Peygamberle Görüşmeden Önce Sadaka Verin !!!

SadakAllahul Aziym, Sadaka Resulullah

Düşünün… Peygamber dönemindesiniz. Onun Allah’ın vahyini ilettiği iddiasını işittiniz. Bazı sözleri kulağınıza geldi ve mantıklı buldunuz. Ama gerçekten doğru mu yoksa yalancı bir peygamber mi emin olamadınız. Madem onunla çağdaş ve aynı coğrafyada yaşamak gibi bir fırsat var elinizde neden yanına gitmeyesiniz! Eğer doğruysa bu muhteşem fırsattan faydalanmak ve kafanızı kurcalayan birçok sorunun cevabını bulmak ümidiyle, eğer yalansa bu kötülükten zarar görmemek ve insanları bu yalancıya karşı uyarmak niyetiyle yola çıktınız. Nitekim yanına gidip onunla konuşmak istediniz. Ama oraya vardığınızda, kapısının önünde biri sizi durdurdu ve “giremezsin ey yabancı!” dedi ve ekledi “Önce sadaka vermen lazım!” Ben olsam ne yapardım biliyor musunuz? Allah’ın elçisi olduğunu iddia eden bu şahıs benimle hakkı, gerçeği görüşmek için bir nevi ücret istiyor madem “iddiasının sahibi değil” der, makul bir gerekçe sunamıyorsa geri dönerdim. Onunla görüşmezdim. Bir daha yüz de vermezdim. Şimdi aşağıdaki şu ayet meallerini okuyalım…

“Ey iman edenler, Peygamber’e gizli bir şey arz edeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce (yoksullara) bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (buna imkân) bulamazsanız, artık şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”

Bu ayet mealine göre durum aynen yukarıda bahsettiğim gibi değil mi? Aynen öyle. Hani elçiler ücret istemezlerdi! Hani biz de bizden ücret istemeyenlere uyacaktık! O halde ya bu ayet Kuran’dan değil, ya peygamber çok büyük bir hata yapıyor, ya da bu meali yazanlar ayeti bilerek ya da iyi niyetle bile olsa bilmeyerek tahrif edip, gerçeği değiştiriyorlar. Kuran’ı anlamak için Arapça bilmek, hadis bilmek, fıkıh bilmek, akaid bilmek, zart bilmek, zurt bilmek gerek diyen ve “Müslüman”lığı kimselere bırakmayan kör kılavuzların haline iyi bakın! İyi bakın yukarıdaki mealin Allah’ın söyledikleriyle alakası var mı yok mu?

Konuya 12’nci ayetle değil Mücadile suresinin ilk ayetiyle başlıyorum…

58 Mücadile 1 Gerçekten Allah, eşi konusunda seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan (kadın)ın sözünü işitti. Allah, aranızda geçen konuşmaları işitiyordu. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.

Kuran’dan uzak yaşamayı tercih eden insanlar tek başına şu ayeti okuduklarında haklı olarak şunu söylüyorlar…

“Kadın dedikodu mu yapıyor Allah’ın elçisiyle? Bugün bunca sorunumuz varken Kuran’da bu mu anlatılıyor? Bir dedikodu! Öyle mi?”

Sizce dedikodu mu bu? “Haşa! Asla olamaz!” dediğinizi duyar gibiyim. Ama ben size katılmıyorum. Bu gerçekten bir dedikodu olabilir. Bir şartla! Eğer kadın iddia ettiği şeyi doğrulamadan ve bir zan üzere şikâyete gelmişse bu kesinlikle bir dedikodudur. Ama eğer kadın gerçekten iddiasını doğrulamış olarak ve aynı zamanda haklı bir mağdurlukla çare arıyorsa dedikodu sınıfından çıkar.

İkinci bir husus da dikkatinizi çekmiştir umarım… Bir kadın tek başına bir erkekle (peygamberle) gizlice konuşuyor. Demek ki bir kadın bir erkekle konuşabilir. Madem peygamber bize örnektir (gerçekten de öyledir) biz de kadın erkek birbirimizden kaçmak zorunda değiliz. Günah sebebi değildir, bir kadınla bir erkeğin bir arada konuşması. Asansöre binmeyi de buna dâhil edebiliriz. Halvet olmaz yani! 🙂 Mesele niyet kardeşim. Gördün mü? Neyse…

Peki, kadının şikâyet ettiği şey nedir, devam edip bakalım…

58 Mücadile 2 Sizden kadınlarına “zıhar”da bulunanlar (bilsinler ki, kadınları) onların anneleri değildir. Anneleri, yalnızca kendilerini doğuranlardır. Şüphesiz onlar, çirkin ve yalan söylemektedirler. Gerçekten Allah çok affeden, çok bağışlayandır.

Anlıyoruz ki zıhar denilen şey, bir erkeğin bir kadını annesi gibi gördüğünü iddia etmesidir. Devam ayetlerinden de anlıyoruz ki bu zıhar denilen şey bir kocanın karısını boşamak için dinden olmadığı halde din bahanesiyle kullandığı bir adet, kadınları kocalarına karşı korunmasızlığa ve köleliğe iten kötü bir gelenek. Hepsini buraya alıntılamayayım… 3, 4, 5 ve 6’ncı ayetlerde bu kötü geleneğin dine uydurulmuş biçimde sokulduğu, gerçeği yansıtmadığı ve bunu yapanların bazı yaptırımlarla ancak geri dönebilecekleri ifade ediliyor. Bu durumda peygamberle görüşen kadının bir zanla mı hareket ettiği ya da başına böyle bir şey gelmesinden korktuğu mu söz konusudur ya da gerçekten mağdur olmuş mudur, bunu bilemiyoruz. Zaten bilmemiz de gerekmiyor. Çünkü mesaj o kadın veya o kadının ne yaşadığı ya da o kadının iyi mi kötü mü olduğu değil. Eğer öyle olsaydı biz de şu anda o kadının dedikodusunu yapıyor olurduk. Aslında mesaj kısaca şu…

“Erkek egemen toplumlarda kadınlar üzerinden din kisvesine sokularak uydurulan bir takım kötü gelenekler olabilir ve din zannedilen bu gelenekler erkekler tarafından suiistimal edilerek kadınları mağdur edebilir. Siz de dönün kendi toplumunuza bakın ki, sizin din diye bildiğiniz şeyler gerçekte Allah’ın diniyle uyumlu mu değil mi.”

Biz “bir kadın peygamberle dedikodu yapıyor ve Allah da buna bir şey demeyip bizi de mi dedikoduya ortak ediyor?” diyenlere cevap aramak durumunda değiliz ama ister kabul edin ister etmeyin bu tip Kuran karşıtı iddialar bizim imanlarımızı test ediyor olmalıdır. Bunu denenme, daha doğrusunu öğrenme ve tekâmül etme fırsatı olarak kullanmalısınız. Daha iyisini öğrenmek isteyenler en aykırı sorulardan korkmamalı, bunları fırsat görmelidirler. Bir basamağı görmezden gelenler ona takılır ve düşerler. O basamak lazımdır ki orada karşına çıkmıştır. İşte 7’nci ayete geldiğimizde en başta kafamızı kurcalayan o konuyu biz unutsak da bakın Allah unutmuyor… Sorun neydi? “Dedikodu mu okuyoruz biz?” İşte bakın… Dedikodu okumuyoruz ama dedikodunun ne menem bir pislik olduğunu Allah bize hatırlatıyor. Bu da Allah ve elçisi üzerinden dillendiriliyor.

7’nci ayette, bilip bilmedikleri konularda başkaları hakkında dedikodu yapanlara “üç kişi olsalar dördüncülerinin Allah olduğu, beş olsalar altıncılarının Allah olduğu” hatırlatılıyor. Böylece şunu çıkarımlayabiliyoruz ki peygamberle görüşen o kadın ve peygamber iki kişi olduklarında üçüncüleri Allah’tı. Bunun farkında olan kimse kötü bir şey yapabilir mi? Bize din diye öğretilen “Bir kadın ve bir erkek yalnızsa üçüncüleri şeytandır” sloganı tam da bu ayette yerle bir oluyor. Üçüncülerinin şeytan olduğunu düşünen mi yoksa Allah olduğunu düşünenler mi günahtan veya dedikodudan uzak durur? İyi düşünün. Kötü niyetli kişi şeytanı umursamaz, ama Allah’ı umursama ihtimali çok daha yüksektir. Niyetini bozanın hatırlaması gereken, şeytan değil Allah’tır.

8’inci ayette dedikoduları yapıp yapıp da peygamberin yanına gelenlerin onu Allah’ın selamıyla selamlamaları ve ikiyüzlü tavır ve sözlerinden bahsedilir. Hatırlattığım ayetlere Kuran’dan bakabilirsiniz. Dikkat edin dedikodu veya gizli fısıldaşma gibi konular bu surede hiç gündemden düşmüyor. Konu bu çerçevede ilerliyor. Bunları hatırlatmam gerekiyor ki “Peygamberle görüşmeden önce sadaka verin” diye çevrilen ayetin ne büyük bir saptırma olduğunu anlatabileyim. Oraya geleceğiz birazdan.

9’uncu ve 10’uncu ayetlerde dedikodu ve çekiştirmenin şeytan işi olduğu, uzak durulması gerektiği farklı üsluplarla anlatılmaya devam ediliyor.

11’inci ayete geldiğimizde ise ortam biraz daha şekilleniyor. Peygamberin ayetlerle konuştuğu, insanların onun olduğu yerde toplandığı, onun bilgeliğini dinledikleri, soru sordukları, sorunlarına cevap aradıkları bir ortam tasviri var. Bu çerçevede oluşan bir kalabalık ve bu kalabalığın düzene girmesi gerektiği söz konusu. Bu kapsamda mecliste sonra gelenlere yer açmaları, orayı neredeyse mesken edinir hale girmemeleri, bitince kalkmaları isteniyor. Çok da doğal. Gerçekleri fark eden kişiler büyük bir hevese kapılırlar ve daha da fazla gerçek öğrenme hevesi ile bir kelimeyi bile kaçırmama telaşına düşerler. Daha çok dinleme hevesi olanlarla dolu bir ortamda yeni gelenlerin gerçekleri öğrenmeye daha çok ihtiyacı olduğunu unutan insanlar çıkabilir. Bir konferansı dinlemek için bugün bile ön sıralardan yer kapmaya ve o kişinin her konferansını kaçırmamak için özel gayret sarf eden insanları aklınıza getirin, anlayacaksınız. Teşbihen bir şarkıcının konseri, bir politikacının hitabeti, bir sinema filminin galası gibi durumlarda da benzer bir durum vardır. Neyse konudan daha fazla uzaklaşmayıp bu makalenin bahsi olan ayete gelelim. 12’nci ayet…

“Ey iman edenler, Peygamber’e gizli bir şey arz edeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce (yoksullara) bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (buna imkân) bulamazsanız, artık şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”

Yukarıdaki mealin aksine bu ayetin kelimeleri arasında yoksullar yok, birilerine (bildiğiniz manada) sadaka vermek, yani para ya da malla bağışta bulunmak yok. Peki ne var?

1’inci ayetteki kadını hatırlayın… Hani peygambere söylediği şeyin zan mı gerçek mi olduğunu bilemediğimiz… Ya da “Selamun Aleyküm” diyerek peygamberin yanına gelen ama selamdan sonraki diğer sözlerinin gerçeklerle uyumsuz olduğu kişileri hatırlayın. Ya da herhangi bir kişiyi düşünün, bir iddiası var, ya da gizlice bir şeyi peygambere söyleyecek, ama hala iddiasından emin olamıyor. Bu kişinin ne yapması lazım? Yukarıdaki ayet mealine göre bir yoksula sadaka vermesi lazım! Peki sadaka vermesi sorunu çözer mi? Hiç eğip bükmeyin, konuşulacak gizli konuyu konuşulur hale getirecek olan sadaka vermek değil, konuşulacak konunun gerçekten doğru olup olmadığından emin olmaktır. İddiasını doğrulamaktır. İddiasından emin olmaktır. Yoksa şüphe üzerinde bir konuşma yapmış olurlar ve bu da dedikodu mahiyetine girme ihtimali yüksek bir şeydir. O halde ayet şöyle mealleniyor…

58 Mücadile 12 Ey iman edenler, elçiye gizli bir şey söyleyeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce onu doğrulayın. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bulamazsanız, bu durumda şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Şimdi 13’üncü ayete baktığımızda ise konu pekişiyor. Gizlice konuşmadan önce (bağış yapmaktan değil) o konuşacağı gizli şeyin doğrulamaktan ürkmek söz konudur. Ama Allah bu yaptığından pişman olanları bağışlayacağını söyler. Surenin kalan ayetleri de bu minvalde ikiyüzlülüğü ve sonuçlarını çeşitli yönleriyle ifade edilmesiyle devam eder gider.

“Sadaka vermek” yerine göre “infak etmek” anlamına yakın hiç geçmez demiyorum. Ancak bu manada geçtiği yerlerde infaktan ayrıca bahis vardır. Orada bile sadaka vermek “infakı doğrulamak, gerçekleştirmek” manasındadır. Şimdiye kadar ifade ettiklerimle (58:12) bu ayetteki “sadaka vermek” diye çevrilen kelimelerin “doğrulamak” veya “delillendirmek, ispatlı hale getirmek” olduğunu artık umarım net olarak görüyorsunuzdur. Hala göremediyseniz bu makaleyi okumaya devam edin…

Arapça kelimelerle şöyle hatırlayabilirsiniz. Sadak: Doğrulamak… Sadık: Bağlılık sahibi, Samimi, arkadaş, satmayan, onayından vazgeçmeyen… Sıdk: Doğruluk… Sadaka: Yerine getirilen, onaylanıp verilen… Musaddık: Doğrulayan, doğru olan… Tasdik: Doğrulamak… Ancak tüm bunlar yine de cümle yapısında asıl anlamlarını bulur. Geçtiği yere göre netleşir. Sadaka kelimesi birbirine yakın yapılarda içinde geçtiği cümlelerin bağlamında göre anlam alır. Bu bağlamlarda çoğu yapısıyla “doğrulamak, onaylamak” anlamında ya da doğrulama kapsamında başka kelimelerin yerine oturur biçimde geçer. İşte bunlardan bazıları infak, bağış, affetme, bırakma, vazgeçme, onaylama, sadakat ve hatta mehir kelimesinin yerindedir. Eğer biraz daha emin olmak istiyorsanız makaleye devam edin ve şunları inceleyin… Size Kuran’da “sadaka” kelime kökü geçen tüm ayetlerden kısa kısa bahsedeceğim…

İspat etmek kapsamında sadaka kelimesi geçen diğer bazı ayetler şunlar…

4:114 Onların gizlice söyleşmelerinin çoğunda hayır yoktur. Ancak doğrulamayı veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah’ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz

34:20 İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış oldu, 

Aşağıdaki ayetlerde sadakanın tanımı vardır. Kelimenin zıddı olan (kezebe) yalanlamak kelimesi ile birlikte kullanılmıştır.

27:27 (Süleyman:) ‘Bakacağız, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?’ dedi

28:34 Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum.

29:3 Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğrulayanları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.

75:31,32 Fakat o, ne doğrulamış ne de salât etmişti. Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.

39:32 Allah’a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde doğruyu yalanlayandan daha zalim kimdir?

Daha önceki (Tevrat, İncil gibi) kitapları doğrulayıcı, ellerinde olanı doğrulayıcı veya doğrulayan elçi kapsamında sadaka kelimesi geçen ayetler şunlardır…

2:41, 2:89, 2:91, 2:97, 2:101, 3:3, 3:50, 3:81, 4:47, 5:46, 5:48, 6:92, 35:31, 46:12, 46:30, 61:6

Kuran’da “Doğruyu söylemek” kapsamında kullanılan sadaka kelimesi…

3:95 …Allah doğru söyledi (doğruyu onayladı)

3:152 …Allah sözünde size sadık kaldı (sadakakum)

4:87 …Allah’tan (as-deku) daha doğru hadisi olan kim olabilir?

4:122 (asdaku) Allahtan daha doğru sözü olan kim vardır?

5:113 …(havarilerin sözü) …bize doğru söylediğini bilelim diye sofra istiyoruz

5:119 Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür.

6:115 Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tamamlanmıştır.

9:43 Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?

12:26 …onun gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir (sözüne sadıktır)

33:22 (sadakallahu ve resuluh) Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.

36:52 …gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş.

Allah’ın gerçeklerini, emirlerini ve öğütlerini doğrulama kapsamında sadaka kelimesi geçen ayetler…

2:177 …yoksullara yolda kalmışlara malından verenler, işte onlar doğrulayıcı olanlardır

3:39 …Allah’tan bir kelimeyi doğrulayan olarak (İsa)…

37:37 Hayır! O hakkı getirmiş ve gönderilenleri de doğrulamıştı.

39:33 Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince; işte onlar muttaki olanlardır.

37:52 Derdi ki: Sen de gerçekten doğrulayanlardan mısın? (el musaddikun)

56:57 Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? (tasadduku)

57:18 Bilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şüphesiz Biz, umulur ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık. Gerçek şu ki, doğrulayan erkekler ile doğrulayan kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve ‘kerim (üstün ve onurlu)’ olan ecir de onlarındır

63:10 Sizden birinize ölüm gelip de: “Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece doğrulasam ve salihlerden olsam” demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.

66:12 Meryem O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğruladı

70:26 Ve onların mallarında belirli bir hak vardır: Yoksul ve yoksun olan(lar)için. Onlar, din gününü onaylamaktadırlar. Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar.

92:6 Ve en güzel olanı doğrularsa

Rüyayı doğrulamak da dâhil…

37:105 Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.

48:27 Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı

Hediye, infak, bağış konuları bağlamında gerçeği onaylama, doğrulama kapsamında sadaka…

2:196 …Siyam veya sakada (sadakat) veya nüsuk olarak fidye (karşılık) gerekir… ve ama emin olduğu zaman hediyesini göndersin

2:263 …Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir doğrulamadan daha hayırlıdır. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.

2:264 …infak ettikten sonra eziyet ederek başa kakarak (sadaka) sadakanızı (doğrulamanızı) geçersiz kılmayın

2:271 …Açıkça vererek doğrularsanız (infak ederseniz) iyi ama gizlerseniz daha iyi (el sadakat)

2:276 …Allah ribayı eksiltir sadakatten (doğrulama gereği vermekten) artırır

Şu ayette mehir diye bile çevrilmiş, mehir yoluyla yapılması gerekeni doğrulamaktır

4:4 …kadınlara (sadukati hinne) mehirlerini gönül hoşluğuyla verin… geri bıraktıklarını huzurla yiyin.

Doğruluk, Bağlılık, Sadakat anlamına yakın…

19:50 …Onlara doğruluk dili verdik Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.

21:9 Sonra onlara verdiğimiz söze sadık kaldık, böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da

26:84 Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver.

33:8 Doğru olanlara doğruluk (ve bağlılık)larını (Allah’ın) sorması için. Kafirlere ise acı bir azab hazırlamıştır.

33:23 Mü’minlerden öyle adamlar vardı ki Allah ile yaptıkları ahide bağlılık gösterdiler

33:24 Çünkü Allah, (sözüne bağlı kalıp doğru olan) sâdıkları sadakatlerinden dolayı mükafaatlandıracak, münafıkları da dilerse azablandıracak

33:35  …sadık olan kadınlar, sabreden erkekler

39:74 Dediler ki: “Bize olan va’dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah’a hamd olsun”

46:16 Onlara vaat edilen doğru bir vaattir.

47:21  …şayet Allah’a sadakat gösterselerdi,

Bağışlama kapsamında sadaka kelimesi…

2:280 (tasadduk) Borçluya bir tesadduk etmeniz daha hayırlıdır eğer biliyorsanız

4:92 (yassadaku) …kazayla birini öldürene ailesi bunu sadaka olarak bırakırsa daha…

5:45 …kısası kim sadaka ederse ona kefarettir

12:88 …biz az bir sermaye ile geldik bize tasadduk et. Allah tasadduk edenlere karşılığını verir

Sadaka-İnfak kapsamında geçen diğer ayetler…

9:58, 9:60, 9:75, 9:79, 9:103, 9:104,

Güzel, uygun, bahşedilmiş kapsamında sadaka geçen ayetler…

10:2, 10:93, 17:80, 54:55

Gönlüncelikle ve selam ile…

Peygamberle Görüşmeden Önce Sadaka Verin !!!&rdquo hakkında 7 yorum

  1. Selam, şuanda sabah saatleri yazıyı okudum yine çok güzel yerden yakalamışsınız, mahmurluğumu attığım da sindire sindire tekrar okuyacağım inşallah, gönlüne sağlık..

  2. “Ey iman edenler, elçiye gizli bir şey söyleyeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce onu doğrulayın. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bulamazsanız, bu durumda şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” şeklindeki bir meallendirmede ” Şayet bulamazsanız diye başlayan kısımla uyumsuzluk oluyor. Neyi bulamayacak ?

    1. “şayet (doğrulama imkanı) bulamazsanız” olmalı diye düşünüyorum. Bu durumda hata yapma imkanı, dolayısıyla günah işleme durumu ortaya çıkıyor. Bu durumda Allah’ın çok bağışlayıcı olduğunu bildiren ayetin son kısmıyla uyumlu hale geliyor.

  3. Cok guzel bir bakis…
    Bir cok seyi farkettim yaziyi okuyunca…
    Guzel bir kavram arastirmasiydi.

  4. merhabalar
    size aylar önce bir yazınızdan dolayı atmış olduğum mail’de işaret ettiğimi ifade etmeniz beni pek mutlu etti .
    maalesef dinciler!!!! Kuran’ı Allah’ın iletmek istediği şekilde değil kendi çıkarlarının emrettiği şekilde çevirmişlerdir
    Şimdi size bir soru Kuran’da Peygamber Nebi’midir resul’mudur?
    Resul : gönderme,gönderilen elçi haberci saldı sarktı anlamlarındadır.
    peki Peygamber gönderilen mi? Haberci mi? Elçi mi? yoksa insanlardan seçilen mi?
    İyi günler dileklerimle

  5. Ben yazıyı kendi açımdan tatminsiz buldum. Yazının başında bahsettiğiniz kişiler için zaten bir sınırlama yok, o kişiler istedikleri şeyi sorabilirler, rahatlıkla.
    2. itirazım “sadaka vermek zorundasınız” gibi bir şey yok. “Bulamazsanız tamam, Allah affeder” var deniyor.
    3. Kur’an’da sadakanın kimlere verileceği var, tekrara gerek yok.
    4 “meclisi mesken etmemeleri.” Buradan anlaşılıyor ki amaç devlet başkanını boş yere rahatsız etmeme çünkü birilerine sadaka verilirse herkes rahatsız etmez.
    5. Orada “fe kaddimu” kullanılmış, “veriniz” demekmiş, neyi veriniz? Son olarak şuna delil getirmeliydiniz, Kur’an’ın başka hangi ayetinde “delil bulamazsanız tamam sorun değil, Allah affeder..” gibi bir kullanım var?

    Bu nedenlerden dolayı bu yazıyı sevmedim. Selamlar.

  6. Sağlık ve esenlik diliyorum Cengiz bey,
    Yazılarınızı zevkle okuyorum, izdüşümleriniz genellikle çok güzel. Bu düzeltmeniz de ilgili ayet mealini surenin bütünüyle uyumlu hale getirmiş. Üstelik çok kötü bir algıyı da sonlandırmış. Kaleminize yüreğinize sağlık.
    Düzeltmenin son kısımda sanki bir uyumsuzluk oluşmuş gibi. Haddim olmayarak o da, “şayet (doğrulama imkanı) bulamazsanız” şeklinde düzenlenebilir.
    Benim dikkatinizi çekmek istediğim benzer bir ayet daha var, 9/Tevbe.103. Siz de bu ayeti yazınızın son kısmında sadaka – infak kapsamına dahil etmişsiniz ama meallerde aynı yanlış algı bu ayette de oluşturulmuş sanki. İncelememiz dileği ile,
    Her şey gönlünüzce olsun…

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.