Kalemzáde Cengiz Yardım | Resmi İnternet Sitesi

Dilimizi yasakladınız dilimizi!

Önce şunu söyleyeyim: Suriye kuzeyine yapılan askeri harekata, nedenlerine, devamına ya da bitişine dair değil söyleyeceklerim. Trump da beriki de öteki de şu devirde bize nasip olmuş tuhaf siyasetçiler! Onlar hakkında konuşmak için söz neredeyse bitti! Millet o kadar partizan oldu ki zaten ne desek siyasi bir taraf olarak konuştuk zannedilecek. Kim ne derse dersin, anlayan çıkar.

Şunu söylemek zorunda hissediyorum ki; her şeye rağmen bu ülkede kimsenin Kürtlerle savaştığı falan yok. Siyasetçilerin aptalca politikalar güttüğünü söyleyebilirsiniz. Tuzağa düşürüldüklerini söyleyebilirsiniz ki bence de öyle. Bazı sivil toplum örgütlerinin güdümlü odakların etkisinde kaldığını söyleyebilirsiniz. Ama ben bu toplumda “Kürtlerle savaşalım, onları öldürelim, yok edelim” diye bir amaç güden hiçbir sosyal ya da siyasi oluşum ve hatta böyle bir yönelim olduğunu düşünmüyorum. Hatta bunu paranoyakça görüyorum. “Yetkin olan” böyle bir fikir yok.

Şunu kabul edebilirim; insanlar siyasetçilerin hataları yüzünden ölebilir, sorumluluk sahipleri yüzünden her türlü facia (maden, deprem, patlama, hatta çatışma vs.) Türk Kürt fark etmeksizin hepimizin başına harekât olsun olmasın her zaman gelebilir. Bu ayrı bir konu. Ama kasıtlı biçimde “Kürtleri öldürelim!” diye vahşi bir yönelim görmüyorum. Hatta bana kalsa ve elimden gelse haksız yere ve mecbur kalmadan tek bir canın alınmasına bile engel olmaya çalışırım.

Bugünkü siyasetçileri ve siyasetlerini savunduğumu düşünmeyin. Onların ne gibi siyasi hesaplar güdebileceklerini az çok tahmin edebilirim. Ama “Kürtleri imha edelim!” diye bir hedeflerinin olduğunu da hiç mi hiç düşünmüyorum. Eleştirilecek çok yönleri var ama böyle bir iddia onlara iftira atmak olur. Olsa olsa olan biteni düşmekte olan siyasi ağırlıklarını yeniden güçlendirmeye araç ediniyor olabilirler.

Siyasetçilerinin ve basınlarının etkisiyle neredeyse tüm dünya (ki çoğunluk haklı demek değildir) Türkiye’nin Kürtlere düşman olduğunu ve onları öldürmeye azmettiğini düşünüyor. Bu yanlış algı bazı kirli eller tarafından körükleniyor. Bu ortamın oluşması da ayrılıkçı odakları şımartmış görünüyor. Bu durumu fırsat görenler o eski tartışmaları tekrar ve tekrar önümüze seriyor. Geçmişte ve kabul edilmiş siyasi hatalar bile sanki hiçbir iyileşme sağlanmamış gibi bağıra çağıra dillendiriliyor.

“PKK’yı ortaya çıkaran nedenler de nedenler” diye ısrarla öne sürülen iddianın doğruluk payı elbette olmasına rağmen her ne düzelim sağlanırsa sağlansın ısrarla bunu her şeye gerekçe haline getirmeye devam etmenin basit ve paranoyakça bir savunma mekanizmasından öte anlamı yok.

“Yahu aynı mahallede yaşıyoruz, aynı apartmanda oturuyoruz, çocuklarımız sokakta beraber oyun oynuyorlar, biz biriz, kardeşiz” diyerek barışçı mesajlar verenlerle “en iyi Kürt şöyle böyle kötü” şeklinde ve hatta daha ağır biçimde Kürt’ü aşağılayıcı sözler söyleyen cahilleri birbirine karıştırıp da dikkate alınmaması gereken sözleri delil göstererek tertemiz birliktelik mesajlarını baltalamanın kanımca hiçbir anlaşılır yanı yok. “Barış barış” derken “biz sizinle kardeş falan değiliz, şunu yaptınız bunu yaptınız” diye sürekli biçimde ayrılıkçılığı savunanlar da barışçı falan olamaz. Aşırı milliyetçi naralar atanlar da cahil, onların karşısında “mağdurum da mağdurum” diye uzatanlar da. Sürekli bir mağduriyet algısı oluşturmaya çalışmak ne kadar kötüyse sürekli biçimde Kürtleri aşağılamak da aynı ırkçı içgüdünün açığa çıkmış karşı halleridir. Bunlar cahil cühela takımlarının ürettiği saçma sapan cümlelerdir. Ve bu cümleler gösterilerek her yöndeki siyasetçilerce kendilerine yontan siyasi amaçlarla kullanılıyorlar.

Bu tip ırkçı tavırlar gösterenler Türk de olabilir Kürt de. Aralarında hiçbir fark yoktur. Bunlar yeri gelip çoğunluk bile olsalar sadece Kürt Türk diye ayırmıyorlar ki! Bunların bir kısmı için Konyalılar kötüdür, bir kısmı için Siirtliler güvenilmezdir, bir kısmı için Karadenizliler yobazdır, bir kısmı için İzmirliler gavur! Bunlar için komşu köy de düşman bilinesidir, aşağıdaki mahalle de şerefsizlerle doludur! Bunlar için futbol taraftarlığı bile böyledir. Hangi takım taraftarı olursa olsun karşı takımı tutanların hepsi bunlara göre bilmem ne çocuğudur! Tribünlerde bayrak sallarken karşı takım taraftarlarının anasına en ağır biçimde söverken kendi ailesinde o takımı tutan bir kardeşi olduğunu düşünemez bile. Bunlar cahildir kardeşim cahil ve Kürt Türk İngiliz fark etmez hepsi kör bir zihniyet sahibidir. Tüm bunlara rağmen birbirlerinden alışveriş yapar, aynı apartmanda yaşar, yeri gelir aynı halı sahada attıkları gole sevinip birbirlerine masum bir sevgiyle sarılırlar.

Bize özgü de değildir. Aynı cahiller çok gelişmiş zannettiğimiz batılı ülkelerde de vardır. Doğu yakası Almanlara bir Bavyeralının bakışı aşağılayıcıdır. Finli birinin İsveçli birine bakışı bile hala sorunludur. Avrupa’nın çoğu için Belçikalılar ahmaktır, İngilizler sevimsizdir. Avrupa’nın bu devirdeki avantajı sadece ekonomiktir. Bu yüzden ses çıkmıyor. Yarın bu ekonomik refahları ellerinden gitmeye başlarsa birbirlerini bizden beter yerler. Unutmayın ki dünya savaşlarını biz değil onlar çıkarttılar. Birbirlerini aç köpekler gibi vahşice parçaladılar.

Bizim ülkemizin en büyük şansı tüm bilgisizliğimize rağmen insanımızın merhametini kaybetmemiş olmasıdır. Irkçılığı, milliyetçiliği, mezhepçiliği ağırlıkla aidiyet hissiyle dilindedir. Bizim insanımız yolda ayağı tökezleyen adamın/kadının etnik kimliğine bakmaz. Belki bilmediği ilk yardımı yapmaya kalkar, belki bilgisizce atıp tutar, belki bağnazca bir mezhebe inanır ama tüm bunlara rağmen (tabi ki çoğunluktan bahsediyorum) zorda kalınca birbirine yardım eder, yeri gelir kanlı bıçaklı olduğu kişiyle sevimli bir mahcubiyetle barışır, inandığı hurafe öldürmeyi bile öngörse kolay kolay bunu yapmaz, yapamaz. Zaman zaman yapılan kışkırtmalarla büyük kargaşa girişimleri denenmiş, bazı gruplar tarafından insanlar öldürülmüş ama uzun süreli bir karışıklık hiçbir zaman topluma mal edilecek biçimde devam ettirilememiştir.

Bu ülkede cahilin bile içinde o batıda pek bulunmayan arkaplan merhameti vardır ve bu milleti ayakta tutan aslında bu merhamet ışımasıdır. Evet kabul ediyorum ki batının bugünkü sosyal saygı şuuru bu topraklarda yoktur. Ama Türkünde de yoktur, Kürtünde de. Keşke olsa. Belki o da olsaydı bugün bunları da konuşmuyor olurduk. Bu toprakların insanının en büyük problemi bilgisizliği ve cehaletidir. Üstelik bu cehalet o kadar yaygındır ki her seviyede söz sahibidir. Buna rağmen merhamet duygusu bu cehaletin verdiği zararı azaltmaktadır.

Dillerde etnik ve hatta sokak bazında bile ayrımcılık vardır ama fiiliyatta bu ayrımcılık arkaplan merhameti tarafından hep örselenmektedir. Bugün en katı gördüğünüz Türk milliyetçisi yarın karşılaştığı ilk olumlu olayda o Kürdü en çok savunan kişiye kolayca dönüşür. Aynı şey bir Kürt için de geçerlidir. Bugün sosyal medyada şovenizm çığlıkları atan Türkler ya da olmadık provokatif haberlerle dolduruşa gelip öfkelenen Kürtler emin olun ki on dakika sonra aynı kahvehanede birbirlerinin çay parasını öderler. Gerçek düşman Kürt ya da Türk değil her ikisinin de cehaletidir.

İster siyasetçilerden gelsin isterse bir ayrılıkçı örgütün kanadından en ufak bir algı operasyonunda yüksek sesle konuşmalarının sebebi aslında ırkçılıkları da değil yoksunluk ve ezilmişlik duygularını örtmeye çalışan cehaletleridir. Bu ülkede bu zamanda bir zulüm varsa sadece Kürtlere yapılıyor değildir. Eğer mağdur oluyorsak, kandırılıyorsak Türk Kürt beraber bu zulmün altındayız. Beraber fakiriz, beraber işsiziz, beraber eğitimsiziz, beraber eziliyoruz. Kürtlere ayrımcılık yok bu ülkede. Zengin Türk kadar Zengin Kürt de ayrım gözetmeksizin vatandaşın vergisini cebe indiriyor. Allah ile kandıran; Kürdün Fetosu da olabiliyor, Türkün Takkelisi de. İşçisinin hakkını Kürt de yiyor, Türk de. Fabrikadaki tazminatını Türk de alamıyor Kürt de. Aynı zamlar altında, aynı eğitim sisteminin içinde, aynı fedakarlıkları yapıp aynı baskıları hissediyoruz. Şu sesi kesilesice dillerimizi azıcık tutabilsek bu ülkede etnik kavga diye bir şey kalmadı aslında.

“Geçmişte şunlar bunlar olmadı mı? Kürtlerin dilleri yasaklanmadı mı?” Evet oldu. Bunları yaşadık ve ibret aldık. İbret almayanlar yok mu? Hala bunları yapanlar yok mu? Evet onlar da var. Yine de toplumsal bir gelişme öyle ya da böyle gösterdik, gösteriyoruz. Daha da iyisini göstermeliyiz. Ve lakin bir anda mükemmele dönüşemeyiz. Bir şeyleri kabullenenler ve düzeltenler çok aramızda. Ama herkesi kusursuz hale getiremeyiz! Kürtler tutup bu ülkede yaşayan her Türkü erdemli kişiler haline getiremez! Ya da Türkler tutup bu topraklardaki her Kürdü Türkiye sevdalısı insanlar haline getiremez! Ahlaksız, hırsız, bozguncu, aptal Türk de var aynısından Kürt de. İyi, namuslu, aklını kullanan, hoşgörülü Kürt de var aynısından Türk de.

Türkiye’ye bir ırkın adını anarak Türkiye demeyelim de efendim işte “turşu cumhuriyeti” diyelim! Allah aşkına realite mi bu? Böyle bir örneklemeyle vicdanlara mesaj verecek gayri ırkçı bir latife yapabilirsin belki ama buna ihtiyaç bırakmayacak barışçı çaba bazen ezildiğini düşünen taraftan zaten gelmeli değil mi? Bu ülkenin adının Türkiye olması barışa engel mi? Bu ülkenin adının Türkiye olmasının nedeni içinde yaşayan halkın çoğunluğunun kendisini Türk olarak tanımlamasından ibarettir. Bu demek değildir ki ülkedeki diğer ırklar aşağılıktır! Onlar da Türkiye vatandaşıdır, insandır ve değerlidir. İtalya’da, İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da yaşayan Kürt yok mu? Aynı şeyi orada da yapalım mı? Artık sizin adınız Almanya olmasın diyelim mi? Fransa’nın adını “şarap cumhuriyeti” mi koyalım?

Ülkenin ordusu öyle ya da böyle bir operasyon yapıyor… “Hayır yapmasın! Ahan da Kürtleri öldürecekler, Kürtlere katliam yapacaklar!” Sürekli etki altına alınmayı nasıl bu kadar sevebiliyorsunuz? Böyle bir zalimlik olursa sizinle beraber belki de ortalığı yıkacak başka insanlar da vardır artık bu ülkede. Bu kadar körleşmeyin. Her türlü yalan habere atlamasanız da sakince beraber düşünebilsek olmaz mı?

“PKK’yı oluşturan nedenler, dilimizi yasakladınız dilimizi!” E yeter da! Düzeltilmiş bir hatayı yüz bin defa tekrar etmek de nedir? İnsanları zorla değiştiremezsiniz. Neden görmezden geliyor da neredeyse bütün Türkleri aynı kefeye koyuyorsunuz? Ondan sonra da “Kürdün iyisi olmaz” diyerek sizinle aynı şeyi yapıp tüm Kürtleri aynı kefeye koyan cahilleri siz de herkes sanıyorsunuz! Öyle inanıyorum ki bugün Kürtlerle Türkleri yer değiştirsek değişen pek de bir şey olmayacak.

“Ama o topraklar Kürt topraklarıydı da Türkler işgal ettiler! Orası Kürdistan, Türkiye değil!” Allah aşkına yeter artık! Kabul etsen de etmesen de şu anda orası Türkiye. Bu topraklar eskiden Rumdu, Hititti, Bizanstı, Selçukluydu, Timurdu. Ne yapalım şimdi? Onları yeniden mi kuralım? Bir zamanlar Amerika Kızılderili yurdu idi. Mezopotamya Sümerdi, Babildi. Türkler Orta Asya’daydı. Altmış yetmiş milyon kişi, şimdi ona da laf edilir; her kaç kişiysek artık Moğolistan’a mı gidelim biz? Orhun Nehri kıyısına mı yerleşelim? Herkesi atalarının yurduna mı gönderelim? Çok önceleri hepsi Ademdi, Nuhtu, İbrahimdi. Ne yapalım şimdi? “Ben Musa’nın torunuyum” diyen olursa Mısır’ı onlara mı versinler? Ülke kuracaksan hadi kur. Bu akılla kurduğuna pişman olmazsan, bugününü bile aramazsan tükürüğümü yalarım.

Hatta diyelim ki bir Kürdistan devleti kuruldu. Düşünün bakalım. Türkiye sınırında da TKK diye bir Türkçü örgüt Kürdistan’a saldırılar yapmaya başladı. Okula giden Kürt çocukların servislerini bombaladı, Kürt ordusu karakollarına saldırılar düzenledi, Kürt tırlarını yaktı, Kürt öğretmenlerini öldürdü, Kürdistan’da yaşayan Türk köylerindeki gençleri zorla TKK örgütüne kaçırıp Kürt askerleriyle savaştırdı! İddiası da “o topraklar eskiden bizimdi, bizim orada yaşayan Türklerimiz var, bir Türkistan kuracağız!” olsun! Kürdistan Silahlı Kuvvetleri bu durumda terörist TKK’ya operasyon yapsa, Kürdistan vatandaşı Kürtler kendi ordularını mı suçlarlar yoksa bu zalim TKK örgütünü mü? Kimin yanında yer alırlar? Efendim TKK’yı oluşturan sebepler yüzünden oldu bütün bunlar, bırakalım TKK burada bir Türk devleti kursun, derler mi? Sadece idarecilerini mi eleştirirler, yoksa bin bir zorlukla kurup büyüttükleri ülkeleri, şanlı Kürt devletleri için “Terörist K.C., Terörist Kürdistan Cumhuriyeti!” derler mi?

Bu apartman hepimizin arkadaşım, dostum, kardeşim. “Vay efendim bizim daireye şöyle adaletsizlik yapılıyor, böyle adaletsizlik yapılıyor?” Tamam. Gel yöneticiyi mahkemeye verelim. Ama sen de herkes gibi aidatını öde, çatı, bahçe, merdiven gibi ortak harcamalara katıl, çöpünü yerlere dökmeyip herkes gibi konteynere at, kim sana bir şey diyebilir? Yok efendim yöneticiler bize hep kötü davranıyor? İyi de apartman yöneticisi kötü diye apartmanımızı mı yıkalım? Ben de sevmiyorum bu üç kağıtçı yöneticiyi! Gel bir olup yöneticiyi değiştirelim. Hatta sen aday ol, seni seçelim. Yok kardeşim, biz iki daire ayrılıp mahalledeki diğer apartmanlarda da ikişer daireyle bir araya gelip sekiz daire kendi yönetimimizi kuracağız! İyi de nasıl olacak bu iş? Hem aidatını düzenli biçimde ödeyen, işinden evine evinden işine gidip gelen amca oğlun, huzur içinde yaşayan bizim gelin de Kürt! Onları ne yapacağız? Onları neden huzursuz ediyorsun? Üstelik gel sen bu apartmana yönetici ol, sorumluluk al, engel olan mı var? Yok efendim bizi yönetici yapmazlar! Duy da inanma! Kimler yöneticilik yapmadı ki bu apartmanda? Bugüne gelmemizde onların hiç kabahati yok muydu? Bana doğruyu söyle: Barış istediğine emin misin sen? Ve şunu da söyle: Irkçı sadece bir devlete sahip olan mıdır? Her ikimiz de hatalıyız. Bunu anladığımız gün aramızda hiçbir sorun kalmadığını da anlayacağız. İnşallah!


4 yorum

Gerceginkitabi · 19 Ekim 2019 20:53 tarihinde

Kürt olsaydım beni Türklere karşı kışkırtanlara, Alevi olsaydım beni Sünnilere karşı kışkırtanlara, Gayrimüslim olsaydım beni Müslümanlara karşı kışkırtanlara, kadın olsaydım beni erkeklere karşı kışkırtanlara çok öfkelenirdim. Çünkü benim zekamı aşağılıyor, ahlakımı küçümsüyorlar.

Merhamet konusundaki saptamalar önemli. Ama sanırım kimse farkında değil. Toplum kendisinden nefret etmeyi iyi öğrenmiş, iyi niteliklerini göremiyor.

Rıdvan Kenefici · 24 Ekim 2019 20:07 tarihinde

Kesinlikle harp okulundan mezun olduğunuz belli oluyor. Belli ki eşitliği ve denkliği sadece matematik dersinde görmüşsünüz.Sosyolojik olarak istikbale varmak isteyen milletlere sıcak kucağı açmaksızın, federal veya konfederal ya da daha özgün bir çözüm yolu aramaksızın Kürtlerden sakin durmalarını beklemek ve ret, inkar, asimilasyoncu çoğunluk milliyetçiliği ile dilini, kültürünü saklamak zorunda kalan, yoksulluk içerisindeki azınlık milliyetçiliğini bir tutmak fecaatin doruğudur. Azınlık milliyetçiliği bir hayatta kalma amacı taşır. Bir çeşit toplumsal nefsi müdafaadır ve nefsi müdafaa helaldir.

Hemen sizin vereceğiniz örneği ben vereyim. Bana göre Yahudiler, binlerce yıl dünyanın neredeyse her yerinde, özellikle Nazi Almanyası dönemindeki akla hayale sığmayacak zulmün mağdurlarıydılar. Onlar “artık bağımsız olmazsak tüm dünya bizi yok edecek” hissine kapıldılar. Bunda da haklıydılar. 5 milyon Yahudi çocuk çocuk demeden katledilmemiş miydi? Şimdi dünyada 14.8 milyon Yahudi yaşıyor.

Bu motivasyonla Filistin üzerinde muazzam bir terör estiriyorlar şimdi. Aynı şekilde çoğunluğu ele geçirip azınlığa yeryüzünde cehennemi yaşatıp onları vatanlarından kaçırtmak istiyorlar. Birlikte yaşamın gereğini yapmadıkları için bağımsız Filistin devletinin sınırları belli bir şekilde tanınması gerek.

Ha bu arada Hitler bile İbranice’yi, İsrail devleti bile Arapça’yı yasaklamadı. Ama ülkemizde hala mahkemelerde Kürtçe çevirmen, okullarda anadilde eğitim bile yok. Siz küçümseseniz de insanın onuruyla ve şerefiyle anadilini konuşup, kültürünü yaşama hakkını elinden almanın ceremesini Türkler olarak daha çok çekeceğiz. Mübadelenin, tehcirin ve köy boşaltmaların cezasını çektiğimiz gibi.

Cengiz bey. Sizin yazılarınızı içtenlikle okuyor ve faydalanıyorum. Bu yazım sizi kırmasın. Fakat eğitildiğiniz kabınızı kırmanın vakti artık geldi, geçiyor.

    Kalemzade · 24 Ekim 2019 22:04 tarihinde

    Rıdvan selam,
    Önyargılı ve küçümseyici cümlelerin olsa da senin gibi düşünen gençlerle her zaman her yerde tartışabilirim. Tamamen aynı fikirde olmamız şart değil, bu mümkün de değil. Buna rağmen aslında senin söylediklerinle benim söylediklerim arasında bir uçurum yok. Ne Kürtçenin her biçimde kullanılmasına karşıyım ne de (halk açısından) Kürtçü refleksin tamamen haksız olduğuna. Tam aksine siyasetçilere rağmen bu sürecin iyileşir biçimde bir şekilde yürüdüğünü düşünüyorum.

    Ama canımız çok yandı kardeşim.Yaralarımız daha iyileşmedi. Bizim nesillerimiz Türk Kürt bu acıların içinde büyüdük. Dokununca hepimizin yarası acıyor. PKK ile askerin sahada çatışmasından bahsetmiyorum. Keşke kimse ölmese. Ama sahada olan olur ve olmuştur. Asker sahada ölür, işinin yeri geldiğinde gereği de odur. Terörist de ölür. Teröristler de öldürüldüklerinden gocunmamalı. Madem o işe baş koydular, ölümü göze almışlardır. Ama şehrin ortasında patlayan bombaların tozu dumanı daha dağılmış değil, ters dönmüş okul servislerinin yere akan benzin kokusu daha burnumuzdan uçup gitmiş değil. Özel arabasından indirilip karısının yanında kafasına sıkılan subayın, öğretmenin, mühendisin, tır şoförünün kanı hala taze. Benim içim hala acıyor. Senin acımıyor mu?

    Sırf barışçı düşünceye zarar gelmesin diye sen de şahitsindir ki bu tip konulara sık sık girmem ben. Ama tecrübem ağırdır güzel kardeşim, dışarıdan boş boş konuşan biri değilim. O televizyonlarda konuşan bazı Kürt siyasetçileri ve ne kadar boş ve tutarsız olduklarını iyi bilirim. Ve yine çok bilmiş edalarla televizyonlara bağlanan çakma terör uzmanlarının ne olup olmadıklarını da çok iyi bilirim. Daha rütbeleri omuzlarındayken işi gücü bırakıp medyacı ya da işveren amcalarıyla iş tutan insanlardır onlar. Barışçı ya da bölge politikalarını çok iyi bilir uzman tavırlarına aldanmayın. Onlar cahillerin önde gidenleridir ve bugün aleyhimizde olan iddiaların çoğunun muhatabı da onlar gibi olanlardır. Onlar doğru dürüst askerlik mesleği de yapmamıştır. Benim gibilerse bu dönemin en mazlum kurbanlarıdır. Siyasiler sivildir ya güya, hep aklanırlar.

    Buna karşı bölgedeki Kürtlerin de kendilerince hatırlatacakları acıları olabilir. Anlamaya çalışırım. Biliyorum da. Bağımsızlık mı istiyorlar, ülke mi kuracak birileri, kursunlar. Ben onda da değilim. Ama ben de onlar gibi kendi ülkemin meşru müdafaasından yanayım. Bu da benim en doğal hakkım. Yemişim stratejik durumları, zamana göre hep değiştiler. Onlar yan arsada ev kurmak istiyor diye inan kızmıyorum, benim evimin temeline dinamit konulmasına karşıyım ben. Barışsa barışçı olan benim, beraber oturalım ve beraberce düzelip iyiye gidelim istiyorum, evimi patlatmak isteyenler benim gözümde nasıl barışçı olabilirler? Mahkemelerde Kürtçe tercüman bulamıyorlar! Ben Türkçe konuşuyorum da ne oluyor? Aynı adaletsizlik benim de yakamda var. Savunmamı dinleyen mi var? Düzeni ıslah edelim, gelin beraber çözelim dediğimizde yalnız kaldığımızı görmüyor musun?

    Bu mücadelede, eşitlik, refah, erdemlilik mücadelesinde beraber düşündüğünü zannettiğimiz bazı Kürtler güzel düşünen Türkleri yalnız bıraktılar bak. Ben operasyonun gerekliliğinden ya da gereksizliğinden bahsetmiyorum. O haklı bu haklı yok. Tamamen siyasi o işler. Ama neredeyse tüm dünya Türkiye’ye her seviyede saldırıp haksız kara propagandalar yaparken “barışçı” bildiğimiz bazı Kürtler (sırf kendilerinden yana global bir çoğunluk bakışı oluştu diye) daha ne olup bittiğini anlama ihtiyacı bile hissetmeden bizim gibi barışçı olan Türklere bile sırtını çevirdiler ve aşırılarla aynı seviyede görüp kendi aşırılıklarına doğru koşa koşa gittiler. Arkalarına bile bakmadan.

    Bir de… eleştirini zaten burada yazmışsın, aynı eleştiriyi bir de facebook’ta paylaşman hiç hoş olmamış. Bak ben sana cevap yazıyordum.

    Neyse selam…

      Rıdvan Kenefici · 24 Ekim 2019 23:40 tarihinde

      Hem facebook’ta hem de e-postamda görünce iki yere de ayrı ayrı yapıştırmak istedim. Sadece eleştirimin senin tarafından görülebilmesiydi niyetim. Böyle içtenlikle cevap verdiğin için teşekkürler.

      Konuya gelirsek. Hassasiyetlerini anlıyorum ve içinin acıdığı her olayda bil ki benim de içim acıdı. Çok net hatırlıyorum o terör olaylarındaki acıları. Bu acıların daha fazla yaşanmaması için yapılması gerekenler belli aslında. Lafı uzatmak istemiyorum. Sana ve düşüncelerine saygı duyuyorum, fakat bu düşüncelerin hükmünün sona erdiğini ve toplumun bir dönüşüme uğraması gerektiğine inanıyorum.

      Yazılarını içtenlikle takip ediyorum. Selametle…

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.