Kuran’a Göre Kitabı Mukaddes

kuran incil tevrat

Kitaplara İman | 4.Bölüm

Görünen o ki… Tevrat’ta da İncil’de de, daha doğrusu Eski antlaşma ve Yeni antlaşma olarak bilinen kitapların içinde Allah’ın zikri ile beraber çok fazla insan zikri de mevcuttur. Hiristiyanların büyük kısmı bu iki cildin tamamına Kitabı mukaddes der, hatta bir kısmı tamamına İncil der. Görüşümce o kitaplarda iman etmemiz gereken ÖNÜMÜZDEKİYLE tanık olduğumuz Allah zikridir. Çünkü o kitapların içinde doğruların yanında “Bunlar da Allah’tandır” denerek ilave edilenler vardır. Dillerin eğip bükülmesiyle oluşturulmuş yalanlar vardır. Bizim kitabımızda İNDİRİLEN KİTAPLARA İMAN vardır, yazılan mektuplara ve tarih kitaplarına değil. Ama bunlar da bugün önümüze koyulan kitabı mukaddes’in içindedir.

Dört şahitli İncil benzetme ağırlıklı olup içindeki Allah’ın zikri, Kelimetullah olan ve Allah’ın kutsal ruhuyla desteklenen Mesih İsa’nın ağzından çıkan vahyi sözleridir. İncil’de de İsa kendisine neyi nasıl söylemesi gerekiyorsa öyle söylediğini, takva sahiplerinin anlaması, müşriklerin anlayamaması gerektiği için benzetmelerle konuştuğunu, kendi ifadeleri olmadığını ve indirilen ayetleri değiştirmeden ifade ettiğini defalarca belirtir. Tevrat ve İncil’de bizim sorumlu olmadığımız ve sadece İsrailoğullarına verilmiş emir ve yasaklar da vardır. Biz kendi kitabımızdan sorumlu olduğumuz için onlara atfen “Şu hayvanlar veya hayvanların şu şu yağları ve bağırsaklarının yenmesi haramdır” gibi ifadeler bizi bağlamamaktadır. Ki İsrailoğullarına verilen bazı emirlerin onların azgınlığı dolayısıyla karşılık olarak verildiği açıklaması ve buna örnekleri zaten Kuran’da vardır.

Allah sadece Yahudilerin tanrısı değil, Alemlerin Rabbidir. O kitaplarda tereddüte düştüğümüz yazımlarda “Besmele”yi düşünmeli, Allah’ın en merhametli ve en koruyucu olduğunu, en adaletli olduğunu, kötü olanı emretmeyeceğini ve haksız yere kimseye zulmetmeyeceğini, herkese adil davranacağını hatırlamalı ve ona göre değerlendirmeliyiz. Bir şeyin kitaba yazılı olması bir şey ifade de etmez. Allah bize ayetlerini nefsimizde ve afakta göstereceğini ve bizim onları görüp tanıyacağımızı söyler ve vaadini bize hergün her dakika gösterir. Kuran’ı yaşayanlar bilir ki göstermektedir de.

Davarlarının kulaklarına varıncaya kadar Allah’ın yarattığını değiştirten şeytan Tevrat’ın içine attığı “sözde” sözleşme maddeleriyle, sözde antlaşma belirtileriyle ve hikâyelerle dediğini başarmış ve bunu dinden dine bile geçirttirmiştir. İster suretli bir varlık olarak ister manen bir varlık olarak, ister insanın kötülük tarafı olarak düşünsek de, onun apaçık bir düşman olduğu unutulmamalıdır.

Deist, ateist, Sünni, Şii, Alevi gibi Hıristiyan ve Yahudi arkadaşlarımız da olabilir. Dünyevi anlamda dostluklar da kurulabilir ve barış içinde yaşanmalıdır da zaten. Ama dini anlamda veli edinilemezler. Zaten Kuran’dan hakkıyla haberdar bir Müslüman, kendi dininden bir ruhbanı, bir dini önderi de veli edinme bağlamında benimseyemez. Çünkü Kuran’a göre ruhbanlık Allah tarafından emredilmiş bir yapılanma değildir. Mümin kimse fırkalaşamaz.

Bugüne kadarki gözlemlerime göre, hemen tümü mezhep sahibi olan Hıristiyanlara din bahsiyle yaklaştığımızda genellikle bizimle konuşurlar, hele İncil’den ve Tevrat’tan bahsediyorsak saygılı ve hoş görülü davranırlar. Ama onların da çoğu konuyu hiçbir şekilde Kuran’a ve Kuran peygamberine getirmek ve o konu hakkında konuşmak istemez, zebraların aslandan kaçtığı gibi bizim dinimizle ilgili konuşmaktan kaçarlar. Onlara Kuran hakkındaki düşüncelerini sorduğumuzda onlar ısrarla İncilden, sevgiden, merhametten ve Tevrattaki filanca ayetten ve humanizmden bahsederler. Sizin yüzünüze Kuran’ı sahte bir din kitabı ve onun indirildiği elçiyi sahte bir peygamber olarak gördüklerini söylemezler. Ama Allah kalplerindekini bilir. Ve onların kitaplarını Kuran gözlüğüyle okuyan müminler de bunu bilirler. Onların kavmi, İsa ölür ölmez gerisin geriye dönmüş ve asıl sahte peygamberleri İncil’e sinsice saldırarak onun özellikle arkasına “Tanrı İsa!”dan sözde vahiyler eklemiştir. Siz onlara iki yüzlülük etmez ve onların kitaplarındaki Allah zikrini över ve Kuran’la uyuşan noktaları söylersiniz, ama uyumsuzlardan bahsettiğinizde ya öfkeye konuşur ya da geriye çekilip kollarını kavuşturup gönülsüz bir izleyişle sizi reddederler. Bu onların kötü olduklarını değil, yıkılmış bir dini anlayıştan geldiklerini gösterir. Aynen bizim toplumumuzdaki geleneksel bir mezhepsel anlayıştan gelen birisine İncil’den ve İsa’dan bahsettiğinizde soğuk duş etkisi yarattığı gibi. Elbette Allah bize de, onlara da bunlara da bulundukları çerçevenin şartlarında adaletle hüküm verecektir. Allah en merhametlidir.

Bizlerse maalesef Allah’ın ayetlerini unutuyoruz. Çünkü okunması gereken, sürekli okunması gereken kitabı, yani “Kuran’ı” okumaktan uzak kaldıkça başka şeylere dalıp gidiyoruz ve bu unuttuğumuz ayetler nedeniyle, başka insanlardan yeni bir bilgi ya da düşünceyle karşılaştığımızda hatalı kararlar veriyoruz. Ta ki o unuttuğumuz ayetleri ya bize birisi hatırlatacak ya da kendimiz Allah’ın lütfuyla, affıyla ve şefkatiyle ve de korumasıyla bir kez daha o ayeti bu sorgularımızla bir daha okuyacağız! Allah bize sürekli yardım ediyor, destek veriyor. Oku dediği ve biz okumaya ara verdiğimiz halde bir şekilde tekrar o ayeti okuduğumuzda gerçekle bir kez daha yüzyüze geliyoruz. Ama unutmayalım ki böyle dalıp gitmeye ve ayetleri okumaktan vazgeçmeye devam edersek bir gün o lütfu da kaybedebiliriz. Ne elimize kitabı alıp okuruz ne de o ayetleri bize hatırlatacak bir kişiyi Allah bizim karşımıza çıkarır! Biz insanlar kendimize kötülük etmeyi ve tembelliği, ve özellikle okumaktan tembelliği çok seviyoruz. Oku oku nereye kadar değil… Oku, düşün, oku, uygula. Sevinçle ve bilinçle yaşa hayatını, dememiz ve yaşamamız gerekir. Sofilikle, arabeskle değil. Din, Kuran, kafede ya da sosyal medyada itibar elde edilecek bir söylem ya da başardım denilecek bir strateji oyunu, bir eğlence aleti değildir. Üç okuyup, iki düşünüp, bir söylemek ve ardından öğrendiğini hayata geçirmeye çabalamak lazım.

Özellikle İseviler “Allah’ın indirdikleri” ile “Allah’ın esinlemesi” konusunu birbirine karıştırmış durumdalar. Herkesin Allah’ın esinlemesi ile bir şeyler yazdığını iddia etmesinin önüne geçemezsiniz. Ama öyle bile olsa bunlar Allah’ın indirdiği ile eşdeğer değildir. Kimse elçilere vahyedildiği gibi bana da vahyedildi diyemez Kuran’a göre. Şeytani dürtüler sözlerin içine bir şekilde yanlışlar katabilir. Yazan ve konuşan bile bunu bilmeyebilir, bunun farkında olmayabilir. Niyeti ile kelimeleri bir noktada kesişmemiş olabilir. İnsan sözlerinde maksat aşılmış olabilir. Ama Allah’ın indirdiği ayetler hüküm ve hikmet doludur. Ve en doğrusudur. İnsanları yöneltmemiz gereken cihet bizim değil “Allah’ın kelimeleri”dir.

Pavlus’un kiliselere yazdıkları mektupları da Allah’ın vahyi ile eşdeğer veyahut İncil’in içinde sayacak isek, o halde peygamberimizden olduğu iddia edilen hadisleri neden Kuran’ın içinde saymıyoruz! Eğer Pavlus’un, Petrus’un mektupları da İncil’se, aynı formülü kullanmak ve tutarlı olmak için; Celalettin’in Şems’e yazdıklarını, Said’in Allah’tan esinleme olarak “bana yazdırıldı” dediklerini, peygamberin ruhuyla iletişime geçtiğini iddia ettiği risaleleri, işaretül icazları veya Fethullah’ın memleket mektuplarını veyahut gelmiş geçmiş Allah dostu(!) şeyhlerin müritlerine yazdığı “kırk mektup” kitaplarını da, Cübbeli’nin İtikat risalelerini de Kuran’ın içine koymamız gerekir! Ki bu tutarsızlıktır.

Bir muvahhid “Kuran’a iman ettim ve onun etrafına örülen insan yazmalarını din sayamam” dedikten sonra, daha önce indirilen kitaplara eklenmiş insan sözlerini nasıl olur da dinden sayabilir! Bu lahana turşusu ile perhiz yapmak kendi dinini yıkmak ve kararında ve tamamlanmış kitabı yağla ve toksinle şişirip obez yapmak ve koca koca kitaplar yüklü bir hamal haline gelmek değil midir? Aksine biz Kuran’ı hatta hatalı çeviri ve mealleri nasıl insan sözlerinden arındırma gayretindeysek, İncil ve Tevrat inanlılarına da kendi kitaplarını insan sözlerinden temizlemelerini önerebiliriz ancak. Aksi takdirde diğer kitapları aklamak adına kendi kitabımızı kurban etmiş oluruz. Velhasıl “bu Tevrat ve İncil tahrif edilmiştir, bakmam onlara” diyen de yanlıgıdadır, “elimizdeki Tevrat ve İncil’in tamamı Allah’tandır” diyenler de yanılgıdadır. Bu, benim zanla inandığım değil, okuyup, görüp, tanık olup da ikna olarak kabullendiğimdir. Elbette ki Allah bize gösterdiğinden çok daha fazlasını ve en doğrusunu bilendir.

Ben Kuran’da İsrailoğullarına “Şehre secde ederek girin” diyen ve “Size saldırılmadıkça siz de saldırmayın” diyen bir Allah’ı tanıyorum. Tevrat’ın içine hahamlarca ve siyaseten eklendiğine ikna olduğum “O şehre kılıç çekerek girin ve çoluk çocuk kadın yaşlı ve evcil hayvan demeden öldürün, sünnet derilerini yüzüp torbalara doldurup getirin.” diyen bir Allah algısını nasıl kabul edebilirim! Allah Tevrat’ın içinde de hem “öldürmeyeceksin” diyecek hem de “toplu katlima yap” mı diyecek! Benim Kuran’dan tanıdığım Allah’ın böyle bir adalet anlayışı yok. Benim tanıdığım Allah, bir şehre bir felaket bile verse, iyileri ve eceli henüz gelmemişleri oradan çıkaracak, hiç kimseye zerre kadar haksızlık etmeyecek, aman dileyene el kaldırtmayacak, hiçbir nefse hurma lifi kadar haksızlık etmeyecek bir Allah’tır.

Tevrat’ın içinde istendiği kadar “Tanrı yoruldu ve yedinci gün dinlendi.” densin, benim Kuran’da tanıdığım ve mantığıma dönülmez biçimde oturttuğum Allah “Bana yorgunluk dokunmaz.” diyor. Tanrı algısını kafasına oturtamamış, ayetler arasında fikir yürütemeyecek en akılsız bir adam bile olsam basitçe derim ki “İkisi de Allah’tansa, sonra gelen doğrudur.”

Kimileri daha halihazırdaki “Kutsal Kitap”ın eski antlaşma olarak adlandırılan bölümünün içindeki “Tevrat olarak genel kabul gören” 39 kitabı ve yeni antlaşma olarak adlandırılan bölümün içindeki “İncil olarak kabul gören” 27 kitabı okumadan, üç beş sayfada Allah’ın zikrini görünce aceleyle ve sevinçle bu kitapların tamamının da Allah’tan olduğunu iddia ediyorlar. Oysa kitabın içinde sadece Allah’ın değil, yüzlerce insanın, elçilerin, yazarların, hatta adı bile bilinmeyenlerin satırları vardır. Allah bize “daha önce indirilene” iman etmemizi söylüyor, eklenene, yorumlanana, tarihçelere ve uydurulana değil. Kuran için bunu yaparken daha önce indirilenler için neden yapmıyoruz! İnsanlar “ya hep ya hiç” diyorlar. Akıl alır gibi değil. O ümmetler kutsal kitabı insan sözlerinden arındıramamışlar, görmüyor musunuz? Ve üstelik senin elinde Kuran gibi bir termal gözlük var ve onların indirilenine iman edebilmen ve o kitapları da hurafelerden arındırman için öylece duruyor. Sen tutup kızıl ötesini çıplak gözle görmeye çalışıyorsun.

İnsan okumadığı kitaba inanır mı? Size “Bak Musa, şunların dini de güzel! Bize de onların kitaplarından yapsana!” dendiğini düşünün. Musa olsam şunu söylerdim: “Be ey ….lar! Allah sizi seçti. Hurafe denizlerini ve uyduruk mezhep öğretilerini aşıp geçtiniz. Uçurumların kenarından sizi Allah kurtardı. Elinizdeki Kuran’ın hak söz olduğunun farkına vardırdı. Şimdi ise size indirilenle, daha önce indirilenleri tanımak varken, onların elindekine zanlarıyla birlikte yönelmeye kalkıyorsunuz! Siz ne laftan anlamaz, ne cahil insanlarsınız! Onların dini de sizin kurtulduğunuz uyduruk din gibidir, yıkılmıştır. İçlerinde doğru yolda olanlar olsa da çoğunluğu dini yıkılmış bir kültürden geliyorlar. Siz elinizdekinin kıymetini bilseniz, onlara da bir faydanız olurdu! Ama siz elinizde olanın bile değerini bilmezken onların elindekinin değerini nasıl anlayacaksınız!”

Elimizdeki kitap, daha önce indirilenlere nasıl iman etmemiz gerektiğinin tüm kıstaslarını verirken, Musa’nın asası gibi tüm hileleri yutarken,  Nuh’un gemisi gibi bizi kurtuluşa taşırken, Yusuf’un gömleği gibi gözlerimizi açarken, İbrahim’in baltası gibi tüm uydurma putlarımızı yıkarken, Yahya’nın vaftiz (abdest) suyu gibi bizi kötülüklerimizden temizlerken, İsa’nın ağzından çıkan tertemiz sözler gibi aklımıza hitap ederken, biz hiç mi düşünmeyeceğiz! Ne zaman sadece “indirilenlere” iman edeceğiz!

Zorla Allah’ı kıyamete zorlayabileceğini zanneden bir kültürün Allah’ın ayetlerindeki kelimelerin yerlerini değiştirmeye kalkmayacağını mı zannediyorsunuz? Ki bunu Allah son kitabında açık açık söylemişken!

Allah Kuran’da (2:84) İsrailoğullarından “Birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın” diye misak aldığını söylerken Tevrat’ın içi İsrailoğullarının Allah’ın emriyle birçok ulusun kanını döktüğü ve sürdüğü siyasi savaşlarla doldurulmuştur. Tevrat’ın içinde diye nasıl Kuran’a taban tabana zıt böyle şeylere itibar edebiliriz! Sadece zikir! Sadece Allah zikri! Hala anlayamayanlar var.

Allah Kuran’da (2:91) “Allah’ın İNDİRDİKLERİNE iman edin’ denildiğinde: “Biz, sadece bize indirilene iman ederiz” diyenler gibi de olamayız. Biz Allah’ın vahyine, Onun indirdiğine iman ederiz. İnsan sözlerine değil. Uymak başka bir şeydir. Sorumlu tutulacağımız kitap elbette Kuran’dır ve ona uyarız (43:44). Yani diğerlerinin içindeki Allah zikrine de iman etmemiz gerektiğini söyleyen kitap.

Allah Kuran’da (2:102) Süleyman ve Davut hakkında uydurulan yalanları ifşa eder. Uydurulan Tevrat bölümlerini açıp okuduğunuzda Süleyman’ın putperest olduğu ve benzeri yalanların orada Allah’tanmış gibi yazıldığını görebilirsiniz. İşte Kuran’ı okuyan bazı Yahudi din adamları gerçeğin farkındadırlar ve Kuran’ın ve Kuran peygamberinin hak olduğunu anlarlar (2:46) ama bunu kabullenmektense gizlemeyi yeğlerler. Yani hidayeti gizleme (2:159) peşindedirler. Çünkü birilerinin daha çok hidayeti bulması onların saltanatlarının ve hatta yeryüzündeki tüm dinlerin ruhbanlarının saltanatlarının yıkılışı demektir. Bu yüzden hangi dinden olurlarsa olsunlar ruhbanların ileri gelenleri hidayete karşı bilinçli ya da bilinç ötesi bir birliktelik içindedirler.

İsrailoğulları Allah’ın ayetlerle verdiği nimeti (2:211) değiştirmişlerdir. Tevrat’ta görülen ruhban sınıfı ve İncil’e eklenen kilise sınıfının tam anlamıyla karşılıksız kazanç (riba) peşinde olduğu, küçük sineği süzüp ayırdığı, ama deveyi havuduyla (semeriyle) birlikte yuttuğu ortadadır. Bunu yapabilmek için de “bu da Allah katındandır” diyerek (3:78) bile bile yalanlar uydurmaktan hiç vazgeçmemişlerdir. Bunu yapabilmek için Musa’yı da Harun’u da kullanmaktan ve onları ilahlaştırmaktan çekinmezler. Oysa onlar asla “Allah’la beraber bana da kulluk edin” demeyen (3:79) elçilerdi. Tevrat ve İncil’le nasıl Allah’a karşı yalan uydurdukları (4:50) ortaya çıkmıştır. Kuran, Tevrat için olduğu gibi İncil için de Furkandır. Daha önce onun da olduğu gibi. İncil’e eklenen cümlelerde olduğu gibi dağa çıkınca son saatin dehşetinden kurtulamazsınız. Ölüm nerede olursak olalım (4:78) bizi bulur, yüksekçe tahkim edilmiş şatolarda olsak bile. 90 yaşında taşla vura vura kendini sünnet eden bir peygamber algısı Kuran’da yok. Tam aksine şeytanın neleri nasıl vaat ettiği (4:119,120) var. Allah, İsa’yı onlar öldürmediler ve asmadılar diyorsa (4:157) bu böyledir. Aksini iddia edemeyiz. İncil’de geçen bu iddianın incelikleri varsa da Allah ilim verdiği ve delil gösterdiği biçimiyle anlarız. Yahudilere azgınlıkları sebebiyle haram kılınan şeyleri (4:160) hadisler yoluyla alıp bize de “bunlar haramdır” demenin de manası yok. Üstelik bu haramları kabul eden bugünkü çoğu müslümanım diyenin, bunların aslında hadis olmayıp Tevrat’tan alıntı olduklarından bile haberleri yok.

Hak kitaplar da içimizdeki elçilerdir. Peygamberlerden nasıl misak alınıp da (3:81) kendilerine bir elçi geldiğinde ona iman edip yardım edecekleri emredilmişse, onlar için de bizim için de bunun izdüşümlerinden biri “önümüzdeki” kitapla daha önceki elçilikleri temsil eden Allah zikrine gereği gibi iman etmektir.

Kitap ehli, dini konusunda taşkınlık etmiş, Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemiştir. Meryem oğlu Mesih İsa Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Meryem’e yönelttiği bir ruhtur. (4:171) Kimse Tanrı üçtür diyemez. (4,172 5:73) İncil’de benzetmeler elbette vardır ve çoktur ama Kuran vahyiyle uyumsuz başka bir yöne çekilip gerçeğe ihanet edilemez. Mesih ve yakınlaştırılmış melekler, Allah’a kul olmaktan kesinlikle kaçınmazlar. (4:172)

İsrailoğullarından inkâra sapanlar, sözleşmelerini bozmaları sebebiyle lanetlenmiştir. Onlar kelimeleri konuldukları yerlerden saptırmışlardır. (5:13) Kendilerine hatırlatılanlardan pay almamışlardır. Biz Nasranileriz (İseviler) diyenlerden de kesin söz alınmış, ama sonunda onlar da kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unutmuşlardır. (5:14) Biz Kuran ehli olarak bize hatırlatılanlardan öğüt almayı nasıl unuturuz!

Kitap ehlinin kitaptan üzerini örtmüş olduklarının çoğunu açıklayan ve birçoğundan geçiveren elçi gelmiştir. (5:15) Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitaptır. Allah, rızasına uyanları bununla doğruya ulaştırır, karanlıklardan ışığa çıkartır. (5:16)

“Allah Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler küfre düşmüştür. (5:17, 5:72) Eğer Yahudi ve Hıristiyanlar “Biz Allah’ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz” dese de (5:18) onlar da O’nun yarattığından birer beşer olduklarının farkına varmalılar. Meryem de Meryem oğlu Mesih de yemek yerdi. (5:75)

Kitap ehlinin çoğu, yalnızca Allah’a, bize indirilene ve önceden indirilene inanmamız ve çoğunun fasıklar olması nedeniyle bizden hoşlanmazlar. (5:59)

Kahinleri ve ahbarları, onları, günah söylemelerinden ve haram yiyiciliklerinden sakındırmalıyken (5:63) kendi yapmış oldukları ne kötüdür.

Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine Rablerinden indirileni ayakta tutsalardı, olmaz mıydı! (5:66) Tevrat’ı, İncil’i ve onlara Allah’tan İNDİRİLENİ ayakta tutmadıkça hiç bir şey üzerinde olmadıklarını keşke bilselerdi! (5:67)

İsrailoğullarından inkâr edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. (5:78) Zeburu ve İncili okuyanlar bunu orada da görebilirler. Zamanı geldiğinde İsa’ya “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve anneni Allah’ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?” diye sorulacak (5:116) ve o da “Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen’de olanı bilmem.” diye cevap verecektir ve şöyle devam edecektir: “Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şeyi söylemedim. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim. Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahittim. Benim hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen’din. Sen her şeyin üzerine şahid olansın.” (5:117) “Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz olan, hakim olan Sen’sin.” (5:118)

İsrailoğullarından zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirmişlerdir. (7:162) Kendilerine hatırlatılanı unutmuşlardır. (7:165, 166)

Kitap ehli Allah’ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edinmiştir. Meryemoğlu Mesih’i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah’tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti. (9:31) Kuran “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarıp-korkutur. (18:4) Bu konuda kendilerinin ve atalarının hiç bir bilgisi yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar. (18:5)

Tevrat‘daki ve İncil’deki benzetmelerden bazıları Kuran’da da anlatılır. (48:29) İnananların yüzlerinde secde eseri/izi vardır. Bu onların Tevrat’taki nitelikleri. İncil’deki nitelikleri de şöyle: Tıpkı bir ekin ki filizini çıkarmış, o filizi kuvvetlendirmiş. Filiz kalınlaştı, gövdesi üzerine dikildi. Ziraatçıları da imrendirir/hayran bırakır bu ekin. Allah böyle yapar ki, onlar sayesinde, inkâr edenleri öfkelendirsin. Allah onlardan iman edip hayra ve barışa yönelik işlen yapanlara bir bağışlanma ve büyük bir ödül vaat etmiştir.

Yahudi mezhepçilerinden Ferisiler ve din adamları İsa’ya gelip karşı çıktıklarında İsa onlara daha önce Yeşeya peygambere inmiş olan (Tevrat | Yeşeya 29,13) Allah vahyiyle cevap verir… (İncil | Markos 7:6,9) Yeşaya’nın siz ikiyüzlülerle ilgili peygamberlik sözü ne kadar da doğrudur! Yazmış olduğu gibi “Bu halk, dudaklarıyla beni sayar, ama yürekleri benden uzak. Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.” Ve İsa devam eder… “Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan geleneğine uyuyorsunuz. Kendi geleneğinizi sürdürmek için Tanrı buyruğunu bir kenara itmeyi ne de güzel beceriyorsunuz!”

İşte eğer Tevrat’ı ve İncil’i okursak tüm bu Allah zikrinin ve daha fazlasının farkına rahatça varabileceğimiz gibi, Allah’ın zikrinin karşısında insan sözleri olarak uydurulmuş olanları da ibret almak üzere rahatça fark edebiliriz. Ama tabi ki OKUrsak!

Kalemzade | Cengiz Yardım

Kuran’a Göre Kitabı Mukaddes&rdquo hakkında 3 yorum

  1. Cengiz Bey merhabalar,

    Kaleminize ve emeğinize sağlık, yorumlarınızdan kendi adıma çok faydalanıyorum, Allah razı olsun. Allah ilmimizi artırsın. Sağlıcakla…..

  2. Geri bildirim: indirilen'le hükmetmek

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.