Süleyman Peygambere Gelen Hediye

Gönderilen Hediye’yi Süleyman Neden Reddetti?

Aynı zamanda hükümdar olan Süleyman peygamber büyük bir güce kavuşmuştu. Birçok ulus birer birer bu güce boyun eğmiş ve onun ülkesine isteyerek ilhak olup, adaletle hükmedilen bir krallığa dâhil olmuşlardı. Ama halen Süleyman’ı zalim bir hükümdar zanneden, ondan korkan ya da ondan daha zengin ve bu yüzden güçlü olduğu iddiasında olanlar da vardı. Bunlardan birisi de Saba ülkesiydi. Zengin bir ülkeydi ve başında da bir kadın hükümdar vardı. Süleyman gizlice topladığı istihbarat neticesinde orası hakkında bilgi edindi. Melike’ye Allah’ın gerçeklerine boyun eğmesini, (muhtemelen) düşmanca tavırlardan vazgeçmesini, halkına zulmetmemesini ve dilerse kendisine katılabileceğini bir mektupla iletti.

Saba melikesi bunun üzerine şurasını toplayıp, ardından kendi görüşünü eşrafına şöyle açıkladı: “Hükümdarlar bir memlekete girecekleri zaman oradaki önde gelen kişileri gözden düşürecek davranışlarda bulunurlar ve orada bozgunculuk çıkarırlar.  Demek ki bunlar da böyle yapacaklar. O halde oraya elçilerle bir HEDİYE gönderelim bakalım, gönderdiklerimiz neyle geri dönecek!”

Saba melikesi kendisinin kendi ülkesinde küçük düşme tehlikesine karşı, erken davranıp ona hediye göndererek Süleyman’ı Süleyman’ın ülkesinde küçük düşürüp itibarına itibar katacaktı. Melike’ye göre; Süleyman ya daha değerli bir hediye göndererek buna karşılık verip bu aşağılanmayı bastırmalı ya da hediyeyi alarak Melike’ye boyun eğmeli ve küçük düşmeliydi. Oysa Süleyman’ın raconu tanıdığı krallara benzemeyecekti. Süleyman HEDİYE’ye büyük tepki gösterdi.

Gönderdikleri ulaştığı zaman Süleyman gelen elçiye dedi ki: “Allah’ın bize verdiği daha hayırlıyken, siz bana HEDİYE gönderiyor, malla (güya) yardım ediyor ve bununla mı ferahlıyorsunuz? Onlara dön ve karşı koyamayacakları bir güçle üzerlerine gelebileceğimizi ve onları orada rezil edebileceğimizi söyle.”

Çünkü Süleyman malın/paranın değerinden daha değerli olan şeyleri biliyordu. Ülkesinin gücünü ve caydırıcılığını parasıyla, malıyla ya da herkesin yapabileceği, edinebileceği şeylerle ölçmüyordu. Peki, ne ile ölçüyordu? Elbette akılla, bilimle ve sanatla. Bakın sonra ne oluyor…

Önce Melike’nin ülkesindeki tahtı örnekle, aynısını ya da bir benzerini yapabileceğini göstermeliydi. Bunun için bu işi bilenlere sordu ve yapabilecek olanı buldu. Gerçekten de tahtın bir benzerini kısa bir sürede yaptılar.

Hediyeleri Süleyman tarafından kabul edilmeyen Melike son çare olarak Süleyman’la görüşmeye geldiğinde de ona önce bu tahtı gösterdiler. Melike her ne kadar şaşırdıysa da böyle bir tahtı yapabilecek bilimin ya da zanaatın kendilerinde de zaten olduğunu bildiği için çok etkilenmedi ve Süleyman’a baskın olduğunu düşündüğü tavrından taviz vermedi. Bu manada Süleyman’ın ve Süleyman’ın ülkesinin gücüne teslim olmadı. Taht elbette ki burada çeşitli anlamlara gelebilecek bir örnek ya da bir metafordur. Bu ayrı bir konu. Neyse…

Melike kendi ülkesinin paraca/malca zenginliğiyle ve başında olduğu mülküyle halen kibirle övünür durumdaydı. Aynısı zaten Saba’da da olan bu tahttan yeterince etkilenmeyen ve halen burnundan kıl aldırmayan Melike’yi bu kez köşke aldılar.

Köşkün girişinde bulunan ve camdan yapılmış bir eşiği ilk defa gören Melike akar bir suyun üzerine basacağını zannetti ve eteğini toplayarak oradan geçmeye kalktı. Durum kendisine açıklandığında bunun daha önce kimse tarafından keşfedilmemiş ve yapılamamış bir şey olduğunu anlayınca, tüm gördükleriyle birleştirip sonunda Süleyman’ın gücüne teslim oldu. Yeryüzündeki hükümdarların kocaman sarayları kölelerin taşı taşın üstüne harç edip yığarak yaptığı saraylardı. Bu anlamda herkeste saray vardı. Ama kumu cama çevirmek bir bilim, bir yenilik, dolayısıyla yeni bir güçtü. O tarihlere atfen düşünülürse; bunu başarabilen akıl neler neler başarabilirdi…

Melike’nin ilk defa karşılaştığı şeyler sadece camdan bir eşikten ibaret değildi. Zaten babası Davut’un hükümdarlığı döneminde demiri işleyip zırh yapma sanatını öğrenen halkıyla birlikte askerlerini zırhlarla ve kalkanlarla kuşatmıştı Süleyman. Evcilleştirilmiş yaban atları da hızlarına hız katıyordu. Aynı zamanda sarayı çeşitli heykeller, işlemeler ve çeşitli sanat eserleriyle doluydu. Süleyman sarayının büyüklüğü ile övünüp sahte bir güç gösterisi yapmıyordu. Saray Saba’da da vardı. Firavun’un Mısır’ında da vardı, yeryüzünün dört bir yanındaki hemen tüm güçlü krallar saraylarda yaşıyor, hüküm sürüyorlardı. Süleyman gücünü hamasetle, sloganla ve şiirlelerle vehmederek ya da herkesin sahip olabileceği şeylerden onda da olduğunu öne çıkararak göstermiyordu. Askerini ustalarının zanaat eseri teçhizatlarıyla kuşatmış, sarayını başka yerlerden getirdiği, buluşu ve emeği başkalarına ait mal ve malzemelerle değil, kendi toplumuna dahil olan işçisinin emek ürünleriyle, kendi sanatçılarının sanat eserleriyle donatmıştı. Her bir yeri akılda, bilimde, mekanikte, zanaatta, sanatta ve mimaride henüz kimsenin yapamadıklarıyla döşetmişti. Taklidin peşinde değildi. Bilimin, akletmenin, öğrenip, düşünüp yenileştirmenin, daha iyisini yapmanın peşindeydi.

Her şeyden önemlisi de Süleyman, babası Davut gibi toplumuna adaletle hükmeden, onları ve topraklarını ıslah için çabalayan, yeryüzünü doğrulukla, dürüstlükle ve gerçek güç olan temiz akılla ıslah eden bir hükümdardı. Süleyman bir diktatör ya da bir istilacı değil, reformcu ve kötülere karşı CAYDIRICIYDI. O yüzden çokları ona boyun eğdiler, teslim oldular, katıldılar. Ta ki toplumu ondan sonra yeniden cehaletle hükmedenlerin eline ve kendi cehaletlerinin pençesine düşünceye kadar.

Selam ile…

Süleyman Peygambere Gelen Hediye&rdquo hakkında 3 yorum

  1. Yazınız, Kendisine emanet edilen Allah’ın adaleti ile üzerinde tasarruf etme yetkisi verilen mülkü Süleyman’ın zannedenlere gelsin. Kalemine, gönlüne sağlık…

  2. Hatırlattığın için teşekkür ederim.
    Melike hediye yerine hibe etseydi
    Saygılar

  3. ben konudan önce bilmek istediğim Süleyman peygamber miydi Kuran’da peygamber(nebi) diye geçen ayet hangisi öğrenmek istiyorum yanıtınız için şimdiden teşekkürler

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.