Daha Önce İndirilenlere İman

quran and the bible iman

Kitaplara İman | 1.Bölüm

Geleneksel İslami algıda Tevrat’tan ve İncil’den bahsedildiğinde inanılmaz bir alerji gündeme geliyor. O kadar yoğun bir “Onlar tahrif edilmiş kitaplardır!” algısı var ki, o kitapları eline almak bile günaha girmekle ve hatta dinden çıkma tehlikesiyle eşdeğer bir hareket gibi görülüyor. Gariptir ki bu kapsamda İncil’e olan tepki Tevrat’tan bile daha fazladır. Geleneksel vaazlarda bir şekilde Tevrat az da olsa gündeme gelirken İncil kelimesi onun kadar bile ağza alınmaz. Hatta “İsa” kelimesi bile bundan etkilenmiş, İsa’dan bahsetmek adeta misyonerlikle eşleştirilmiştir. Oysa eğer bir alerji duyulacaksa, Tevrat’a İncil’den daha fazla alerji duyulabilirdi. Çünkü Tevrat üzerinde döndürülmüş dolaplar İncil’e göre çok daha fazladır. Ama çoğunluk gerçeğin farkında değil. Bunun böyle olmasının nedeninin Tevrat üzerinde eğilip bükülen dillerin oluşturduğu sözde hadis külliyatlarıdır. İncil üzerinde eğilip bükülerek İslam dünyasına hadisleştirilip sokulan rivayetler, Tevrat yoluyla yapılanlara göre daha azdır. Bu yüzden İncil’e duyulan alerji, hatta gizli öfke aynı oranda Tevrat için söz konusu değildir.

Buna rağmen her iki kitap ve içeriğindeki onlarca kitap da geleneksel bir Müslüman için hiç de önemli görülmez. Sanki Allah bilmediğimiz, hayali kitaplara iman etmemizi söylüyormuş gibi bir algı söz konusudur. Oysa Kuran’ın indiği dönemde hemen hemen bu kitapların aynısıydı yeryüzünde olanlar. Allah açıkça diyebilirdi “O kitaplara bakmayın. Onlar tahrif edilmiş ve içinde benim zikrim yoktur.” diye. Ama görüldüğü gibi böyle olmamış “Onların içinde Allah’ın zikri vardır.” denilmiştir Kuran’da.

Demek ki bu kitaplar için “Tahrif edilmiştir.” diyenler de “Orijinal olarak korunmuştur.” diyenler de yanılıyor. Demek ki başka bir şey olmalı. Demek ki ortada her ayetin bize öngördüğü ve aklımızı kullanarak iman etmemiz gerektiği gibi bir vasati yol olmalı. Allah bize zorluk dilemez. Ama aklımızı kullanmamızı gerektirecek kadar bir saha da bırakır. Sadece bu konudaki ayetler için değil, hemen her ayet için de durum böyledir. Örneğin evren ne sonsuzdur, ne de sonlu. Vasati bir yol vardır ki her iki tezi de çürütür ve evren sürekli genişlemektedir, der. Şekle takılan, dindar olacağım diye aklını sofulaştıran veya hevasına yenilip her gördüğüne Pollyanna gibi bakan, dolayısıyla aklını ve mantığını yeterince kullanmayan anlayamaz. Aklı kullanma, imanın, eminlik olması için gerekli bir yöntemdir. Allah’ın ayetleri ne tahrif edilmiştir, ne de edilmemiştir. Ama sürekli manipüle edilmeye, gizlenmeye, örtülmeye ve değiştirilmeye çalışılmaktadır. Oysa aklını kullananlar Allah’ın zikrini hep bulmuşlardır. Çünkü Allah insanların ciltlediği kitapları değil, kendi zikrini korumaktadır.

Allah, Kuran’ı “daha önce indirilenlerdekini onaylamak, onlarda ihtilafa düşülen hususlara açıklama getirmek üzere…” indirdiğini söyler. Ama Kuran da geçmişten beri şeytani öğretilere kurban edilmeye kalkışılmış, geleneksel ve dönüştürülmüş anlayışla daha öncekilerin akıbetine uğratılmaya çalışılmıştır. Neyse ki bugünlerde Kuran’ı aslına döndürme çabaları, Allah’ın yardımıyla güçlenmiştir. Keşke Tavrat ve İncil’i esas kitap kabullenenler de kendi kitaplarını aslına döndürmeye çalışmış olsalardı!

Bu noktada ortaya çıkmıştır ki Kuran, gerçekten de “daha önce indirilenlere” de iman için vazgeçilemez bir anahtardır. Buna rağmen her uyanışta olduğu gibi, bu son uyanış da baltalanmaktan geri kalmamıştır. Kuran’da bu konudaki muhkem ayetler bile, şekle hapsedilmeye ve aklı kullanmaksızın sadece şeklen kabule zorlanmaktadır. Oysa eğer bir ayete iman edilecekse aklı kullanma çerçevesinde nasıl iman edileceği de bu kitapta yazılıdır. Allah “Daha önce indirilen kitaplara iman edin” diyerek bırakmamıştır. Birçok ayetiyle bu imanın nasıl olacağını da açıklamıştır.

İyi niyetle de olsa Tevrat’ı ya da İncil’i eline alıp okuyanların çoğu, o kitaplarda geçen bir ifadenin Kuran’la taban tabana zıt olduğunu gördüğünde ne yapacağını şaşırıyorlar. Düşüncelerinde belirsizliğe düşüyorlar ya da düşünmekten bile vazgeçiyorlar. Allah da bunun farkındadır elbette. O, insanlara kaldıramayacağı bir yük yüklemez. Cevaplar Kuran’da var. İşte bu makalemi “daha önce indirilenlere iman” konusundaki net düşüncelerimi hem o kitaplardaki hem de “Kuran’daki cevaplar” çerçevesinde paylaşmak için yazdım. Umarım anlaşılabilirim.

Allah son kitabında ehli kitaba atfen “Ey kitap ehli, ne diye İbrahim hakkında çekişip tartışırsınız? Tevrat da ondan sonra inmiştir, İncil de. Akıl etmiyor musunuz ki?” (3:65) der. Bu ayeti üzerimize alındığımızda gördüğümüz şudur: En son indirilen Kuran’dır. Daha öncekiler hakkında herhangi bir tartışmaya girdiğimizde, son kitabı dayanak kabul etmeliyiz. Aynı zamanda Kuran’da “daha önceki kitapların onaylandığı, onlarda ihtilafa düşülen birçok konulara açıklama getirildiği ve daha önce indirilenlere de iman etmemiz gerektiği altı çizilerek gösterilir. Ve bir de bizden, ehli kitabı çağırırken “ortak olana ve Tek Tanrıya çağırmamız” istenir.

O halde yapmamız gereken, ister Tevrat’ın içindekiler ve Zebur olsun, ister İncil olsun, isterse Ani kitabeleri veya ne bileyim Orhun yazıtları, Zümrüt tabletler falan olsun, hatta hint ve çin felsefesi gibiler olsun hiç fark etmez; o kitaplarda okuduklarımızdan Allah lafzı olarak geçtiği iddia edilenler, Kuran’da okuduklarımızla ve kâinatın reddedilemez gerçekleri ile hangi ortak noktaları içeriyorsa iman etmemiz gereken onlardır. Biz gerçeği onaylayanlar olmalıyız. Sözü okur, işitir, gerçeği onaylayana iman ederiz. Diğerleri, yani uymayanlar için boşuna tartışmanın manası yok. Ya eklenmiş, ya rivayetlerle süslenmiş, ya çevirilirken yanlış çevrilmiş, ya da henüz biz anlamamış olabiliriz. Ve en önemlisi biz, bize indirilen kitaptan sorumluyuz (43:44) ve ehli kitap olsun olmasın, hatta Allah’a iman etsin etmesin, diğer insanlarla selam içinde yaşama gayretinde olmalıyız.

Orijinal yazımlarının hemen tamamı birbirini tuttuğu halde ve ortada iken, bugünkü Kuran meallerinde bile, bir yığın tahrif ve hatalı çeviri varken, Tevratta ve İncili okuduğumuzda içimizi sızlatan ifadelerin de mevcut halleriyle hatasız olduğunu iddia eden birimiz, okuduğu her Kuran mealinin de hatasız olduğunu kabul etmesi gerekir. Bu hem zan hem de ciddi bir tutarsızlıktır. Kendi adıma şunu söylemek istiyorum. Ben Kuran’ın tamamına iman ederken daha önce indirilen kitapların tümündeki satırlara değil, o satırlardaki (tanık olduğum) Allah zikrine ve reddedilemeyecek gerçeklere, yani indirildiğine emin olduklarıma iman ediyorum. İndirildiğine emin olmadıklarıma da iman ettiğimi söylersem, hem size, hem kendime, daha önemlisi hem de Allah’a yalan söylemiş olurum.

“Daha önce indirilenlere iman” etme noktasında daha iyi bir çözümü olan var mı bilmiyorum. Dinlemeye de hazırım. Ama görüşümü söyleyip böyle bırakmayacağım. Bu görüşü destekleyen görebildiğim delilleri de satır aralarımda paylaşmaya çalışacağım.

Allah’a savaş açanlar O’nun ayetlerinin üzerini örterler. Aynen bir savaşta örtü ve gizleme yapmak gibi. Siz mühimmatlarınızın ve silahlarınızın üstüne istediğiniz kadar çalı çırpı toplayıp örtün, er geç o çalı çırpı kuruyacak ve zamanla rüzgârlarla birlikte uçup gittiğinde altındaki gerçek görüntü ortaya çıkacaktır. Ya da tam tersi, kartondan bir evi taştan bir bina diye satmaya kalksanız da gerçeğin ortaya çıkması işi bilenlerin aklını kullanmasına bakar. Siz bir hurafenin üstünü istediğiniz kadar altın rengiyle kaplayın, parmaklarıyla iki “tık tık” yapabilenler altındaki kof sesi duyar ve sahte bir bina olduğunu anlarlar. Bu yüzden ister Tevrat’ta ister İncil’de olsun, Allah’ın zikrini görebilenler görür ve “Bu da kitaptandır” denen her şeye değil “indirilene” iman ederler. Ama bunu görebilmek için Allah’ın zikrine daha önceden tanık olmak gerekir. İster Kuran’da, ister Tevrat’ta, ister Zebur’da ya da İncil’de olsun. Ki Tevrat ve İncil mevcut durumu ile bile bu doneleri içerir. Bu durumda Tevrat ve İncil’i takip ettiğini iddia edenler bile kendi kitaplarına ihanet etmekte, bu kitapların tamamının Allah’tan olduğunu söylemekle o kitapların içinde olan bir kısım ayetleri de böylece reddetmektedirler. İnsan sözleri ile Tanrı sözleri ayrıştırılmalıdır. Din sadece Allah’ındır.

Şimdi nihayet örneklerle bazı delilleri sunmaya çalışayım…

“Allah yeri ve göğü altı günde yaratandır.” ifadesi hem Kuran’da, hem İncil’de hem de Tevrat’ın “Yaratılış” bölümünün daha ilk satırlarında birbirine benzer cümle yapılarıyla geçer. Bu söz (anlam itibarı ile) Allah’ın zikridir. Ama Tevrat’a ilave edilen bir cümle ve devamındaki bazı yönlendirmeler Kuran’la uyuşmaz. Allah’ın bu zikrini gizlemek isteyen birisi onun üstünü çalı çırpı ile örtmeye çalışmış ve “Yedinci gün tanrı dinlendi.” demiştir. Oysa o günün (devrin), yedinci günün anlamı bu değildir. Şimdi bir Kuran iman edeni olarak, daha önceki kitaplara iman edeceğim diye o cildin iki kapağının arasında bulunan bu cümleye de iman edip “Allah yedinci gün dinlendi” dersem ne olur biliyor musunuz? Kuran’daki defaten geçmiş bir çok ayeti reddetmiş olurum. Eğer Allah “o kitaplara iman edin” dedikten sonra ne şartlarla iman edeceğimi söylememişse sırtıma taşıyamayacağım bir yük yüklemiş demektir. Bu da Allah’ın şanına yakışmaz.

Ama Allah bizi yarı yolda bırakmamış ve gerçeği, Kuran’da açıklamıştır. Senin için sonra gelen önce gelenden hayırlıdır, demiştir. Altı günde yeri göğü yaratmış ve ardından onun kürsüsü yarattığını kuşatmıştır, demiştir. Ve de en önemlisi ihtilafa düşülen tartışmaya son vermiş ve “Allah’a hiçbir yorgunluk dokunmamıştır.” diyerek Tevrat’a ilave edilerek gerçeğin üstünü örtmeye çalışan bu cümleyi açık açık reddetmiştir. Şimdi kalkıp “daha öncekilere iman” edeceğim diye Allah’ın yedinci devirde yorulup dinlenmeye geçtiğine mi iman etmeliyim, yoksa yaratılışın yedinci devrinde olanın ben olduğuma mı? Allah’ın yorulup dinlendiğine mi iman etmeliyim yoksa bu cümlenin Allah’ın zikri olmadığına mı? Düşünün ve karar verin.

O saçma “dinlendi” ifadesi Allah’ın zikri değil, Allah’ın zikrinin üstünü örtmek için eklenmiş bir rivayet veya geleneğe uydurmak için bilinçli olarak hatalı çevrilmiş bir ifade ya da dönüştürülmüş bir örtüdür, bir çalı çırpıdır. Zamanı gelmiş, sararıp solmuş ve Kuran rüzgârıyla uçuşup giderek, altındaki gerçek zikir ortaya çıkmıştır. “O’na hiçbir yorgunluk dokunmamıştır.” diyen Allah başka belirli kalıplarla da Tevrat’a ilave edilen sözcükleri, cümleleri, paragrafları ve beşeri yorumları yalanlar. Daha önce indirilenlere iman edin, derken bize kıstaslar koyar.

2.Bölüm | Tevrat ve İncil’i Doğrulamanın Yolu

Kalemzade | Cengiz Yardım

Daha Önce İndirilenlere İman&rdquo hakkında 1 yorum

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.