Allah’ın Sınırları

Allah'ın sınırları ve kara deliklerİnsan Allah’ın Sınırlarını Aşabilir mi? 

Baba bak şimdi… Benim anladığım kadarıyla… İnsan kendini daha iyi yapamaz! Ancak kendine verdiği zararı düzeltebilir. Allah bize de yarattığı her şeye de sınırlar koymuş. Uçacağız diye sırtımızdan kanat çıkartamayız ki baba. Allah isteseydi, bizi o şekilde yaratırdı. Biz ancak O’nun koyduğu sınırlar içinde yarattıklarını kullanarak uçabiliyoruz. Uçan da biz değiliz, O’nun yarattıkları. Kendimiz aklımızı kullanıp O’nun verdiklerini bir araya toplamaktan başka bir şey yapamıyoruz. Bizim kanadımız bile aklımız. Ama Allah evreni genişlettiği gibi bize koyduğu sınırların içinde kalan alanı da genişletiyor ve bu genişletmeyle ayetlerini bize bir bir açıyor baba!…

Kuran’ın indiği yüzyılda bile insanın fark edebildiği hız sınırı hızlı koşan bir atın hız sınırıydı. İnsan koşarak o ata yetişemezdi. Ama insan o ata bindi ve diğer atı yetişti. İnsan yine sınırlıydı ama Allah, insanın kendi kendine aşamayacağı hız sınırını yarattığı at ile insana aştırdı. İnsan hala at kadar hızlı koşamıyor. Kendi bedenini daha iyi bir hale getiremedi. Ama Allah sınırlarının önünü ona açtı.

İnsan ortaçağda uçağın hız sınırından berideydi. İnsan saatte 800 km.lik hıza asla ulaşamadı. Ama uçağa bindi ve o hızı geçti. Atı kullanan insan bu kez kuşlara bakıp kanatlar yaptı, hafif metalleri bir araya getirip hava basıncını, tepkime kuvvetini kullandı. Allah’ın atlarına binmeye devam etti. İnsan yine sınırlıydı ama kendi kendine aşamayacağı bir sınırını Allah ona yarattığı doğanın ölçülerine uymasını sağlayarak aştırdı. İnsan hala uçamıyor. Kendi bedeninde hala bir kanat çıkaramadı.

Allah insanı olması gereken mükemmelikte yaratmıştır…

Dolayısıyla ne müdahalede bulunursa bulunsun insan kendini daha iyi bir hale getiremez. Tam aksine insan kendisine zarar verir. Yapabileceği şey de işte kendine verdiği bu zarardan dönmek ve kendini düzeltmek olabilir ancak. Ve insan başkasına ne zarar ne de fayda verebilir. Onlara sadece kendi tecrübesiyle örneklik ya da ibretlik olabilir. Bu da kendi elinde değil, onu Yaratanın oluşları var etmesiyledir.

İnsan özgür yaratılmıştır, ancak kendi üst sınırının altında ve alt sınırının üstünde bir özgürlüktedir. Eğer üst sınırının üzerine çıkabilme becerisi olsaydı zaten ilah olurdu. Bu yüzden insan kendi üst sınırından ne kadar aşağıya düşerse ancak o kadar yukarıya çıkabilir. İnsanın hedeflediği üst sınır yaratılmış her şeyin en iyisi, en şereflisi olma üst sınırıdır. Düşebileceği alt sınır ise bunun simetriği olan yaratılmış her şeyin en kötüsü, en şeref yoksunu olabilme alt sınırıdır. Onun daha altına da inemez. Eğer bunu başarabilseydi, kötülüğün alt sınırını koyan Yaratıcısını yenmiş olurdu. İnsan asla bunu yapamaz. Ne kadar kötü olursa olsun, Allah’ın müsaade ettiğinden daha kötü olamaz.

Allah insana aynı zamanda, insanın kesin olarak tespit ettiği her sınıra varabilmesi üzere yaratmıştır. Eğer bugün en yüksek hız ışık hızı ise, insan bu ışık hızı atına binebilecek bir sınırdadır. Yani ışık hızı, insan için artık üst sınır değil, onun altıdır. Şayet karadelik hızı ışığın bile kaçamayacağı bir hızda ise artık ışık hızı da değil, karadeliğin olay ufkudur insanın sınırı. Ve bu hak olarak tespit edilmişse karadelik olay ufku artık üst sınırın altında insanın önüne açılabilecek olan sınırdır. Ama sınırları insan değil Allah genişletir. Tam sınıra vardım dersiniz, bir de bakarsınız ki sınır çok daha uzaklarda size göz kırpıyor. Binyıllar önce insan için öküzün hızı sınır iken bugün karadelik ise, bu karadelik fiziği o gün de vardı. Ama Allah, aklını daha iyi kullanana ve öğretene kadar insanın önüne açmadı o sınırı.

Cennet ve Cehennem Sınırlar Ötesinde mi?

Cennet dediğimiz şeyi bugün net olarak anlayamıyor ve ancak Allah’ın bildiklerimiz üzerinden bize onu açıklıyor oluşuyla kavramaya çalışıyorsak şu an için cennet bizim algımızın ötesinde ve sınırın öbür tarafındadır. Allah’ın zatı için de durum böyledir. Biz Allah’ın ne olduğunu zanna düşmeksizin anlayabiliriz ve takdir edebiliriz ancak Allah’ı her yönüyle kavrayamayız, bilemeyiz. Biz O’nu değil, O bizi kavrar ve kapsar. Eğer Allah’ı her yönüyle kavrayabilecek olsaydık, onu kapsamaya kalkar ve haddimizi aşıp kendimiz Tanrı olurduk! Ama Yaratıcının ölçüsü (kaderi) bizi sınırlardan muaf tutmuştur. Sadece ahlaki yöndeki sınırlarımız değil maddi her sınır için de durum budur. Eğer Allah’ın koyduğu sınırları aşmaya kalkarsak ancak kendimize zarar veririz.

Cehennemin ne olduğunu bilmemiz için de onun manevi iklimini yaşamamız gerekir. Onu yaşayana kadar bilemez, ancak anlayabiliriz. Cehennemin ateş oluşu değil, azabı değil midir niteliği? Bugün bildiğimiz, ateşin yakıcılığı, yok ediciliği ve suyun ise serinleticiliği ve yaşam kaynağı oluşudur. Bu iki ucun arasındaki azab farkı her ne ise cennet ile cehennemin arasındaki fark da teknik olarak sanıyorum ki odur. Kıyas olarak iki oluşun arasındaki mutluluk farkı, aynı zamanda azap farkıdır. Eğer cehennem ateşten bir yakış olmasa bile, bizim henüz bilmediğimiz cennet Allah’ın bilgisi dahilinde o kadar mutluluk verici olmalıdır ki, tüm dünyanın sahibi olarak şu dünyada yaşamaya devam etmeye mahkum edilen bir kişi için bu dünya bile cehennemin ta kendisi olabilir. Allah’a inanan ve güvenen insanlar birgün uzay gemilerine binip kâinatın daha keşfedilmemiş öbür ucundaki cennet adasına giderken, şu dünyada diğer tüm kötülerle ebediyen yaşamaya mahkûm edilen bir kişi için ayrıca ateş denizlerinden oluşan bir cehenneme belki de ihtiyaç bile kalmayacaktır. Çünkü bu dünyada ebediyen yaşamaya devam edecek olan kötüler er geç bu dünyayı sürekli kötüleşen bir cehenneme çevirmeye devam edeceklerdir. Üstelik şeytanlarıyla beraberce. Tabi ki bu benim kavramaya çalışmak için misalim. Böyle olacak demiyorum. Ama anlamaya çalışırsak, Allah’ın sınırsız tüm vasıflarını da anlamış oluruz. Bilmek ise elbette sınırların ötesinde.

Şihabın Kovalaması

Eğer Allah o sınırları geçmemize hükmederse önümüze bir yeni sınır daha koyar. Bu sınırlar da sürekli genişler ve asla o en üst sınıra varamayız. Çünkü en üst sınırın ötesinde Allah’ın zaten kendisi vardır. O sınırı aşmak insan için eğer mümkün olursa, onun Yaratıcısı zaten bir üst sınıra çoktan geçmiş demektir. Dolayısıyla Allah tektir. O’na yetişemezsiniz. Dolayısıyla asla ikinci bir tanrı söz konusu olamaz. Eğer sen tanrı olduğunu zannedersen, aynı zamanda bilirsin ki gerçek Tanrı çoktan senin üstünde bir Tanrı haline gelmiştir.

Bence Allah’ın sınırlarını aşmaya kalkan şeytanları bir şihabın kovalaması ve geri çevirmesinin manevi iklimi işte budur. Sınırı aşmaya kalkanı bir bela kovalar, sınırları aşmaya kalkan kendine zarar verir, sınırları aşmaya kalkanı vicdan azabı bürür, ahlaki sınırları aşmaya kalkanın bile bunu gizlemek gibi bir derdi olur, sınırları aşmaya kalkan başına dünyada bile bela alır. Hiçbir yaratılmış asla Allah’tan daha merhametli, Allah’tan daha iyi, Allah’tan daha bilgili, Allah’tan daha ahlaklı, Allah’tan daha güçlü, Allah’tan daha akıllı olamaz. Oluşan düzen kesinlikle en iyi düzendir. Şu kâinat düzeninden ve şu insanlığın yaşadığı geçiş dünyasından daha mantıklı bir geçiş dünyası söz konusu olamaz. Her şeyi en iyi bilen Allah’tan daha iyi bilen bir başka varlık olamayacağına göre “Madem öyle, Tanrınız şunu neden şöyle yaratmış da böyle yaratmamış” diyen bir tanrıtanımazın hali içler acısıdır. Kendini sınırların ötesine geçebilecek kadar yetenekli zanneden bu gariban beğenmediği bu düzenin içinde, Allah’ı hakkıyla takdir edebilenler için sadece ibretlik bir meta olduğunun farkında bile değildir. Kimse sınırların ötesine geçemez, geçtiğini zannettiği anda peşine düşen belanın tam da göbeğindedir. Allah’ın o üstün gücü ara sınırlar için dilediğine vermesi müstesna.

İnsan kendisini daha iyi yapamaz, ancak kendine verdiği zarardan dönebilir. Aynı biçimde insan şu düzeni ve dünyayı da kâinatı da daha iyi hale getiremez, sadece verdiği zarardan dönebilir. Üstelik verdiği zarardan döndüğü anda kâinat düzeni zaten kendi kendisini düzeltebilecek ölçüyü uygular ve düzelir. İnsan da aynı biçimde kendine zulmetmekten döndüğü anda onun için koyulmuş doğa yasaları, ahlak yasaları ve Allah’ın sınırları içerisinde kalması nedeniyle düzelmeye başlar. Bu Allah’ın yaratma sanatıdır. Hep daha iyiye, başlangıçtaki mükemmeliyete döner yaratılmışlar. Geldiği yere döner. İnsan da bedeni de en güzel biçimde yaratılmıştır. Zaten olması gereken mükemmellikte olan şeyi insan asla daha iyi yapamaz. Ancak bozar ya da olanı kullanır. Oku atan insan değildir, Allah’tır. Ok da onundur, onu atan el de, rüzgâr da, güç kuvvet de, hedef de.

Bütün düzen onun Yaratıcısı tarafından baştan sayılmış, dökülmüş, ölçülüp biçilmiş ve sınırları sürekli genişletilecek biçimde var edilmiştir. Zaman da onun içindedir, mekân da. Hepsi birden Yaratıcı için an’dır, an’da oluşturulmuştur. Zaman bir çizgidir. Geçmekte olan zaman değil, o zamandan ve mekândan pay verilenlerin geçişidir. Geçen zaman değil bizim bedenimizdir. O da üflenen ruhumuzun şahitliğindedir. Bedenin ölümü son değil, ruhun bizi taşıdığı ol’uşun doğumudur.

Sınırları ancak Allah genişletir, ancak O açar…

Kimse, Allah o sınırları açmadıkça, Allah’ın sınırlarını gerçekte aşabilecek yetenekte değildir. O sınırları açıp yeni bir sınır koyan Allah’tır. Allah’ın vahyini anlayamayanların üst sınırı o vahyin anlaşılacağına dair sınırdır. Çünkü o sınırı kendilerine kendileri üst sınır olarak koymuşlardır. Allah’ın vahyini anlayanların üst sınırı ise o vahyi bilme sınırıdır. O sınır, o vahyin tevil olduğu (gerçekleştiği) sınırdır. Vahyi tanıyanlar onu anlarlar ama bilme sınırı o vahyi bizzat tecrübe edip yaşamalarıdır. Bu da yine kendi özgürlükleri, kendi istemeleri dâhilindedir. O vahyi tevil ile görüp bilenlerin sınırı ise Allah tarafından genişletilir. Kendini vahye teslim edenin önüne yeni bir ufuk, yeni bir sınır açılır. Kimileri son sınırdaki (sidretül münteha) ağacın yanında cennetin, cehennemin bilgisini alacak kadar yaklaşıp onun ilminden de az da olsa öğrenir, kimisi ise bizim gibi örtüsünü çekiştirir, günde kaç defa eğileceğim diye tartışır durur! Kimse en alim olamaz, alim Allah’tır. Kimse en merhametli olamaz, Rahman Allah’tır. Kimse kimseyi kapsayacak kadar koruyamaz, en Rahim olan Allah’tır. Kimse her şeye hükmedecek kadar büyüyemez, Hüküm Allah’ındır, Hâkim olan Allah’tır.

Allah’ın gösterdiği sınırları aşmak için üstün bir güce ihtiyaç vardır. O sınırın bilgisi kendisine açılmamış olan o sınıra ulaşmaya kalkarsa kendisine zarar verir. Işık hızını aşabilecek bilgiye ulaşmamış olanlar, o ışık hızını aşmaya kalkarsa kendilerine zarar verirler. Karadelikten geçecek güce sahip olmayanlar o karadeliğin girdabında yok olur giderler. Allah’ın bilgisini hak etmeden onu aşmaya kalkanları bir ateş kovalar. Onlar da bu ateşten kaçmak zorunda kalır ve asla öğrenemezler. Ama aklını kullananlar için evren de bilgi de sürekli genişler. Çünkü o kişiler Allah’ın sonsuz kudretinin farkında oldukları ve asla kendilerinin de ilah olamayacaklarını bildikleri için bunu hak ederler.

2 Bakara 255

Allah’tan başka ilah yok. Hayy’dır O, sürekli diridir; Kayyûm’dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O’na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O’nundur. O’nun huzurunda, bizzat O’nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!… İnsanlar O’nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O’na hiç de zor gelmez. Aliyy’dir O, yüceliğisınırsızdır; Azim’dir O, büyüklüğü sınırsızdır.

9 Tevbe 118

…Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, ÖZ BENLİKLERİ KENDİLERİNİ SIKIŞTIRMIŞTI. Allah’ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah’a sığınmaktan BAŞKA ÇARE OLMADIĞINI fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, ESKİ HALLERİNE DÖNSÜNLER. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti SINIRSIZ olandır.

13 Rad 26

Allah, dilediği kimse için rızkı ALABİLDİĞİNE AÇAR DA, SINIRLAYIP KISAR DA. İğreti dünya hayatıyla sevinip şımardılar. Oysaki dünya hayatı, âhirete oranla SADECE KÜÇÜK BİR NİMETLENME.

Tüm bunlarla birlikte…

Dünyada iken bile bir insan, beş dakika içerisinde dünyanın en zengin insanı da, en mutlu insanı da olabilir. Eğer size verilenden razı ve daha fazlasına gözünüzü dikmiş değilseniz dünyanın en zengin insanı sizsinizdir. Dünyanın parası en çok olan insanı sizin kadar zengin değildir. Çünkü hala eksiği vardır. Henüz elde etmeyi düşündüğü daha fazla para, daha fazla mal vardır. Eğer hâlihazırdaki sevdiklerinizden memnun ve hatta sevmediklerinize rağmen bulunduğunuz durumun size Allah’ın takdir ettiği pozisyon olduğunu biliyor ve daha fazlasına O vermedikçe göz dikmiyorsanız, insanlar size ne kadar hakaret ederlerse etsinler dünyanın en mutlu insanı da en itibarlı insanı da sizsiniz demektir. Hala makam ve mevki peşinde veya onu devam ettirme peşinde olan dünyanın en yüksek makamlarında oturan insanlar, sizin kadar mutlu ve bütün dünya insanları onları övse bile sizin kadar itibarlı olamazlar. Bedenin ihtiyacı karnının doymasıdır gözünün değil. Ruhun ihtiyacı ise Allah’ı ve kendisini bilmesidir, başkası hakkında hüküm vermesi değil.

Bugün yine uzun bir yazı ile, çok başınızı ağrıttığımı biliyorum. Bu makaledeki birçok çıkarımım için, ummadığım kadar derin düşünceleriyle bana ufuk açan sevgili oğlum Emre’den Allah razı olsun. Daha 16’sındaki Emre beni birkaç gün önce çok şaşırttı. Değme felsefecilerin bana anlatamadığını “Baba bak şimdi, benim anladığım kadarıyla…” diye söze başlayıp bir saat içinde bana anlattı. Bu yazıdaki ayetlere kadar olan bölümdeki tefekkürün büyük kısmı ona aittir. Ben ancak düzenleyip, ayetlerle ilişkilendirerek biraz daha derinleştirip, onun söylediklerini kendi dilimden yazıya dökebildim. Akıl yaşta değil baştaymış gerçekten.

Selam ile…

Kalemzade | Cengiz Yardım

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.

  1. Mükemmel bir yazı, hem oğlunuz Emre’ye, hem size çok teşekkür ederim. Rabbim dosdoğru yolunda sınırlarını bilerek yolculuk yapanlardan eylesin. Evet, insan herşeyi bilemeyebilir, haddini bilsin yeter..Selam üzerinize olsun, inşaallah..