Rüyaların Tevili

rüya tevil rüyaların tevili rüyanın

Rüyalar Gaybdan/Gelecekten Haber Verir mi?…

Rüyalar hepimizi evvelden beri düşündüren başlıklardan biri olmasına rağmen konuşmaktan genelde haklı olarak imtina ediyoruz. Çünkü ben de aynı fikirdeyim ki; rüyalar kişinin kendi mahremidir. Onların sizden başka sadece (her şeyi yaratan ve tanık olan) Allah aynısıyla farkındadır. Geleneksel rüya tabiri anlayışına ise hiç girmek bile istemiyorum. Kültüre özel bazı simgeler olabildiği muhakkak ama, klasik rüya tabirleri çoğunlukla saçma sapan “zan”lara ulaştırırlar bizi. Genellikle bir sonuç da çıkaramazlar. Ortaya sallanan bir iddia curcunası vardır. Onlardan biri tutarsa “işte rüyam tuttu” olur! Acaba rüyalar (gaybdan) bilinmezden ya da gelecekten haber verirler mi gerçekten! Ya da başka bir nedeni de var da biz mi bilmiyoruz henüz!

Neden İbrahim’in oğlunu boğazladığı rüya, üzerine basa basa bu kadar anlatılıyor? Yusuf’unki ilmi sayesinde kuvvetli bir zan mıydı? Yoksa rüya tevil etmek için bazı bilgilere haiz miydi? Bu bilgiler gayb bilgisi mi yoksa olayların tefekkürü müydü? İbrahim oğluna rüyasını anlattığında ne oldu? Oğlunu kesme gibi bir durumu yaşadı mı İbrahim? Vahiy almasına rağmen neden Muhammed’den gördüğü rüyadan ders alması isteniyor? Neden Yusuf’un rüyasını anlatmaması konusunda Yakup bu kadar ısrarlı? Bir elçi nasıl oluyor da bir zannın peşine düşmüş bir kâhin gibi zindan arkadaşlarına rüya tabir ediyor? Nasıl oluyor da Melik’in rüyasına dayanarak Yusuf böyle ekonomik bir işe kalkışıyor? Allah’tan başka kimse geleceği bilemezken, bilinmezden ve gelecekten haber verebilir mi bir elçi? Eğer veremiyorsa daha gerçekleşmeden Yusuf nasıl bildi? Ve en önemlisi… Her rüya bahsinin neticeye ulaşması anında neden bir secde ve Allah’a övgü söz konusu? Rüya ile önü açılan bu bilgiler bize hangi ana gerçeği gösteriyor?

Rüyalar çoğunlukla günlük yaşamdan zihnimize yansıyan (psikolojik) görüntüler, görümler olarak ortaya çıkıyorlar. İçimizdeki sevinç ya da sıkıntı ve yahut bir yoğunluk kendisini rüyamızda da karşımıza benzer biçimlerde çıkarıyor. Ancak benim bugün size bahsedeceğim rüya biçimi bu çoğunluk rüyalarımızdan biraz farklı. Sizin de başınıza gelmiştir ki; bir rüya gördüğünüzde bazen öyle bir yerde bulursunuz ki kendinizi, yeryüzünde ve hayatınızda henüz öyle bir yere gitmiş, öyle bir yerde bulunmuş ya da öyle bir olayı bir benzeri ile yaşamış değilsinizdir. Belki de birkaç defa aynı rüyayı benzer biçimlerde görmüş, hep aynı yerde bulunmuş ve benzer oluşlarda bulmuşsunuzdur kendinizi. Ve demişsinizdir ki “Ben bunu sadece rüyamda gördüm. Veya sadece rüyamda gördüğüm bir yer. Veya sadece rüyamda bulunduğum bir mekân. Ya da sadece rüyamda tanıdığım bir kişi. Yahut sadece rüyamda yaptığım bir iş.” Eminim ki bu sadece benim başıma gelmiyor. Birçok rüya uyanır uyanmaz veya çok kısa bir sürede unutulurken tekrar tekrar kendini gösteren ve hissettiren bu tip rüyalar genelde etkilidir ve üzerimizde sorular ve izler bırakırlar.

Sözgelimi… Yıllarca önce rüyanızda kendinizi o hiç bilmediğiniz yerde, hiç bilmediğiniz bir evde, hiç bilmediğiniz bir pencerenin önünde, o şekliyle hiç bakıp da görmediğiniz bir manzaraya bakarken gördünüz. Unutmadınız da. Çünkü bu mekânı ve manzarayı farklı hallerde ve oluşlarda olsa da rüyalarınızda defalarca gördünüz. Ve yıllar sonra hayat bu ya, günü geldi. Daha önce hayatınızda tanık olmadığınız o eve taşındınız. Daha önce bulunmadığınız o pencerenin önünde, daha önce bakmadığınız o manzaraya bakarken buldunuz kendinizi. Fark ettiniz ki bu gerçek size yılarca önce rüyalarınızda malum olmuş meğerse. Böyle bir durumdan ne ders çıkar bize?

Hiç karşılaşmadığımız ve sadece rüyalarımızda gördüğümüz bir şeyin gerçek hayatta ya da gelecekte yaşanması bir kanıttır. O da, bilinmezi sadece Allah’ın bildiğine kanıttır. Yani bu tip rüyaların gerçekleşmesi Allah’ın varlığına delildir. Çünkü O, bizim bilmediğimiz şeyleri bilendir. Ve bunu kendi nefisimizde bize göstermektedir.

Aslında bu durum mucizenin ta kendisidir. Çünkü sadece Allah’ın bildiği bir gerçek gerçekleşmiş durumdadır. Eğer o evin o penceresini ve o manzarasını daha önce rüyanızda görmemiş olsaydınız, onu sadece Allah’ın bildiğini nasıl anlayacaktınız!!! Her gün yüzlerce yeni şey görüp, yeni oluşlar yaşıyoruz. Ama her birini ilk defa yaşadığımız için bunları Allah’ın daha önceden bildiği aklımıza bile gelmiyor. İşte bunlardan birini veya birkaçını eğer daha önce rüyamızda görmüşsek ve hatırlamışsak, işte o an Allah’a secde edip O’nun her şeyi önceden bildiğini kavradığımız an olmalıdır. Rüyayı bizim görmüş olmamız bu neticeyi değiştirmez. Çünkü bizim için, rüyanın kesin tevili gerçekleştiğinde anlaşılır. Daha önce değil. Daha önceki, az ya da çok zan içerir.

Bir bilgi, bir haber ancak doğrulandığı zaman gerçekleşmiş olur. Televizyonda haber dinliyorsak doğrulanmış gerçekleri dinliyor olmalıyız. Diğer haberler ise ya bir tahmin, ya bir hesaplama ya da bir aktarım olarak hiçbir zaman yüzde yüz değildir. Hava tahmini gibi. Yarın kar yağacaktan ziyade yağabilirdir… Bulutların hareketi bizi belli bir tahmine yöneltir ama kar yağışı beklerken bulutların yoğunlaşmadan üzerimizden geçip gittiğini de çok defa yaşamışızdır.

Rüyanın gelecekten haber olup olmadığını anlamak için gerçekleşmesi gerekir. Ne zamanki gerçekleşir, rüyanı gerçekleştirmiş olur ve anlarsın. İşte bu maddi manevi secde gerekçesidir. Allah’ın varlığının, bizi denediğinin, yetiştirdiğinin, bize kendisi hakkında deliller sunduğunun delilidir. Yoksa rüya ile gaybten şu haberi yüzde yüz aldım diyemez kimse. Gaybı bilmem ben, der. Ama şunun şöyle olacağını, şu şu kuvvetli deliller nedeniyle umuyorum, tahmin ediyorum der. Bunun için de ilme, bilme ihtiyaç vardır. Sadece rüya için değil günlük gelişmeler için de böyledir. O halde Kuran’daki rüya kıssalarını nasıl anlamalıyız? Şimdi kısaca onlara bakalım. İçinde rüya geçen bölümlere…

12 Yusuf 4 Bir vakit Yûsuf babasına şöyle demişti: “Babacığım, ben rüyada on bir yıldızla, Güneş’i ve Ay’ı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm.”

12 Yusuf 5 “Yavrucuğum, dedi, rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana bir oyun oynarlar. Hiç kuşkusuz şeytan, insan için açık bir düşmandır.”

Neden Yakup Yusuf’a rüyanı kardeşlerine anlatma diyor? Bu soru hep kafamı kurcalamıştır. Ne olacak ki anlatsa, diye. Niye kötülük etsinler Yusuf’a, rüyada ayın, güneşin ve yıldızların kendisine secde ettiğini görmüş diye. Net bir cevap bulamamıştım. Eğer onlarda da rüya ilmi varsa o halde neden başlarına gelecekleri tahmin edememiş olabilirlerdi? Sonra Yusuf 37’de Yusuf’un zindan arkadaşlarına konuşmaya başlarken “Ben Allah’a güvenmeyip ahreti de tanımayan bir toplumun dinin terk ettim” diye söze başlaması da hep kafamda soru işaretleri oluşturmuştur. Çünkü Yusuf kıssasında ne zaman nerede Yusuf, ortak koşan bir kavmin dinini ne ara terk etmişti bulamıyordum. İşte meğerse cevaplar bu “rüya” ayetlerinde saklı imiş.

Eğer Kuran’da güneş, yıldız ve ay kelimelerinin geçtiği tüm ayetleri göz önüne alırsanız, çok eski devirlerden beri güneşe, aya ve yıldızlara ilahlık vasfı verildiğini ve bunun taa Mekke dönemine kadar sürdüğünü görebilirsiniz. “Güneşe de, ay’a secde etmeyin, bana edin” (41:37) diyen Allah bu kahrolası kültürü defalarca yerle bir ettiği halde insanlar ortak koşmaktan vazgeçmemiştir. Ortak koşan bu kimselerin peygamber çocukları olması bir şeyi değiştirmez. Yusuf’un kardeşleri, Allah’a inansa da güneşe, aya ve yıldızlara halen ilahlık vasfı veren kişiler olarak eğer Yusuf’un rüyasını dinlemiş olsalardı, muhtemelen çıngar çıkardı. Bugün evliyalara, ermişlere, gavslara, kutuplara ve hatta peygamberlere ilahlık vasfı verenlere tutup, ben bunların hepsinin bana secde ettiklerini rüyamda gördüm dediğinizi düşünün ve alacağınız tepkiyi hayal edin!!! Dolayısıyla Yakup da Yusuf da bu rüyayı konuştukları o gün anlamış değillerdir. Yakup’un korkusu diğer çocuklarının bu gök cisimlerini Allah’a ortak koşuşları ile ilgiliydi. Rüyanın tevilini bildiği için değil. Ne zamanki kıssa sonunda Mısır’da birleştiler, rüya o zaman tevil edilmiş oldu.

12 Yusuf 100 Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: ‘Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O’dur.’

Kısacası burada geleceği bilen bir Yakup ya da Yusuf yoktur. Kıssanın başında, kısa vadede olacakları tahmin eden muvahhid bir Yakup ve ne olduğunun farkına bile varmayan ama sadece Allah’a yönelen bir Yusuf söz konusudur. Diğer kardeşler ise henüz muvahhid değillerdir. Olay gerçekleşene kadar olacakları bilen sadece Allah’tı. Yusuf gördüğü rüyanın gerçekleştiğini, işte Mısır’daki bu birleşme anında anladı ve bunu ifade etti. “Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O’dur” Yusuf’un bildiği ise sadece kendi bildiği kadarıyla sözleri ve olayları yorumlamadan ibarettir (12:101) ve bunu devamındaki ayetler anlatır. Ardından Muhammed’e de “Bunları sen bilmezdin. Gayb haberidir bunlar” (12:102) denmesi de bu kapsamda manidardır.

Peki o halde bir çelişki yok mu? Yusuf’un zindan arkadaşlarına yaptığı rüya yorumları ne olacak? Yusuf orada gelecekten haber vermiyor mu? Bakalım…

12 Yusuf 36 Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri: ‘Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm.’ dedi. Öbürü: ‘Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi’ dedi. ‘Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz.’

Zindanda bu kadar kısa konuşmuş olamazlar elbette. Mümkün ki gençler Yusuf’a kendilerinden ve yaşadıklarından da çokça bahsetmişlerdir. Onları etraflıca tanıyan Yusuf da rüyalarından bir anlam çıkarmış olabilir. Ama Yusuf’un asıl bildiği rüyanın yorumundan çok sözlerin ve olayların etraflıca düşünülmesinden çıkardığı sonuçtur. Siz olsanız, öleceğini bildiğiniz birisine öleceksin der misiniz? Diyecek olsanız da “böyle devam edersen sonun ölüm olur” dersiniz. Birisine sigara içtiğin için öleceksin demezsiniz, sigara içmeye devam edersen sonun böyle olabilir dersiniz ancak. İşte Yusuf’un söylediği de bunun gibidir. Sen böyle başkalarını rab edinmeye devam edersen sonunda kaybedersin demiştir. Elbette böyle derin düşünebilen birisinden rüyadan da gerçeğe en yakın tahmini yapmış olması beklenir. Bakalım Yusuf ne demiş…

12 Yusuf 37 Dedi ki: ‘Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah’a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim.’

Gördüğümüz gibi Yusuf, henüz rüya tabirine geçmeden önce asıl becerisinin oluşları, olayları ve neden sonuç ilişkilerini değerlendiriyor olmasıdır. Yemeğin rüyayla bir ilgisi yoktur. Kabiliyetinden bahsediyor Yusuf. Ve belki de biraz fazlaca güveniyor kendisine. Ardından 38,39 ve 40’ıncı ayetlerde hala yoruma geçmemiş olan Yusuf önce tevhidi anlatıyor. Nihayet 41’inci ayette başlıyor rüyalardan yaptığı çıkarıma…

12 Yusuf 41 “Ey benim zindan arkadaşlarım! Rüyanıza gelince: Bir taneniz rab edindiği kişiye şarap sunacak. Ötekiniz ise asılacak da kuşlar başından yiyecek. Hakkında fetva sorduğunuz iş, böyle hükme bağlanmıştır.”

Şimdi şunu diyebilirsiniz. İşte Yusuf gelecekten haber veriyor. Hatta hüküm budur gibi bir şey söylüyor. Bu kapsamda Kuran’da geçen Yusuf’un sözleri ile Allah’ın sözlerinin birbirine karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Yusuf’un her söylediğini Allah tasdik ediyor mu acaba! Evet, ben de çoğunuzla aynı şeyi düşünüyorum. Burada Yusuf kendinden fazlaca emin ve iş budur, bitmiştir, gibi bir tavrını seziyorum. Ve o kadar emin ki, kurtulacağını düşündüğü kişiden kendine bir menfaat sağlamaya, Allah’tan aldığı ilimle Allah’tan başkasından destek almaya çalışıyor. Ama bakın neler oluyor…

12 Yusuf 42 Kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: ‘Efendinin katında beni hatırla.’ Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı.

İşte Yusuf o anda şeytanın oyununa gelmiş oluyor. Hiçbir gayb haberini yüzde yüz bilemeyeceğini, her şeyi bilenin Allah olduğunu ona bir an için unutturan nefsi onu yanıltmış oluyor.

Ne rüya, gerçekleşmeden tevil edilmiş olur, ne de bizim her hesabımız yüzde yüz doğrudur. Yusuf’un, öldürüleceğini düşündüğü gencin öldüğüne dair de bir ifade geçmez Kuran’da. Biz de Yusuf gibi (bilgimiz ve tecrübemiz kadarıyla) sadece yorumlarız. En doğru bilgiye ulaşmaya çalışırız. Her şeyin en doğrusunu ise sadece Allah bilir. Bir şeyleri iyi yorumluyor oluşumuz, en doğrunun o olduğu ya da yaptığımız hesap kitaptan sonra tahmin ettiğimiz şeyin gerçekleşeceği yüzde yüz anlamına gelmez. Umarız, ümit ederiz, bekleriz, gerçekleştiği anda tevil olur. Kesin bildiğimiz sadece Allah’ın her şeyi bildiğidir. Kibre ya da çokbilmişliğe girdiğimiz anda, daha yıllarca bilgisizlik zindanından çıkamamaya da hazır olmalıyız.

Ya Melik’in rüyası diyebilirsiniz…

12 Yusuf 43 Hükümdar:’ Ben (rüyamda) yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru. Ey önde gelen (kahin-bilginler,) eğer rüya yorumluyorsanız benim bu rüyamı çözüverin’ dedi.

Yusuf bu rüyaya yönelik olarak ettiği tefekkürle, kuvvetle ihtimal olabilecekleri beyan etmiş ve tarım ve ekonomi politikalarına yönelik tedbir alınmasını önermiştir. Geçmişten aldığı dersle de zindandan çıkma işini (günümüz politikacılarına ders olacak mahiyette) artık aklanmaya bağlamıştır. Yusuf rüyalara da olaylara da ilmiyle tefekkür ederek çareler bulmuştur. Bir kâhin gibi hareket ettiği anda cezasını da görmüştür. Demek ki rüyalar henüz gerçekleşmeden tevil olmuş olmazlar. Ancak bazı rüyalar bize ders ve tedbir almamızı hatırlatabilir ve Allah’ın her şeyi bildiğini ispat ederler. Bu kapsamda rüyalar bizim için denenme gerekçesidir. Peygamberler ve elçiler için de böyle. Allah’ın gerçekliğini hatırlamak üzere…

17 İsra 60 Hani biz sana: ‘Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır’ demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı insanları denemek için yaptık, Kur’an’da lanetlenmiş ağacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor.

48 Fetih 27 Yemin olsun ki Allah, resulüne o rüyayı hak olarak doğru çıkarmıştır. Allah dilerse, başlarınızı tıraş etmiş, saçlarınızı kısaltmış olarak güven içinde, korku duymadan Mescid-i Haram’a mutlaka gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi de bundan önce size yakın bir fetih nasip etti.

Peki İbrahim’in rüyası… Öncesinde İbrahim “Salihlerden bir yardımcı” istiyor (37:100). Ardından bir çocukla müjdeleniyor (37:102). Ve ardından aşağıdaki ayet geliyor…

37 Saffat 102 Böylece (çocuk) yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.”

Ortada ne bir bıçak var, ne kesme… Hatta ne de ne de İsmail… İbrahim’in duasına yönelik olarak müjdelenen çocuk İshak olduğu halde gelenekte neden İsmail deniliyor bilmiyorum. En azından Kuran’da görebildiğim kadarıyla bu çocuğun İshak olma ihtimali mantıksal olarak da yüksek. Ama yine de net bir iddia ortaya koymadan “çocuk” diyelim biz. İbrahim bir rüya görüyor. Rüyasında çocuğu boğazladığını (kesmeye mecaz anlamında da gırtlağını sıkmak anlamında da olabilir) görüyor ve oğluna rüyasını anlatıp yorumlamasını istiyor. Gelenekte ya İbrahim’in rüyası gerçek gibi algılanmış ya da tevili (gerçekleşmesi) rüyadaki simgelerle karıştırılmış durumda. Devam edelim…

37 Saffat 103 Sonunda ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırdı.

Bir insanı kesmek için alnı üzerine yatırmak ne kadar mantıklı!!! Ense köküne bıçak vurularak daha da mı yavaş çıksın canı istiyor İbrahim!!! Kurbanlık hayvan bile keserken yan yatırılıp yumuşak yere vurulan bıçak sıra insana gelince omurlara mı vurulacak!!! Üstüne üstelik “bir masumun canını almayı yasaklayan” Allah, elçisine “oğlunu kes” mi diyor!!! Neyse… Çok tartışmalı… Ama gerçek olan şu ki her ikisi de Allah’a secde ediyorlar. Bir şekil varsa, insan alnı üzerine secde eder çünkü. Rüya her ne görüntüde olursa olsun tevil olmuş (gerçekleşmiş) oluyor çünkü. Kuran’daki diğer rüya tevillerinde olduğu gibi. Olay tamamlanmış oluyor. Artık oğlunu alıp araziye götürüp bıçağı vuracak olsaydı bile vurmasına gerek kalmamış oluyor. Rüyanın gereği bitti. Alınacak ödül varsa alındı, edilecek secde edildi zaten. Rüya doğrulandı, tevil edildi, gerçekleşti.

37 Saffat 104 Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik.

37 Saffat 105 “Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”

Demek ki gelenekte anlatılan ve Tevrat’ı da hadis kitabına dönüştüren bir rivayet daha yerle bir oldu Kuran’la. Çünkü Kuran öyle bir dehşet hikâyesi anlatmıyor bize. Varsa da rüyalardaki simgelerden ibaret kalmış olması muhtemel.

Ve demek ki rüyaların tevili, aynısıyla ya da bir benzeriyle gerçekleşmesidir. O bilinmezin bilinir hale gelmesidir. İnsanların Allah tarafından denenmesidir. Yusuf’ta da Muhammed’de de, İbrahim’de de böyledir. Belirli rüyalar iyi bir tahminle (genellikle de kendi kendine) yorumlanabilirler. Ama gerçekleşene kadar gelecek, net bir biçimde kimse tarafından bilinemez. Allah hariç. Gerçekleşmesi ise Allah’ın delillerindendir.

Kalemzade | Cengiz Yardım

Rüyaların Tevili&rdquo hakkında 12 yorum

  1. Ellerine emeğine sağlık üstad. Yine çok güzel bir yazı olmuş. Kafama takılan birkaç soru işareti konusunda da yardımcı oldun, sağ ol. Kalemzade Hocam tüm yazılarınızı okuduğumu zannediyorum lakin Hac konusunda detaylı bir yazınızı göremedim. Rica etsem Hac, tavaf, kurban kesme konularında da detaylı bir yazınızı okumak isterim. Zira yanlış anlaşılmasın bir taş etrafında dönmek ve birkaç günde milyonlarca hayvan kesmek aklıma mantığıma ters düşüyor. Teşekkürler.

  2. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınarak yapılan okuma ile bu şekilde yapılmamış okuma arasındaki farkı çok güzel gösteriyor yazılarınız. Düşünceler temizlenmeden okununca Kitap, insanın vicdanıyla çelişen anlayışlar çıkıyor ortaya. İbrahim’in oğlunu kesmeye götürmesi gibi… Allah ilminizi, çabanızı ve sabrınızı arttırsın; bu dünyada da, ahirette de güzellikler nasip etsin inşallah.

  3. Selam.
    İbrahim peygamberin gördüğü rüya değildir.
    İbrahim peygamber çok içli, selim kalpli, gerçeği sürekli arayan, sorgulayan biridir.
    Yıllarca yaşadığı zamanın egemen güçleriyle – ki babası yönetici sınıfındandır – şirk ve zulümle mücadele ederek Allah’ın dilemesiyle olmuş/pişmiş, oğul ve salih bir soy ile müjdelenmiş bir bilgedir.
    Savunduğu tevhidi iman sebebiyle yaşadığı toplum yöneticileriyle papaz olmuştur.
    İş, güç durumu bozulmuş, Mısır’a göç etmeyi planlamakta / tasarlamaktadır.
    Yanında götürmeyi istemediği oğlunun, maddi manevi güçlükler yaşayacağını, ancak kendisinin Allah’ın verdiği elçilik görevini yerine getirmek istediğini oğluna anlatmış ve onun da gönlünün olmasını istemiştir.
    Salih bir oğul olan İsmail ya da ishak hangisi olduğu önemli değil, babasını elçilik görevini yapabilmesi için teşvik etmiş, ikisi de Allah’a tevekkül etmişler / sığınmışlar/ secde etmişlerdir.
    İbrahim peygamber sonunda oğlunu ve ehlini terk ederek gönül rahatlığıyla Mısır’a gitmiştir.
    Bu İbrahim kıssalarında kurban kesme sözkonusu olmayıp, anlatım mecazidir.
    Boğazlamaktan kasıt, zorluklar içinde, yüzüstü terk etmektir.
    Benim anladığım budur.
    Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.
    Not:Hakkı Yılmaz tefsirinden esinlenilmiştir.

  4. Kalemine sağlık değerli Kardeşim. Allah razı olsun. Her zaman ki gibi, pırıl pırıl, akıp giden bir yazı.

    Bu arada Burcu Yıldız hanım için bir not düşmeme izin isteyeceğim. Burcu Hanım, yorumunuzu beğendim… Hem de çok. Ancak yanlışlıkla ve dikkatsizliğimden “beğenmedim” düğmesini tıkladım. Hakkınızı helal edin.

    Selam ve Dua ile,

  5. Soner ilgin için teşekkürler. Evet hac konusunda herhangi bir yazı yazmadım. Çünkü detaylı bir çalışma yapmadım o konuda. Umarım ona sıra gelince tatmin olduğum ne ise yazarım.

  6. Bence Hz. İbrahimin oğlunu kurban etme girişiminde hiç bir mecazilik yok. Yorumlarımıza nefsimizi katmayalım kitab-ı mubin sonuçta okuduğumuz. Şahsen bu olayda hiç bir gariplik göremiyorum. İman nedir diye düşünmek yeterli bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için. Kurandan hatırlayın gerektiğinde Allah yolunda canlarımızdan vazgeçip savaşa girmemiz gerektiği anlatılmıyor mu? Hz. İbrahimin yaşadığıda aynen buna benzer bir şeydi. Yaşlılığında kavuştuğu evladından Allah rızası için vazgeçebilecek miydi. Bu teslimiyeti gösterebilecek miydi işte denenen buydu. O bu zorlu sınavı geçti ve Allah’ın izniyle şer görülen hayra dönüştü . İman Allah rızası için gerektiğinde Hz. İbrahim gibi evladından vazgeçebilmek, Hz. Musa gibi elinde bir asa tek başına ordular sahibi zalimlerin karşısına dikilebilmek, Hz. Muhammed gibi canı, malı dahil her şeyden vazgeçip tek başına yeni bir devri başlatmaktır.

  7. Ilkinde herkesin anlayabilecegi Allahin yusufa verecegi buyuk lutfundan emareler wardi ki yakup zaten yusufu kiskanan kardeslerine ruyayi anlatmasini yasakladi bu sadece kisinin peygamber olmasiyla yada musluman olmasiyla alakali degildir herkesin böyle bir ruyasi olabilir acik net bir ruya tevile bile ihtiyac gerektirmeyen
    Ikincisi ruyalarin tevil edilebilmesiyle alakalidir ve yusuf un yaptigi dogru bir tevildir ki sizinde tesbit ettiginiz gibi yusufun onlari tanimasi onlarla vakit gecirmesi bunda etkili olmustur ruyalar yorumlanabilir..yorumcunun ruyayi goreni tanimasi gecmisiyle alakali bilgisi olmasi vb ruyayi dogru yorumlamayla birebir alakalidir
    Ucuncusu ise Adgasu Ehlam dir ki bu sadece yusufla ozeldir Allahin ona bildirmesi neticesinde yusuf ruyayi yorumlayabilmistir ki zaten dewrin tabircileri bunun ezgasü ehlam oldugunu ve bunun yorumunu bilmediklerini itiraf etmislerdir bu yusufun mucizesidir diyebiliriz ve Allahin ona bildirmesi sonucu oda tam cozumu soylemistir bunun boyle oldugunu kissadan anliyoruz
    Tabi bunlarda benim anladiklarim
    En dogrusunu Allah bilir
    Kuran dostlerina selam olsun..
    Sevgilerimle

  8. Çok teşekkür ederim. güzel analiz..
    Tevil Kuran dünyasında iki anlama gelir.
    1 Bir şeyin tahakkuku anlamında
    2 Bir şeyin gerçek niteliği..

    Peygamber rüyaları vahiydir ve kesin İlimdir..
    Onların gördüğü rüyanın tabiri olmaz teviili olur.
    Bizim gördüğümüz rüyaların ise tabiri olur. Zan içerir..
    Measselam

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.