Salât’a Yürüyüş 7.Bölüm | Tasdik ve Salâtı İkame

Tasdik ve Salâtı İkame

Tamam öyledir, onaylıyorum demek gibi bir şey bu. Biliyorsunuz zaten. Sadaka ile aynı kökten ve sadaka ile ilgisine birazdan geleceğim. Ama önce bir hususu hatırlatmak istiyorum: Başlarda söylediğim gibi başlıkların geçişken olabileceğini belirtmiştim. İman mı önce gelir onaylama mı yoksa zaten iç içe şeyler midir tartışılabilir. Ama ben onaylama yani tasdik aracını ayrı bir başlık olarak secdeden ve imandan önce değerlendirmeyi tercih ettim.

Baştaki misalimizin sürecine göre şöyle ki; ayetleri anlamak için Kuran’ı okuyarak rükû edenlere artık biz de katıldık ama tabi ki kitabı okumak yetmeyecek.

(Amenna ve saddakna) “Emin olduk ve tasdik ettik” diyen bu sözün Arapçasını ezbere derler ya… Bizim bunu ezbere demememiz gerekiyor işte. Konu bu. Okuyup, ondan emin olup içselleştirmiş biçimde onaylamanız lazım. Bunu yapmadan önce sadece Müslümanız (teslim olmuşuz) ama iman aşamasına geçmiş değiliz. Onaylanmadığı halde kabul edilen bilgi ikiyüzlülüğe götürür insanı.

İnternet neslimiz daha iyi anlasın diye örnekleyelim: Uygulamayı kurarken sözleşmesini okumadan “agree” veya “accept” tuşuna basıp “next”e geçmeniz gibi… Kuran’ı okuyup, anlayıp öyle onaylamalısınız.

Teşbihimiz çerçevesinde tasdik’i bu bölüme almış olmam daha doğru bir dizilim gibi duruyor. Ama dediğim gibi tartışılabilir. Zaten iman ettikten beş sene sonra da bir ayeti henüz yeni anlamış, farkındalığına varmış olup tasdik edebilirsiniz. İman da böylece artmış olur. Yani tasdik de olup biten değil devam ede gelecek bir süreç. Bu yönüyle de ilk iman için varsayabiliriz bu dizilimi. Neyse çok da kafa ütülmeyelim, ilgili ayetlere geçelim artık. Önemli olan onların bize ne söylediği.

75:31 Kıyamet Suresi 31.ayet

Fakat o, ne doğruladı (saddeka) ne de destekledi (sallâ).

75:32 Kıyamet suresi 32.ayet

Ve lakin yalanladı (kezzebe) ve yüz çevirdi (tevellâ).

Bu iki ayette parantez içlerinde gösterdiğim iki farklı kelimenin tanımları görünür halde. Buradaki “saddeka” kelimesi “kezzebe”nin zıt anlamı iken “sallâ” kelimesinin de “tevellâ”nın zıt anlamı durumunda olduğu fark ediliyor.

Yine çokça tartışılan “sallâ” yani destekleme konusunu “salâvat” bölümünde konuşacağımız ayrı bir başlık olduğu için şimdilik askıda bekletelim ve biz “saddeka” olarak geçen kelimenin diğer ayetlerle de “onaylama, tasdik, doğrulama” anlamındaki yakın formlarında görelim… Aşağıdaki ayetlerde de tasdikin yine tanımı vardır.

27:27 Neml suresi 27.ayet

(Süleyman) “Bakacağız, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?” dedi

28:34 Kasas suresi 34.ayet

Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum.

29:3 Ankebut suresi 3.ayet

Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah gerçekten doğrulayanları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.

Sadaka kelimesi “emri yerine getirme” manasında birisine bir şey infak etmek için de kullanılagelmiştir. Buna itirazım yok. Ancak sanıyorum ki bazen sözü doğrulamak olarak salâtı ikame kapsamında kullanılmış olanlar da sadaka vermek gibi anlaşılmış olabilir.

58:12,13 Mücadele suresi 12. ve 13.ayetler

Ey iman edenler! Elçiye gizli bir şey söyleyeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce sadaka takdim edin (onu doğrulayın). Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bulamazsanız, bu durumda şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Gizli konuşmanızdan önce sadaka takdim etmekten (onu doğrulamaktan) ürktünüz değil mi? Ve yapmadığınızda Allah tövbenizi kabul etti. Şu halde salâtı ikame edin, zekâtı verin ve Allah’a ve O’nun elçisine uyun. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Düşünün… Nebinin dönemindesiniz. Onun Allah’ın vahyini ilettiği iddiasını işittiniz. Bazı sözleri kulağınıza geldi ve mantıklı buldunuz. Ama gerçekten doğru mu emin olamadınız. Madem onunla çağdaş ve aynı coğrafyada yaşamak gibi bir fırsat var elinizde neden yanına gitmeyesiniz! Eğer doğruysa bu muhteşem fırsattan faydalanmak ve kafanızı kurcalayan birçok sorunun cevabını bulmak ümidiyle, eğer yalansa bu kötülükten zarar görmemek ve insanları bu yalana karşı uyarmak niyetiyle yola çıktınız.

Nitekim yanına gidip onunla konuşmak istediniz. Ama oraya vardığınızda, kapısının önünde biri sizi durdurdu ve “Giremezsin ey yabancı!” dedi ve ekledi “Önce sadaka vermen lazım!”

Şu ayet mealine göre durum aynen yukarıda bahsettiğim gibi değil mi? Hani elçiler ücret istemezlerdi! Hani biz de bizden ücret istemeyenlere uyacaktık! O halde (doğrulama anlamı yoksa) bu mealde bir problem var.

Aynı surenin ilk ayetinden itibaren okumaya başladığınızda göreceksiniz ki konu zaten doğrulanmış ya da doğrulanmamış bir sözün gizlice iletilmesiyle ilgili…

58:1 Mücadele suresi 1.ayet

Gerçekten Allah, eşi konusunda seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan (kadın)ın sözünü işitti. Allah, aranızda geçen konuşmaları işitiyordu. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.

Kuran’dan uzak yaşamayı tercih eden insanlar şu ayeti önsüz arkasız okuduklarında haklı olarak şunu söylüyorlar…

“Bu kadın dedikodu mu yapıyor nebi ile? Bugün bunca sorunumuz varken Kuran’da bu mu anlatılıyor yani? Bir dedikodu! Öyle mi?”

Sizce dedikodu mu bu? “Hâşâ! Asla olamaz!” dediğinizi duyar gibiyim. Ama ben de size katılmıyorum. Bu gerçekten bir dedikodu olabilir. Bir şartla! Eğer kadın iddia ettiği şeyi doğrulamadan ve bir zan üzere şikâyete gelmişse bu kesinlikle bir dedikodudur. Ama eğer kadın gerçekten iddiasını doğrulamış olarak veya ispat etme imkânı yok ama haklı bir mağdurlukla derdine çare arıyorsa dedikodu sınıfından çıkar.

İkinci bir husus da dikkatinizi çekmiştir umarım… Bir kadın tek başına bir erkekle (nebiyle) gizlice konuşuyor. Demek ki bir kadın bir erkekle konuşabilir. Madem peygamber bize örnektir (gerçekten de öyledir) biz de birbirimizden kaçmak zorunda değiliz. Peki, kadının şikâyet ettiği şey nedir, devam edip bakalım…

58:2 Mücadele suresi 2.ayet

Sizden kadınlarına “zıhar”da bulunanlar (bilsinler ki, kadınları) onların anneleri değildir. Anneleri, yalnızca kendilerini doğuranlardır. Şüphesiz onlar çirkin ve yalan söylemektedirler. Gerçekten Allah çok affeden, çok bağışlayandır.

Anlıyoruz ki zıhar denilen şey, bir erkeğin bir kadını annesi gibi gördüğünü iddia etmesidir. Devam ayetlerinden de anlıyoruz ki bu zıhar denilen şey bir kocanın karısını boşamak için dinden olmadığı halde din bahanesiyle kullandığı kötü bir hile, kadınları kocalarına karşı korunmasızlığa ve köleliğe iten kötü bir gelenek.

Hepsini buraya alıntılamayayım… 3, 4, 5 ve 6’ncı ayetlerde bu kötü geleneğin dine uydurulmuş biçimde sokulduğu, gerçeği yansıtmadığı ve bunu yapanların bazı yaptırımlarla ancak geri dönebilecekleri ifade ediliyor. Bu durumda nebi ile görüşen kadının bir zanla mı hareket ettiği ya da başına böyle bir şey gelmesinden korktuğu mu söz konusudur ya da gerçekten mağdur mu olmuştur, bunu bilemiyoruz. Zaten bilmemiz de gerekmiyor. Çünkü mesaj o kadın veya o kadının ne yaşadığı ya da o kadının iyi mi kötü mü olduğu değil. Eğer öyle olsaydı biz de şu anda o kadının dedikodusunu yapıyor olurduk.

Aslında mesaj kısaca şu…

“Erkek egemen toplumlarda kadınlar üzerinden din kisvesine sokularak uydurulan bir takım kötü gelenekler ortaya çıkabilir ve din zannedilen bu gelenekler erkekler tarafından suiistimal edilerek kadınları mağdur edebilir. Siz de dönün kendi toplumunuza bakın ki, sizin din diye bildiğiniz şeyler gerçekte Allah’ın diniyle uyumlu mu değil mi?”

Biz “Bir kadın peygamberle dedikodu yapıyor ve Allah da buna bir şey demeyip bizi de mi dedikoduya ortak ediyor?” diyenlere cevap aramak durumunda değiliz ama bu tip Kuran karşıtı iddialar bizim imanlarımızı test ediyor olmalıdır. O an cevap vermemeyi tercih edebilirsiniz ama sorulardan kaçmayın. Bunu denenme, daha doğrusunu öğrenme ve tekâmül etme fırsatı olarak kullanmalısınız. Daha iyisini öğrenmek isteyenler en aykırı sorulardan korkmamalı, bunları fırsat görmelidirler. Bir basamağı görmezden gelenler ona takılır ve düşerler. O basamak daha yukarı çıkman için lazımdır ki orada karşına çıkmıştır. İşte 7’nci ayete geldiğimizde en başta kafamızı kurcalayan o konuyu biz unutsak da bakın Allah unutmuyor… Sorun neydi? “Dedikodu mu okuyoruz biz?” İşte bakın… Dedikodu okumuyoruz ama dedikodunun ne menem bir pislik olduğunu Allah bize hatırlatıyor. Bu da Allah ve elçisi üzerinden dillendiriliyor.

7’nci ayette, bilip bilmedikleri konularda başkaları hakkında dedikodu yapanlara “üç kişi olsalar dördüncülerinin Allah olduğu, beş olsalar altıncılarının Allah olduğu” hatırlatılıyor. Böylece şunu çıkarımlayabiliyoruz ki peygamberle görüşen o kadın ve nebi iki kişi olduklarında üçüncüleri Allah’tı. Bunun farkında olan kimse kötü bir şey yapabilir mi? Daha önce de söyledim: Bize din diye öğretilen “Bir kadın ve bir erkek yalnızsa üçüncüleri şeytandır” rivayeti tam da bu ayette yerle bir oluyor. Üçüncülerinin şeytan olduğunu düşünen mi yoksa Allah olduğunu düşünenler mi günahtan veya dedikodudan uzak durur?

Kötü niyetli kişi şeytanı umursamaz, ama Allah’ı umursama ihtimali çok daha yüksektir. Niyetini bozanın hatırlaması gereken, şeytan değil Allah’tır. Allah’la bağlantısını ayakta tutandır korunanlar.

8’inci ayette dedikoduları yapıp da peygamberin yanına gelenlerin onu Allah’ın selamıyla selamlamaları ve ikiyüzlü tavır ve sözlerinden bahsedilir. Dikkat edin dedikodu veya “gizli fısıldaşma” gibi konular bu surede hiç gündemden düşmüyor. Konu bu çerçevede ilerliyor.

9’uncu ve 10’uncu ayetlerde dedikodu ve çekiştirmenin şeytan işi olduğu, uzak durulması gerektiği farklı üsluplarla anlatılmaya devam ediliyor.

11’inci ayete geldiğimizde ise ortam biraz daha şekilleniyor. Peygamberin ayetlerle konuştuğu, insanların onun olduğu yerde toplandığı, onun bilgeliğini dinledikleri, soru sordukları, sorunlarına cevap aradıkları bir ortam tasviri var. Bu çerçevede oluşan bir kalabalık ve bu kalabalığın düzene girmesi gerektiği söz konusu. Bu kapsamda mecliste sonra gelenlere yer açmaları, orayı neredeyse mesken edinir hale girmemeleri, bitince kalkmaları isteniyor. Çok da doğal. Gerçekleri fark eden kişiler büyük bir hevese kapılırlar ve daha da fazla gerçek öğrenme hevesi ile bir kelimeyi bile kaçırmama telaşına düşerler. Daha çok dinleme ya da konuşup ifade etme hevesi olanlarla dolu bir okuma, öğrenme ortamında yeni gelenlerin gerçekleri öğrenmeye daha çok ihtiyacı olduğunu unutan insanlar çıkabilir.

Bir konferansı dinlemek için bugün bile ön sıralardan yer kapmak ve o kişinin her konferansını kaçırmamak için özel gayret sarf eden insanları aklınıza getirin. Teşbihen bir şarkıcının konseri, bir politikacının hitabeti, bir sinema filminin galası gibi durumlarda da benzer bir durum vardır. İşte salâtı ikamenin içindeki “salât” odur. Bunu da ileride konuşacağız. Konudan daha fazla uzaklaşmayıp bu bölümün bahsi olan ayete dönelim…

58:12 Mücadele suresi 12. ayet

Ey iman edenler! Elçiye gizli bir şey söyleyeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce sadaka takdim edin (onu doğrulayın). Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bulamazsanız, bu durumda şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Çoğu meallerin aksine bu ayetin kelimeleri arasında yoksullar yok, birilerine (bildiğiniz manada) sadaka vermek, yani para ya da malla bağışta bulunmayı ben göremiyorum. Peki, ne var?

1’inci ayetteki kadını hatırlayın… Hani peygambere söylediği şeyin zan mı gerçek mi olduğunu bilemediğimiz… Ya da “Selamun Aleyküm” diyerek peygamberin yanına gelen ama selamdan sonraki diğer sözlerinin gerçeklerle uyumsuz olduğu kişileri hatırlayın. Ya da herhangi bir kişiyi düşünün, bir iddiası var, ya da gizlice bir şeyi peygambere söyleyecek, ama halen iddiasından emin olamıyor. Bu kişinin ne yapması lazım? Yukarıdaki ayet mealine göre bir yoksula sadaka vermesi lazım! Peki, sadaka vermesi sorunu çözer mi?

Hiç eğip bükmeyin, konuşulacak gizli konuyu konuşulur hale getirecek olan sadaka vermek değil, konuşulacak konunun gerçekten doğru olup olmadığından emin olmaktır. İddiasını doğrulamaktır. İddiasını ispat etmektir. Yoksa şüphe üzerinde bir konuşma yapmış olurlar ve bu da dedikodu mahiyetine girme ihtimali yüksek bir şeydir. 13’üncü ayete baktığımızda konu pekişiyor.

58:13 Mücadele suresi 13. ayet

Gizli konuşmanızdan önce sadaka takdim etmekten (onu doğrulamaktan) ürktünüz değil mi? Ve yapmadığınızda Allah tövbenizi kabul etti. Şu halde salâtı ikame edin, zekâtı verin ve Allah’a ve O’nun elçisine uyun. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Gizlice konuşmadan önce (bağış yapmaktan değil) o konuşacağı gizli şeyin doğrulamaktan ürkmek söz konudur. Ama Allah bu yaptığından pişman olanları bağışlayacağını söyler. Surenin kalan ayetleri de bu minvalde ikiyüzlülüğü ve sonuçlarını çeşitli yönleriyle ifade edilmesiyle devam eder gider. Benim doğrulamam (tasdikim) bu şekilde.

Konudan biraz uzaklaştık. Tekrar salâtı ikameye dönelim. Neticede ayetlerde doğrulamanın salâtı ikameyle (bağlantıyı ayakta tutmayla) olan bağını gördük: Allah’la bağlantısını ayakta tutan kişi kendisine hatırlatılan gerçeği doğrular, yalana ve sahteye yönelmez.

Şimdi de sıra geldi secdenin salâtı ikamedeki konumuna…

Sekizinci bölüm: Secde ve Salâtı İkame

E-kitap başlangıç menüsündedir

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.