Yaratılış Kalemi 3.Bölüm | Kalu Belá!

Elestu bi Rabbikum? | Belá, Şehidná

Daha henüz bedenimizle bile var olmadan önce Kuran’ın anlatımına göre verdiğimiz bir söz var. İşte bugünkü ve yarınki her şeyimiz de şahitliğimiz de o sözümüzle derinden ilintili.

Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine karşı şahitler kılmıştı. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti de onlar “Evet, şahit olduk.” demişlerdi. Bu; kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz yoktu” diyememeniz içindir.

7-Araf suresi 172.ayet

Ya da “Bizden önceki atalarımız şirk (ortak) koşmuştu. Biz de onlardan sonra gelme bir nesiliz. İşleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mı edeceksin?” diyememeniz içindir.

7-Araf suresi 173.ayet

İşte biz ayetleri böyle birer birer açıklarız. Umulur ki dönersiniz.

7-Araf suresi 174.ayet

İşte bu ayetler Âdemoğlunun kendine şahit oluşunun ve verdiği sözün kapsayıcılığının delilidir. Bu ayrıcalık İblis’e verilmeyen bir ayrıcalıktır. Çünkü onun varlığının şekli ve nedeni Âdem’den çok farklıdır.

Şimdi burada iki itiraz gelebilir.

Birincisi… Bu söz verişin ilk yaratılışta değil de her insanın doğumundan önce olabileceği şeklinde… İkincisi ise “Unuttuk işte! Hatırlamıyorum! Ben bu sahneyi hatırlamıyorum arkadaş!” denilmesidir.

Önce birinci itiraza cevap vereyim… Evet, belki de zamansal sıralama olarak her bireyin söz verişi “taa” kâinatın yaratılmasından önce değil de o insanın kendi doğumundan önce kabul edilebilir. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmez ve yine başlangıçta yani ilk yaratılışta sözün verilmiş olduğunu doğrular. Çünkü sen bir birey olarak yirminci ya da yirmi birinci yüzyılda doğmuş bile olsan, ilk (ölülük) varlık dönemin ilk yaratılışla başlamıştır. Sen doğmadan önce geçen uzun zamanların senin için gerçekte zamansal bir değeri yoktur. Sözgelimi sen 1980 doğumluysan… Ha yaratılıştan önceki sıfırdan önceki tarih, ha 1980’de doğduğundan önceki toplam tarih aynı şeydir. Eğer bedensel olarak bu mekânda değilsen, bu mekânın zamanında da değilsin demektir. Ha sıfırdan önce söz vermişsin, ha 1979 yılında henüz bedenin doğmadan önce. Fark var mı?

Bu durum; ölümle kıyamet saati arasında geçen zaman için de geçerlidir. Eğer öldüysen; az sonra sûra üfürüldüğünü, saatin koptuğunu ve kıyamet sürecinin senle birlikte yürüdüğünü görürsün. O güne kadar ölü olarak varsın ama bedenen ölü olduğun için dünyevi anlamda zamanın yok, mekânın yok, gözün yok, kulağın yok… Kesin biçimde anlamak için bir dirilişe daha ihtiyacın var. Ama kıyametle dünya yaşamı arasında iki denizin birbirine karışmaması gibi bir engel (berzah) söz konusu. Ve bu gidişin düzeltme şansı verilmek üzere geriye dönüşü de yok. Açıkçası durum buysa ayağımızı denk atmamız lazım.

“Unuttum işte, nasıl sorumlu olurum” diyen ikinci itiraza gelince… Unuttuğun şey dilinden çıkmış kelimelerin olmasından ziyade, o günkü halinden çıkmış daha da gerçek kelimelerindir. Dünyasal anlamda elbette verdiğin sözü unuttun. Âdem de unutmuştu. Bir şeyler olduğundan emindi ama (daha sonra bahsedeceğim) “fücuru” yüklendikten sonra bir söz verip vermediğinden o da emin olamıyordu. Yani kesin bir kararlılığı yoktu. Sen de unuttun.

Ve andolsun, öncesinde Âdem’e ahit verdik. Fakat o unuttu, onu kararlı da bulmadık.

20-TaHa suresi 115.ayet

Ama işin püf noktası zaten bu. Unutman gerekiyordu zaten. İşte unuttuğun için düzen böyle işliyor: İşte bu yüzden hatırlatıcı (yani zikir) geliyor. İşte bu yüzden elçiler, nebiler, kitaplar iniyor. İşte bu yüzden “kitabı aklet ve kalbine indir” deniyor. İşte bu yolla, bu yöntemle deneniyorsun.

Elçiler, müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderildi. Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah’a karşı savunacak bir mazeretleri kalmasın. Allah üstün ve güçlü olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.

4-Nisa suresi 165.ayet

Demek ki ne “haberimiz yoktu” demek bir mazeret olacak ne de “bizden önce gelen nesillere aldandık” demek! Demek ki sözümüzü vermişiz. Hatırlamıyorsan, işte hatırlatıcı orada tozlanmış şekilde duvarda asılı duruyor. Beğensen de beğenmesen de, istesen de istemesen de O’na döneceksin. Eğer başka bir çözümün varsa, durma aş göklerin bucaklarını!

Henüz göklerin ve yerin yaratılmasından önceki ilk yaratılışta sadece âdemoğullarından değil, aynı zamanda gönderilecek elçilerden de ayrı bir söz alınıyor. Aynı biçimde bu da ister ilk yaratılış anında densin ister x peygamberin zuhurunda densin fark etmiyor. Onlara da elçiler geliyor ve hakkı bildiriyorlar. Onlar da diğer insanların sınanmasına vesile olan bu ağır yükü omuzlarına almayı kabul ediyorlar.

Hani Allah nebilerden kesin bir söz almıştı: Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız. Demişti ki: Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı? Onlar: İkrar ettik, demişlerdi de, öyleyse şahit olun, ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım, demişti.

3-İmran Ailesi suresi 81.ayet

Yoktan var edilişe dair bu ilk dönemde henüz kâinat yok. Bildiğimiz üç boyutsal madde ve bedenler de yok. Kâinat olmadığı için mekâna özgü bir zaman da yok. Ama söz var. Sözler var. İster farklı bedenlere sahip, ister meleke anlamında olsun fark etmez, melekler var. İster tasavvur halinde diyelim, ister bilmediğimiz farklı bir varlık halinde, yaratılmış, ölüler hükmünde ama gerçeğe nazır olan bizler varız. Deneneceğiz. “Ol” emrinin gereğini yerine getireceğiz. Ama sürecin devamı için bir platform gerekiyor.

O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun onlara “Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz” dersen, inkâr edenler mutlaka “Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir” derler.

11-Hud Suresi 7.ayet

İnsanlar Allah’ın kendilerine verdiği değeri bilmese de, Âdemoğlu o kadar değerli ki onu sınamak, bir anlamda inşa etmek için koskoca bir kâinat yaratılıyor.

Bu ilk aşama henüz sadece söz verdiğimiz aşamaydı. Daha meleklere “secde edin” bile denmedi. Henüz İblis ortada bile yok. Kâinat yok, toprak yok, su yok, rahimler yok. Ama evre evre hepsi yaratılacaklar.

Dördüncü bölüm: Sözün Gereği

E-kitap başlangıç menüsündedir

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.