Kalemzáde Cengiz Yardım | Resmi İnternet Sitesi

Zina-Celde Problemi

Geleneksel ve dayatmacı dini anlayışın Kuran algısı sayısız ve ciddi hatalar içeriyor. Bu hatalar din diye Kuran’ın söylediğinin tersini yapmakla ya da Kuran’a hadis kitapları ya da ilmihalleri ortak koşmakla sınırlı değil. Maalesef ve maalesef bu kıymetli kitap rasyonel biçimde ve kolayca anlaşılacak o kadar makul çıkış yolları göstermesine rağmen, cahilin ve cehaletin eline terk edilmiş ve yüzyıllardır onların bu kısıtlı anlayışları kitabın adeta bir gerici metinmiş gibi algılanmasına neden olmuş durumda.

Aklını özgürleştirme kaygısı olan ve gerçekçi bilgilerle hayatını yaşamak isteyenler, cahil din adamlarının o kitabı anlatışının eseri olarak hem dinden hem de Kuran’dan soğuk yaşamayı tercih etmişler. Oysa bu harika kitabın; din adamlarının (genelleme yapıyorum) kıt çözümleme becerilerine terk edilmemesi gerekirdi. Bunun sonucunda genel olarak din ve dahlinde kutsal metinler; medeniyete koşan ya da koşmak isteyen insanlara değil de okumayan, ilmi tartışma yapamayan, sürekli eskiden dem vuran, cetlerinin yaptıklarıyla aidiyet hisseden, ağdalı vaazlar dinlerken arabesk mutluluklar yaşayan ve sormakla değil de sorgulamamakla dindar olduğunu zanneden kitlelere hitap eder olmuş. Kötü niyetli ahbar ve ruhbanlar da insanların çoğunu kapsayan işte o sayıca büyük kitleyi tarih boyunca istedikleri gibi evirip çevirmiş, az ya da çok köleleştirmişlerdir.

İnsanların din kaygılı taleplerine cevap verebilmek için ülkemizde kurulan imam hatip okulları ve dini araştırıp daha iyi anlaşılmasını sağlamak için kurulan ilahiyat fakülteleri ise bu sorunu çözmeye değil hatalarla dolu geleneksel anlayışı daha da sorgulanmaz hale getirmekten öteye (büyük oranda) geçememiştir.

Kuran ne için var?

İşte geleneksel anlayışın ciddi hatalarından önemli bir tanesi de Kuran’ın hangi maksada hizmet edecek bir kitap olduğunun üzerinde gereği gibi düşünememiş olmasıdır. “Kuran ne içindir” sorusuna hem kitabın zaten verdiği cevaplar vardır ve hem de belirli konularda yol çizilip akla, izana, mantığa, vicdana ve erdeme bırakılmak üzere misaller içerir.

Kuran’ın verdiği cevapların en başta geleni; doğru yola ulaşmak isteyene, herhangi bir hususta doğruyu bulmak isteyenlere rehberlik ettiğidir. Bu ifade tek başına bile aslında çözümlerin bizde olduğunun delilidir. Yani gösterilen yola yönteme bakarak, konu her ne ise o konunun düğümlendiği sorunu biz kendimiz çözebiliriz. İşte Kuran bunu yapabilmemiz için birçok misaller verir. Ama insanların karşılaşacağı her durumu tek tek misale dönüştürmez. Temel örneklerle bize çözüm yolları gösterir. Hukuki konular da böyledir. Verdiği söze, nikaha, sözleşmeye muhalif olarak zina eden kişilere verilen celde cezası da işte bu misallerden birisidir.

Celde nedir?

Kuran’ın ilk kez bildirildiği o toplumda zaten zina edenlere verilen bir ceza vardır ve o ceza celdedir. Cilt kelimesinden türeyen celde ister kırbaçlamak olsun, ister başka bir anlama gelsin; bizim kitaptan alacağımız şey bir ibret, bir öğüt, bir anlayış, bir doğru yol nişanesidir. Oradan alacağımız şey kırbaçlama değildir. Celde o topluma ait bir cezadır.

