Öfkeli Gençlerin (!) Kara Bayrağı

IŞİD Bayrağındaki sır

Kara Bayraktaki Büyük Yanlış

Bir üst düzey devlet büyüğümüz tarafından “öfkeli gençler” olarak nitelendirilmiş olan, ancak kelle kesen, bomba olup patlayan, insanları kurşuna dizip, kısas hükmünü hiçe sayarak “bir cana karşılık olmaksızın can alan” ve “yeryüzünde bozgunculuk, karışıklık, korku ve fesad çıkaran” üstelik Allah’ın tevhid bayrağı altında bunu yaptığını iddia eden bir örgütün kullandığı kara renkli bayrağı incelediğimde ortaya benim bile gözlerime inanmakta zorluk çektiğim ilginç bir işaret gördüm. Bunun üzerine aşağıya özetini çıkardığım araştırmayı yaparak sizinle paylaşma gereği duydum. Belki de bu bayrağı onur duyarak ve davasına inanarak taşıdığını düşünen bu malum öfkeli gençlerin(!) bile farkına varamadığı ve öyle kolay kolay kabul edemeyeceği ilginç bir işaret var bu bayrakta.

Bayrak ilk bakışta şöyle görünüyor…

Üzerinde tevhid (La ilahe İlle Allah | Allah’tan başka ilah yoktur) ibaresi ve onun altında (onu anlayınca sevmemek ne mümkün olan) barışçı peygamberimizin gümüş yüzüğünde var olduğu tarihi kaynaklarca bildirilen mührü. Çok bilen güncel tarihçilerimizden Murak Bardakçı’nın ifadesi ile “bir tasarım şaheseri” (!) olan bir kompozisyon görüyoruz bu kara bayrakta. Üstte tevhid altta peygamberimizin risaletinin simgesi… Tam bir kelime-i şehadet! Gerçekten de öyle mi acaba!

Allah’a ortak koşanlara bile sorsak “yeri göğü yaratan ilah kimdir” diye “elbette ki Allah” derler ve hatta birçoğu “pek tabi ki O’ndan başka ilah yoktur” derler. Bu kapsamda bayraktaki tevhid cümlesinde hiçbir sorun yok. Ancak hemen altındaki peygamber mührüne sıra geldiğinde ne yazdığına bir daha bakın!

“Allah-Rasul-Muhammed”

Bildiğiniz gibi arapça sağdan sola yazılır ve ama soldan sağa yazılan bir dile çevrildiğinde tersten kavram kavram okunur ki anlam otursun. Aksi takdirde kelimeler yerlerinden oynatıldığı için söylenenin tam tersi bir anlam ifade edilmiş olur. Şimdi o mühre bir daha bakın. Ne yazıyor!!!

12213

Kim kimin elçisi? Kim kimin resulü? İlah olan hangisi!!! AllahResulMuhammed midir yoksa MuhammedResulAllah mıdır!!!

Eğer Allah kelimesi altta, Muhammed kelimesi üstte olsaydı itiraz edemezdik. Eğer yazı türkçe olsaydı sözüm olamazdı. Ama yazı arapça! Ama öyle bir arapça ki sanki önce türkçeye çevrilmiş, türkçe ya da soldan sağa yazılmış bir başka dilde okunacak gibi yazılmış ama sonra tekrar arap harfleriyle simgelenmek durumunda kalınmış gibi!

Şimdi aklımıza, bu sorundan şöyle bir kurtuluş reçetesi gelebilir. Mühür gümüş yüzük üzerindedir ve düzgündür ama deri üzerine baskılandığında ayna görüntüsü vermiştir! Ama eğer bu iddia doğru olsaydı ya harfler ters olacak, soldan sağa okunacak biçimde deri üzerine düşecek ya da yüzükteki harfler baskı için ters yapılandırılmış olacak ve baskılandığında düz çıkmış olacaktı! Ama her iki durum da yok, kelimeler yukarıdan aşağıya tek tek yazılmış. Arapça sağdan sola yazılır ama kelimeler alta alta yazıldığında aşağıdan yukarı değil yukarıdan aşağı okunur. Dolayısıyla bu iddia da boşa çıkıyor. Yüzüğe dönü verilmiş olsaydı bile harfler ters görünmeliydi ki yine iddia geçersiz kalıyor. Hat sanatı diyenler çıkacaktır. Hem yazı hat değil, hem de peygamber döneminde hat sanatı olduğuna dair bir emare yok. Biraz Osmanlı rüzgarı var gibi işin içinde. Üstelik azıcık ince düşünün, Kuran peygamberi böyle bir imza atar mı!!! Bu durumda geriye bir ihtimal kalıyor… Bu mühür, bu kadar ciddi bir hata yapabileceğini zannetmediğim, dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı insanlarından biri olduğuna sonuna kadar iman ettiğim bizim Kuran peygamberimize ait değil!

Peki bu mührü öfkeli gençler nereden bulup bayraklarına almış olabilirler?

Onun cevabını da yine ilginçtir bu bayrağı tasarım harikası olarak nitelendiren malum tarihçimiz geçtiğimiz dönemde açıklamış.

161509465

İşte bu mühür Topkapı sarayındaki kutsal emanetlerin arasında bulunan ve peygamberimize ait olduğunu bildirilen mektupların altında duruyor. Bu mührü öfkeli gençlerin dışında Harun Yahya mahlaslı şahsın kullandığını daha önce görmüştüm. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı da bu mührü zaman zaman yayınlarında resmederek kullanmıştır.

Peygamberimize ait olduğu bildirilen bu mühürlü mektuplara göz atmanız için çevirilerini aşağıdaki resimlerle alıntıladım ve daha birçok kaynakta ya da Topkapı sarayında da bulabilirsiniz. Onlara bir göz atmanızı öneriyorum. Ama iş bununla da bitmeyecek!!! Prof.Dr. İsmail Hakkı GÖKSOY’un bu mektupların orijinalitesi ile ilgili şu makalesini okumanızı tavsiye ediyorum. Özetle şunları söylüyor…

Bu mektupların birincisi Mısır Kralı Mukavvıs’a atfen yazılmış…

mektup1

İddiaya göre adının ne olduğu bilinmeyen Mısır Muvakkısı mesajdan memnun kalmış ve Mariye ve Şirin isimli iki cariye ve bir hadım köleyi peygamberimize hediye etmiştir! Bunun üzerine peygamber Mariye ile Şirin de devrin şairlerinen biriyle evlenmiştir. Mariye’den de peygamberimizin erkek çocuklarından İbrahim doğmuştur. Bunlar rivayetler. Peygamberimize ait olduğu ileri sürülen bu mektupsa 1852 yılında Fransız bir seyyah tarafından başka bir eserin (muhtemelen bir İncil) içerisine yapıştırılmış olarak bulunmuş ve ardından Osmanlı Sultanı Abdülaziz’e satılmış. Sultan da bunu kutsal emanetler arasına koymuş. Mektubun altındaki mühür bu yazımın bahsi olan mühürdür.

mektup2

Mektupların ikincisi Habeşistan Kralı Necaşi’ye atfen yazılmış…

İçeriğinde gönderilen arkadaşlarını muhafaza etmesinden bahsedilir ama mektubun içinde İslam’a davet de vardır. Ancak hadislerde hicretten önce peygamberimizin hiçbir hükümdara İslam’a davet gönderdiğine dair bir kayıt yoktur. Hadislere göre Necaşi’ye gönderilen ilk mektupta arkadaşlarına sadece iyi davranmasını istediği yazılıdır. Necaşi’ye gönderilen asıl davet mektubu hadislere göre Mekke’nin fethinden sonradır ve dolayısıyla içinde arkadaşlarının korunmasından bahsedilmesi tutarsızdır. Bu durumda ya hadisler yanlıştır ya da mektup peygamberimize ait değildir. İşin ilginç taraflarından biri de bu mektup 1940 yılında bir İngiliz tarafından Habeşli bir papazdan ele geçirildiği iddiasıyla ortaya çıkmıştır. British Museum’un mektubu incelemesi sonucuna göre mektup, peygamberimiz dönemine kadar geriye tarihlenebilecek bir eskiliğe sahip değildir. Ve ayrıca yazı tipi o tarihlere endekslenen Kuran Arapçası yazıtiplerine uymamaktadır. Rivayetin ise İbni Hişam’ın uydurmaları olduğu iddia edilmektedir. Mektubun altındaki mühür bu yazımın bahsi olan mühürdür.

mektup3

Üçüncü mektubun Bizans İmparatoru Herakliyus’a gönderildiği iddia edilmektedir.

Tebük seferine neden olan süreçten önce olduğu değil daha sonra gönderildiği kabul edilen ikinci mektuptur. Rivayetlere göre ilk mektubu reddeden Herakliyus, bu kez Kudüs’te elçiyi iyi niyetle kabul etmiş ve aynı dönemde Gazze’de bulunan Ebu Süfyan’dan peygamberimiz hakkında bilgi almış ve ardından Müslümanlığı kabul etmiştir. Ama ardından gelen tarihi olaylar ve kralın tutumu bu iddiayı yalanlar niteliktedir. Bu mektup da Ürdün’de son yüzyılda ortaya çıkmıştır. Eski Ürdün Kralı Abdullah’ın hareminden bir kadın bu mektubu İsviçre’de satmıştır. Ürdün Kralı Hüseyin ise bunu öğrenince mektubu Abu Dabi Emirinden geri satın almıştır. Mektubun bin yıl kadar eski olduğu söylenmektedir. Ama bu durum mühür için geçerli midir!!! Mektubun altındaki mühür bu yazımın bahsi olan mühürdür.

mektup4

Dördüncü mektubun İran Kisrasına gönderildiği görülmekte.

Bu mektup da 1963 yılında Beyrut’ta bir dergide resmedilerek ortaya çıkmıştır. Lübnan’ın eski dış işleri bakanlarından birinin özel arşivinden ortaya çıktığı belirtiliyor. Yazıtipi hicri dönemlere benzemekle beraber mektubun yaşı hakkında bilimsel bir inceleme yapılmamıştır. Mektubun altındaki mühür bu yazımın bahsi olan mühürdür.

Tüm bu mektupların içinde, muhaddis senet kritiğine göre bile sadece Herakliyus’a gönderilen mektubun geçerliliği geleneksel İslam külliyatına, daha doğrusu Buhari’de geçen hadise uygundur. Bunun dışında kalan mektupların sıhhatleriyle ilgili, geçmiş ve güncel çalışmalarda çok fazla şüphe bulunmakta. Günümüz ilahiyatçılarından Süleyman Ateş de bu mektupların hiçbirinin orijinal olmadığını, içeriklerinin şüpheli olduğunu, mektupların rivayetlerin kendisi olduğunu iddia etmektedir. Görünene göre bu mektuplar Mısır’a da, İran’a da, Bizans’a da arapça yazılmıştır. Hadi arapça yazılsın, neden çoğunlukla kuru bir İslam’a davet, İslam ol ifadeleri vardır da İslam’ın içeriği hakkında, neye uyulacağı hakkında yeterli bir detay yoktur! Yanında Kuran gönderilmesi ihtimali yokken neye uyması gerektiği istenmiştir krallardan! Kralların birilerinden “ben Allah’ın elçisiyim” imzalı mektup almaları durumunda bu kadar hassas davranmaları beklenilir bir tavır mıdır! Peygamberimiz kendi yanındaki kitap ehlini bile inançlarında serbest bırakmışken, o krallara örtülü tehdit içeren cümlelerden ziyade İslam’ın yayılmasına engel olmamalarını, destek olmalarını, iyi niyet beslemelerini istememiş olabilir mi! Bu mühür bulunan nüshalar neden ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı ve yirminci yüzyılda ortaya çıkmıştır! Daha önce peygamberin mührü bilinmiyor muydu!

İlginç!!!

Bu arada bana bu mektuplara benzer bir mesaj gönderebilmek için üşenmeyip beş on dakikalığına bir facebook adresi açıp beni Allah’a davet eden ve mesajını okumamın hemen ardından hesabını ve kimliğini yok eden ve de profil resminde bu yazıya konu mührü taşıyan arkadaşa, derin tefekkür gerektiren manidar uyarısı için teşekkür ederim! Allah’a davet güzeldir. O’ndan geldik O’na döneceğiz. Hiçbirimiz bunu unutmayalım. O, tuzak kuranların tuzaklarını boşa çıkaracak olandır. Ve Allah o kadar merhametli ve o kadar büyüktür ki hiçbir şeyle kıyaslanamaz bile.

mesaj

Öfkeli gençler sakinleşirlerse umarım ki bu manidar gerçekleri gözden geçirirler. Öfkelerini yöneltecekleri gerçek istikametin, hangi dini kimlikten olursa olsun masum insanlar olmadığını, gerçek inkârcıların Allah’ın ve O’nun resulünün adını kullanarak, kelimelerin yerlerini değiştirerek kendilerini aldatıp ölüme ve öldürmeye yönelten bozguncular olduğunu ve onlara verilecek en iyi cevabın da bu kanlı yapılaşmayı ve onun hedeflerini terk ederek Allah’ın kitabını hakkıyla okuyup barışçı insanlar olarak yaşamaya devam etmeleri olduğunu, vakit çok geç olmadan umarım görürler. Aksi takdirde yaptıklarının hesabını veremeyeceklerini, kıyam günü yaptıklarının ve yapacaklarının karşılığını en acı biçimde alacaklarını çok iyi bilmelidirler. Kışkırtılmış bir öfke ile bu hayatını hiçe sayarak ölüme ve katle koşanlar, gerçekte sonsuz hayatlarını yok etmekte ve azabın en büyüğüne kucak açmaktadırlar. Bu dünyada ölüm kurtuluştur, ama öte dünyada ölüm yoktur. Keşke bilselerdi! Keşke bu kötülükleri hiç yapmasalardı! Selam ile…

Kalemzade

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.