Faiz mi Riba mı? Yoksa!

riba faiz karadeniz kadın işçiفائض

Yukarıdaki Arapça kelimeyi biraz büyük yazdım ki göremeyenler görsünler! Okuyamayanlar okusunlar! Elif-ba bilenler de tecvidli okusunlar! Dediğim gibi, bu kelime arapça. Okuduysanız anlamışsınızdır. Sondaki dat harfi, “veleddaallin”deki gibi kimilerince dat, kimilerince zat diye okunuyor. Ama tecvide merak salanlar iyi bilirler ki bu ne “d” ne de “z” diye okunur. İkisinin arası bir şeydir. Türkçede bu harf yoktur.

Neyse, bu kadar ince dokunuş yeter. Biraz kalınlaştırayım iyi okunsun. Neticede orada “faiz” yazıyor. Anlamı “fazlalık” demek. Bilindik anlamıyla faiz işte. Yani arapçada FAİZ diye bir kelime var. Karşılıklı bir para ya da mal ödemesi vadeleşmesinde vade farkı öne sürülerek alacaklının istediği FAZLALIK demek. Feyiz kelimesi de aynı kökten geliyor. Bilgiden, görgüden fazlalık almak, örnek almak demek. Faiz kelimesinin Kuran’da geçtiğini görmedim. Geçmesi de şart değil. Çünkü bu kelimeyi de içine alan çok daha geniş kapsamlı bir kelime var kitapta. Onun adı da “riba”.

الربا

Yani riba evrensel küme, faizse alt küme. Matematik bilenlerin iyi anlayabilmesi için “Riba büyüktür Faiz” de diyebiliriz. Anlamı ise “KARŞILIKSIZ KAZANÇ” veya “KARŞILIĞI OLMAYAN FAZLALIK”.

Faizi tek başına bir şahsiyet olarak düşünsek, ribanın yaptıkları yanında faiz masum bile kalır. Faizde en azından bir vade sözkonusudur ama ribanın kapsamında vade bile söz konusu olmadan sermayeniz/paranız daha cebinizden çıkmadan nemalandırılmış ve anında alınıyor olabilir. Karşılıksız kazanç olarak. İster bir süre sonra, ister şimdi. Fazlalık vade konulup alınınca haram da anında alınınca helal mi olacak! Bu ihanet, anlaşılamaz bir şey mi! Bankadan üç kuruşu faiz diye almayan adam, alım-satım yaparken binbir dolapla alıcıyı neye razı ederse onu aldığında güzel mi oluyor!

İşte bu RİBA’yı yiyenler varya, işte onlar şeytan çarpmış gibi oturup kalkan insanlardır. Akılları fikirleri daha çok ve daha çok kazanmadadır. Para diye oturup, para diye kalkarlar. Gözleri bir kãr görebilmek ve yakalamak uğruna fır fır dolanır. Muhabbetleri ya filanca yerdeki arsaların değer kazanmadan nasıl alınacağı, ya köprü geçecek arazilerin başkalarına kaptırılmaması, ya da çaplarına göre bedavaya belediye otobüsüne nasıl binebilecekleri gibi konulardır. Bir yerden bir kazanç kokusu aldıklarında işi gücü bırakıp ona doğru koşarlar. Salâtın her çeşidini de onun için terk eder, bugün olsa peygamberi bile ayakta konuşurken bırakır giderler. Bunu da normal görürler.

İşte bunlar, RİBA’nın alışverişten bir farkı yok ki derler. Alan razı veren razı derler. Oysa yaptıkları alışverişten doğan bir kazanç değil “vermeden alıştan” doğan bir KARŞILIKSIZ KAZANÇ’tır. Oysa Allah karşılıklı alış-verişi helal, karşılıksız alış-veriş olan ribayı haram kılmıştır. Faiz dediğimiz şey de bunun çok önemli bir çeşididir. Riba sadece genel geçer para, altın ya da gümüş üzerinden değil, her türlü mal üzerinden olabilir.

Bir de SADAKAlar vardır ki bunlar da RİBA gibi “KARŞILIKSIZ”dırlar. Ama biri karşılıksız alınırken, diğeri karşılıksız verilir. Ancak Allah sadakaları yani karşılıksız verilenleri gerçekte bereketlendirirken ribayı yani karşılıksız alınanları bu bereketten mahrum eder. Bu dünyada fazlalığını alan ribacılar, öte tarafa alınacak bir fazlalık bırakmamışlardır. Sonunda kötülükler ederi kadar karşılıklandırılacakken, iyilikler kat be kat karşılıklandırılacaklardır. Keşke onlar da bunu bilselerdi!

İyilik ve güzellikler için çalışan ve ihtiyacından fazlasını almayan, elinde çoğalanı veren, dayanışan ve destekleşenler arınırken, daha çok daha çok daha çok diyenler ve fakirlikle ve para veya mal kaybetmekle korkutulan, şu da benim olsun, bu da benim olsun, onda var bende neden yok diyen, onun var benim de olmalı diye kahırlanan ve paranın adını duyunca salyalar akıtan zalimlerse sürekli mallarının çalınacağı, haksızlıkla yeneceği gibi endişelerle ve herkesi malını çalacak hırsız gibi gören bir anlayış ve korkuyla ömürlerini geçirirler. Bunların malca hem zengin, hem de fakir versiyonları vardır. Sadece malca zenginlerin işi değildir. Oysa gerçek zenginlerin, daha fazlasının peşinde koşmayıp, Allah’tan az da gelse çok da gelse ne gelmişse gelene razı olanlar ve infak edenler olduğunu bir bilselerdi! Keşke Allah’a rağmen daha fazlası gelmiyor diye üzülmeselerdi! Keşke üzüntüleri, dünyanın ahlaksız, acımasız ticaret anlayışıyla, bu şeytani sistemiyle mücadeleye dönüşseydi!

İster çok malları olsun, ister az, bunların çok büyük bir kısmı “üreten” değil, üretenin üzerinden geçinen ya da geçinmeye gayret eden asalaklardır. Allah “verin arının” derken onlar “alıp yığma” peşindedir. Adeta Allah’ın ve elçisinin düzenine savaş açmış gibi gece gündüz mal sayarlar ve daha fazlası için koşturur dururlar. Aç da olsalar tok da, kendilerini sürekli maddi bir zararda hissederler ve bu bitmez tükenmez mal ve para aşklarıyla ömürlerini geçirirler. Ve… İşte tekrar kalktıklarında da her şeyin eskisi gibi olacağını ve karşılık alacaklarını umarlar. Oysa görecekler ki, çok büyük sürprizlerle karşılaşacaklar. Meğer yaptıkları “alış-veriş” değil “çok al-az ver” imiş görecekler. Karınlarını ne ile doldurduklarını fark edecekler. Ve şeytani düzene nasıl destek vermiş olduklarını anlayacaklar. Ama çok geç olacak.

Keşke burada iken “karşılıksız kazanç”tan vazgeçselerdi. Keşke üretenden fazla kazanmasalardı. Keşke rızalaşmanın görünürde ve lafta değil, samimi kalplerde oluşması gerektiğini bilselerdi. Keşke yoksula bir çift ayakkabı almak yerine onu ayağa kaldırsalar, borçluyu özgürleştirselerdi. Keşke asgari ücretli bir muvahhidin verdiği oranda onlar da infak etselerdi! Keşke “bunu ben kazandım ben” diyerek böbürlenmeselerdi! Keşke hayat yolunda yolda kalmış olanlara, Allah adına bir el uzatsalardı! Keşke “bana iyiliğimden ötürü Allah veriyor” demeselerdi de, denendiklerini görselerdi!

Keşke mal ve para zenginlerin arasında dönüp duran bir metaya dönüşmeseydi! Keşke insanlar, kazandığının içinde kimlerin emeğinin üzerinden ne kadar nemalandıklarını, kazandıklarının içinde hangi alın terleri olduğunu bir görebilseydi! Keşke kat be kat artırılmış fiyatlarla fakir daha fazla fakirleştirilirken, zengin daha fazla zenginleştirilmeseydi! Keşke tüm bunların hepimizin denenmesi olduğu bilinseydi!

Selam ile…

4 Replies to “Faiz mi Riba mı? Yoksa!”

  1. Helal sana kardeşim. Bütün okuduğum yazılarından sonra işte budur diyorum. Geçekten emeğine sağlık, Allah sağlık sıhhat uzun ömür versin. İnşallah insanları ve bizleri bilgilendirmeye devam edersin.

  2. Allah, razı olunan kullarından eylesin, inşaallah. Emeğine, gönlüne sağlık. Çok yerli yerinde açıklayıcı bir yazı olmuş. Ön yargılardan kendimizi kurtarıp Kur’an nasıl diyor diye baktığımızda daha iyi anlayacağız inşaallah. Kitap’ta geçen geniş kavramları, tek bir mana vererek açıklamaya kalktığımızda kısır döngü içerisinde bocalayan bir toplum haline geliyoruz. Gerçekleri kaynağında arayan ve sizler gibi anlatanlara da Rabbim yar yardımcıdır inşaallah. Allah’a emanet olun, selam ve sevgi ile…

  3. Dersimize iyi çalışalım.

    – Kısmi rezerv sistemi nedir, 3 dakika:
    linkwww.youtube.com/watch?v=vKS1Js5amv8

    – Borç olarak para, 45 dakika:
    linkwww.youtube.com/watch?v=UDd4BrmLunw

    – Kapitalizm nasıl çalışır, 20 dakika:
    linkwww.youtube.com/watch?v=0jG_JXa-sCY

    – Dünyayı ve onun yüzde beşini istiyorum. Yarım saat sürmez:
    linkhttps://www.relfe.com/plus_5_turkish.html?

    – Para sisteminin doğal sistemlerle, ekolojiyle, enerjisiyle ilişkisini ve neden çökmek zorunda olduğunu çok kısaca anlatan basit ve güzel bir yazı. Yarım saat sürmez:
    linkhttp://cokus.wordpress.com/2009/05/27/kesisen-yollar-ekonomi-ekoloji-enerji/

  4. Riba ile ilgili Yüce Kitabımız Kur’an( Bakara 279 .ayet ) paradan para kazananları ( tevbe etmedikleri takdirde) çok ağır bir hükümle uyarır: Allah ve Resulü tarafından savaş açılmakla tehdit edilirler riba-faiz yiyenler.
    Düşüncesi bile inanan bir kişiyi dehşete düşürmeye yeter.Peki Allah’ı inkar edenleri bile ,bildiğim kadarı ile böylesi ağır bir tehditle muhatap kılmayan Yüce Rabbimiz neden iş riba söz konusu olduğunda bu kişilerin ebedi olarak ateşte kalacaklarını,şeytanın çarptığı gibi kalkacaklarını ve onlara Resulu ile birlikte savaş açacaklarını ilan ediyor?
    Ben bu konunun özellikle günümüzde insanlığın karşılaştığı temel sorunlar bağlamında derin açılımlara ,perspektiflere ,çıkarımlara ve çözümlere yol açacak şekilde yeterince tartışılıp irdelenmediği ,dolayısıyla bu ağır tehditin dünyamızın bugün içinde bulunduğu sorunlar yumağına 1400 yıl önceden ne kadar müthiş bir tespit ve uyarı olduğunu düşünüyorum.
    Konu bana göre çok derin ve muhtevalı ve günümüzün en yakıcı ve en temel insanlık sorunlarının ( küreselleşme sürecinde üretimden iyice koparak paradan para kazanma aracına dönen ve tüm insanlığı ezip sömüren ,savaşlara ,kırımlara yol açan küçük bir azınlığın- küresel finans oligarşisi diyebiliriz, dünyaya ve insanlığa hükmetme -yönetme vs. süreç ve dinamiklerini de kapsayan bir firavuni sistem ve onun insanlığa dayattığı şeytani değerler sistemi ) da en başında gelmektedir.
    İnsana çalışıp didindiğinin dışında ,yani alınteri ve emeğinin dışında bir karşılık yoktur ( Necm suresi) ayeti mucibince ele alınıp değerlendirildiğinde ( elbette ki Kur’ani bütünlük ve Peygamber Efendimizin sahih sünneti ile birlikte ) karşımıza sanki bir boyutuyla kapitalist -küresel firavunluğun kabesi ABD ve onu yöneten güçler ;siyonist bankerler ailesi gelmekte.
    İşte riba konusunun ben böyle bir derinlik ve perspektifle ele alınıp değerlendirilmesini mezkur ayetlerin murad-ı ilahisine daha uygun görmekteyim.
    Elbette en doğrusunu Allah bilir.
    Selam ve sevgi ile…

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.

%d blogcu bunu beğendi: