Kalemzáde Cengiz Yardım | Resmi İnternet Sitesi

Çoklu Evrenler ve Yaratılışa Dair

Yüzyıllardır cahil cühela takımları yüzünden bilim ve Tanrı hep sanki yabancı kavramlar gibi algılandı maalesef. En açık gerçek olan Yaratılış, Yıkılış, Ahiret ve Tanrı gerçeğinin sadece hurafeci dinciler değil bazı bilim insanları tarafından da kirletilmesinden oldukça rahatsız olmaya başladım. Oysa bilimi, bilmeyi, okumayı ve yeniyi öğrenmeyi çok seviyorum.

Dünya çapında üne kavuşmuş bazı fizikçiler diyor ki: Bugün artık bilim, yaratılış düşüncesini yıkmıştır; big bang başlangıç değil, sicimler, mebrane’ler, yerçekiminin çoklu evrenlere bölünmesi ve sair söz konusu. Eyvallah, okuduğum ve anlayabildiğim kadarıyla bence de bu teorilerin oldukça tutarlı yanları var. Neden olmasın? Ama tüm bunlar yaratılış fikrini nasıl yok edebilir ki?

Yıllarca yaratılışı savunanlara sorulan soru şuydu: Peki Tanrı’yı kim yarattı? Bunu soranların Tanrı kavramı hakkında bence hiçbir geçerli mantıksal algıları yoktu. Tamam yüzyıllarca inandıklarına emin olmadan dini ve Tanrı’yı savunan ve kendilerini evrimin karşısına koyan dindarlar yüzünden bunlar oldu biliyorum. Ama aynı soruyu şimdi ben ateist bilimcilere sormak isterim: Eğer bulursak sicimden, zardan, sonsuz çoklu evrenlerden önce ne vardı? Bitecek mi bilim yolculuğumuz? On bir boyutun üstünde ne var? Hadi yine onların da öncesinde ya da ötesinde bir şeyler daha bulalım… O bulduklarımız neden ve nasıl var olmuş olacak? Sormayacak mısın?

Tanrı’nın en üst denklemde nasıl bir sabit olduğunu hiç mi düşünmezsiniz de değişkenler buldukça bulduklarınızı hiç yıkılamayacak bir şeyi yıkmak için boş yere savurursunuz? Aynı anda çok yerde olabilen tüm o parçacıklar neden varlar? Gravitonu bul, sicimleri tespit et, sonsuza kadar daha başka ve daha başka öte parçacıklar bul, sonsuzda bulacağın o son parçacık neden var? En basit soru şu: Yok olması yerine neden bir şeyler var? Neden yok değil de var? Biz neden yok değil de varız? Sonsuz olasılık denizindeki bir ihtimal olduğumuz akla değer bir cevap değil buna. O sonsuz ihtimalde olanlar neden var? O sonsuz ihtimal neden var?

Bırakın düşmanlığı, beraber öğrenelim, beraber düşünelim. Sen bilim yolunda gördüğün melekleri göster ben de o sonsuz ilmin sahibi olan Allah’ın sanatını ve o melekleri nasıl yönettiğini daha iyi kavramış olayım. Ben senin bilimine düşman değilim ki. Hatta bulduğun şeyin hayranıyım. İnsanların çoğu cahil diye sen bu kadar bilimden sonra neden başka bir tür cahil olmak zorunda hissediyorsun?

Sen kabul edemesen de yoktan var oluş henüz deneyleyemediğimiz o kayıp çoklu dünyalardan çok daha apaçık bir gerçektir. Vardan varoluşun limiti seni sıfıra, yine yoktan varoluşa yaklaştırmayacak mı? Tanımlayamıyorsun diye tanımsız bırakıyor, sonra matematiği ve mantığı mı terk ediyorsun? En son varlığını bulacağın şeyi var eden kim ya da ne olacak? Neden bu da var, bu sonuncusu nereden gelmiş demeyecek misin? Diyeceksin. Belki de bir gün o limiti sen göreceksin. Üç beş parçacık bulunca Tanrı yok olmayacak. Cehaletle savaştığını zannederken Tanrı’yla savaşmaya başlıyorsun. Hem de Tanrı’nın ne demek olduğuna hiç kafa yormadan.

Tüm bunlar sebepsiz yere ve boşuna var olmuş olamaz. Boşluğun bile karanlık madde ve karanlık enerjiyle dolu olması gerektiğini kuramlarken yokluk fikri dahi boşuna var olmuş olamaz. Bilgelik olmadan yapılan bilim oyundan ve eğlenceden öte bir şey değildir.

Selam ile…


2 yorum

Adem GÖLEN · 24 Eylül 2019 10:24 tarihinde

Cengiz bey yine önemli bir konuyu çok kısaca ve ustalıkla işlemişsiniz.
bizler bir taraftan softa yobaz dinidarlarla savaşırken galiba bilimsel olarak bilim yobazlarıyla savaşmayı ihmal etmişiz.
Güzel bir giriş yapmışsınız.
“Üç beş parçacık bulunca Tanrı yok olmayacak. Cehaletle savaştığını zannederken Tanrı’yla savaşmaya başlıyorsun. Hem de Tanrı’nın ne demek olduğuna hiç kafa yormadan.” cümleniz harikaydı.

Necmi Demirag · 24 Eylül 2019 10:54 tarihinde

Çok güzel bir yazı. Sade ve anlaşılır tespitler. Teşekkürler.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.