Kendini Öldürüp Baksın Öfkesini Giderecek mi!!!

Allah’ın ona (peygambere) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse hemen yukarıya bir ip uzatsın, sonra (kendini intihar edip) boğsun da baksın bu hilesi kendisini öfkelendiren şeyi giderecek mi?

Bu nasıl cümle? Ne kadar da anlaşılır değil mi!!! Kendimi tavana asıp, öldürüp sonra hangi öfkemi nasıl giderebilirim? Can kalmamış ki öfke kalsın!!! Bu nasıl bir meal? Çoğumuzun bunu okuyunca hiç bir şey anlamadığından o kadar eminim ki… Çünkü biliyorum ki: Arapça bilmeyen değil, Türkçe bilmeyen ayetleri anlayamaz. Bu ayeti böyle çeviren de istediği kadar alim olsun, istediği kadar Arapça bilsin, eline sağlık ama Kuran bütünlüğünü görememiş, kirli zan bilgilerinden sıyrılamamış ve Türkçeye çevirememiş. Anlamamamızın sebebi o.

“Allah’a Aracılık Hastalığı ve Şirk”

İnsanların önemli bir bölümü Allah’ı ve O’nun nitelik ve düzenini gerçekte kendisine ispat etmiş olmadığı halde Allah’a inandığını söylerler. Oysa okumadığı ve anlamadığı bir kitaba inandığını ve ona uyduğunu söylemek önce kendisine, sonra insanlara ve nihayet Allah’a yalan söylemekten farksızdır. Esasen uydukları şey Kuran değil, kendilerinin ve başkalarının din adına söylediği zanlarıdır. Bu durum insanların iki yüzlü davranmalarına neden olur. Allah’a iman ettikleri zannıyla başkalarından ve çoğunlukla din adamlarından duydukları kulaktan dolma ve güvenilirliği belirli olmayan bilgilerle yol aldıklarını düşünürler. İşlerine gelen ve alıştıkları yaşam şartlarına uyan bir şey işitirlerse Allah’a ne kadar da doğru bir kulluk ettiklerini düşünerek tatmin olur, bununla övünürler. Ama çoğu zaman farklı yaşar, farklı hisseder, başlarına gelenlerden dolayı üzülür ya da sevinir ama bunu Allah’ın gerek ve gerçeklerinden bihaber olarak yaşarlar. Başlarına gelen musibetleri hep başka koşullara bağlar, iyilikleri ise kendi iyiliklerinden sayarlar. Nitekim emin olunmamış bir iman gerçek değildir ve açık bir kayıptır.

22:11 İnsanların bir kısmı, Allah’a bir ucundan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin olur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır.

Allah’a inandıkları zannıyla sürekli Allah’a kulluk ettiklerini lafzen ve çoğunlukla arapça telaffuz edip dururken, esasında Allah’ın berisinde başkalarına kulluk etmektedirler ama bunun farkında değillerdir. Çünkü Allah’a kulluk eden kimse O’nun sözlerini dinleme, O’nun sözlerine anlam verme ve O’nun kitabını okuyup anlama peşinde olmalıdır. Bunun için de o kitabın gerçekten O’ndan olduğunu anlamış olmalıdır. Bunun yolu da o kitabı anlayarak okumaktır. Ama çoğu bunu yapmaz. Kitap kutsal bir meta olarak elden ele, raftan rafa, duvardan duvara gezip dururken onu okuyup anlama gayretinde olanlar pek azdır. Hatta öyle şeytani bir oyun kurulmuştur ki “onu okumak sana mı kalmış, onu okusak da anlayamayız, onu sadece alimler anlar, okursan arapça okuyacaksın, arapça okumak daha sevaptır, herkes okursa din elden gider, yanlış anlarsan dinden çıkarsın, kitap çarpar, abdestsiz dokunamazsın” ve benzeri sözlerle bilinç ötemizde kitap adeta tehlikeli ve korkulan bir şey haline getirilmiştir. Bu durum insanları, Allah’ın sözleri yerine başka insanların sözlerine, başka insanların Allah adına söylediklerine, başka insanların Allah dedi dediklerine, başka insanların peygamber öyle söyledi dediklerine daha çok itibar eder hale getirmiştir. Bu durumda dava edinilen din Allah’ın sözleriyle gelen din değil de bir anlamda başkalarının sözleriyle oluşan bir din olmuştur. Ve maalesef insanlar kendilerini dindar tabir ederken ne kadar Kuran’a yakın olduklarını değil, ne kadar din adamlarına yakın olduklarını ölçü almaya başlamışlardır. Bu “zan dini” insanları ne Allah’a ve Kuran’a yaklaştırmakta ne de uydurulmuş bir dindarlığın etkisinden uzakta bırakmaktadır.

22:12 Allah’tan başka, kendisine ne zararı dokunan ne yararı olan şeyleri dua/dava edinirler. İşte bu, çok uzak (çok ciddi) bir sapkınlıktır.

Çünkü artık dinlenen sözler, Allah’ın kitaptaki kelimeleri değil, başkalarının sözleri olmuştur. Bu sayede sözlerini dava edindikleri insanlar onların ilahı (gibi) olmuşlardır. Ne yazık ki onların çoğu da insanlara fayda değil zarar vermektedirler.

22:13 Zararı, yararından daha yakın olana da dua eder/dava edinirler. Ne kötü sahip/mevla ve ne kötü yoldaş!

Art niyetli bir çok kişi din adamı kisvesinde kendisini ya da bağlandığı kişileri dindar, mürşit, şeyh, hoca, hocaefendi, gavs, kutub ve alim gibi birçok çeşitli isimler altında insanlara adeta Rab etmiş ve bundan menfaat edinmekte olmuştur.

9:34 Ey iman edenler, gerçek şu ki, ruhbanların ve ahbarların çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar…

Sonrasından düşünüp emin olanlar, bu dünya hayatının ötesinin de var olduğunu akledip anlayabilenler gerçeğin peşinde, her şeyin var edeni ve sahibi olanın vereceği karşılığa ulaşacaklardır.

22:14 Şüphesiz Allah, iman edip (emin olup) salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gerçekten Allah, her istediğini yapar.

Ama bu durum, ruhbanların çoğunun ve onların adeta ilah gibi peşinde olanların canını sıkmaktadır. Her ne kadar Allah’ın berisinde inandıkları olsa da Allah’ın yolunda olma vasfını da kimselere yar etmek istemezler. Bu yüzden, kendileri gibi olmadıkları halde Allah’ın yolunda olduklarını ileri sürenler ve üstelik sadece Allah’ın gerçek ayet ve delilleri ile kendi yolunu çizdiklerini gösterenler… onların öfkelerini artırmakta… sadece kendilerinin doğru yolda olduğu zanlarını örselemekte… ve kendi yanlış yollarını doğru diye iddia etmekte yetersiz bırakmaktadır. Bu yüzden getirebilecekleri her delili gerçek inananların delillerinin üstüne çıkarmak için uğraş vermek zorunda, kendilerini savunmak zorunda kalmaktadırlar. Ama getirdikleri her batıl iddia, Allah’ın sözlerindeki gerçeklik önünde yere serilmektedir.

Onların temel iddiası Allah’a direkt olan bağlanabilme imkanının olmadığıdır. Onlara göre Allah’a ulaşabilmek için mutlaka bir vesile gerekir. Hiç kimse onların kendi ruhban ve ahbarlarının, tağut ve cibtlerinin aracılığı olmadan Allah’ın gerçeklerini bulamayacağını iddia ederler. Bu dünya hayatı için de sonrası için de onların kutsallarını kutsal edinmeden Allah’ın onlara yardım etmeyeceklerini zannederler. Oysa kurulu düzen ruhbanların değil Allah’ın düzenidir. Çoğunluk heveslisi sözde alimlerinin iddia ettiği düzense, onlara göre Allah’ın düzenidir. Onlara göre diğer kutsalları olmadan en kutsala gitmeye çalışanlar yanılgıdadır. Onların teşbihen en az bir şeyhi vardır ve şeyhi olmayan şeytandır!

Oysa Kuran’daki örneklerden biri şunun gibidir: İster bu dünya hayatında ister ötesinde her kim ki Allah’ın kuluna vasıtasız yardım etmeyeceğini zanneder… Her kim ki Allah’ın uzattığı ipi görmezden gelir… kendi iddiasını ortaya koysun. Başka bir şeye tutunup yukarıya doğru uzatsın… Hatta isterse onu hurma ağacının dalına bağlasın… sonra dal ile arasındaki bağlantıyı kessin… Yere düşecek ve canı çok acıyacaktır. Elindeki ip değil, ağacın dalıdır tutunulacak olan… yukarıya doğru istendiği kadar ipler sallansın o dalla irtibatı olmayan iplerin, hatta olan iplerin bile pek bir anlamı yoktur. Esas olan dala tutunmaktır. Dalı değil ipi güçlü görmek büyük yanılgıdır.

Bu ayetin çevirilerinde anlamayı zorlaştıran ciddi sıkıntılar olduğunu hep görüyoruz. Aslında önüyle arkasıyla okunduğunda ayetin mesajı çok bellidir. Bu sıkıntılar ve konu bütünlüğünü gösterme gayretim parantez eklememe nedendir. Parantezsiz de okuyabilirsiniz…

22:15 Kim zannediyorsa ki; Bu dünyada ve sonrasında Allah ona (insana direkt olarak) yardımını ulaştırmaz… başka bir şeye tutunup (aracı, ipi, vasıtayı, vesileyi) gökyüzüne uzatsın ve sonra irtibatını (yukarıda olandan) koparsın… Hadi görsün bakalım… öfkelendiği (beğenmediği / irite olduğu) O’nun düzenini (düzeneğini) giderebiliyor mu? (geçerliliğini/doğruluğunu ortadan kaldırabiliyor mu?)

Bir kurtarma helikopteri düşünün… Gövdesinden aşağıya bir merdiven uzatılmış… Ona tutunup sarılanlar yukarı çekilir, kurtulurlar… Ama hiç kimse helikopterle irtibatı olmayan elindeki ipi helikoptere doğru atarak ve tutunsa bile o tutunduğu irtibatı keserek yukarıya çıkamaz. Helikopterin merdivenine tutunan ve diğerlerini de o merdivene çağırıp duranlara karşı ne kadar öfke duyarlarsa duysunlar… gerçek olan o merdivene tutunanların ve diğerlerine de ellerini uzatanların kurtulacağıdır. Birileri merdivene tutunup kurtulurlarken milyonlarca insanın bile havaya ip sallamasının hiçbir geçerliliği yoktur. Bu düzeni beğenmemek de o düzenin doğruluğunu ortadan kaldırmayacaktır.

22:16 İşte biz onu delilli (kanıtlı, beyyineli) ayetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah, dileyeni/dilediğini hidayete yöneltir.

Tutunulacak olan kendi ördüğümüz ipler değil, Allah’ın uzattığı iptir. İşte o ip Allah’ın ayetlerinin gösterdiği dindir. İşte ip geçen ayetler… Konuyla ilgisi apaçık ortada.

He-be-le (habli)… ip, halat, urgan, damar

3:103 Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın….

3:112 Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar Allah’ın ipine ve insanların (tutunup diğerlerine uzattığı) ipine sığınanlar başka…

Bize bizden yakın olana ulaşmak için aracıyım diyenlerden uzak durmayı öğreten de Allah’tır. O’nun ayetlerini okuyup anlamak isteyenlere…

50:16 … Biz ona şahdamarından (can ipinden) daha yakınız.

Aksi takdirde akla mugayir biçimde yukarı sallanan ipler bir de bakarsınız ki kıvrılıp boyna dolanmıştır.

111:5 Boynunda bükülmüş bir iple (fi cidiha hablun min mesed)

En doğrusu benim anladığımdır demiyorum… Başka güzel hikmetler de olabilir. Ancak en azından kendi anladığımın Kuran ölçütlerine uyduğunu görebiliyorum.

Gönlüncelikle ve selam ile…

Kendini Öldürüp Baksın Öfkesini Giderecek mi!!!&rdquo hakkında 6 yorum

  1. Tebrik ederim Cengiz kardeşim. Çok güzel bir tespit olmuş. Senin Kur’an’dan olan bu tespitini destekleyecek bir ayet de benden:

    Hanifler O’na şirk koşmayanlardır. Ve kim Allah’a şirk koşarsa o taktirde sanki o, gökyüzünden düşmüş de böylece onu, kuş kapmış gibi veya rüzgâr, onu uzak bir mekâna atmış gibidir. (Hacc 31)

    Vesselam…

  2. İlk kez, bir yazını beğenmedim…
    Yazdıkların yanlış olduğu için değil, dağınık ve önceki anlatımlarına göre sığ bulduğum için.
    Hani yani, yazmasan da olurdu.
    Selam ve sağlık dileklerimle.

    1. Eyvallah… Haklı olabilirsin. Ben de edebi bir sıkıntı hissettim. Dağınıklıktan ziyade… Belki de daha öncekilerdeki duygu-empati akışı bu metinde yetersiz kalmış olabilir. Teşekkür ederim.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.