Kimsenin Kimse Adına Bir Şey Ödeyemeyeceği Gün

Mantıksal Çıkarımlarla Kuran’daki Şefaat Kavramı | 2.Bölüm

Denklemimizin ilk elde edilen kıstasını genel olarak tekrar ederek devam edelim.

Çıkarım 1: Peygamberler ve melekler Rab edinilmeyecek. Sadece Rabbimize ait özellikler onlara verilmeyecek. Din gününün sahibi sadece O’dur.

2 Bakara 48 Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

Bu ayette açık seçik biçimde bahse konu bir günün geleceği ve o gün kimsenin kimseye şefaat edemeyeceği, bir ödeme yapamayacağı, yardım edemeyeceği açıklanmış durumda. Hemen aklımıza daha önce okuduğumuz Fatiha suresinde geçen din günü geliyor tabi. Aynen de öyle din günü geldiğinde demek ki kimsenin kimseye faydası olmayacak. Demek ki kimse kimseye torpil yapamayacak.

Ancak bu ayeti gösterip bunu söylediğinizde şöyle bir tepki alabilirsiniz. “Bu ayet İsrailoğullarına bunu söylüyor! Bizim için değil onlar için söylenmiş bu! Bizim gibi müslümanları bağlamaz!”

Evet, iddia kısmen doğrudur. Bu ayetin önüne ve arkasına baktığımızda İsrailoğulları kıssasında geçtiği görülüyor. Ama bu durum bizim için de öğüdün geçerli olmadığı anlamına gelmez. Her ayet hepimize bir ders içerir. Eğer Kuran’da İsrailoğullarından veya başka kavimlerden bahsediliyorsa onlar gibi olmayalım diye bir nasihat içerdiği içindir. Kitaptaki her kıssada bizim için öğütler ve olumlu ya da olumsuz örnekler vardır. Kitaba hiçbir şey nedensiz yazılmış değildir ve sadece bir kavim için özel bir şey yoktur. Eğer kavme özel bir durum varsa da bu, konuyu açıklamak içindir. Böyle bir durum varsa eti yenmeyen hayvanlar bölümünde olduğu gibi Allah ayrıca kavme özel olduğunu belirtir ve konuyu yine muhatap aldığı bizlere verdiği hükme bağlayarak devam eder. Kimseyi hükmüne ortak etmez.

6 Enam 146 Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. ‘Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları’ nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.

Şefaat konusuna dönersek, Bakara suresinin 123’üncü ayetinde, İsrailoğulları kıssasından bahsedilen bölümün sonunda hemen hemen Bakara 48’deki aynı ifadeler tekrarlanır ve İbrahim kıssasına geçilir.

2 Bakara 123 Hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

Şimdi çıkarımlar iki oldu.

Çıkarım 2: Din günü kimse kimse adına bir şey ödeyemez, fidye veremez. Kimsenin şefaati kabul edilmez, kimse kimseden yardım göremez.

Aynı surede şefaat kelimesinin geçtiği iki ayet daha vardır. Bakara 254 ve 255. Önce Bakara 254’e bakalım.

2 Bakara 254 Ey iman edenler, hiç bir alış-verişin, hiç bir dostluğun ve hiç bir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler… Onlar zulmedenlerdir.

Bu kez sadece İsraioğulları da söz konusu değil. Bu ayetin hemen öncesinde tüm elçilere ve İsa kıssasına da atıf vardır. Üstelik ayet “ey iman edenler” diye başlıyor. Demek ki o gün geldiğinde kimsenin kimseye şefaat etmeyeceği tüm ümmetler için de tüm insanlar için de geçerli bir durum. Hiçbir alış-veriş yok. Geçmiş dostluklar işe yaramıyor. Ve uyarılıyoruz ki “o gün gelmeden evvel size verilenlerden (ilimden, maldan, paradan, maddi manevi tüm zenginliklerinizden) infak edin” diye.

Buradaki “o gün gelmeden evvel” sözü çok manidar değil mi? Demek ki bir alışveriş yapılacaksa, birbirimize bir yardımımız dokunacaksa, birbirimizle dost olabileceksek “o gün gelmeden” evvel bunu yapmalıyız. Demek ki birbirimize “şefaat” de edeceksek o gün gelmeden evvel bunu yapmalıyız. Ama bu şefaat Allah’ın azabından değil, şeytanın vesvesesinden ve yanlış yola girmekten birbirimize şefaat etmemiz ve birbirimize her türlü “insani” yardımı etmemizdir. Bunu en iyi yapanlardan biri de elbette Kuran’ın indirildiği elçi olmuş olmalıdır. Çünkü onun “âlemlere rahmet” olarak gönderildiğini biliyoruz.

21 Enbiya 107 Biz seni âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.

Birine onun yol bulması için bir harita vermek, haritanın değil haritayı veren kişinin iyiliğidir, merhametidir. Merhametli olan, haritanın kendisi değil haritayı ona gönderendir. Peygamberin âlemlere rahmet olarak gönderilmesi onu da Rab yapmaz. Kendi başına bir yetki sahibi kılmaz. Örneklik oluşturur. Padişahın elçisi padişah değildir. Padişahın fermanını okur, fermana ilave yapamaz.

Allah, elçisiyle müminlere “siz de böyle olmaya çalışın” mesajı verir. Bu dünyada insanları uyarmak bu kapsamda bir şefaattir. Yardımdır. Peygamberlerin de yaptığı budur. Allah’ın yoluna insanları davet etmeye ve onların Allah rızasına nail olmasına bir vesile olma gayretidir. Bu dünyada gerçekleşen bir şefaattir. Benzer ve bu düşünceyi onayan ayetler şunlardır.

3 Ali İmran 159 Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.

4 Nisa 63,64 İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilir. O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle. Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah’tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.

4 Nisa 85 Kim, güzel bir şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir şefaatte bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.

Bu ayetten bir kez daha anlıyoruz ki bu dünya için, şefaat geçerli bir kavramdır ve yardım etme, destek olma manasında bizim de her an yapabileceğimiz bir şeydir. Ayetten anlaşıldığı üzere eğer bir iyiliğe güzelliğe destek ve katkı verirsek onun neticesinden, eğer bir kötülüğe destek ve katkı verirsek onun neticesinden de payımız olacak. Peki Allah’ın kararına karşı çıkar gibi “onu ateşe atma” diyebilir mi birisi? Kimin ne haddine olabilir böyle bir şefaat!!! Ancak dua eder ki “Allah’ım filanca kulunu bağışla, onu da doğru yola ilet” diye.

60 Mümtehine 4 İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: ‘Biz, sizlerden ve Allah’ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkâr ettik. Sizinle aramızda, Allah’a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.’ Ancak İbrahim’in babasına: ‘Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah’tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez.‘ demesi hariç. ‘Ey Rabbimiz, biz sana tevekkül ettik ve ‘içten sana yöneldik.’ Dönüş sanadır.’

Tüm bu ayetlerden sonra yeni çıkarımımız şudur.

Çıkarım 3: Bu dünya hayatında iken Allah’ın izni ile, elçilerin müminlere ve diğer insanlara, müminlerin de diğer müminlere (mümin olacaklara) ve diğer insanlara bir yardımı (şefaati) söz konusudur. Kötü insanların ise kötülüğe yönelik bir şefaati vardır.

Enbiya suresinin “Âlemlere rahmet” konulu ayetinin devamındaki ilk ayet şefaatin gerçek sahibine hiç vakit geçirmeden işaret eder. Çünkü Allah insanların şirk koşmaya ne kadar meyilli olduğunun farkındadır. “Âlemlere rahmet” olarak gönderilen peygambere o ayetten hemen sonra ne diyeceği de bildirilir.

21 Enbiya 108 De ki: ‘Gerçekten bana: Sizin ilahınız yalnızca bir tek ilahtır’ diye vahyolunuyor; artık siz müslüman olacak mısınız?’

Burada peygamber insanlara şefaatini (bu dünyada) onları uyararak gösteriyor. Böyle iyi bir şefaati (yardımı) ahirete bırakmıyor. Ve hatta ayetin devamında her şeye rağmen bu uyarıya aldırış etmezlerse yapacağı bir şey kalmadığını beyan ediyor.

21 Enbiya 109 Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: ‘Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı, bilemem.’

İşte bu dünyadaki şefaatin şekli. Hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği din gününde değil, bu dünyada, burada. Uyardım, açıkladım diyor. Ötesini ben de bilmiyorum diye ekliyor. Peki bugün peygamber 1400 küsür sene evvelden gelerek bize şefaat edebilir mi? Fiziken olmasa da bıraktığı emanetle edebilir. Çünkü onun söyledikleri (ona vahyedilenler olarak) Kuran’da yazılı olup halen önümüzde duruyor. O’nun örnekliğini ayrıca ruhundan, bedeninden veya rivayetlerden aramaya gerek yok. Eğer Allah’ın salih bir kuluysa (ki öyle olduğuna iman ediyoruz) zaten Kuran’da ona “şunu söyle” “şunu yap” “şunu yapma” denilenleri aynen emredildiği biçimde uygulamış olmalıdır.

Eğer peygamberin örnekliğini arıyorsak başta “De ki” diye başlayan ayetler olmak üzere Kuran’da istediğimiz kadar örnekliğini buluyoruz. Demek ki peygamberimiz ve ona vahyedilenler “Allah’ın rahmeti” olarak âlemlere gönderilmiştir. Anlamamız gereken budur. Yoksa peygamberi kendinden rahmet sahibi olarak görüp ilahlaştırmak değil. Çünkü ilk çıkarımımız buna mani oluyor.

Çıkarım 1: Peygamberler ve melekler Rab edinilmeyecek, Sadece Rabbimize ait özellikler onlara verilmeyecek…

3.Bölüm | İzni Olmaksızın Şefaat

Kalemzade | Cengiz Yardım

0 Replies to “Kimsenin Kimse Adına Bir Şey Ödeyemeyeceği Gün”

  1. Selam.
    Rüya gördüğümü hayal ediyorum.
    Hz.Muhammed aniden karşıma çıktı.
    Hemen ellerine ayaklarına sarılırım.
    O ise mütevazlik yapıp izin vermez ayağa kaldırır.
    O zaman da boynuna sarılıp yanaklarından öperim.
    O nihayet benim aşırı sevgi gösterimden kurtulduğunda koyu bir sohbete başlarız.
    Evet o da bir insandır ama Allah aramızdan onunla iletişim kurmuştur.
    Evet Allah bize şah damarımızdan yakındır ama….
    Kıskanırım yine de bir insan olarak Muhammed’i.
    Allah son kez onu seçmiş elçi olarak, ne güzel, ne mutlu ona.
    Seviyoruz biz “o adamı”.
    Ne şefaati yahu, bana nasıl torpil yapsın ki, en yakınlarına bile yapamamış.
    Biz senin emanetine sahip çıkamadık ya Muhammed.
    Şimdilerde senin adına ayetler neshediliyor.
    Çok üzülüyoruz, affet bizi…

  2. Aklına, gönlüne sağlık değerli Kalemzade Kardeşim. Allah ilmini arttırsın.
    B.Bilal Kardeşim… Keşke “Şefaat ya ResulAllah” yazan gönüller de senin gönül gözünü görse. Ne güzel özetlemişsin…. Senin de gönlüne sağlık. Allah razı olsun.
    Selam ve Dua ile,

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.

%d blogcu bunu beğendi: