Parmak Acısı

Parmaklarım güçlüydü… Boşuna olamazdı bu hediye. Hissediyor ve biliyordum bir yana… Kullanmaktan imtina ne diye! Öğütüp, un ufak ediyorlarken önüne gelen beşeri… İnsan değirmenlerinden kaçtım. Yukarıdan sallanan bir ip uzanınca tutundum… Hürriyete ne kadar açtım!

Özgür hissedince gökyüzüne baktım… Yıldızları yere indirmeye kalktım. İşaret parmağımı kıvırıp taktım… Kıpırdanıp hareketlendiler. Bulutları geriye ittirdim… Kolayca kayıverdiler. Yağmur damlalarını yakalayıp çektim… Üzerime yağıverdiler.

Çökmüş kocaman develeri yukarıya kaldırdım… İki parmak şıklatmayla. Aslanları ve akrepleri eğittim… Sırtlanlar benle alay edip sırıtırken. Özgürlük kitabımı en alta koymuşlar… Üzerine yalan dağlar yığmışlardı. Hepsini poşetleyip çöp kamyonuna fırlattım… Çok fena kokmuşlardı.

İtibar sahibi nice sakallı adamlar… Günden güne değersizleştiler. Kırık bilyeler gibi fırlattım onları… İade etmeye bile değmezlerdi. Arapça duvar kâğıtları vardı… Söktüm attım tırnağımla. Güneşimi örten siyah camları… Hışımla kırdım yumruklarımla.

Boynuzlanmış, sakatlanmış, hastalanmış… Uçurumdan aşağı yuvarlanmış pişmanlıklarım vardı. Leş gibi kokuyorlardı… Toprağa karışıp gittiler en nadide yağmurlarla.

Allah adına kesilmemiş sevgilerim vardı… Hepsi bana nefret kesildiler. Dağıttım pis dumanını yürek ateşimin… Zandan ejderhalarla savaştım araflar üzerinde.

Helal kesim domuzlardan yiyorlardı… Önde gelen büyük zatlar! Peygamberin yırtık hırkasını anlatıyorlardı… Kaftanı altından işlemeli mukaddes adamlar!

Petrol yüklü tankerlerden… Vergisi ödenmemiş şileplerden… Gavsların uzay mekiklerinden kaçıp… Nuh’un gemisine tırmandım.

Çaprazlama kestiler önümü… Astılar biçtiler, boş ahkâmlar kestiler. Sana bunları birisi öğretiyor denirken… Ben onlara öğretmeye çabaladım.

Kendi rızkını taşıyamayan hayvanlara rastladım… Kimseyi övmüyor, kimseden medet ummuyorlardı. Ama insanlar gördüm çuvalında erzağı dopdoluyken… Sarayların önünde dileniyorlardı. Firavunlar kutsanırken… Hamanlara sırtlar dayanırken… Ben Yaratanımı gördüm… Ve sadece onu övdüm.

Allah adına yalan uyduran kertenkeleler görmedim… Kertenkele öldürmeyi Allah’ın emri sayan şeytanlar gördüm. Tüm ceylanları öldürüp biriktiren aslanlar görmedim… Denizin dibindeki tüm balıkları süpüren gözü dönmüş balıkçılarla dolu takalar gördüm.

Mantarlar ve bıldırcın etleriyle beslenenler… Firavunların sarımsağını istediler. Oruç tutan ehli müslümanlar… Gün ortasında kardeş eti yediler. Namazı kazaya bırakmayan ihtiyarlar… Bir çocuğa gülümsemeyi ertelediler. Kılı kırk yarıp kırkta bir hesaplayanlar… Kırk yılda bir borçluya infak etmediler.

Hazretlerin önünde eğilen dindarlar… Ayetlerin önünde eğilmediler. Ölmüşlere Yasin okuyan hafızlar… Dirilere masallar vaaz ettiler. İddet bekleyen koca koca adamlar… Sağ ayaklarıyla giriyorlardı tekkelerden içeri. Dırar mescidlerinde mehir ödüyorlar… Hamd ediyorlardı önlerine ip atmış şeyhlerine.

Allahu ekber nidalarıyla kelle uçuruluyordu… Salyangoz satılmayan mahallelerde. Dinde zorlama yoktur diyordu hocaefendi… Irzına göz diktiği sübyanlara mekteplerde.

Krediye uygun daire satıyordu hacı müteahhit… Faizini almadığı bankanın veznesinde. Mülk Allah’ındır diyordu bir devlet başkanı… Görünmez kumaştan kaftanıyla müstekbirce.

Sarayının merdivenlerinden ağı ağır inerken… Elinde Allah’ın kitabını sallayan bir adam vardı. Islık çalmak ve el çırpmaktan ibaret bir salât ediyordu… iktidarla övünen, ama nefsine hiç iktidar olamamış taraftarları.

Çoklukla övünüyordu çokluk peşinde koşanlar… Bir pisliğe üşüşmüşler gibi. Hakkında bilgisi olmadıkları Allah’ı savunuyorlardı… Kendileri hakkında hiçbir fikri olmayanlar.

Hakkı batıl ile örtüyordu… Hakkı batıldan ayırıyoruz diyenler. Yeryüzünü ıslah ediyoruz diyordu… Kendinden başka herkesi düşman bilenler. Siz kitabı anlayamazsınız diyordu… Kitabı hiç okumamış olanlar. Bu iş akılla olmaz iddiasındaydı… Aklını hiç kullanmamışlar.

Zengine zekat veriyor, lokantada oruç tutuyor… Kitaba arkasını dönüp o kitaba şahadet getiriyorlardı. Ocağa konmuş boş tencereler, içinde kitap olmayan kütüphaneler… İçinde öğretmen ve kalem olmayan okullar gibiydiler.

Gösterişli camilerin ve minarelerin dibinde… Tütmeyen bir baca ve sıvasız bir gecekondu vardı. Yarısı yenmiş ve kurumuş bir ekmekten… Karnını doyuruyordu üç beş yetim.

Yusuf’un gömleğini arkadan yırtıyordu… Cık cık sesleriyle kafa sallarken… Yan yan bakan ehli namus takkeliler… Mescidin önünden geçen neşeli kızlara. Şalvarları yanıyordu ateşten… Sarıklarından şehvet dumanı tütüyordu. Tarlabaşı bulvarında yürürken… Ehli serseri ile birlikte ehli tarikatın.

Parmaklarım belki acıyor, ama vicdanım öyle rahat…

Kalemzade Cengiz Yardım

3 Replies to “Parmak Acısı”

  1. Günlük hayatların, güncel tutarsızlıkların, yapışık tezatların şiirsel ve mantıksal anlatımı…
    Hocam Allah razı olsun.
    Ne yazık ki durumumuz bu…

  2. Selam Cengiz kardeşim, tespitlerin öyle dolu dolu ki, insanların yormaları çok normal, daha da yorulacaksın inşallah. Ben okurken beynimin içinden neler geçti neler. Bu hayatımız da onlara sizinle bizim aramızda doğu ile batı kadar mesafe var diyebilmek kişiyi gerçekten rahatlatıyor. Rabbim işlerinizi kolay, yaşamınızı afiyetli eylesin. Allah’a emanet olun…

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.

%d blogcu bunu beğendi: