Affedin!

affedin

“Affetmezlikten Arınmak”

Size bir şey soracağım… Affetmezliğimizden arındık mı? Sözgelimi, şu duayı yapmaya hazır mıyız?

“Ben, bana karşı yapılan her şeyi, herkesi affettim, sen de beni affet Rabbim.”

Şu ölümlü dünyadaki son gününüze gelmiş olduğunuzu düşünün…

Daha önce size yapılan kötülükleri affetmenizle affetmemeniz arasındaki fark, o zaman çizgisinde, hayatınızın o son saniyelerinde ne önemdedir?

Yazının devamına geçmeden önce aşağıdaki soruyu bir daha okuyun ve gözlerinizi kapatıp az biraz düşünün.

Daha önce size yapılan kötülükler, dünya hayatınızın o son saniyelerinde ne önemdedir?

Allah’ın “size yazıldı” dediği şeyler bize gösterdiği en iyi opsiyonlardan biri midir yoksa bir şeyin “bize yazılmış olması” şart olması mı demektir? Eğer yazılan şey şart olan ise neden kısas yazıldıktan sonra kısastan vaz geçmek ve yapılanı affetmek daha hayırlı bir seçenek olarak önümüze konulmuştur?

Kanaatimce yazılmış olan şey, inananlarca yapılması makbul olan, asgari yüklenilebilecek şeydir. Bize kaldırabileceğimizden fazla yük yüklemeyen Yaratıcımızın bize yazdığı şey, kapasitesi gereği en az yük yüklenebilecek olanımızın yapabileceği şeydir. Ama içimizde öyle cevherler olabilir ki daha fazlasını da yüklenebilir. İşte kısas buna en güzel örnektir. Kendisine yapılana aynı misliyle karşılık vermek, yani kısası uygulamak her müminin yapabileceği asgari yüktür. Ama bir kısası affetmek her inananın yapabileceği değil, bu yükü kaldırabileceklerin harcıdır.

Tecavüz edilmeye kalkılıp da katledilen Özgecan’ın babasının katil hakkındaki sözlerini hatırlayın. “Benim kızım gitti diye o kişinin idam edilmesini istemem…” diyebilen o güzel adam kapasitesinin ne kadar üstünde bir yük yüklenebildiğini cümle âleme göstermişti. Ya biz! Ya bizim başımıza Özgecan’ın babasının başına gelmiş olandan daha kötü ne geldi ki affetmeye yanaşmayalım!

Demem o ki “kitabi olmak koşuluyla” daha hayırlı olduğuna işaret edilen bir seçenek buluyorsak onu da tercih edebiliriz. Eğer Âdem’in oğullarından biri, diğeri onu öldürmeye kalktığında karşılık vermiyor ve bir anlamda kendine yapılanı Allah’tan korktuğunu ileri sürerek affediyorsa, hatta bu yolda ölüyorsa… Allah bize bu örnekle kendimizin de kitabı inceleyerek bulacağı birçok hikmetli davranışı seçenek olarak veriyor demektir. “Sen beni öldürsen de ben sana elimi kaldırmam.” demek, “isterim ki ben yargılayıcı olmayayım, o yargının sahibi seni yargılasın.” demek ve bunun yanında affederek yargılayıcı olmaktan arınmak istemek, “kendimi az buçuk bile ilah edinmek istemem.” demek değil midir?

Ya biz! Sen bütün kabahatlerine, yaramazlıklarına rağmen kendini affedip dururken, başkasının sana yaptıklarını affetmemek ne büyük iki yüzlülük. Sen veya siz hitaplarım hepimiz içindir…

Dünyanın son gününde senin için onu affetmemişliğin mi daha büyük suçtur, sana geçmişte başkaları tarafından yapılmış bir kötülük mü? Bilemezsin. O halde hangisi ile öte tarafa geçmek istersin? Sana yapılmış kötülüğü zaten Allah bildiğine göre senin için kötü olan başkasının sana kötülüğü değil senin kendi kalbindeki o öfkedir. Sen birisini affetmemiş olarak, Allah tarafından affolmayı umduğun tarafa geçmek üzeresin. Neden tamamen arınmış olarak geçmeyesin de hala kusurlu olasın! Dünyada olup bitmiş bir problemden dolayı kalbin neden kirli olarak haşrolasın!

Diyelim ki yıllar önce birisinin hakkına girdiniz ve geri ödemenizi yapamadınız. Belki o kişiyi bir daha bulamadınız ya da bulsanız da sizi reddetti. Tevbe etmiş bir inanan olarak Allah’tan bekliyorsunuz ki bundan dolayı sizi sorumlu tutmasın! Ama bir de varsayalım ki Allah’a rağmen o kişi sizi affetmedi ve sorumlu tutmak istedi. O kişinin karşısına öyle bir iyilikle çıkmalısınız ki, o sizin ödeyemediğinizin değerini kat kat aşmış olarak elinizde oraya götürebileceğiniz ve mizanda ağır yük çekecek bir şeyiniz olsun. O tarafa doları, lirayı götüremezsiniz. Götürebilseydiniz bile tüm para birimlerinin değeri sıfır. Değeri sıfır olan bir parayı “exchange” yapabileceğiniz hiçbir döviz bürosu bulamazsınız. Öte tarafta bir işe yaramaz. Bu dünyada geri vermeliydiniz. Ama veremediniz. Mal da götüremezsiniz. Ama götürebilseydiniz bile o mal da öte tarafta, Allah’ın hazinesindekilerin yanında çerçöpten başka anlam taşımayacak. O halde!

O halde, eğer kendi nefsinizi affediyorsanız, eğer Allah’ın da sizi affetmesini bekliyorsanız, siz de başkalarını şimdiden affedin. Sizin o kimseye yaptığınız kötülüğün bir benzerini ve hatta daha fazlasını başkası size yapmış ve siz affetmişseniz, o affedilmemişlik durumunun karşısına korkmadan çıkabilirsiniz.

O yüzden şu ölümlü dünyada bize yapılanlar her ne olursa olsun (Allah’a karşı değil, sadece bize/şahsımıza yapılanları kastediyorum) hadi onları ne varsa affedelim ki bizim yaptığımız aptalca kabahatlerimizi de Allah affetsin. Kimde bizim hakkımız varsa helal edelim ki, bizde hakkı olanlara karşı bir mazeret edinelim. Öyle ki, aslında onları affederek kendimizi affetmiş olacağız. Çünkü affetmezlikten de arınmalıyız. Eğer biz affetmiyorsak, affedilmeyi nasıl hak edebiliriz! Bir duamız varsa onu dava edinmeden nasıl duamıza icabet edilmesi için beklenti içine girebiliriz!

Kendi yaramazlıklarımızı ve kendimize ve başkalarına ettiklerimizi hiç düşünmeden… kendimizi affedebilmiş gibi yaşıyor… ve hala başkalarına aynı iyi niyeti (içsel olarak) gösteremiyorsak… gerçekte o benzer kabahatlerimizden dolayı kendimizi de affetmemişiz demektir. İkiyüzlülüğü başkasına karşı yapmak kötü de o ikiyüzlülüğü kendimize karşı yapmak iyi mi? Kısacası kendimize de iki yüzlü olmamak durumundayız. Eğer başkasından beklentimizi kendimize uygulamıyorsak veya tam tersi kendimiz için gösterdiğimiz şefkati başkasına besleyemiyorsak yine ikiyüzlülük yapmış oluyoruz.

O yüzden bugüne kadar bize bilerek ya da bilmeyerek yapılmış her kötülüğü ve onu yapanları, ne kadar zor bir karar olsa da affedebilsek ve gerçek affı sahibine iade edebilsek ne de güzel bir iş yapmış oluruz, değil mi! Herkes kendisine yapılanı affederse, Allah da böyle insanların O’na karşı yaptıkları hataları inşallah affedecektir.

Misalen… Senin üç kuruşunun üzerine yattı diye onu affetmezlik yapma. Dünyanın veya ömrünün son günü o üç kuruşun da üç milyar doların da hiçbir önemi kalmayacak, ama “affetmezlik”ten arınmamış olanın bu arınmazlıktan doğan sorumluluğu ortadan kalkmış olmayacaktır. Tasavvuf edebiyatı ya da arabesk yapmıyorum. Affetmek sadece duygusal olmak zorunda değildir. Mantıklı bir karardır. Ki bu karar birçok engeli ortadan kaldırır. Allah’ın affını düşünün. O’nun af kararı bizim için cennete giden engelleri ortadan kaldırır. Bizim kararımız da belki de bizim için bu engelin kalkmasında ilk aşamadır.

Hüküm sahibi sadece O olduğuna göre, biz “seni asla affetmem” diyerek kendimizi hüküm sahibiymiş gibi nasıl görürüz! Eğer size birisi kötülük yapmaya devam ediyorsa ondan sessizce ve affederek uzaklaşmak varken, onu yargılama peşine düşmek kendini yargıç yerine koymak değil midir?

Sevmediğimiz insanı bile affetmek kadar erdemli bir iş yapmaktan neden kaçalım! Adem’in erdemli oğlu gibi davranalım. Sevmezsek de uzaklaşsak da affedelim. Ki biz de affedilelim. Öte tarafta, bizim bu hayatta iken bilerek ya da bilmeyerek hata ve kötülük yaptığımız insanlarla yüzleşmek zorunda kaldığımızı varsayalım… ve affedilmezliğe karşı en güzel kalkanı… affetmiş olma kalkanını kuşanmış olalım.

Şu ölümlü dünyada bizim olan neyimiz var ki bir de böbürlenip birilerini affetmezliğe soyunuyoruz! Hangi dağları biz yarattık, hangi sineğin kanadındaki hayvan nesillerini biz taşıdık, hangi gezegeni yıldızının etrafında biz yörüngede tutuyoruz, hangi nefesi biz veriyoruz ki birilerini bize karşı sorumlu tutalım!

Affetmek, sana karşı kabahat işleyeni bu işinden dolayı artık sorumlu tutmamaktır. O kadar özgür yaratılmışız ki Allah’ın bize olan affı bile, bir anlamda bizim elimizde. Eğer Allah affedecekse biz istediğimiz, biz affettiğimiz için olacaktır. Biz gerçekte neye talipsek Allah bize O’nu verecektir. Bize sadece laf değil, sadece söz değil, sadece davranış değil kalbimiz dahil “gerçeklik manasında” istemediğimiz hiçbir şeyi bize vermeyecek, istediğimiz her şeyi verecektir. Biz bunun şahitleriyiz. Allah kimseye zulmetmiyor. Biz bize zulmediyoruz. Dua ediyorsak onu dava edinmek durumundayız. Herkesin kuşu boynunda değil mi? Herkes yaptıkları ve yapmadıklarının karşılığını görmeyecek mi? O halde “Allah’ım beni affet” demekle torpili değil, O’nun bize bu affediliş için göstereceği yolu bulacağız.

“…Affedin!… Allah’ın da sizi affetmesini istemez misiniz!…” (24:22)

“Evet evet! Öyle tabi!” diye cevap verilecek, kalbe inmeden kulaklardan gelip geçecek öylesine bir hatırlatma değil bu. Gerçeğin ta kendisi. Hem de ta kendisi. Mesele hakkınız yendiğinde haklı olmanız değil. Allah sizin haklı olduğunuzu zaten biliyor. Ama ölümlü dünya… Eğer siz kendinize yapılanı affedemiyorsanız, kininiz, düşmanlığınız, öfkeniz, yıkılmışlığınız ve yılgınlığınız bitmiyorsa haklı bile olsanız bir daha düşünün. Cennet istiyorsanız cennet, rıza istiyorsanız rıza tamamen sizin elinizde. Sevmeseniz de, yüz çevirseniz de, yüzünü görmek istemeseniz de, bu da bana yapılır mıydı deseniz de, kızsanız da, sövseniz de, onu affettiğinizi ona söylemeyecekseniz de, söyleyemesiniz de, yüzüne karşı “seni asla affetmiyorum” demiş olsanız da, barışmasanız da, yılanın teki olduğunu bilseniz ve uzak duracak olsanız da gelin affedin. O bilmese de Allah bilsin affettiğinizi. Bu erdeminiz sizin, bizim yaptıklarımızın umarım ki kefareti olacaktır. Size yaptıklarından dolayı öte tarafta kimseyi size karşı sorumlu tutmayın ki, sizin yaptıklarınızdan dolayı birisi sizi sorumlu tutarsa mizanınızda aksi yönde ağırlık yapmasın. Affetmişliğiniz hep daha ağır kalsın.

Unutmayalım ki… Eğer Allah’ın üzerimizdeki merhameti olmasaydı hiç birimiz temize çıkamazdık (24:21). Kitapta, bizi imanımızdan sonra küfre döndürmeyi yürekten isteyenleri bile Allah’ın emri gelene kadar affetmemiz istenir (2:109). Kendimiz için hayır olarak neyi verirsek, Allah katında onu bulacağımızı bilmeliyiz (2:110). Güzel bir sözün ve bir bağışlamanın ardından eziyet gelen bir doğrulamadan/sadakadan üstün olduğunu unutmamalıyız (2:263). Nimet ve imkândan başkalarına bağışladığımız, esasında bizim öz benliklerimiz lehinedir (2:272). Kurtuluşa erenler öfkelerini yutup, insanları affedenler, güzel düşünüp güzel davrananlar olacaktır (3:134). Bir kötülüğü affedersek, Allah’ı da çok affedici bulacağız (4:149). İçlerinden birazı dışında, diğer insanların çoğundan sürekli ihanet görüp dursak da yine de onları affetmemiz, aldırış etmememiz isteniyor bizden (5:13). Kısas hakkını bile kim bağışlarsa, bu bağışlaması kendisi için günahlara bir perde olur, deniyor (5:45). Kitaba varis olanlar bugün biz isek “Biz zaten bağışlanacağız!” diyemeyiz, bu bağışlanmanın yolunu bulmak için o kitabın içindekileri okuyup inceleyip aklımızı kullanmalıyız (7:169). Cahillerden yüz çevirsek de affetmeyi esas almalıyız (7:199). Bize bu dünyada (maddi ya da manevi) ne verilmişse dünya hayatının metaıdır, Allah katında olan ise daha hayırlıdır (42:36). Öfkelensek bile affedenlerden olmalıyız (42:37). Bir kötülüğün karşılığı tıpkısı bir kötülük olsa bile, affetmeyi esas alanın ücretini bizzat Allah verecektir (42:40). Affedebilmek çok büyük bir iştir. Sabredip bağışlayan bilsin ki bu, işlerin en zorlularındandır (42:43). Yakınlarımızı da eğer affeder, ellerini tutar, hatalarını görmezden gelirsek, kuşkusuz Allah’ı da bize karşı affedici, merhamet edici buluruz (64:14)

Tüm bu ayetlerin yanında İncil’de de bu ayetleri destekleyen, önümüzdekiyle doğrulayabileceğimiz gerçeğin ruhuna dair ifadeler vardır. Matta 6:12’de “Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, Sen de bizim suçlarımızı bağışla.” diye dua edilir. Yine Matta 6:14,15’de mealen “Başkalarının suçlarını bağışlarsanız, Rabbiniz de sizin suçlarınızı bağışlar. Ama siz başkalarının suçlarını bağışlamazsanız, Rabbiniz de sizin suçlarınızı bağışlamaz.” denmektedir.

Bir kez daha içinde bulunduğumuz şu Ramazan ayı, inşallah hepimiz için bağışlama ve bağışlanma için elimizden gelen en büyük çabayı gösterdiğimiz bir ay olur. Hadi… Bundan önce ne geçtiyse geçsin bize karşı yapılmış tüm kötülükleri affedelim. Bizim gibi insanlara düşen inanıyorum ki budur. Selam ve saygılarımla, hayırlı Ramazanlar…

Kalemzade | Cengiz Yardım

Affedin!&rdquo hakkında 7 yorum

  1. İslam’da ve Kuran’da yer alan “Kısas” gibi mantıki akılla vicdanla uyumlu bir duruma rağmen insanları çok pasif, aslında toz pembe sevgi kelebeği gibi hoş görünse de vicdanen adaletsizliğe iten bir yaklaşım olmuş. Evet İslâm da birini affetmek güzeldir. Ama bize tokat atana diğer yanağını çevirmek, sen beni öldürsen de ben sana dokunmam ya da yazıda verildiği gibi özgecanın babasının sözünün alınıp “o şahsın idam edilmesini istemem” (ki o babanın tıbbi yardımla sakinleştirici vs aldığını düşünüyorum) gibi örneklerle kişiyi pasif duruma düşüren yaklaşıma kesinlikle inanmıyor ve mümin kimliğimle karşı duruyorum.

    İslam’da savunma savaşı vardır. Sana zulmedene baş kaldırırsın karşı çıkarsın sen de ona yürürsün bu kadar basit. Ya da zina edenleri 4 şahit durumunda 100 vuruşla ciltlerine ceza ehliyetini kullanırsın.

    Bu yazılan anlayış pek çok kişiye göre “iyi niyet” gelse de Kuran müminleri haksızlığa zulme çirkin işlere karşı aktif karşılık veren kimseler haline getirir.

    affederek yargılayıcı olmaktan arınmak istemek, “kendimi az buçuk bile ilah edinmek istemem.” demek değildir. Kuran hükümlerine uyulduğu müddetçe değildir…

  2. Pınar, Kısas hakkından vazgeçmenin daha hayırlı olduğunu ben söylemiyorum, Kuran’da bu böyle ifade ediliyor.
    Üstelik affetmek demek, suçun dünyevi bir karşılığı olmasın, katiller ortalıkta serbestçe dolaşsın demek değildir. Yazı boyunca bahsettiğim af mekanizması zaten bireysel ve içsel bir af mekanizmasıdır. Mağdur olmuş müminle Allah arasındaki iletişimin bir parçasıdır. Bunu anlamış olmalısın.

  3. Merhabalar Cengiz bey,

    Affetmek aynı zamanda kendi iç huzurumuzu da bulmak demektir bana göre, kendi iyiliğimizedir. Af ederek, içimizde sıkıntı yaratan bir ruh halinden de kendimizi kurtarır ve rahatlarız. Her halde, hep iyiliğmizi isteyen Yüce Rabbimizin bize bir başka lütfu gibi de değerlendirebiliriz af etmeyi aslında. Çok zor bir şey af etmek ama size katılıyorum ve af etmeyi kendimize öğretmeliyiz diye düşünüyorum.

    Selam ve dua ile….

  4. Merhaba Özkan kardeşim,
    Yazıyı yayına hazırlarken aklımda olan ama bir şekilde yazının içine eklemeyi unuttuğum bir konuydu affın psikolojik yönü. Ama siz güzel ifade etmişsiniz. Ve ayrıca evet, affetmek çok zor bir iş ve bu hem Kuran’daki ayetle sabit hem de günlük yaşamımızda kendini ispat eden bir gerçek. İnşallah en çok affedebilenlerden ve affedilenlerden oluruz.
    Selamlarımla…

  5. Merhaba cengiz bey..
    Bizi en cok perdeleyen,tikayan bir konuyu muhtesem yakalamis ve aciklamissiniz…Pinar kardes,cokluk yanilgisiyla kendince hakli cikarimlar yapmis…Her ne yana baksan Allahin vechini gorursun ayeti,icraatini yapanin Allah oldugunu bilmemiz icin..Teklik bakis acisiyla anlamaya gayret edince yazinizin icerigi anlam buluyor.Ne halde olursen o halde hasrolacagim..Ve ne zaman vaktin gelecegini bilmedigime gore,bu hali bir an once hazmiyla yasantima gecirmem gerek ki..hazirliksiz yakalanmayayim..Benim icin ihtiyacti bu yazi ,beyninize kaleminize saglik..Allah nurunuzu ilminizi artirsin..selam ve sevgiler..

  6. Yazınızda özgecanın babası ile ilgili bölüm ve kendini az buçuk bile ilah edinmek gibi ifadeyi ciddi yanlışlar olarak görüyorum. Özgecan olayı sadece bir cinayet değil toplumda derin bir acı ve infial uyandıran travmadır. Kuranda yer alan bozgunculuk fesad çıkarma suçununda ağır bir örneğidir. Ayrıca cinayet suçundan affetme durumunda bile fidye ödenmesi gerekiyor. Cinayet ve bozgunculuk suçunu diğerleri karıştırmamak gerekiyor bunlarda af değil kısas teşvik edilen durumdur.

  7. Yazınız af konusunda yanlış bir yönlendirme ve büyük oranda abartı içeriyor. Cinayet ve bozgunculuk suçunda af değil kısas teşvik edilen durumdur. Öldürülenler hakkındaki ayetten bir sonraki ayette bu açıkça belirtiliyor.
    Bakara, 179.. Ayet: “Ey akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız.”
    Özgecan olayı sadece bir cinayet değil toplumda derin bir acı ve infial uyandıran travmadır. Ağır bir fesad suçudur aynı zamanda. Bu suç sadece o insan ve ailesine değil toplum düzenine karşı işlenmiştir.
    Kuranda yer alan kısas hükümleri intikam değil toplum düzeni içindir. Dikkat edilirse affedilmesi teşvik edilen durumlar hafif suçlar ve toplumsal ilişkilerde yaşanan hatalarla ilgilidir.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.