Neden Cehennem Var, Neden Deneniyorum, Ben mi İstedim Dünyayı!

batsın bu dünya

Batıdan Doğan Güneş!!!

Şimşek çaktığında biraz yürüyenleri peşinden sürükleyip, etkisi geçince karanlıkta öylece kalakaldıran birkaç soru, birkaç sorgulama var. Durup dururken neden yaratıldım? Neden deneniyorum ki! Neden cehennem diye bir ceza var? Bütün bunları ben mi istedim? Daha iyi bir düzen kurulup da herkesi mutlu edecek bir son olamaz mıydı?

Kısa cevap… Olamazdı arkadaşım! En iyisi bu.

Sorulara karşı değilim. Elbette bu sorular da sorulmalı. Sorgulamaları yapılmalı. Sağ olsunlar, böyle soruları gayet güzel bir üslupla ve iyi zanlı mesajlarla bana soranlar var. Yazımın dili o arkadaşlar için değil. Üzerlerine alınmasınlar. Çünkü bu soruları gerçeğin peşinde olan iyi niyetliler sormuyor sadece. Üstelik kimseyi kınamıyorum bunları sordukları için. Ben de sordum. Daha ağırlarını bile kendime sordum! Bu bir süreç işi. Her birimiz belki de farklı aşamalarda deneniyoruz. Ve belki de benim vereceğim cevaplar beni tatmin etse de başkasını etmeyebilir. Çünkü sadece kendi cevaplarımı verebilirim, beklenileni değil.

Denenme sadece imtihan olmak demek değildir. Aslında doğruyu görebileceğimiz, iyiyi kötüyü ayırt edebileceğimiz, ilmimizi artırmak için sebeplerin peşinde koşup koşmayacağımız oluşların karşımıza çıkartılmasıdır. Denenme aynı zamanda ol’uşumuzdur. Bildiğimizde manen secdemizi etmemiz,  o gerçeğe teslim olmamız içindir. Ama içimizde reddetme hevesi varsa soruları ona da mazeret ediniriz. Çünkü o niyet gözümüze perde olmuştur.

Herkes için geçerli olmayabilir ammaaaa… Durum tespiti şöyle…

Yukarıda şimşeğe göre hareket ettiğimizde bizi peşinde sürükleyip ortada bırakan sorular ve sorgulamalar dedim. Çünkü Allah’a gerçekte iman etmiş olanların etrafındaki nur zaten sürekli bir aydınlık verir. Çünkü onlar Allah’ı hakkıyla takdir edip bilmek isterler, reddetmek değil. İşte bu aşamaya henüz geçememiş olanlar yukarıdaki soruları sordukları zaman ya bir şimşek bekliyor ya da bir ateş yakmış oluyorlar. Ama ateşin içinde nur yok. Niçin sorduğuna emin olunmadan sorulunca olmuyor işte. Hüsnü zanla sormak var, sui zanla sormak var. Ateşi yakmışız. Ateş etrafımızı aydınlatacakmış gibi yanıyor ama içinde aydınlığı veren ışınlar olmayınca dibini bile aydınlatamıyor. Bunun sebebi de o ateşi yakan bizim aydınlığı yıllardan beridir ateşten bekliyor oluşumuz. Oysa aydınlık ateşte değil nurdadır. Ateşin çoğu ısıdır, ışık değil. Ve bizim bahsettiğimiz ışık kafamızdaki iki gözle görünmüyor, kalp gözü ile görülüyor.

Gelelim ayrıntılı cevaba…

Öncelikle… Seçim şansımız olmadan yeryüzüne gönderildiğimize emin miyiz!!! Kitapta emaneti kabul ettiniz diyor. Ve işte bu da sözleşmeniz diye ekliyor. Ben okuduğumu böyle anlıyorum. Tabi ki bu kitaba inananları ilgilendirir.

İkincisi… İstesek de istemesek de artık varız yahu! Ve aklımız bu konuda çaba sarf etmeniz gerektiğini, bu oyunu kuralına göre oynamamız gerektiğini söylüyor. İstememiş bile olsaydık, şu anda gerçek bu. Buradayız.

Üçüncüsü… Hiçbirimiz şu muhteşem evreni ve dengeyi yaratan kadar bilgi sahibi olmadığımıza göre, evrenin var oluşu da bizim var oluşumuz ve deneniyor oluşumuz da, tüm iyilikleri ve kötülükleriyle dünya hayatı da olması gereken gibidir. Var mı itirazı olan!

Eğer bunun aksini iddia ediyorsak, onu çevirecek bir bilgimiz olması gerekir. Bu da Tanrı’yı yenerek onun yerine geçmektir. Eğer bu evreni yaratan Tanrıysa ki başka alternatif yok ve üstelik tek olmaması akla ziyan.. en adaletli, en olması gereken, en geçerli düzen bu demektir. Daha iyisi olmadığına göre en iyisi budur. Daha iyisi daha adaletlisi olabileceğini iddia etmemiz bizim şeytanımızın aklımıza oyunudur. Yaratan kuşkusuz en iyi biçimde yaratmıştır. Çünkü Yaratan O’dur. En iyisi budur. Biz beğenmiyor bile olsak budur.

Dördüncüsü… Cennet de cehennem de dünyadaki bildiğimiz kavramlar üzerinden benzeştirilerek bize anlatılır. Allah bize bilmediğimiz ve bu dünyada gerçek mahiyetiyle bilemeyeceğimiz şeyleri açıklıyor. Önemli olan manasını kavramaktır.

Su ile ateş arasındaki farkı düşünün. Bir de öte dünyada hesap verdikten sonraki halimizi… iyiler (sözgelimi) evrenin taaaa öbür ucundaki muhteşem güzelliklere sahip cennet adı verilen gezegene giderken… biz bu dünyanın tamamına bile her dilediğimiz şekilde sahip olsak… burasının ne kadar aşağıda kaldığını ve üstelik burada tecavüzcü, katil, hırsız, kibirli kötülerle birlikte kaldığımızı görürüz. O halde başka bir ateşe, bir başka cehenneme ihtiyaç mı kalır! Önemli olan, su ile ateş arasındaki fark gibi, bir azaba ebediyyen müstehak olmamak için uğraşıp didinmek değil mi?

Dünyayı isteyene dünyanın hepsi verilse, birileri en en en ennn güzeline… hatta bilemediğimiz kadar güzeline… ve bütün kötülüklerden sıyrılmış olarak giderken… biz burada kötülerle, terleyen bedenimizle, kestiğimiz tırnaklarla, kirlenmiş klozetlerimizle ve baca kokularıyla kalmak zorunda kalırsak… başka cehenneme gerek var mı?

Böyledir demiyorum elbette. Sadece Allah’ın en iyi düzeni kurduğuna eminim diyorum. Çünkü O bizim bilmediklerimizi biliyor. Çünkü Yaratan O ve neye iyi diyorsa iyi olan odur. Bizim kısıtlı bilgimizle beğendiğimiz ya da beğenmediklerimiz değil. Biz neyi beğenirsek en iyi o, biz neyi beğenmezsek kötü olan o. Başka bir kitabımız var da oradan mı okuyoruz bunları!

Hadi diyelim ki daha iyi bir dünya, daha iyi bir düzen, daha uyumlu(!) bir evren ve herkesin mutlu sonunu okuyacağı bir kitap olsun hayat! Allah’ın yaptığını, yarattığına burnumuzu çevirip, hadi beğenmedik diyelim! Madem bu kadar isyan ettik, hadi bakalım iş başına! Hadi sokalım ellerimizi taşın altına! Hadi elele verelim güneşi batıdan doğuralım var mısınız!!! Hadi şu güneşi bir kez olsun batıdan doğuralım da ondan sonra diyelim ki bu düzen kötü! Hadi gelin daha iyisini yapalım! Oldu olacak yıldızların yerlerini değiştirelim, güneşi yazın biraz küçültelim, ayı her güneş batışından sonra doğurtalım var mısınız!!! Var mı bu işe önderlik edecek bir ilah aranızda ben de ona uyacağım. Göstersin marifetini! Sorgusuz sualsiz hemen uyacağım!!!

Yani kalemzade konuyu nereye getirdin. Cevap basit! Tanrı manrı yok! Hadi hobaraa!!! Allah yok diyelim! Ne olacak! Tüm bu işlerin milyarda birini yapamadıktan sonra, kalkıp kâinatın bu düzeni ne kadar da kötü demek ne demek! Akıl işi mi!!! Eğer tanrı yok diyorsak tanrı biziz demektir! İnanmadığın Tanrı, karşılığını tamamladığını ve kendi tasarımında her şeyi çözeceğini söylüyor. Hayır diyorsan, hadi sen çöz şu dünyanın bütün sorunlarını! Sağla adaleti! İddian “O yok” ise sen göster marifetini!

Gösteremiyor musun? Yeteneksiz misin? O halde tanrı yok diyerek bu tanrı olma hevesinden de, düzeni beğenmeyip kendini O’na ortak koşmaktan da vazgeç. İki gram uyku uyutmayan bir dişi sivrisineği bulamıyorsun odanda… ondan sonra kalkıp “bu düzen yanlış” diyorsun! Aklını çalıştır biraz. Allah olmasaydı ne sen, ne ben, ne de şu evren olurdu. Benim tek olan Allah’ım,  bu düzeni en mükemmel şekilde kurmuştur. Zaten kuran O ve daha iyisini kuracak kimseye henüz rastlamadım. Haa onu da göreceğim gün gelecek. Ama yine O yapacak. İşte orası cennetin ta kendisi olacak. Bu yüzden Ahiret var. Bu yüzden ölümle bitmiyor. Hayal bile edemeyeceğin kadar güzel bir hayat seni beklerken, sen sorularını kötü zanla sorarak istediğin cevapları veriyor ve demek ki Allah yok zannederek hevesle azaba, gözyaşına, seni saptıranlara öfkeyle diş gıcırdatmaya ve sonu gelmez bir pişmanlığa koşuyorsun! Bir zan uğruna cehenneme gitmeye değer mi a benim güzel kardeşim!

Selam ve sevgi ile…

Kalemzáde | Cengiz Yardım

3 Replies to “Neden Cehennem Var, Neden Deneniyorum, Ben mi İstedim Dünyayı!”

  1. Cengiz bey,
    Makalelerinizi ilgi ve merakla takip edenlerdenim. Kaleminiz fena değil.
    Bu yazınızda bazı önemli vurgular yapmanız güzel, lakin kendi alanında yeterli veya doyurucu bir yazı gibi görünmüyor.
    Örneğin, buraya gelişimizi biz seçtik, kabul ettik, sözleşme var derken (tabi ki doğruyu söylüyorsunuz) keşke biraz vahyi boyutlarıyla cümleyi destekleyip temellendirseydin.
    Bu yazınızı azınlık bir avuç ateist okumasına karşın eminim ki okuyucuların çoğu Allah’a inanan ve arayış içinde olan insanlardan müteşekkil olduğu için bu yazınız biraz daha temellendirilebilirdi.
    Yazınız için teşekkür eder başarılar diliyorum.

    1. Eyvallah. Belki biraz aceleyle yazmış olabilirim, haklısınız. Söylenecek, daha da açılacak çok şey var ama yazıları kısa tutmaya çalışmaktan bazen asıl temellendirme kaçıyor olabilir. Uyarınız için teşekkür ederim.

  2. Eline emeğine sağlık, bu güzel yazılarına devam etmen dileği ile, Allah’a emanet ol.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.

%d blogcu bunu beğendi: