Dipsiz Bucaksız Evrenin Nankör Canlıları

nankor

Dipsiz Bucaksız Evrenin Nankör Canlıları…

Bizler ibadetlerimizi yaparken bedensel sağlık açısından faydalı gördüğümüz için yapmıyoruz. Allah aklınızı örten şeyler kullanmayın derken, bunu karaciğerimizi, dalağımızı vs. organları sağlıklı tutmamız için değil, bilincimizi kaybedip kendimize, etrafımıza zarar vermemizi önlemek için yasaklıyor. Eğer bilincimizi yitirip hatalar yapar isek zarar görecek olan iç dünyamızdır. Pişmanlık duygusu, vicdan azabı, kendinden nefret etme gibi kötü duygulara kapılırız. Her ne kadar birileri çıkıp namaz, oruç fiziksel sağlığımız için faydalıdır gibi laflar etseler de, bu ibadetlerde yaşanılan duygular ruhsal sağlığımız için, iç dünyamızın dinginliği için önemlidir. Allah’ın tüm emirlerini inceleyip faydaları nedir diye sorgular isek hepsinin ruhsal sağlığımız ve ruhsal gelişimimiz için olduğunu anlayabiliriz.

Zekat/infak için de aynı ruhsal tatminleri yaşarız. Birilerine yardım etmiş olmanın hazzını yaşarız. Merhamet, şefkat, paylaşma duygusu gibi duygularımızı tatmin eder, iç dünyamız rahat bir şekilde uyuruz. İbadetlerimiz bize sosyal yardımlaşma, toplumsal barış gibi yetenekleri hayatımıza geçirmemizi sağlar. Tabii bu söylediklerim gerçekten Kuran’ı anlamış ve hayatına sokup yaşam tarzı haline getirebilmiş olanlar içindir. Yoksa anlamadığı bir dilde namaz kılan bir kişi ruhsal tatmini nasıl yaşar, sadece Allah’a yapmış olduğu bir vazifesini tamamlamış olmanın ferahlığını yaşayabilir. Sanırım küçük beklentileri olan kişilere de bu ferahlık yetiyor günümüzde.

Her ne kadar bir deist, dört dörtlük bir insan olduğunu iddia etse de, Kuran ayetlerini okuyarak hayatına tatbik etmiş bir kişi ile aynı düzeyde olamaz. Mutlaka eksik kalan yönler çıkar ortaya. Adalet duygusunu geliştirmiştir ama merhamet bakımından sınıfta kalmıştır, merhamet duygusunu geliştirmiştir ama bencillik duygusunu aşamamıştır vs. Kuran ayetleri bize bir olay olduğunda, aklımıza gelen bir ufak ayet ile ayılmamızı sağlıyor, o aklımıza gelen ayet ile “ben napıyorum, dur bakalım” dedirtiyor. Kibirlenme durumuna girdiğimizde hemen “kasılma, böbürlenme” diye bir ayetten kısa kelimeler düşüyor aklımıza. Ayıltıcı tokatlar yiyoruz üst üste…Ve bu tokatlar hayatımızın her alanında bizimle birlikte oluyor, yürürken, yatarken, gezerken, çalışırken, dinlenirken…

Hiç herhangi bir kimseye, yakınınıza “sen bencilsin” dediniz ve “ evet ben bencilim” ya da “ sen kibirlisin” deyince “evet ben kibirliyim” cevabını aldınız mı? Hayır, hiç kimse bu kötü özellikleri kabul etmez. Ama Allah’ın ayetleri bize kendi kendimize hem uyarı hem tedavi yöntemleri sunuyor. Kendi kendine dönüp, muhakeme yapıp, tespit edip, o huyu kendi kendine imha etme imkanı sağlıyor. Ve hiç kimse duymadan, bilmeden kendi kendinize tedavi olmuş oluyorsunuz. Herşey O’nunla aranızda kalıyor.

Tüm bu ruhsal gelişimi yada manevi tatminleri Kuran ayetleri ile yaşayabiliriz ve hayatımıza entegre edebiliriz. Sağlık açısından düşünüp, içki içmeyip, iyi insan olmaya çalışmak tamam, hayat tarzı olarak iyi bir seçim olabilir ama sadece bedensel sağlık olarak faydalarını görürüz. Bunun yanında iyi bir insan olduğunu söylediğinde sürekli şu soruyla muhatap olacaktır. Neye göre iyisin, kime göre iyisin, hangi kritere göre iyisin? Bir şeye ya da bir şeylere göre iyi insan olmalıdır mutlaka. Ama Allah’ın sözlerine itibar etmiş bir kişi bunun cevabını rahatça verebilir. Yaratıcının kurallarına göre iyiyim. Bu cevabı verdiğinizde sorgulanamazsınız, çünkü sizi yaratan sizin ihtiyacınız olan en ideal kuralları belirlemiştir. İhtiyacı en iyi yaratan bilir.

Allah iyi insan olmamızı istiyor ama bunun yanında O’na teslim olup sığınmamızı da istiyor. O’na secde etmemizi de istiyor. O’na inandığımızı ispatlamamızı da istiyor. O’na şükretmemizi de istiyor.

Bir yakınım dini konular açılınca tamam Allah’a inanıyorum ama ahirete kim gidip de görmüş diyordu ve ben hep dini konular açılmasın da bu cümleyi kurmasın istiyordum. Bu cümleyi içinden düşünmesi ayrı bir şey, istediği kadar düşünsün dursun ama sanki dile getirince Allah’ın gücüne gidecek gibi geliyordu bana. Hala da tuhaf geliyor, yani sen bir yaratıcıya inanacaksın, yaratıcı sana ahireti de yarattım diyecek ve sen O’nun sözüne inanmayacaksın. Bir deist için de aynı şey söz konusu, sen bir yaratıcıya inanacaksın ama o yaratıcı seni yaratıp bir gezegende bırakıp terk edip gidecek. Yarattığım canlıya ne oldu, başına ne geldi, bana ihtiyacı mı var, yarattığıma ne öğretebilirim, nasıl doğru yolu gösterebilirim diye düşünmeden çekip gidecek. Yarattığı canlıya barışı, sevgiyi, iyiliği vs. bir sürü şeyi kim öğretecek. Ağaçlar, taşlar mı?

Kendini bedeninden çıkarıp yaratıcının olduğu makama koyup, oradan buraya baktığında ben yaratıcı olsam gücenirim açıkçası. Benim yarattığım canlı, benim yaratıcım var ama ne malum ahiret olduğu diyecek, başkası benim yaratıcım var ama benimle iletişime geçmiyor diyecek ayetler indirmişken, öteki ölüm demek, bana kavuşmak demek iken ölümden korkup yanıma gelmek istemeyecek, benle kavuşmak istemeyecek, öte taraftan yarattığım bazı canlılar benim doğru yol budur diye gönderdiğim yolları değiştirip kendilerine göre uyduracak vs. vs. vs.

Kısaca gücenecek çok şey yapıyor bu dipsiz bucaksız evrenin nankör canlıları.

Elif Fevziye Çaltepe | Misafir Yazar

kalemzade.net

0 Replies to “Dipsiz Bucaksız Evrenin Nankör Canlıları”

  1. Ne kadar güzel ifade etmiş,keşke biraz daha uzun olsaymış yazı.
    Bizler (biz inanmış insanlar) sanırım SECDE etmeyi hakkıyla yapamıyoruz ki onun için hep bir şüphelerimiz amalarımız oluyor..Hakkıyla secde ettiğimiz zaman anlayacağız ki ayetler artık bizim yüreğimize girmiş! Rabbim yardımcımız olsun ,eksikliklerimizi biliyoruz ama yine de hakkıyla anlayabilmeyi ve hakkıyla ibadet edebilmeyi(anlayarak ve yaşayarak) nasip etsin hepimize…

  2. Elif Kardeşimizin yazısı gerçekten çok güzel. Ben sadece bir noktaya değineceğim… Ahiret günü Allah’ın kitabında geçer… Deistler zaten kitaplara inanmıyorlar ki! Ahiret gününe inansınlar!

  3. Teşekkür ederim Fikret Bey,
    Ahiret gününe inanmayan yakınım çocukken Kuran’ı Arapça olarak defalarca hatmetmiş biriydi.
    Oruç tutan arada sırada namaz kılan biriydi.
    Detay vermediğim için okuyanlar onu da deist sandı galiba.
    Ama ben yaratıcıya inananların kendi içlerinde ne kadar tutarsız olduklarını belirtmek istemiştim.
    Yorumum yorum bölümünde görüneceği için yorumumu kısa tutmak zorunda kalmıştım, detaylara girememiştim, çünkü tren yolu gibi aşağıya doğru uzuyor Facebook da yorumlar 🙂
    Sanırım verdiğim örnekler de, ikisi de yaratıcıya inandığı ve çelişkili oldukları için birbirine karıştı. Yakınım olan kişinin Kuran’a inandığını da belirtmeliymişim kısacık da olsa.
    Selamlar

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.

%d blogcu bunu beğendi: