Ekrem mi Tayyip mi yoksa Siz mi?

Seçimlerde Siyasetçileri Değil Kendimizi Seçelim

Öyle bir seçim yaşadık ki Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım değil de; sanki Ekrem İmamoğlu’nun temsil ettiği isyan ile ile Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiği statüko arasındaydı. İstanbul seçimi olmayı çoktan aşmıştı. Ne kadar apolitik görünürse görünsün sadece İstanbulluları değil herkesi etkileyen ve konuşmaya zorlayan bir süreçti. Tüm haksızlıklara, hukuksuzluklara ve adaletsizliklere rağmen İstanbulluların beklenmedik bir oy oranıyla gösterdiği tepki tartışmaları bitirmiş gibi görünüyor. Uzun süredir ülkemizin içinde olduğu seçim havası nedeniyle oluşan kutuplaşma ortamı ve zihin yorucu sürecin ardından siyasetçilerin sakinleşme ihtimaliyle nihayet halk olarak biz de biraz rahatlarız diye umuyorum. Bu kapsamda hem kendimi açıklamak hem de olaylara bakış açımı politik sürecin hepimize olan etkilerinin azalmasıyla daha iyi anlatabilirim diye umuyorum. Bu yazıyı bu maksatla kalemimin ulaştığı yere kadar ulaştırmayı bir sorumluluk olarak görüyorum.

Bu süreç içinde ben de gerek twitter ve gerekse diğer sosyal medya araçlarında birçok şey söyledim. Bazen ironik göndermelerle, bazen açık seçik adaletsizliklere kendimce bir anlayışla ses çıkardım. Seçim ortamının insanlarda oluşturduğu odaklanma etkisi nedeniyle söylediklerim kimilerince sanki bir (siyasi) tarafmışım gibi algılanmasına neden olmuş olabilir. Ancak daha önce de bazı yazılarımda söylemiş olduğum gibi; şu anda ülkemizde benim siyasi görüşümü tam olarak yansıtan herhangi bir siyasi oluşum yok. Benim için chp’li İstanbul Belediye Başkanı ile ikamet ettiğim Kocaeli ilçesinin akp’li belediye başkanının, iktidardaki cumhurbaşkanı ile ana muhalefet liderinin, iktidarın ortağı mhp’li başkanla hapisteki hdp’li başkanın arasında “teknik olarak” hiçbir fark yok.  Hiçbirisini başımın üstünde konumlandırmıyorum ve hiçbirisini ayaklarımın altında ezmek gibi bir kinim de yok. Sadece yanlışları görmezden gelmiyor, ama iyi işlerini överek anlatmak zorunda da hissetmiyorum. Oraya geldilerse işlerini yapmalılar, benim övgüm ya da yergim benim de onlardan ya da düşmanlarından olduğum anlamına gelmez. Oyumu hiçbir zaman bir partiye odaklamadım ve böyle bir kaygı gütmedim. Oluşan siyasi ortam içinde en doğru ve stratejik kararı vererek sandığa gidip oyumu verdim.

Bununla birlikte benim düşüncelerim ya da düşüncelerimi gösteren paylaşımlarım eğer sürekli aynı tarafa isyan içerir ya da vurur bir görüntü çiziyorsa bu görüntü benim (siyaseten) taraf olmam nedeniyle değil saçmalıkların, yalanların, adaletsizliklerin ve halkı aptal yerine koyar söylemlerin onlarda, o siyasi figürlerde yoğunlaşmış olması nedeniyledir. Kendimi aklamak gibi bir derdim yok. Geriye dönüp paylaşımlarıma bakın… Düşüncelerimi açıklarken zorunlu olmadıkça isimler, istisnalar dışında sosyal medya etiketleri ve hatta herkesin rahatça kullanabildiği siyasi sloganları dahi kullanmadım. Kullananları eleştirmek için söylemiyorum benim tercihimdi. Sürecin içinde adil olma gereği bir tarafı desteklesem bile birilerinden taraf değil sadece kendi doğrumdan tarafım. Aynı kişiyi yanlışında en ağır biçimde eleştirecek olan da yine ben olmalıyım. Bunu hiç unutmuyorum.

Hiçbir siyasi partiden yana değilim. Süreç içinde doğrunun ve daha az yanlışı olanın tarafındayım. Süreç bittiğinde Binali ile Ekrem’in arasında, Tayyip ile Kemal’in arasında, Devlet ile Selahattin arasında benim için fark yok. Ana muhalefet liderinin liyakaten yetersizliğini ve hitabet sorununu, cumhurbaşkanının partici, gerçeği flulaştıran ve bulunduğu makama hiç yakıştıramadığım ayrıştırıcı söylemlerini, iç işleri bakanının rahatsız edici kabadayı dilini eleştirirken Milli Eğitim Bakanının samimi ve iyi niyetli çabalarını görmüyor değilim. Hdp’nin kendi bağımsızlığına kavuşmamış bir parti oluşunu eleştirirken barışçıl hedefleri samimice sahipleniyor oluşlarını kaçırıyor değilim. İyi partinin açılışını özentili biçimde mehterle yapmasını eleştirirken son dönemdeki demokrasiden yana tavrını görmezden gelmiyorum. Vatan partisi liderinin ilkesiz duruşu kadar Komünist partinin ilkeli bir örneğinin başarısını göz ardı etmiyorum.

Kadrolaşmanın siyasi makamlarla sınırlı kalmayıp devletin tüm kurumlarına ve hatta sivil teşkilatlarına ve daha da ötesi iş dünyasına kadar uzanıp liyakatin dışına taşmasını ve sokaktaki vatandaşın işsiz ve parasız kalmasının sebebinin büyük oranda bunlarla ilişkili olduğunu nasıl görmezden gelebilirlim.

Tüm bunlarla beraber; 15 Temmuz ve küçüğü büyüğü ile siyasi hemen tüm krizlerde Fetö ve iktidar partisi ilişkisini, Pkk ve iktidar partisi ilişkisini ve birçok ilişki ağını bir tarafa bıraksam bile; istihbaratın ve derin kontrgerilla yapılanmalarının etkisinin ne ölçüde ve ne sinsilikte olduğunu çoklarının görmediği etkilerini hissedebilecek kadar fikri tecrübemi inkâr mı edeyim? Herkesin Ergenekon’u suçladığı dönemde “Ergenekon” tanısıyla masumların zarar gördüğünü de, herkesin “bu bir kumpastı” dediği bu dönemde de sanıldığı gibi hepsinin ak kaşık olmadığını da bilebilecek kadar mantık sahibiyim. 28 Şubat döneminde askeri bir kesimin baskısının masum dindarlar üzerindeki zulmünü gördüğüm kadar, bugün en az aynı oranda bir mahalle baskısının devleti yönetenlerin elinin uzandığı tüm konumlarda var olduğunu açık ve net biçimde görebiliyorum. Ekonomik sorunlara dış güçlerin kapitalist vahşi saldırıların nasıl sebep olduğunu elbette biliyorum ama bunun her dönem doğal olduğunu ve asıl sorunun politikacıların içeri ve dışarı verdiği güvensiz duruşla ilgili olduğunu çözecek kadar da ekonomik tahsilim var.

Bir liderin adı ister Tayyip olsun ister Ekrem; kürsüde coşkulu konuşuyor ve beni etkiliyor diye iyi bir devlet adamı değildir. Yaptıklarının sonuçlarını ve size olan etkilerini hissettiğinizde onu gerçekten değerlendirmeye başlayabilirsiniz. Ne önyargılı iyimser ne de önyargılı reddedici olamayız.

Eğer ben vatandaşsam Türkiye’nin vatandaşıyım, o partilerin ya da öne çıkan kişilerin, kurumların, yapılanmaların, derneklerin, etki ve güç sahibi kesimlerin vatandaşı değilim. Eleştirilerim bir tarafa yoğunlaşmışsa bu benim siyasi olmam değil onların gözümün önünde hatalar yapıyor olmaları sebebiyledir. Evet ben bir vatandaşım. Tüm dünyevi etiketlerini vicdanında önemsizleştirmiş, Yaratıcı haricindeki tüm bağlantılardan özgürleşmiş fikre sahip bir sade vatandaşım. Ama böyle olmam; düşünemeyen bir aptal olmam anlamına gelmez.

Ak parti başkanını eleştirdim diye Chp’li olmadığım gibi Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiğimde Tayyipçi de olmam. Siyasi figürlerin hiç birisinin gözümde sevdiğim bir arkadaşım kadar hatta saksıdaki çiçeğim kadar önceliği yoktur. Onu seçer oraya getiririm ki bana hizmet etsin. İşini iyi yaparsa ona destek verebilirim ama edemezse hangi partiden ya da oluşumdan olursa olsun tekmeyi basarım. Eğer ona olan sevgimde bir yakınımla aramı açacak kadar önüme geçiyorsa ben artık özgür değilim demektir. Oysa her türlü bağımlılıktan olan özgürlüğüm hepsinden kıymetlidir. Bağımsızlığımı hiçbir şeye ve kimseye değişmem. Fikrimce bir ülkenin tam bağımsızlığı da ancak vatandaşların kendi fikri bağımsızlıkları nispetinde güçlü olabilir. Halkının özgür düşünemediği bir ülke asla tam bağımsız değildir ve kandırılmaya ve yok edilmeye sonuna kadar açıktır.

Bir şeyler yanlış gittiğinde ya da açık seçik adaletsizlikler olduğunda susmayı değersiz ve zararlı buluyorum. Hatta bu yüzden çok sevdiğim akademisyenleri ve benimle fikren yakın çizgilerde olanları bile sustukları için en ağır biçimde eleştiren yine ben oldum. Bunu da adalet olarak görüyorum.

Ben ne siyasetçiyim, ne din adamıyım ne de şunun bunun sözcüsüyüm. Benim bir yazar çizer olarak fikir ektiğim ve hatta tartıştığım herhangi bir vatandaş bile asla bir siyasetçiden daha az değerli değildir. İyi düşünün. İnsan gerçekte sevdiğine kızar. Kişisel olarak amacım; karınca misali gelecek nesilleri önemseyenlere ve oraya gerçek ile koşacak olanların ufkuna katkıda bulunmaktır. Bugüne kadar din ile bayrak ile ve tüm değerleri ile kandırılan insanların kandırılmasının önünde; beni itip kaksalar da onlara canlı kalkan olmaktır. Bunun kibirle ya da tevazuyla ilgisi de yoktur. Umrumda da değil. Ben ol’madım, ol’uyorum. Ölene kadar da ol’maya devam edeceğim. Siz de yaratıcınızın emrini yerine getirin. Ol’un. Ne olacağınız sizin elinizde. Siyasetçilerin yaptığı değil sizin yaptığınız seçim önemli. Kendinizi seçin, sadece onları seçmekle kalmayın.

Selam ve sevgiyle…

Ekrem mi Tayyip mi yoksa Siz mi?&rdquo hakkında 1 yorum

  1. Sanırım biz ve bizim gibi ülkelerdeki “unzurna yerine râinâ diyen” insanların çokluğu bazı insanların siyasete olan iştahını oldukça artırıyor.Tabi hal böyle olunca halkın klasikleşen tabirle futbol takımı tutar gibi parti tutması kaçınılmaz oluyor.
    Şahsen bende bir yeni Zelanda da veya İskandinav ülkelerinde siyaset yapacağıma güzel ülkemizde yapmayı tercih ederdim ama yerim dar 😀 ……
    Sonuçta yazdiklariniz oldukça yerinde tesbitler.
    Hayat boyunca ol’ maya devam etmek niyetiyle.
    Selam ve dua ile……..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir