Burnumuza Biber Gazı Kokuyordu!

Ayrıştıracaksanız Susun Artık…

Hiçbir partinin particisi değilim. Ama dilsiz şeytan da değilim. Biliyorum ki haksızlığın olduğu yerde haklıdan, adaletsizliğin olduğu yerde mağdurdan, pişkinliğin olduğu yerde edepten, yalanın olduğu yerde doğrudan, aldatmanın olduğu yerde tutarlıdan, kayırmanın olduğu yerde liyakatten, cehaletin olduğu yerde akıldan, bencilliğin olduğu yerde eşitlikten, şeytanlığın olduğu yerde ıslahtan ve kabalığın olduğu yerde nezaketten taraf olmalıyım. Haksız olan ister dinimden ister milliyetimden ister kanımdan ister canımdan olsun karşısında olmam gerekir.

Çok konuşuldu çok şey söylendi ve hatta söz bitti gibi artık ama bir kez de ben iktidarda olup da kulağı olanlara sesleneyim. Bir ihtimal anlarsınız diye sizi size anlatayım istiyorum. Hep kendinizi haklı gösterme gayretinde, her şeyi kendinize yontma peşinde on yedi sene geçirdiniz. Yetti artık!

Her türlü gündemi saptırarak pazarlamakta sınır tanımıyorsunuz. Kendi yanlışlarınızı en güzel doğrular, başkalarının doğrularını bile en büyük hainlikler gibi gösteriyorsunuz. Mahallenin uslu çocuklarının yolunu kesip diklenerek kavga çıkaran sokak serserileri gibi politika yapıyorsunuz. Etik, estetik, zekâ yüklü ve nezaketli olması yerine politik mücadeleleri mahalle kavgasına ve hatta savaşa dönüştürüyor kinden nefretten ve düşmanlık hislerinden besleniyorsunuz. İnsanların değerlerinin sahipleriymişsiniz gibi gösterip onları aldatırken o değerlerin içerdiği erdemlerin bile tersini yapıyorsunuz.

O kadar kabasınız ve damarlara o kadar haksızca basıyorsunuz ki seçim günü akşamından beri herkesin elini göğe açtırdınız. Allah’a samimice dua ettik; her şey yoluna girsin de aman ortalık karışmasın diye. On yedi gündür insanların burnuna biber gazı kokusu geliyordu.

Halkın sabrını sınırlarda zorluyor, tarafınızın da muhalifinizin de bile bile öfke damarına basıyor, bu toplumu acı eşiği sınırında tutuyorsunuz. İnsanlar mutsuz hissediyor. Güvensiz hissediyor. Elinizdeki gücü her yere sızdırdığınıza ve devletin siyasi olmayan, herkese eşit mesafede olması gereken kurum ve kademelerini bile kendinize göre hizipçi bir anlayışla biçimlendirdiğinize inananlar hiç de az değil.

Oraya sadece hizmet için geldiğiniz halde memleketin her kalesini sanki düşmanın elinden alırcasına zaptetmiş, zimmetinize geçirir gibi tüm tersanelerine girmiş ya da kıymetlerini peşkeş çekmiş, yanlış politikalarla ordusunu darmadağın etmiş ve memleketin her köşesini partizan kollarla fişlenmiş kimliklere bürüyüp, her mahalleyi bilfiil işgal etmiş hissini uyandırıyorsunuz. Toplumun en az yarısının algısında o kadar güvenilmez bir portre oluşturdunuz ki iktidarınızda gaflet, delalet ve hatta hıyanet içinde, söylem ve icraatlardaki tutarsızlığınızla adeta art niyetli yabancılarla işbirliği halinde izlenimi veriyorsunuz. Hatta şahsi, partizan ve yandaşlık menfaatlerinizi sömürgeci dış güçlerin menfaatleriyle birleştirmiş de bizi aldatıyorsunuz zannediyoruz artık. Öyledir veya değildir bilmiyorum ama ben de benzer zanlara sahibim artık. Geçmişteki siyasi hataları ve talihsiz gelişmeleri sırf koltuklarınızı korumak uğruna gereğinden çok daha abartılı biçimde ve tekrar tekrar dile getirirken, bu ülkenin öyle ya da böyle doksan yıllık olumlu birikimini örtme ve her şeyi çamura bulayıp yok etme gayretinde olduğunuzu düşünüyoruz.

En doğru işleri yaptığınız ve ülke adına yanınızda olmak istediğimiz zamanlarda bile olumlu her şeyi kendinize mal eden, yaptığınız işleri başa kakan, partizan ve ben merkezli tavır ve söylemlerinizi görenler o doğru işte ve o doğru yerde bile sizinle birlikte olmaktan uzak duruyor. Oluşturduğunuz hizipçi ve partizan baskı istiklal marşını sizinle birlikte söylemek isteyenleri Recep Tayyip Erdoğan diye bağırmaya, bayrağını dalgalandırmak isteyenleri ak parti flaması sallamaya baskılıyor. Güzellikleri paylaşırken bile kullanılan zehirli dil “biz de varız” diyen etnik kökeni ya da dini anlayışı farklı kesimleri derinden sarsıp üzüyor ve kenara itiyor.

Siz birlik beraberlik mesajları verirken gerçek bir birlik beraberlikten değil, sizin etrafınızda oluşmasını istediğiniz bir beraberlikten bahsediyorsunuz ama bunun farkında bile değilsiniz. Çünkü siyasi iktidarda olmanızdan ötürü kabaran egonuz ve kararan kalbiniz bu toplumun tamamının hizmetçisi olduğunuzu size unutturmuş. Tek devlet sizin illa ki başınızda olduğunuz devlet demek değildir. Tek devlet; siz orada olmasanız da tek devlettir. Siz gidince yok olacağından güya korktuğunuz devlet zaten tek devlet anlamına gelmez. Hatta birleştirici söylemlere ihtiyaç duyanlar üzerinde tam aksine etki yapar.

Tek bayrak sadece sizi sevenlerin ellerinde sallandığında değil, sizi sevmeyenlerin de elinde dalgalandığında tek bayraktır. Tek vatan bir kısım insanların zulümden bıktığı, aklına fikrine bilimine ve yaşayış biçimine değer verilmeyenlerin kendini yoksun ve mutsuz hissettiği ve de fırsatını bulursa kendini değerli hissedeceğini umduğu başka ülkelere göç etmek istediği değil, herkesin bu topraklarda yaşamaktan onur duyacağı ve memnun olacağı vatandır.

Gerçekte insanlar üzeri kanla boyanan bir yere değil, üzerinde barış ve huzur rüzgârları esen bir yere vatan demek ve öyle bir vatanla onur duymak isterler. Fakat bunun farkında olmayan siz gibiler atalar, cedler ve kahramanlık söylemleriyle onların bu hedefini örtüp ırkçı ve hasmane duygular yüklü bir vatan tarifiyle onları oyalıyorsunuz. Karşı çıkanları ise atalarına ve şehitlerine saygısız olmakla itham ediyorsunuz. Onurlu insan kendi vatanında da tüm dünyada da barış için yaşamayı ister. Vatan, saygıyı hak eden kanlar dökülerek kazanılmış olabilir ama bu durum kan dökmeye devam etmeliyiz demek değildir. Savaş sadece mecburiyette, savunma için ve toplumsal mutabakatla yapılır. Tarih boyunca dinini yaymak için, başkalarına ait olanı ele geçirmek için, itibar bulmak için, farklı toplumları dönüştürmek için ya da siyasi ihtirasları için savaş yapanlar zalimlerin ta kendileridir. Onlara özenilmez, sulha özenilir.

Olaylar ve gelişmeler karşısında takındığınız ayrıştırıcı ve tutarsız söylemleriniz size olan güvenimizi sarsmış durumda. Bu yüzden hizbi bekanızı ülkenin bekası gibi göstererek korumaya çalıştığınıza ve bu yolda her türlü derin ve kirli yapılarla işbirliği yapmakta ve hatta yasal kurumları bile bu kire bulaştırmakta olabileceğinize dair şüpheler içimizde gelişiyor.

Ülkenin iyiliği için tatlı bir rekabet içinde olmanız gereken basit konularda bile sizden yana tavır almayan tüm diğer parti ve oluşumların fikrine değer vermediğiniz gibi daha da kötüsü onları adeta hain ve yıkıcı düşmanlar gibi gösteriyorsunuz. Böylece onların siyasi fikrine ve ideallerine gönül vermiş insanları teröre ve ihanete destek veriyor addetmiş oluyorsunuz. Vatandaşları böyle görmediğinizi söylemek tutarsızlığı ortadan kaldırmadığı gibi destek verdikleri partileri böyle yaftalamanız, hatta adlarını bile anmaktan kaçınıp çirkin takma isimlerle zikretmekle örneklenebilecek ötekileştirici diliniz sizin siyasi yolunuza destek veren insanların diğer insanlara eşi dostu kardeşi arkadaşı ve akrabası bile olsa öfkeyle bakmasına sebep oluyor. Benzer bir öfke diğer tarafta da oluşurken onların da size destek verenlerle bir arada yaşama arzusunu köreltiyor. O halde tek millet tek millet derken o tek millet söylemini yıkan da bizzat kendiniz olmuş oluyorsunuz.

Başka siyasi fikirlere destek verenlerin birbirine göre farklı siyasi idealleri olsa da bir noktada net biçimde birleşiyorlar. İktidarınız süresince zaman zaman toplumun her kesimden belirli konularda destek verildiği halde o kadar çok tutarsız söylem ve icraat gerçekleştirildi ki bu durum bir de kabalık ve üstten bakmayla birleşince hemen tamamının gözünde güvenilirliğinizi ve inandırıcılığınızı kaybetmiş durumdasınız.

Yaptığınız yollarla, köprülerle, binalarla övünmeniz ya da kavramlarla, rakamlarla ve birimlerle işinize geldiği biçimde oynayarak sürekli bir propaganda dili kullanmanız insanları bıktırdı. Vahşi bir müteahhitlik döneminin ardında oluşan bu beton yığınları ya da mitinglerde çekilen rpt nutuklarda milyon mu katrilyon mu anlaşılamayan o rakamlar altı sıfırın atıldığı dönemdeki nutukların söylemiyle çelişirken kimseye inandırıcı gelmiyor.

Seçimlerde barajı kaldıracağız diye başlanan noktada artık yüzde elliler şart olurken, koltuktan kalkmayanlardan olmayacağız diye gelenler ve iki dönem nutukları atanlar on yedi seneyi aşmışken bile sanki hiç ölmeyecekmiş gibi koltuğuna yapıştılar. Avrupa Birliği diye gelenler o yolda alınan mesafeyi bile geri çevirirken, vesayet karşıtları kendi üstün sınıflarını kutsayıp kendi vesayetlerini dayatırken, derin yapılarla mücadele edenler artık derin yapılarla iş tutar izlenimi verirken, tarafsız kurumlar bile siyasi taraf haline getirilmişken ve devletin hemen hiçbir kurumuna güven kalmamışken nasıl güvende hissedip nasıl mutlu olsun bu millet?

Nutuklarınızda “bunların kulağı duymaz, gözü görmez” ifadelerinin “bunlar kâfir” anlamına geldiğini biliyoruz. Oysa size adımıza dini söylem yetkinliği değil cumhuriyet yönetimi çerçevesinde icraat yapma yetkinliği verilmişti. Siz bu yetkinliği demokratik yollarla aldığınız halde demokrasinin karşısında bir anlayış sergilediniz. İstanbul’un belediye seçimlerini bile ülkenin birinci ağzından fetih suresi ile özdeşleştirip sanki zalim müşriklerin eline geçmekten kurtarmanız gerekiyormuş gibi davrandınız. Kuran ilk defa size inmedi. Bayrak ilk defa sizinle çizilmedi. Ne dinin ne de milletin sahibisiniz. Vazgeçilmez değilsiniz. Özenti ve gösteriş uğruna şehrin ortasına altı minareli bir cami yapmak temelinde takva olmadıktan sonra ne sizi dindar yapar ne de Allah’a yaklaştırır. Kocaman caminin üç beş sokak aşağısında kirada oturan ve doğal gaz faturasını ödeyemeyen bir baba karısından ve evladından utanırken siz onun parasıyla yaptırdığınız israf abidesi bir ibadethaneyle övünemezsiniz. Kuran’da “büyük camiler yapın” diye bir öğüt yoktur. İnsanlara yüceliğinizi değil de Allah’a takvanızı göstermek istiyorsanız o camiyi yaptığınız tepeden aşağıya doğru inip kiralık evlerin arasındaki mahalle pazarına uğrayın.

Ya bu hırsı, bu ihtirası bırakın ya da sessizce gidin artık. Bizi bir arada tutan siz değilsiniz. Biz arada bir söylensek de birbirimizi severiz. Bizi bıraksanız biz zaten ileri gideriz. Biz bu ülkenin vatandaşları olarak barışırız. Aramızda oluşturduğunuz ikilikleri, kırgınlıkları ve yaraları iyileştiririz. Bizi bölmekten vazgeçin. Hele dinle ve bayrakla bölmekten derhal vazgeçin.

Biz hem bedenen hem ruhen sağlıklı bir toplum olmak istiyoruz. Hep gösterdik ki sabırlıyız ve çok ama çok dayanıklıyız. Ekonomik refah aslında umurumuzda bile değil; ekmeğimizi bölüşürüz. Biz barış içinde ve mutlu yaşamak istiyoruz. Bizim damarımıza dini, milli ve ötekileştirici uyuşturucular verilmediği sürece ne uyuruz ne de öfke krizleri geçiririz. Çekin ellerinizi sinir uçlarımızdan. Biz saraylarda ya da pahalı ofislerde değil bu sokaklarda büyüdük. Biz birbirimizi anlarız. Bu insanlar birbirine koyun veya hain demiş olsalar da barışırlar. Hepsinin sizin fişeklemeniz olduğunu herkes biliyor aslında. O kaba dilinizi ısırıp barışa boyun eğin ve toplumun seçimine saygı gösterip yavaş yavaş para dolu valizlerinizi toplamaya başlayın artık. Giderken sağa sola her deliğe yerleştirdiğiniz fitnecilerinizi de yanınızda götürün. Çünkü her şey ortaya çıkmaya başladığında şayet biraz onurları kaldıysa onlar da bu milletin yüzüne bakamayacaklar!

Üç sene dört sene, geriye her ne kaldıysa kalan zamanınızda hiç değilse bundan sonra doğru ve düzgün işler yapın ve ağzınıza biber sürün. Af damarı geniştir bu milletin. Sizi de oraya sığdırır. Ama şayet giderken bu toplumu birbirine kırdırmaya kalkarsanız o damarı da yırtarsınız ve tarih sizi asla affetmez. Birazcık inancınız kaldıysa Allah’tan korkun ve toplumu bölmekten artık vazgeçin.

Son bir sözüm de her kim olursa olsun bundan sonra geleceklere… Akıllı olun. Eğer siz de camide video çektirip türbede fotoğraf vermeye devam edecek ve giderek koltuklarınızda böbürlenip kabalaşacaksanız hiç gelmeyin. Aksi takdirde kıçınıza bu milletin tekmesini yemeniz bu kez o kadar uzun sürmeyecektir.

Selam ile…

Burnumuza Biber Gazı Kokuyordu!&rdquo hakkında 2 yorum

  1. Soluksuz okudum.Kaleminize sağlık. Son günlerde yaşananlarla ilgili olarak aklımdan ve kalbimden geçirdiğim duygu ve düşünceleri nasıl ifade edebilirim desem,herhalde cevabı böyle bir yazı olurdu.

  2. İçten teşekkür ediyorum. Hiç karşılaşmadan, hiç konuşmadan, benim duygu ve düşüncelerimi nasıl böyle eksiksiz ve güzel yazıya aktardığına da hayret ediyorum… 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir