Salât’a Yürüyüş 6.Bölüm | Zikir ve Salâtı İkame

Zikir ve Salâtı İkame

Zaten sizde olanı size hatırlatıcı olan şeydir Kuran. Zikirdir. Hatırlayıştır. Zikir sözlük anlamı itibarıyla anma-hatırlama demek. Aynı kökten bazı kelimeleri sayalım: Mezkûr (anılan, hatırlanan), müzakere (karşılıklı zikretme, fikir alışverişi, görüşme, sorgulama, tartışma) , müzekkere (ihtar pusulası, not, hatırlatma), tezekkür (aklına getirme, anma), tezkere (andıç, not, hatırlanacak şey) gibi…

İşte kitap da bir hatırlatıcıdır. İçindeki baştan geçmişlikler ve kıssalar hatırlanacak söz ve alınacak hikmetler (izdüşümleri) için misallerdir. Aslolan misaller değil, misallerin verdiği öğütlerdir. O zikrin adı Kuran. Teşbihe göre hatırlarsak; siz daha çevrimdışı iken bile bilgisayarınızda zaten kayıtlıydı ama anlayamıyordunuz ya… İşte o kitabın içeriği artık karşınızda.

2:2 Bakara suresi 2.ayet

İçinde şüphe (tutarsızlık, tereddüt) olmayan şu kitap takva sahipleri için (korunanlar için) hidayettir (kılavuzdur, yol göstericidir)

Okudukça şaşıracağınız, sayfaları çevirdikçe ufkunuzun açılacağı tam bir çevrimiçi rehber. Hem kolay hem de aynı zamanda üzerinde ciddi bir akletme gerektiriyor. Bakın etrafınıza; ona inandığını söyleyen milyonlarca insan var. Ama anlamak için okuyan yok.

Siz salâtı ikame etmeye başladığınız (bağlantıyı ayakta tuttuğunuz) ve takva sahibi olduğunuz (korunma alanına girdiğiniz) ve furkan denilen (doğruyu yanlıştan ayıran) gözlükle baktığınız ve merak edip anlamak için eğildiğiniz (rükû ettiğiniz) için artık onu okuyabiliyorsunuz. O, sokaktaki gafil milyonlar için değil sizin için tutarlı bir rehber. Salâtı ikame etmek (bağlantısını ayakta tutmak) isteyenler için rehber.

5:12 Maide suresi 12.ayet

Andolsun, Allah İsrailoğullarından misak almıştı. Onlardan on iki sorumlu görevlendirdik. Ve Allah onlara dedi ki: Muhakkak ben sizinle beraberim. Salâtı ikame eder, zekâtı verir, elçilerime iman eder, onlara yardım ederseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse, bilsin ki belirlenmiş yoldan sapmıştır.

Kuran’da İsrailoğulları üzerinden öğüt verip uyandıracak oldukça fazla ve detaylı misaller var. Özellikle şu satırlarda alıntıladığım ayetler kitap üzerinden değinilen salâtı ikame kapsamında konumuz açısından önemli bir bölüm…

5:13 Maide suresi 13.ayet

Misaklarını bozmaları nedeniyle onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar kelimeyi anlamlarından saptırdılar ve kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unuttular. Onlardan çok azı hariç sürekli ihanet görürsün. Yine de onları affedici davran, müsamaha göster. Şüphesiz Allah ihsan sahibi olanları sever.

Görülüyor ki kelimeyi anlamından saptıranlar Allah’ın varlığına inanmayanlar değil, tam aksine kitap (Tevrat) ehli olanlar ve onların ileri gelenleri. Anlamından saptırılan kelime büyük oranda Tevrat’la ilgili. Çünkü kendilerine hatırlatılan (zikir) ve kendilerine hisse çıkarmaları gerekenler o kitabın içeriği. Buradan çıkarımımızı alıyoruz ki; bugün de aynı şey Kuran’ın başına gelmiş durumda. İşte salât da sadece namaza indirgenerek anlamı saptırılan ve hatta kaybedilen bir kavramdır bugün.

5:14 Maide suresi 14.ayet

Ve “biz nasarayız (hıristiyanız)” diyenlerden de misak almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unuttular. Böylece biz de kıyamet gününe kadar aralarına kin ve düşmanlık saldık. Allah yapmakta oldukları şeyi onlara haber verecektir.

Görüldüğü gibi aynı şey İsevilerin de hatası olmuştur. Onlar da İncil’den almaları gereken hisseleri zamanla kaybettiler. Kiliseler ve aziz olarak bilinen Hıristiyan ruhbanları İsa’yı tanrılaştırırken kitaba da eklemeler yaparak doğru anlaşılmasının önüne geçtiler.

5:15 Maide suresi 15.ayet

Ey Kitap Ehli! Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size beyan eden ve birçoğundan vazgeçen elçimiz geldi. Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap.

İşte geçmiş yüzyıllar içerisinde onlar gibi bu yeni kitabın (Kuran’ın) içindekileri de birçok yöntemle anlamından saptırdılar. Sadece ritüele indirgenen salât da bundan en ağır nasibi alanlardan oldu. Bağlantısını kaybetmiş Müslümanlar artık kitaplarını okumaz oldular. Okuyan az bir kısım ise kendi dilinde anlama çabaları küçümsenerek toplum dışına itildiler. Her şeye rağmen kendi dilinde okumak isteyenlere ise çeviriler yoluyla yanlış anlamlar dayatıldı. Oysa o kitabın içinde aydınlanmak isteyenler için çok şey vardı. Ve şükür ki her şeye rağmen salâtı ikame etmeye (bağlantıyı kurmaya) çalışanlar için halen var.

5:16 Maide suresi 16.ayet

Allah rızasına tabi olanlara onunla hidayet eder. (Onunla) onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola kılavuzlar.

Kuran, insanları düşünmeye, aydınlanmaya ve erdemli nesiller olmaya kılavuzlarken, onu insanların elinden alıp “biz size öğretiriz” diyen cahil cühela takımları tarihte eşi çok görülmüş bir galibiyetin mimarları oldular. Oysa mühlet kıyamet günüdür. Sonunda galip gelecek olan Allah ve onunla bağlantısını sağlıklı biçimde ayakta tutabilenler olacaktır.

3:191 İmran Ailesi suresi 191.ayet

Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. Ve derler ki: Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.

Ayakta iken, otururken ve yan yatarken Allah’ı zikredenler, Allah’la bağlantısını (salâtını) kaybetmeyenler ve gerçeği bulma gayesi olanlardır. Düşünen onlardır. Şuradaki “ayakta, otururken ve yan yatarken” ifadeleri insanın her halinin tasviridir. Geleneğin dini anlayışıyla bugüne gelen dindarlarımızın kaç tanesini göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünüp konuşurken gördünüz? Nötron yıldızlarından, süpernovalardan, Andromeda galaksisinden, solucan deliklerinden, manyetik koruma kuşağından veya arkeolojiden, sismik hareketlerden ve suyun kaldırma kuvvetinden bahseden kaç tane din adamı tanıdınız? Oysa Kuran’da bakın bize her halinizle bunları düşünün ve aydınlanın mesajı var. Bağlantının nerelerde kaybedildiğini görebiliyor musunuz?

6:92 Enam suresi 92.ayet

İşte onların elleri arasındakini (önceki kitabı) doğrulayan bu kitap, ana şehir ile civarındakileri uyarman için indirdiğimiz mübarek kitaptır. Ahirete iman edenler onunla iman eder ve salâtlarını muhafaza ederler (korurlar).

Arap toplumuna indirilen Arapça Kuran ulaşabildiği ölçüde çevresini de aydınlatmaya hazır ifadeler içerirken, ulaştığı topraklarda da halen Arapça okunmasının daha sevap olduğunun dayatılması ne büyük bir bahtsızlık. Oysa bizim durumumuz gerçeğe ulaştıran bir kitap duymuş ve kendi toplumunu uyarma durumunda olanlar gibidir. Filanca toplumun örfü, geleneği ve çevre koşullarına göre yaşadıkları kendi dil ve kültürleri bizim için din değilken; bunların din diye ön plana çıktığı ve hatırlatıcı ve uyarıcı olan kitabın içinin neredeyse hiç önemsenmediği bir din yaşıyor bu topraklar. Çünkü muhafaza edilen şey; kitap odaklı salât dediğimiz Allah’la bağlantı değil, yozlaşmış ve peygamber adı kullanarak başkalarını ötekileyen Arap kültürü bağlantısıdır. Kitap orada dururken; Arap bile olmayanların Araplık asimilasyonu din zannedilerek, sadece dini algı değil insanların kendi kültürel genleri de bozularak köleleştirilmiş. Ne Allah’a bağlantının muhafazası kalmış ne de kendi doğal kültürünün! Kitaba sarılmak yerine peygamberin sakalına ve sarığına sarılanların doğru yolda zannedildiği bir devir yaşıyoruz.

7:170 Araf suresi 170.ayet

Kitaba sımsıkı sarılanlar ve salâtı ikame edenler. Biz müslihlerin (ıslah edenlerin/ıslah olanların) ecrini şüphesiz zayi etmeyiz.

Oysa bugün elimizde olan kitabın değerini bilmemiz için sayısız örnek var okuyanlar için…

7:171 Araf suresi 171.ayet

Dağı bir gölge gibi fevklerine yükselttiğimizde onu üzerlerine düşecek zannettiler. Size verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı düşünün ki takva sahibi olasınız.

“Üç kulhü bi elham”ı Arapça ezberleyip de, ömrü boyunca ezberindeki bu ayetlerde ne söylendiğini anlamamak ne büyük talihsizlik! Çünkü sımsıkı sarınılan Kuran değil, gelenekten ve büyüklerinden öğrenilen zan bilgileri. Ama çok olmaları doğru zannedilmelerine yol açıyor. Oysa Kuran çoğunluğun içinden az kişinin seçildiğinden bahseder hep. Sadece peygamberler seçilmez, iman edenler de Allah tarafından seçilir. Ve tabi ki seçilenler elçi de olsa, salt iman eden de olsa salâtı ikame etmek isteyenler (bağlantısını sağlamak isteyenler) arasından olur.

20:13 Ta-Ha suresi 13. ve 14.ayetler

Ben seni seçtim. Bundan böyle vahyolunanı dinleMuhakkak ki ben Allah’ın. Benden başka ilah yoktur. O halde bana kulluk et ve zikretmek (hatırlamak) için salâtı ikame et.

Eğer salâtı ikame eden bir elçi ise, elbette bu bağlantının ucunu insanlara uzatmak da bu bağlantıya doğal olarak dâhil ve vahye destek olarak algılanmalıdır. Önemli olan uzatan insanın eli değil hatırlatıcının içindekilerdir. Zikrin içinde zikredilen şeylerdir. Unutulmaması gereken zikirdir, nebinin ne giydiği ne içtiği değil.

29:45 Ankebut suresi 45.ayet

Sana Kitap’tan ne vahyedilmişse onları oku (bildir) ve salâtı ikame et. Çünkü salât, aşırılıktan ve kötülükten alıkoyar, Allah’ı hatırlamak (zikretmek)  en büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilir.

Allah, elçisine bile “sana ne vahyedilmişse onu bildir” derken nebinin bize kitapta olmayan başka helaller, haramlar ve sünnetler bildireceğine mi inanalım? O bağlantısız hareket etmemiştir. Biz de bağlantımızı ikame etmek durumunda değil miyiz? Namaz konusuna ileride ayrıca değineceğiz ama kötülüklerden alıkoyan namaz mıdır yoksa Allah’la bağlantımızı (her şekilde) muhafaza mı etmektir sizce?

Daha önce yazılarımda verdiğim örneği tekrar vereyim: İnsanları rivayetlerle uyarır ve derler ki: Bir kadınla bir erkek yalnız kaldıklarında üçüncüleri şeytandır! Hedefleri; yalnız kalırlarsa bir yanlış ya da kötülük yapmalarının önüne geçmektir. Eğer uyarılan kişi şehvetine kapılan biriyse şeytanın birlikteliğiyle uyarmak onu bu kötülükten vazgeçirir mi sizce? Düşünün. Peki, ona “İki kişi yalnızsa üçüncüleri Allah’tır” dense nasıl hisseder? Kötülükten vazgeçirecekse hangi uyarı daha kolay vazgeçirir?

Namaz da kötülüklerden vazgeçirebilir ama sadece namazı kıldığınız beş on dakika için… Ya sonra?

Şimdi ayete dönün bakın… Diyor ki “Salât aşırılıktan ve kötülükten alıkoyar, Allah’ı hatırlamak (zikrullah) en büyüktür” Demek ki salâtımızı (bağlantımızı) ayakta tutarsak Allah’ı hatırlamış ve hatta unutmamış oluruz. En büyük vazgeçirici budur. Bağlantımızın bize sağladığı Allah’la beraberlik bilincidir. Tabi ki kitap da hatırlatıcıdır.

33:35 Ahzab suresi 35.ayet

Allah’ı çokça zikreden (hatırlayan) erkekler ve Allah’ı çokça zikreden (hatırlayan) kadınlar! (İşte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.

Kitapta, zikir ve salâtı ikame ilişkisini göz önüne seren çokça ayet olduğunu görüyoruz. Bu ayetlerin hemen her biri de ilk bölümlerde bahsettiğim salâtı ikame araçlarının birbirine bağlantıları hakkında ipuçları veriyor. Aşağıdaki ayetleri dikkatle inceleyin…

31:2,3,4 Lokman suresi 2,3ve 4.ayetler

Bunlar hâkim olan kitabın ayetleridirGüzel-iyi davrananlar için hidayet ve rahmettir. Onlar salâtı ikame eder, zekâtı verirler ve ahiretten de emindirler.

Yukarıdaki ayetlerde salâtla birlikte iman, kitap, ıslah ve zekât araçlarını sanırım fark ettiniz.

33:41,42 Ahzab suresi 41. ve 42.ayetler

Ey iman edenler, Allah’ı çokça zikredinVe O’nu sabah ve akşam tesbih edin.

Yine yukarıdaki ayetlerde salâtın vakit ve tesbih araçlarının zikirle bağlantısı görünüyor. Aşağıdaki ayette ise salâtla birlikte kitap ve infak aracı fark ediliyor.

35:29 Fatır suresi 29.ayet

Bilin ki Allah’ın kitabını (bildiren) okuyanlar, salâtı ikame edenler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler kesintisi olmayan bir ticareti (kazancı) umabilirler.

Bu araçlardan tesbih, vakit, zekât, infak gibi etki alanlarında sorular ve tartışmalar üretilen ve henüz bu okumakta olduğunuz kitapta üzerinde konuşmadıklarımızın salâtı ikamedeki yerlerini ilgili bölümlerde konuşacağız.

Şimdi ise sırada tasdik bahsi var…

Yedinci bölüm: Tasdik ve Salâtı İkame

E-kitap başlangıç menüsündedir

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.