İlk Karadelik Fotoğrafına Teolojik Bakış

Olay Ufku Teleskobu Projesi

Bilim insanları Olay Ufku Teleskobu Projesi çerçevesinde çığır açacağını iddia ettikleri ilk karadelik fotoğrafını dünyanın altı ayrı noktasında düzenledikleri basın toplantılarıyla eş zamanlı olarak paylaştılar. 10 Nisan 2019 günü saat 16.00’da başlayan canlı yayınlarda saat 16.07’yi gösterdiğinde Messier87 Gökadası’nın merkezinde yer alan devasa karadeliğin ilk fotoğrafını hep birlikte gördük.

Canlı Yayınlarda Karadelik

Yayını internet üzerinden izlerken bazı televizyon kanallarının da canlı yayını verdiğini fark ettim ve sevindim. Her şeye rağmen içimi bir ümit kapladı. Ama bu sevincim çok sürmedi. Beş on dakika içinde bu yayınlar aniden kesilerek çok daha önemli görülen başka bir canlı yayına geçildi ve o canlı yayın bilimsel yayını örterek kırk dakika kadar sürdü.

Medyamızın tercih ettiği ya da ettirildiği canlı yayın iktidar partisinin uzatmaları oynayan “seçilmemiş ama atanmış” İstanbul belediye başkanının seçimlerdeki adaletin ne kadar önemli olduğunu, İstanbul yerel seçim sonuçları ile ilgili algılarını, kendileri açısından endişelerini ve partizan düşüncelerini içeriyordu. Oysa aynı dakikalarda bilim insanları kendi basın toplantılarında politikacılara seslenerek mealen ayrıştırıcı kavgalarla insanları oyalamamalarını, odaklanılması gereken gerçeğin bilim oluğunu ve hedefin bilmek olması gerektiğini, hayatın anlamına doğru koştuklarını ve desteklenmek istediklerini anlatmaya çalışıyorlardı.

Bu tip politik kargaşaların sadece bizim ülkemizle sınırlı bir sorun olmadığını da biliyorum. İşte bu durum belki de dünyanın çoğunluk bir kesimi ile birlikte bizimki dâhil tüm toplumlar olarak tamamımızın nasıl bir mağduriyette ve ne fena bir karadelikte olduğumuzu gösteriyor.

Televizyon kanallarının bilimsel yayını kesip partici bir canlı yayını vermesi; algı oyunlarıyla doğrudan saptırılmış siyasi söylemlerin yüksek çekim kuvvetindeki girdabında yutulmaya hazır biçimde çukura doğru hipnoz olmuş gibi dönmekte olduğumuzu anlatır manidarlıktaydı. Neyi düşünmemizi istiyorlarsa saygısızca onu bize gündem ediyor ve kendi gündemimizle ilgilenmemize bile müsaade etmiyorlar. Elde etikleri güçle kendi ilgi ve bilgi alanımızın çekiminden bizi kopartıyorlar. Bunun için sadece televizyonları değil, gazeteleri ve sosyal medya dâhil tüm platformları kullanıyorlar. İki farklı canlı yayın eş zamanlı devam edip giderken iktidar partisinin gündeminin (lehinde ya da aleyhinde olsun) bu süslü çekim gücüne karşı koyarak internetteki yayına dönüp yakalayabildiğim iki ayrı adresteki yayınlardan bilim insanlarının barışçı, sakin ve olgun basın toplantılarını dönüşümlü olarak izlemeye devam ettim.

Şihablarla Kaplı Gökyüzü

O ilk karadelik fotoğrafını görür görmez algımdaki seçicilik bana hemen Kuran’daki “şihab” ayetlerini hatırlattı. Bu yüzden birazdan konuyu Kuran teolojisi açısından derleyip toplayarak sizinle düşüncelerimi paylaşacağım. Elbette bir fizikçi değilim ve elde edilecek bulguların ne kadar olduğunu, her yönüyle ne anlama geldiğini ve nelere çığır açacağını etraflıca bilemiyorum. Bilim insanları yeni bulgularını süreç içinde açıklayacaklardır ama kısaca konuyu anlatılanlar açısından hatırlatarak devam etmek istiyorum.

Karadelik Fotoğrafının Çekim Süreci

Bugüne kadar görmüş olduğumuz karadelik görselleri birer benzetimdi. Yani teorinin çizime dökülmüş anlatımlarıydılar. 10 Nisan 2019 günü ise bir karadeliğin simülasyonunu değil ilk defa gerçek bir fotoğrafını görmüş olduk. Dolayısıyla bu fotoğraf karadelik teorisinin artık teori olmaktan çıkması demek oldu. Ayrıca bu fotoğraf genel anlamda izafiyet teorisinin geçerliliğini gösteriyor ve sanırım etrafındaki birçok izsel teorinin doğrulanmasının veya bir kısmının yanlışlanmasının ve böylece bilimde belli konularda daha net bir gidişin ve yeni teorilerin geliş yolunu açıyor.

Fotoğrafını gördüğümüz bu karadelik milyarlarca milyarlarca kilometre uzakta ve zaman birimiyle yaklaşık elli beş milyon ışık yılı ötede. Bu uzun mesafe şu anlama geliyor: Gördüğümüz görüntü, baktığımız o karadelik fotoğrafı şimdiki zamana değil, elli beş milyon sene öncesine ait. Şu anda onun orada hangi biçimde olup olmadığını henüz bilmiyoruz.

“Event Horizon Telescope Project” yani Olay Ufku Teleskopu Projesi atom saati ayarlı ve yeryüzünde kurulan sekiz ayrı noktadaki birçok teleskobun (Şili (2) Hawai (2) Güney kutbu, Arizona, İspanya, Meksika) eş zamanlı görüşlerinin birleştirilmesi ile oluşturuldu. Böylece Dünya büyüklüğünde sanal bir teleskoba dönüştürüldü. Yanlış anlamadıysam 25 yıldan beri 40 ülkeden 200 bilim insanı veya 40 ülkede 200 farklı ülkeden bilim insanları bu projede çalışmışlar. İki yıldan beri de karadeliğin resmi için yüksek ölçekli verilerle çalışılmış.

44 milyon euroya mal olan bu fotoğraf Messier 87 Gökadası’nın (galaksisinin) merkezindeki karadeliğe ait. M87 adını Charles Messier isimli Fransız bir gökbilimci (1730-1817) den alıyor. Işığın bile kütle çekim gücünden kaçamadığı karadelik Brüksel’den Washington’daki bir hardal tanesinin resmini çeker gibi çekilmiş. Karadelik saat yönünde adeta bir vidanın sıkıştırılması gibi dönüyor. Her karadelikte olduğu gibi ışık dahil etrafındaki her şeyi içine çekiyor. Bilinenin aksine bu noktada ışık her yöne değil, karadeliğin ışıktan da hızlı olan çekim gücü içinde sadece karadeliğe doğru akıyor. Bilim insanları bir tanesini nihayet fotoğrafladılar ve biliyoruz ki uzay sayısını bilmediğimiz kadar çok karadelikle dolu.

Cehennemin Kapıları mı Uzay Zamanın Sonu mu?

Açıklamaları yapan bilim insanlarından birisi konuşmasına başlarken “niçin varız, nereden gelip nereye gidiyoruz” tarzında sorulara daha net cevaplar aradıklarını söylerken bir diğeri ise fotoğraftaki görüntüyü bir ateş çemberine benzetirken adeta “cehennemin kapılarına ya da uzayın ve zamanın sonuna, ahirine bakıyormuş gibi” hissettiğini söyledi. Bunu biz söylediğimizde “nasıl”a odaklanarak “neden” ve “niçin” sorusunun değerini anlamak istemeyenler “her şeyi de dinle ilgili görmeyin kardeşim” diye güya modernist bir bakışın kibrine düşerlerdi. Yoz anlayış sahibi cübbe saplantılı dinciler ise muhtemelen bu gelişmeyi küçümseyecek ve belki de 55 milyon sene önceye ait bir fotoğrafın bunca masrafa değmeyeceğini söyleyecekler, ezbere “Kuran’da zaten var” diyeceklerdir. 🙂 Oysa Kuran’da var olanlar aşağıda bahsedeceğim gibi keşfin yapılışıyla delillerin (ayetlerin) görünür hale gelmesidir. Bir şeye kitapta yazıldığı için iman edilmez: Kitapta yazan kanıtlandığında eminlik yoluna girilmiş olunduğu için o ayetlere iman edilir. İşte bu fotoğraf da her ne kadar hesaplamalarla daha önce ortaya konulmuş olsa da bir teorinin ete kemiğe bürünmüş, ispatlanmış halidir. İşte Kuran da böyledir. Kendi ifadesiyle bize ayetlerini afakta (ufuklarda) göstermektedir.

41:53 Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz. Böylece onun şüphesiz bir gerçek olduğu kendilerine açıkça belli olsun.

Kuran’a Göre Evrende Yalnız mıyız?

Kuran elbette Arapça konuşan bir topluma hitap ediyor ve onların kültürel öğeleri üzerinden bilgelik veriyor. Ancak bu bilgeliğin bizi doğruya yönelten tarafı yerel anlatımları değil, o yerel anlatıların verdiği erdemli mesajlar ve evrensel şiarlarının izdüşümleridir. Kuran birçok yerinde daha önceki kitaplara oranla çok daha modern ve oldukça kozmik bir anlatım sunuyor. Uzaya dair çokça işaretler içeriyor. Hatta bana öyle geliyor ki; bildiğimiz uzayda yalnız olmadığımızı ve bildiğimiz tarihin ötesi olduğunu bize fısıldıyor. Belki de zaman eğrileri veya yeryüzünün evrimi içinde bildiğimizin dışında bir nevi göreli tarihler olabileceğini, Adem (bilinçli insan) öncesi (ya da zaman eğrilerinde) bilinçli başka varlıklar olduğunu da adeta bize fısıldıyor gibi. Hatta ve hatta şu karadelik fotoğrafını ilk defa bizim çekmediğimizi ve tüm bunları ilk defa bizim keşfetmediğimizi de hatırlatıyor olması ihtimal dâhilinde.

72:8 Biz gökyüzünü araştırdık (lemesna) ve onun çok kuvvetli (şedid) ve alev saçan (şihab, alev demeti) alan koruyucuları (harasen) ile doldurulmuş olduğunu keşfettik (vecedna).

Bunu söyleyenler farklı bir toplumdan olup okunanı dinlemeye gelen yabancılardı. Bir sonraki ayette yani 72:9’da da mealen onun (göğün) oturma yerlerinde (gözlem yerlerinde) onu dinlediklerini (anlamak üzere izlediklerini) ve şimdi de kim dinlemek (izlemek) isterse aynı şeyi karşısında bulacaklarını, bekleyen ışın saçan alev demetlerini gözetlemiş olacaklarını söylüyorlar. Ayetlerin meallerinden alıntı yaparken bazı alışılagelmiş “ateş kovalıyor, bekçiler, bulmak, göğe dokunmak gibi” kelimeler yerine yukarıdaki keşfetmek, alan koruyucusu gibi kelimeleri kullanmış olmam düşünmekten korkanların eleştirisine maruz kalabilir. Ama Kuran’ı kendi yorumuma uydurma kaygısıyla o kelimeleri kullanmadığımı aşağıdaki görselleri inceleyerek anlayabilirsiniz. 

Klasik meallerdeki “bekçi” ifadesi kelimenin Arapçasını net olarak yansıtmıyor. Kelime bölgenin/alanın korunmasıyla ilgilidir. Bu manada bilinen yakın gökyüzünün korunması anlam buluyor.

Klasik meallerdeki yoklamak ya da dokunmak olarak çevrilen kelimenin “araştırmak” anlamında kullanılabilidiğini de görüyoruz. Meallerdeki “göğü yokladık” ya da “göğe dokunduk” yerine “o konuya da el attık” manasında gayet makul biçimde “gökyüzünü araştırdık” diyebiliriz.

Klasik meallerdeki “bulmak” ifadesi yerine akıl ve basiret yoluyla bir şeyi keşfetmek anlama daha çok oturmuyor mu?

Aşağıdaki görsellerde şihab kelimesinin sözlükteki açıklamalarını görüyorsunuz. Karadelikle ne kadar da benzeşiyor bir bakar mısınız?

Bekçi olarak çevrilen ve dilimize kaymış ikincil anlamıyla “hırsız” olarak da geçmiş olan he-re-se kelimesinin “dehr” kelimesine mecazen iliştirilerek geçmişte zamanla ilgili olarak kullanılmış olması ve Kuran’daki bahse konumuz gökyüzü inceleme ayetlerinde bu kelimenin kullanılıyor oluşu da konunun zamanla ilişkisi açısından manidar sayılabilir.

Cinler mi Yabancılar mı?

Cinler deyince kafalar bi dünya! Zihinler hipnoza giriyor, özgür düşünme kabiliyetini kaybediyor ve klasik cin kavramına takılıyor. Oysa yabancılara ne cins olursa olsun cin deniyor. Bu kadar basit. İster bu dünyadaki yabancı toplumlar olsun ister uzayda başka bir yerde yaşayanlar olsun hepsi yabancı işte. Havada uçuşan hayaletler, ayağı ters korkunç varlıklar değiller. Kısacası bu yabancılar ayette kendi gökbilim araştırmaları neticesinde elde ettikleri bilgi ve bulguyu açıklıyorlar. Adeta bugünkülerin açıkladıkları gibi…

Şihabları İzleme Olayı Ne Zaman Oldu?

Şu anki düşüncelerimizle ayetlerdeki bu olayı geçmiş zaman gibi algılıyoruz. Venya isimli teolojik romanımda bu konuya değinmiş ve şimdiki zamanda geçiyormuş gibi konuyu kurgulamıştım. Peki ya Kuran’da bahsedilen ve Kuran’ı onaylayan yabacıların (cinlerin) anlatıldığı bu ayetler gelecekten ya da zaman mekân eğrilerinde herhangi bir koordinattan da izdüşümsel haberler veriyor olamaz mı? Hatta bazı peygamberler, elçiler ve toplumları bu zaman eğrilerinin bildiğimiz tarihin ötesinde bir izdüşümünden kıssalarla Kuran’a mesaj üzere girmiş olamaz mı? Üzerinde beyin fırtınası yapılabilir bir konu bu.

Rahman suresinde (55:33-35 ayetlerinde) üstün bir güçle ancak aşılabilecek yalın bir alev ve kızıl bir duman olarak tasvir edilen göğün bucaklarından bahsediliyor. Bu da hatırıma dönüş hızının tersine bir güçle karadeliklerin aşılabilir olup olamayacağını getirdi. Bu da aynı biçimde üzerinde fikir tartışmaları yapılabilecek işaretler içeriyor.

Ahkaf suresinde (46:29) Kuran’a kulak veren bu yabancıların kendi toplumlarına uyarıcı olarak döndükleri açıklanıyor. Demek ki dini açıdan mesele sadece bilmek değil doğru yola girme çabasıdır. Çünkü kitabını okudukları insanlardan (en azından gök)bilimsel olarak daha fazla bilgiye ve teknolojiye sahip oldukları halde okudukları kitapla kendi ileri toplumlarına uyarıcı olarak dönmeleri manidar görünüyor.

Uzay Zaman ve Karadelik

Uzay zamanı çok derin biçimde eğen karadelikleri bilimsel açıdan adeta ötesi bilinmez kapıların anahtar deliklerine benzetebiliriz. Belki de göğün kapılarıdırlar ve bir yerlere oralardan çıkıp gideceğiz, bilemiyoruz şimdilik. Onlara uygun bilimsel anahtarı bulmak ise zaman alacak gibi görünüyor.

Bilimin Barışa Çağrısı

Bilimi asla ve asla küçümsemiyorum ve yol gösterici işaretler olarak kabul ediyorum. Ama işin tuhaf tarafı; bu karadelik fotoğrafı bana insan olarak bilimde ne kadar ileriye gittiğimizden ziyade aslında tüm gerçeği bilebilmekte ne kadar geride olduğumuzu işaret ediyor hissediyorum. Nasıl sorusunu açıklayan bilim bize yoldaki işaretleri gösteriyor. O işaretlerden biri olan bu karadelik fotoğrafı aslında tüm yeryüzü toplumlarını doğru yola davet ediyor ve barış çağrısı yapıyor. Kürsülerden bilimsel canlı yayınları yarıda kestirip yeryüzünün ufacık bir kara parçasındaki basit şeyler yüzünden birbirimizle kavga çağrısı yapanlara yüz vermeyelim ve her seferinde aldanmayıp akıldan ve gerçek adaletten yana davranalım yeter diye düşünüyorum.

Selam ile…

İlk Karadelik Fotoğrafına Teolojik Bakış&rdquo hakkında 3 yorum

  1. Selam Cengiz kardeşim yıllardır sessiz takip ediyorum seni,ufuk açıcı yazılarını ilgi ile okuyorum,kitabını da okudum sürükleyici harika bir eser yüreğine ,ellerine sağlık ,emeklerin için teşekkürler.Yorumu yazma amacım öylesine okuyup geçmediğimi faydalandığımı belirtmek için,tekrar teşekkür ederim yazılarının devamını beklerim Rabbim gücüne güç katsın

  2. Cengiz bey Allah razı olsun. inanın keyif ve ilgiyle okudum. Allah sayılarınızı artırsın.

  3. Șihap ayetlerini olduğumda bir bakış açısı yakalayamıyor ve benim için bu ayetler havada kalıyordu…
    Bu acıdan bakarak tekrar gözden geçireceğim ayetleri :))
    Emeğinize sağlık

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.