Biz o toplumda değiliz. Üstelik o tarihte de değiliz. Bir başka toplumda, bir başka zaman çizgisinde, başka kültürü ve başka başka yasaları olan bir başka coğrafyada yaşıyoruz. Dolayısıyla bizim celde diye bir ceza yöntemimiz olmak zorunda değil. Şekle takılmamalı konunun özünü kavramalıyız.

Celdeyi yasalarımıza koyalım mı?

“Zinaya celde vurun yazıyor işte; ayeti inkâr mı ediyorsun?”

Eğer böyle yaklaşıyorsanız dört şahitle zinayı tespit edin ve elinize kırbacı alıp zina edenlere hadi bu cezayı verin! Ama eğer bunu yaparsanız zulmedenin ta kendisi olursunuz. Ayetlerde emredilen “şehrin kapısında secde” etmemiş olursunuz. Müşriklerin yaptığı gibi kurulu ve işleyişinde problem olmayan bir düzeni bozmuş olursunuz.

Allah bize” kendi yürüyen yasalarınızı değiştirin” demiyor. En doğru biçimde ve yolda nasıl uygulamamız gerektiğine dair (o günkü toplum üzerinden) bir misal veriyor. Eğer yasalarımızı değiştirmemizi isteseydi Yusuf peygamber kardeşlerine “sizin ülkenizde hırsızlığın cezası nedir?” diye sormaz ve aldığı cevaba göre davranmasını istemediklerinde de “Allah’ın gösterdiğini değiştirmem.” demezdi. Siz bugün kırbaç cezası veremezsiniz… Çünkü bu toplumun yasaları o toplumun yasalarına uymuyor. Dünyanın birçok yerinde de uymuyor. Ve en önemlisi; Allah uygulanamayacak bir emir vermez. Allah sadece en doğru yolda gidebilmek için sadece en doğru öğüdü verir. Verdiği öğüt de her olağan şartta her toplumda ve her devirde uygulanabilecek mahiyette olacaktır.

Diyelim ki yasayı değiştirdiniz ve zina için celdeyi Türk Ceza Kanununa koydunuz. Böylece legalleştirdiniz. Peki diğer suçları Kuran’a uydurmak için ne yapacaksınız? Mesela tacizin cezası kaç kırbaç olacak? Ekmek çalanın ya da banka soyanın sırtına inecek değnek sayısı kaç? Zimmetine mal geçireni sopayla mı döveceksiniz? İnternet korsanlarına ya da telefonla dolandırıcılık yapanların kırbacının kalınlığı ne kadar olacak? Kırbaçların ucu bıçaklı mı bıçaksız mı olacak? Hangi güçle ve kaç derecelik açıyla savuracaksınız? Tüm bunları ve daha nice özelliklerini belirlemeden vereceğiniz karar ne kadar Kuran’a uygun olabilir? Sırtına mı, göğsüne mi? Suçlunun neresine vuracaksınız kırbacı? Kuran’da adı bile anılmayan on binlerce suç sayabilirsiniz bugün. Ne ceza vereceğiz onlara?

Zina ne kadar önemli bir suç?

“Diğer cezaları neden değiştirelim ki; hapisse hapis tazminatsa tazminat onlar öyle kalsın, zina çok önemli ki Kuran’da cezası belirlenmiş! Onu koyalım!”

Zina Kuran’a girecek kadar önemli de çocukları istismar etmek önemli değil mi? Otuz senelik alın terinden sonra ilk defa eline toplu para geçen Rüştü amcanın emekli ikramiyesinin dolandırılarak çalınması iki kişinin gayrimeşru biçimde sevişmiş olmasından daha mı önemsiz bir suç ki Kuran’da cezası net rakamlarla yazılı değil? Veya küçücük bir kıza defalarca tecavüz eden otuz kişiye de mi zinadan dolayı yüz kırbaç cezası vereceksiniz? Yüz değil beş yüz kırbaç vursanız o cezaya razı ve “masrafı neyse öderim” diyecek eli uçkurunda bir sürü şehvet düşkünü yaratık var bu dünyada. Hatta kırbaçlarını da kelepçelerini de yanlarında getirirler!

Kuran eksik mi?

“İyi de kardeşim diğer suçlar yok diye zina ayetleri boşuna mı? Yoksa kitap eksik mi demek istiyorsun?”

Kitap eksik değil kardeşim. Çünkü Kuran ceza hukuku kitabı değil. O erdemlerle dolu bir hayat rehberi. Ayetler elbette boşuna değil. Zina-celde bahsinde konunun esası zina ya da kırbaçtan ibaret de değil. Kitap sana bir erdem gösteriyor. Ama zihnindeki cinsellik konusunun ağırlığı görmen gereken erdemi örtüyor. Cinselliği hayatının öyle önemli bir yerine koyuyorsun ki ona dair her ne duyarsan duy telaşlanıyorsun.

Zina-Celde misali

“Zina-celde örneğinden alacağımız şey ne o zaman?”

Alacağımız şey bir erdem. Hani adına “adalet” dediğimiz şey. Ayetler o erdeme dair bir de ölçü içeriyor. İşte o ölçü de iftiranın ölçüsü. Zina örneğinin verildiği bu ayetleri güzelce okursanız göreceksiniz ki zina edene 100 celdeden bahsederken zina iftirasında bulunana 80 celde vurulması hatırlatılır. Üstelik iftira edenin şahitliğine bir daha asla başvurulmaması da bildirilir.

İfşa

Adaletin diğer bir ölçüsü de ifşa edilmektir. Cezanın gizlice verilmesi adil değildir. O cezaya tanık olacak olanlar olmazsa hükmü verenler lehte ya da aleyhte zan altında kalır. Üstelik işkence denen melanetin de kapısı sonuna kadar açılmış olur.

İftira

Dünyanın farklı ülkelerinde de olsa insan insandır. Ortak erdemlerden birisi de adalettir. İftira edenin kabahatinin yanına kalmaması da adaletin gereğidir. Ayetlerdeki konu esasen zina değil iftira ve asıl karşılık celde ya da kırbaç değil adaletin ölçüsüdür. Nur suresindeki zinayla ilgili bu ayetlerin devamında da uzun bir süre iftira konusundan ve iftiraya tanık olanların nasıl davranması gerektiğinden örnekler vardır. Dört şahit getirilmemesi durumunda “Bu iftiradır, o öyle bir şey yapmaz” şeklinde örneklenen cümlelerle gösterilmesi gereken erdemli tavırdan bahsedilir.

Neticede sadece zina değil suç konusu her ne olursa olsun bugünkü yasalardaki karşılığı her ne ise o uygulanmalı ve adalet prensibi gereği iftira söz konusu ise iftira edene iftira ettiği o suçun cezasının yüzde sekseni uygulanmalıdır. Yani suç ile iftiranın oranı. Bunu talep etmek ve önermek bize, uygulamak ise hükmettiği zaman adaletle hükmetmek isteyene düşer. Bununla birlikte kanunlarımızda herhangi bir konuda açıklar veya yetersizlikler varsa elbette kanunlar ilgili şuralarca düzenlenip iyileştirilmelidir. Çıkılmaması gereken sınır adalettir.

Kısas

Kuran’a göre adaletin bir diğer ölçüsü de kısastır. Suçun karşılığı suçun şiddetine oranla belirlenmeli, basit bir suç ağır bir karşılıkla veya ağır bir suç hafif bir cezayla geçiştirilmemelidir. Suçu işleyen ister kadın olsun ister erkek, ister itibarı yüksek biri olsun ister avamdan biri, ister patron olsun ister işçi; suç unsurlarının özel etkileri hariç kişiye göre ceza oranı değişmemelidir. Kişiye göre kanun çıkarılmamalıdır. Suçun bireyselliği de önemlidir. Kuran tabiriyle efendi yerine kölesi, erkeğin yerine dişisi cezalandırılamaz. “Efendiyse efendi, köleyse köle, dişiyse dişi, erkekse erkek” ifadesini efendiye efendi köleye köle diye çeviren anlayış açık seçik yanlıştır. Katil kısası için senin işçini öldüreni değil de sen de gidip onun işçisini mi öldüreceksin? Senin çocuğunu öldürenin sen de gidip çocuğunu mu öldüreceksin? Böyle fahiş bir mantık hatası yapan alimleriniz utansın!

Miras

“Madem Allah misaller üzerinden öğüt veriyor ve erdemli yolu gösteriyor… O halde Kuran’da miras ayetleri neden bu kadar detaylı açıklanmış? Kısaca veremez miydi? Bu bir tezat değil mi?”

Birçok konu o günkü insanlar tarafından peygambere sorulmuştur. Miras ayetlerinin detaylı olarak verilmesi hem o toplumun zaten uyguladığı örfe (o toplumun yasalarına) göre açıklanmış ve Kuran’ın oluşumu aşamasında ısrarla ve tekrarla sorulduğu için cevaplanarak metne girmiştir. Nisa suresinin başından itibaren mal ve miras konuları anlatılmasına rağmen aynı surenin son ayetini akıl gözlüğüyle okuduğunuzda bu durum ayan beyan anlaşılır.

Sorulduğu için metne giren ayetler bile aslında bir ölçü için vardır. Miras ayetlerinin satır aralarını dikkatlice okursanız her durumda aynı oranlar verilmediği gibi, aslolanın örfe (yani bugünkü anlamda yasalara) uygun olması gerektiği ve vasiyetin esas olduğudur. Dolayısıyla o günkü miras bölüşümünün yerine de bugünkü yasalarımızı uygulamalı ve verilen ölçülerle öğütlenen erdemler çerçevesinde hareket etmeliyiz. Örneğin bu erdemlerden birisi mal bölüşümünde varis olmayan ihtiyaç sahiplerinin de düşünülmesidir. Bunu uygulayan kaç tane dini bütün müslüman (!) görüyorsunuz çevrenizde bir bakın bakalım. Halen kızlara yarım payı tartışır dururlar. Oysa Kuran’da o bile kız kardeş sayısı gibi belli şartlar dâhilinde verilmiş bir orandır. Ayetlere iyi bakın. Her durumda kızlar o zaman bile yarım pay almıyorlar ve hatta bazı durumlarda erkekten daha fazla bile alabiliyorlardı. Detaya girmek istemem. Bu apayrı bir bahis.

Evliler mi bekârlar mı?

“Peki Kuran’da bahsedilen celde cezası hangi zaniler içindir? Bekarlar mı evliler mi?”

Şimdiye kadar bahsettiğim gerçeği göz önüne alırsak kim olduklarının aslında bir önemi yok. Çünkü konu esasen adalet erdemi ve ölçüsüdür. Ama ister istemez bunun akla geleceğini biliyorum. Net bir hüküm vermek de istemiyorum ama Nur suresinin pasaj bağlamlarından çıkarımlayabildiğim kadarıyla celde örneğindeki zina eden çiftten en az birinin bir başkasıyla nikâhlı olması gerekir. Ama bu durum nikâhsız olanların gayrimeşru ilişkilerini de onaylamaz. Çünkü Nisa suresinde de (adına zina demeden) içlerinde fuhuşta bulunanlara eza edilmesi (kınanması) istenir. Eza kelimesi Kuran’da çok yerde peygamberlere yapılan fikri ya da sözlü saldırılar ve peygamberleri sorguya çekmek için de kullanıldığı için kınama anlamına daha yakın görüyorum. Neticede ortada bir evlilik akdi olanla olmayan da adaletin açık gereği denk olmamalı diye düşünüyorum.

Bu bakış tarihselcilik değil mi?

Ben şucu bucu değilim. Kuran Müslümanlığı tabirini küçümsemiyorum ama o bile dâhil hiçbir etiketi kabul etmiyorum. Ben beni yaratana yaklaşmak istiyorum. Hac suresi 78.ayetin kapsamından çıkmadan hep ileriye DOĞRU gitmek istiyorum. Ben kendi dünümü bile eleştiririm ve sürekli üstüne koymak isterim. Herkesin düşüncelerinin içinde onayladığım hususlar olduğu gibi onaylamadıklarım da var. Ben kendi bilgimle ve kendi çabamla sınanırım. Daha önceki makalelerimde de belirtmiştim: Kuran ne tamamen tarihsel bir metin ne de her sözcüğü evrensel algılanacak bir metindir. Kuran şiarlar içerir. Şeklin değil erdemin ve doğru yolun rehberidir. Kuran muhteşem bir biçimde zaman çizgisinin bir noktasından ve yeryüzünün coğrafi bir konumundan tüm evren için evrensel mesajlar gönderir. O kitap benim hayatımı tam ortasından ikiye ayırdı. Ben doğruyu o kitapla buldum. Onu bir put gibi görmüyorum. Ondan bana nasip olanları alıyorum. Aynen gökyüzüne ya da bir ağaca bakarken aldığım gibi.

Selam ile…


5 yorum

Adem GÖLEN · 29 Nisan 2019 13:31 tarihinde

Cengiz bey teşekkürler
yine önemli konularda önemli mesajlar vermişsiniz. Katılmamak mümkün değil. Allah razı olsun.

Özkan · 10 Mayıs 2019 21:31 tarihinde

Allah razı olsun kardeşim… Allah ilmini/ilmimizi artırsın inşallah…selam ile…

Emrullah · 23 Mayıs 2019 18:12 tarihinde

Allahın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin
ta kendileridir Maide 44 bu ve benzeri ayetlere ne diyeceksiniz. Celde cezasının geçtiği ayetleri Allah indirmemiş belli ki size göre..
Kuran da zinanın cezası belli erkek içinde kadın içinde celde.. Lezbiyenlikde homoseksüellik de belli.

Serif Sonmez · 24 Kasım 2019 22:54 tarihinde

Ben bu yorumlarınıza başka bir açıdan yaklaşacağım. Allahın açık seçik emri olmasına karşılık yaptığınız yorumlara katılmıyorum yani Allah bir emir veriyorsa gelecekte farklı uygulamalar olacağınıda bilerek veriyordur dolayısıyla Kuranda yazan sözler asla değiştirilemez aksi takdirde Allahın herşeyi bildiğini inkar etmiş oluruz.
Sizin bütün bu tartışmaları bir kenara atıp, şunu düşünmenizi tavsiye ederim. Nur suresi 2.ci ayette Allah “zina eden kadın ve erkeğein her birine 100 sopa atın” diye emrediyor. Bildiğiniz gibi Allah bir emir verince o hemen olur. Dolayısıyla mutlaka zina eden kişi bu 100 sopayı her halükarda yiyor olması gerekir. Ayrıca “Müminlerden bir tayfada bu cezanın verildiğine şahid olsun” diye Allah emrediyor. Bu emirde mutlaka aynen oluyordur. Bu dünya üzerinde var olan bütün zinalar için böyle olması gerekir çünkü Allah öyle emrediyor. Bu nasıl oluyor

Serif Sonmez · 24 Kasım 2019 23:48 tarihinde

Daha önceki yorumuma ek olarak İkinci bir bakış açısı da şöyledir. Bu emir muhakkak insanlar için verilmiştir yani hayvan cinsinden bir yaratık söz konusu zinayı işlese bu emir ona uygulanmaz çünkü içeriğinde hayvanlara uygulanacağına dair emare yoktur. Kuranda gaflet içinde olanların yani hakikatı göremeyip dünyanın hayaline aldananların ve dolayısıyla kafirlerin ve münafıkların hayvan olduğunu hatta daha aşağı olduğunu bildiren ayetler vardır.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.