yarın pazara bile gidemezken nereden geldiğini ve nereye gideceğini düşünmek kolay mı?

Sürekli kabaran kredi kartını, üç yıl daha ödenmesi gereken tüketici kredisi borcunu, kirasını, çocuğun okul harcamalarını karşılayamazken kötülüğe nasıl kıyam edeceğini, yola tüküren adama nasıl engel olacağını, terör estiren mahalle kabadayılarının nasıl ıslah edileceğini, hırsızla, arsızla, dolandırıcıyla ve düzenbazla nasıl mücadele edeceğini bile düşünemez halde iken “nereden geliyor ve nereye gidiyorum” diye bir soruyu sıkıştıracak düşünce boşluğu bulmak kolay mı?

Hayat öyle yoğun ki, seyreltip de bu yerçekiminden uzaklaşacak bir yolun yokken hangi mantıklı soruyu sorabilir, cevabını hangi sıhhatli zekâ ile arayabilirsin? Hangi duru zihinle bir kitabı okuyabilirsin?

Zor kardeşim zor. Çok iyi biliyorum. Ama garip bir durum da var burada. Çünkü şunu da biliyorum ki çözmekte zorlandığımız bu güncel sorunlara rağmen kitap okuyanlar da o en derin soruları soranlar da çoğunlukla bu cendere içinde en çok boğuşanlar içinden çıkmıştır. Hayatın içinde önemli sorunları olmayan kişiler “ben kimim” diye sormazlar. İstediği yere istediği zaman gidebilen, istediğini yiyip içen, her akşam eğlence mekânlarında coşan kişiler sıkılmadıkları sürece “nereden geldiklerini” sorgulamazlar. İstediği akıllı telefonu alabilen, istediği arabaya binebilen, istediği zevke sefaya ulaşabilen kişiler sıkılıp sıkıntıya düşmedikleri sürece “nereye gideceklerini” düşünmezler.

Biz zor olanı yapmaya geldik dostlar. Kolay olanı herkes yapabilir. Tüm sorunlarımızla boğuşurken asıl sorularımızın cevabını bulmaktan vazgeçmemeliyiz. Para bulamasak da kiramızı ödeyemesek de hastamızı iyileştiremesek de dişimize istediğimiz gibi bir dolgu yaptıramasak da hayat boyu bunların çözümünü bulamasak da bu hayatın sona erdiği gün tüm bu sorunlar boşa çıkacak, birer hiç olacak ve o ilk bebeklik anımızda sormamız gereken soruların cevaplarıyla yüz yüze kalacağız. Bir hiç uğruna kendimizi feda etmiş olacağız. Zaten parasal olarak zengin olan kişiye para ödeyebilmek için geçirdiğimiz hayat, anlamına ulaşamadan bitirdiğimiz bir yolculuğa dönüşecek. Bir dine inansanız da inanmasanız da bu böyle.

İşte o meşhur sorular aslında böylece anlam buluyor ve şekilleniyor.

“Neden buradayım?” ve “Niçin buradayım?”

Neden sorusu nereden ve hangi sebeple geldiğimizin, niçin sorusu da nereye ve hangi amaç için gideceğimizi çözmemizi ister. Bu iki sorunun da cevabı bilgelikte yatarken ikisinin arasında sormamız gereken önemli bir soru daha ortaya çıkıverir.

“Bu her şey nasıl oluyor?”

İşte onun cevabını da ancak bilim yaparak, araştırıp öğrenip düşünerek bulabiliriz. Nasıl sorusunun cevabı neden ve niçin sorularının cevaplarını bulmayı kolaylaştırır. Ne bilimsiz bilgeliğin ne de bilgelik olmadan bilimin anlamı yoktur. Bilimsiz bilgeliğin mesnetsiz bir hayalden, bilgeliksiz bilimin ise oyun ve eğlenceden farkı yoktur.

Şu bedene ışınlanmış bir bebek bilinci olarak etrafımızdaki diğer bilinçlerin bu kaygısızlığı biliyorum ki kaygılı olanları yıldızların ötesinde bir yalnızlıkta hissettiriyor. Bu soruları sormaya devam ettikçe, soru üstüne sorular sordukça ve de kendimizce bir akıl yolu bulup açıklamaya çalıştıkça, giderek daha da yalnızlaşıyor, adeta bir limite doğru çekiliyor hissediyoruz. Ancak o limitte yalnızlığımızı ortadan kaldıran bir kavram bulabiliyoruz. Adına da Tanrı diyoruz. İster Allah diyelim ister Göklerin Egemeni ister Rab, tüm sorularımızın cevabı O’nda ve O’nun her şeyinde var biliyoruz, biliyorum.

Eğer ben varsam O’ndan bir parça olduğumu anlıyorum. Biteceğini ve döneceğimi deneye sokuyor ve kendimce ispatlıyorum. Gözlerimi kapatıp ölmüş gibi yapıyorum. Kendimi O’nun merhamet deryasına bırakıyorum. Kendime gösteremediğim şefkatimi O’nun bana gösterdiğini sadece ürperen derimde görmüyorum: Paradan çok daha değerli şeyler kazanıyorum.

Şu dünyaya gelmiş bir bebek. Şaşkın! Yanında bir kılavuz olmadan bırakılır mı? Bırakmamış. Anlıyorum. Hep yanımda, hissediyorum. Allah’ım beni yalnız bırakmaz. Bırakırsa zaten Tanrı olamaz.

Benden cevap beklemeyin. Çünkü cevaplar izafidir. Birbirimize lazım olan ufkumuz ve dayanışmamızdır. Gözlerini kapat. Onu dinle. Seni de yalnız bırakmadığını, seni de yetim bırakmadığını, elleriyle ruhunu şefkatle okşadığını sen de hissedeceksin. Hadi kapat gözlerini. Senin için boş bırakılan sayfaya sen de yaz. İstediğin soruyu yaz oraya. Hayat sormakla başlar. Daha yeni başlıyorsun. Korkma sormaktan. Dilediğince sor. Bilmediğini sormak günah değildir.

Selam ile…


4 yorum

tiktikuno · 14 Kasım 2019 22:51 tarihinde

Diyecek ne bırakmışsın ki…?
Bu soruları, yaklaşık 30 yıl önce sormaya başlamıştım kendi kendime, belli belirsiz, işten güçten fırsat bulup da kendi kendimle baş başa kaldığımda.
Bugün, biraz daha net, açık, kesin olarak soruyorum ve kendimce tatmin edici bazı cevaplar da buldum. Daha çok sordukça, daha çok cevaba ulaşabildiğimi de gördüm.
Güzel ve yalın ifade etmişsin, teşekkür ederim güzel kalemine, değerli zamanına.
Lütfen, içimizde toz kaplamış bu düşüncelerimizi canlandırma konusundaki emeklerinden, yazmaktan vaz geçme.

Levent · 14 Kasım 2019 23:19 tarihinde

Teşekkürler.

“Teşekkür” tek kelimedir ama yalnız değildir (Anonim).

erden ayaz · 15 Kasım 2019 12:23 tarihinde

Evrendeki en değerli şey “bilgi “olduğu için ,sorgulamak ve öğrenmeye çalışmak en değerli eylem oluyor.Sonrasında iyi ve yararlı sonuçları hayata uygulamak geliyor.Bunlar ancak yüksek varlıkların özellilkleri olabilir.Ki onlar ilk doğdukları andan itibaren bu uğraşıyla yaşayıp son anlarına kadar da bu arayış ve buluşa devam ederler.
Güzel yazılarınız,gönülden sorgulamalarınız ve sonuçlarını paylaştığınız için teşekkür ediyorum.
Selam ve sevgilerle.

Ayhan · 23 Kasım 2019 21:51 tarihinde

Ben beni bulamamıştım,biraz yaklaştım sanki.Az kaldığını hissediyorum.Emeğine sağlık.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.