Hac bildiğimiz gibi mi?

Kuran’a Göre Hac ve Umre Çözümlemesi

Hac nedir? Umre ne demektir? Safa ve Merve tepe isimleri mi? Beyti atik ne demek? Hac için Mekke’ye mi gitmek gerek? Kurban hayvan kesmek mi yoksa başka bir anlamı mı var? Hac için özel kıyafet şart mı? Hacca gidince Kuran’ın dediğini mi yapmış oluyoruz? Kabe’de yapılan ritüellerin bizim memleketimize faydası ne?


HAC bildiğimiz gibi değil…

Bakara 158’de geçen Safa ve Merve elbette o zaman ya da sonradan iki tepeciğe isim olarak da verilmiş olabilir. Ancak Kuran’ın hiçbir yerinde anlamsızca verilmiş isimler yoktur. Bu kapsamda ve ayetler çerçevesinde Safa’nın dayanışma için bir araya gelme, Merve’nin de cömert davranışlar anlamına yakın göründüğünü düşünüyorum… Ki bunların Allah’ın işaret ettiği güzel şeyler olduğu ve hayra gönüllü olarak katılmayla ilgili olduğu ayetten anlaşılıyor. Bu çerçevede haccın salt bir ritüel için değil gerçekte insanların barışa yönelik bir dayanışması için yapıldığı gerçeği ortaya çıkıyor.

Bakara 189’da hilalin görünüşünün hac vaktinin geldiğini belirten bir zaman göstergesi olduğu açık görünüyor. Elbette bu hilaller haram aylar içinde görülen hilallerdir. Bunu ilerideki ayetlerde anlıyoruz. Orada bir dayanışma, bir yardımlaşma faaliyeti olacağı için, oraya yardımlaşma için bir takım mallar getirileceği için, insanların içinden oraya farklı niyetlerle gelenlerin olabileceğini de bu ayetten anlıyoruz.

Bakara195 ayetinde orada yapılan işin suiistimal edilmemesi ve iyi niyetlerle, halis duygularla yapılması gerektiği anlaşılıyor.

Bakara 196 ayetinde dikkat çekmek istediğim nokta HEDİYE kelimesidir. Çünkü hac ayetlerinin bir tanesinde bile kurban diye çevrilebilecek bir kelime geçmez. Hemen tüm meallerde kurban diye tercüme edilen kelimeler bizim dilimize de geçmiş olan ve çok iyi bildiğimiz HEDİYE kelimesidir. Demek ki hac için toplanılan yere mutlaka ki kurbanlık hayvan değil, her türlü hediye götürülüyormuş. Elbette hayvan da bir hediye çeşididir. O dönem için çok da değerli bir hediyedir. Ama bu, tüm hediyelerin hayvan olması gerektiği, hatta kesilmiş hayvan eti olması gerektiği anlamına gelmez. Üstelik hayvanlar yoksullara canlı olarak da hediye edilirse bu çok daha değerli olmaz mı?

Aynı ayette hac denilen bu dayanışma buluşmasına hasta olduğu için katılamayanlar ya da hediye gönderemediği için muhtemelen üzüntü duyanlardan bahis var. Aslında çok anlaşılır da bir ayet. Ama işi salt ritüel zannedenlerin ve atalarından devraldığını din diye kaybetmeme korkusu yaşayanların bu güzel duyguları ve mantığını anlamaları oldukça zor. Bunu da kabul ediyorum.

Her şeye rağmen hediye götürmeye ya da göndermeye olanak bulamayanlara (kendileri rahatlamak istediği için) tavsiye edilen bir oruç var. Peki, neden o bölgede oturmayanlar veya orada yakını olmayanlar için böyle 3 ve 7 günü ayrı parçalı bir oruçtan bahsediliyor? Çok basit. Çünkü orada olanlar zaten on gün orucun tamamını orada tutuyorlar. Orada yakını olanlar da aynen onlar gibi onların misafiri olarak oruçlarını orada tutabiliyorlar.

Orucun şartları da biliyorsunuz ki Bakara 183-188 arasında hem hafifletilmiş hem de sonraki ayetlere ilave edilerek açıklanmıştır. Oruç ya da başka bir şey… Önemli olan yaptığı işi takva sahibi olarak yapmaktır.

Bakara 197 ayetinde ulul elbab diye geçen kapı sahipleri? Hatırlayalım o ayeti… Hani göklerin kapısının kimlere açılmayacağını belirten ayeti… Araf 40’ta bahsedilen ayetleri yalanlayanlara göklerin kapılarının açılmayacağını bildiren ayeti… Büyük ihtimalle ilişkili. Konudan sapmadan devam edelim.

Bakara 198 ‘de; Safa, Merve, Hac kelimeleri gibi Arafat, Meşaril haram gibi kelimeler de diğer birçok kelime gibi kutsallaştırılmış ve anlamı bilinmez biçimde bugün kullanılıyor. Oysa bunların her birinin bir anlamı var. Arafat işte o yardımlaşmanın, dayanışmanın yapıldığı yerken, meşaril haram işaretlenerek (bir anlamda trafik işaretleri konularak) o faaliyetten sonra insanların yönlendirildiği yer olarak anlaşılıyor.

Bakara 199’da yürüyüş ve 200’de anma biçimi ile ilgili devamı var… Demek ki bu dayanışma faaliyeti evvelden beri yapılıyor ve Kuran’la birlikte buna bir disiplin ve samimiyet getirilmiş. Önceleri yapılanda şirk kokusu varken, kötü niyetliler varken, şimdi iş takvaya ve Allah için hak için yapmaya evrilmiş. Bu çerçevede orada edilen dua da istemek de kötülenmemiş. Ama sadece dünya için değil…

Bakara 201 Ve onlardan kimisi ise der ki (Rabbena Atina fiddunya haseneten ve fil ahireti haseneten ve kına azebennar) “Rabbim bize dünyada da ahirette de güzellik, iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru.”

Rabbena duası! İnsanlarımızın ne dediğini ve ne için bilmeden ezbere okudukları bir duanın anlamı şimdi çok daha iyi anlaşılıyor.

Bakara 203, 208…  Esasın takva ile güzel işler yapmak olduğunu, kesin ve mutlak çizgilerle çizilmiş bir ritüel olmadığını anlatan ayetlerden.

Ali İmran 95,96… Geçen kelime Bekke, Mekke midir ya da neresidir o da ayrı bir tartışma konusu… ama önemli olan (en azından benim için) gerekli öğüdün ne olduğudur. Bununla beraber bu dayanışma faaliyetinin ne zaman başladığını açıklıyor ayetler. İbrahim döneminde.

Ali İmran 97… Yapılan işin art niyetli maksatlara alet edilmemesi gerektiği, Allah için yapılması gerektiği bu manada Kuran’ın indiği topluma gösterilen mescidi haramın neresi olduğunu bu ayetlerden anlamışlardır. Peki bizim mescidi haramımız bizim kabemiz, bizim dayanışma mekanımız da orası mı olmalı? Şöyle bir açıklama getirmeye çalışayım: İbrahim peygamber şayet bir Japon olsaydı, o günkü Araplardan hac için Tokyo’ya mı gitmeleri istenecekti? O halde işaret edilen ev kendi topraklarındaki ev “hacca konu olan makam/mekân”dır.

Maide 1’de hem kelimenin etimolojisinden hem de ayetlerin açıklamasından ihramlı olmaktan farklı özel bir kıyafet giymek değil de, haram aylarda olmak gibi bir anlam hissediyorum. Haram ayların neler olduğu da ayrı bir tartışma konusu olmakla beraber ben bunun zamanının bahar sonu ve yaz aylarına tekabül eden (bizim coğrafyamıza göre Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos gibi) aylara daha yakın görüyorum. Çünkü haram aylar avlanmanın yasaklandığı aylardır. Avlanma da havaların ısınmasıyla başlayan ve genellikle soğumaya başlaması ile son bulan hayvanların üreme süreci olduğu işaretini alıyorum bu ayetlerden. Tabiatla bire bir uyumlu.

Maide 2’den anlaşılabilir ki; evvelden beri gelen hac faaliyetini kendi menfaatlerine göre sahiplenen ve yöneten müşrikler elde ettiklerini kaybetmemek için iman edenleri mescidi haramdan alıkoymuşlar. Gebe develer misali buna örnektir. Gebe develeri ya da diğer değerli ganimetleri hediye saymayan ve muhtemelen kendi zimmetine alan müşrikler bu bedava gelir kapısını kaybetmek istememiş olabilirler. Ardından yasaklanan hayvanlar açıklanmaya başlanıyor…

Tevbe 3… den başka haram aylarda savaşılmaması gereken ayetler var. Buna rağmen saldırılırsa karşılık verilebilir. Haram ayların yerini değiştirmeye kalkan müşrikler var. Bu büyük zulüm. Çünkü bu değiştirilince sadece savaşmamak değil hayvanların haklarına da girilmiş olunuyor. Allah’ın düzenine karşı çıkılmış olunuyor. Ramazan, hilaller ve kamerin evreleri konuyla yakinen ilgili diye düşünüyorum. Tüm bunların yapılabilmesi için önce gerçekten iman edenlerin (emin olarak inananların) yeterli bir toplumsal güç olmaları gerekiyor. Tabi o da bugünkü ayrı gayrilikle pek mümkün görünmüyor. Kuran’ın manasına yönelenlerin bile çoğu yeni düşüncelere oldukça kapalı durumda.

Hacc 25… Aslında Allah bize tam bir barış ortamının prototipini veriyor. Ama klasik dini anlayış bunu çözümleme işini bugünkü düşünenlere değil, yüzlerce yıllık rivayetlere ve ritüellerin aslının bozulmamış olduğu zannına veriyor. Ben en doğrusunu çözümleyememiş bile sayılsam, onların yanıldığına açık seçik eminim.

Hacc 26… Mekan kelimesi işte burada aynen “mekan” diye geçiyor. Demek ki mescid edinilen yer cami ya da bugünkü kaymış anlamıyla sadece namaz kılınan bir yer değil, çok maksatlı bir mekan.

Hacc 27… Kuran’da ezan kelimesinin geçtiği yerlerden biri. Haccı ezan etmek, haccı ilan etmek, duyurmak demektir. Mutlaka ki minareye çıkıp camiden ezan okumak değil. Üstelik bu yukarıdaki ayetlerde de gördüğünüz gibi hilallere bağlanmış durumda.

Hacc 28… Et, süt, hayvansal her ne ürünse işte orada toplananlar da orada yiyorlar ve fakiri de doyuruyorlar. Ama bu demek değil ki bütün hayvanları orada kesiyorlar ve etlerini dağıtıyorlar! Bir muhtaca bir inek ya da deve hediye etseniz daha çok sevinmez ve yaptığınız iyilik sürekli olmuş olmaz mı? Yoksa gebe develerden şu bahis niyeydi?

81:4 Yüklü develer (ya da mal mülk) terk edildiği (salıverildiği) zaman

81: 14 Nefis, neyi hazırladığını artık bilip-öğrenmiştir.

Peki bugün ne yapılabilir? Kurban bayramı diye bildiğimiz bayramlar bir dayanışma bayramına dönüştürülemez mi? Her semtte kutsallaştırılmamış bir mescidi haram kurulamaz mı? Her şehrin meydanında insanlar neyi varsa ondan getirip de bir yakınlaşma bayramı oluşturamaz mı? Sadece hayvan mı keseceğiz? Ev ihtiyacı olanlar için ev, borçlular için ödeme masaları, sağlık masaları, indirimli ürün pavyonları, bedava kitaplar, bedava oyuncaklar dağıtılamaz mı? Yoksa gebe develerden kurban olmuyor mu? Hac için Suudi Arabistan’a mı yoksa kendi şehir meydanlarımıza mı gidilmeli? Bizim toplumumuzun dayanışmasını Arafat’ta nasıl yapacak, Türk Kürt ikileşmesini barışa sahne olacak biçimde Mekke’de nasıl çözeceğiz? Üç beş kuruşu olanın koşa koşa Mekke’de kestirdiği kurbanın mahallemizde doğal gaz faturasını ödeyememiş aileye nasıl faydası dokunacak? Orada şeytan diye taşlara atılan taşlar bizim topraklarımızdaki piyasa şeytanlarının ve hırsızlarının kafasını nasıl yaracak?

Hacc 29… “Beyti atik” tamlamasındaki “atik” kelimesi sadece” eski, kadim” anlamına gelmiyor. Aynı zamanda “esaretten kurtulmuş” anlamına geliyor ve bence ayetteki esas anlam tam da bu. Peygamber ve onu takip edenler o gün kendi sılalarını esaretten kurtarmış olarak oraya döndüler.

Neyse… Her mahalleye işlevsel anlamda bir kabe kurabilseydik keşke!

Selam ile…

Hac bildiğimiz gibi mi?&rdquo hakkında 5 yorum

  1. Merhaba.
    Hac sûresi 27.ayet.İnsanlar içinde o haccı ilan et ki yürüyerek ve bitkin binekler üzerinde bütün derin vadilerden geçerek sana gelsinler.
    Hac ibadetinin kaldığı yerden devamının ilan edildiği bu ayet,yürüyerek ve bitkin binekler üzerinde bütün derin vadilerden geçerek sana gelsinler diyo.Ama şimdiki hacılarımız uçakla hooop ordalar.Yürüyerek yada bineklerle vadilerden geçilmediği için hac nasıl kabul olacak.

  2. Ellerine, kalemine sağlık üstadım. Muhtemelen hatırlamıyorsundur ama ben iki yıl kadar önce bu konudaki düşünceni merak ettiğimi ve yazını beklediğimi yazmıştım. Daha kapsamlı bir yazı bekliyordum, yalan olmasın ama ana hatlar ve mantık gayet net anlaşılıyor. Ben de benzer düşüncelerle yazınızı destekliyorum. Yine de ister Mekke olsun ister Medine olsun isterse Sydney olsun, senede bir kez dünyanın dört bir yanından muslumanlarin İslam aleminin sorunlarını görüşmek, paylaşmak ve tanışıp kaynaşmak için bir araya gelmelerinin doğru ve güzel olacağı kanaatindeyim. Yani yine Hac günümüzdeki gibi olsun ama içeriği milyonlarca hayvan kesmek, kabe etrafında dönmek ve “resetlenmek” olmasın, tanışmak kaynaşmak ve paylaşmak olsun. Daha fazla uzatmayayım. Cuma günü Allah’i anmak üzere bir araya geldiğimizde o caminin bulunduğu yerdeki insanlarin sorunlarıyla ilgili istişare olsun ve insanlar tanışıp kaynaşsın, Hac için bir araya gelindiğinde tüm dünya muslumanlari tanışıp kaynaşsın, dertleri tartışılsın isterim. Saygılar…

  3. Cengiz bey hac hakkındaki yazınız icin teşekkür ederim.Aynısını namaz ve oruç gibi ritüel ibadetler icin de yazmanızı rica ediyorum.Umarim yazarsınız. Görüşlerinizin biz okurlariniz icin kiymetli oldugunu söylemek isterim.

  4. Selam Cengiz Kardeşim, yazınızı okumak bugüne nasip oldu. Konu ve çalışmanız için teşekkür ederim. Önce şunu belirteyim Kuran’ı kaynak alarak çalışan, düşüncelerini paylaşan kişilerin birbirlerinden habersiz olsa bile, hep bir merkezde buluştuklarını görmek, Kuran’a eminliğimi bir kat daha arttırıyor. Yazınız inandığını söyleyen samimi kimseler için, kaynağından bakması açısından şöyle bir durup düşünmesi için etkili bir yazı olmuş. Hacc konusunu analiz edebilmem doğrultusunda yardımcı olan çalışmalar okudum. Yazınız da bu açıdan önem teşkil bir yazı tekrar teşekkürler, selam ve sevgi ile….

  5. değerli abim yazılarını genel itibari ile okuyunca temel amacın doğru yola iletmek olduğunu anlıyorum ancak bu makalen gibi doğru yolda Kuran a gore nasıl yurumemiz gerektiğini araştırmaların bu şekilde harika tespitlerinle bizlere bu şekilde iletmen bizleri çok mutlu edecektir. Okuyup inceleyip insanları yanlış yonlendirbilme endişeninde olabileceğini düşünüyorum fakat inan bazı noktalarda anlayamıyorum (orneğin hac meselesi) geleneksel din oylesine sarmışki zihinlerimizi tabi birde mealcilerin geleneğe yonelik mealleri/ kelime mealleri eklenince icinden cikilmaz hale geliyor. Kalemine yureğine sağlık abim

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.