Ol’mak ya da Ol’mak, İşte Bütün Mesele

olmamak

“Ona Ol Deriz, O da Oluverir…”

Kimileri şöyle diyor: “Allah bizi neden imtihan etsin ki? Madem yarattı, iş bitti işte! Ne yaparsam yapayım, bütün kabahat O’nun!!! Daha ben ne yapayım? Beni nasıl yaratmışsa işte oyum! İyi ya da kötü, beni yarattığı gibi yaşıyorum! Her şeyi yaratan O ki madem, bütün suç O’nun!!! Ben mi yaptım kendimi? Bu neyin imtihanı?”

İmtihan mı acaba? Ya da imtihansa nasıl bir imtihan? Sınanmaysa nasıl bir sınanma? Denenmeyse nasıl bir denenme? Sorulardan korkmamak gerek. Hatta üzerine üzerine gitmek gerek. Sizce sağdan soldan salvolar atan bu reddedici haykırışta hiç mi haklı taraf yok? Bence var. Ama haklı tarafının olması değil, düşünme eksikliğinin çok olması, hak ettiği biçimde kainatın okunmaması, Kuran’ın da aynı biçimde anlanmak istenmemesidir burada mesele olan. Sorgulamak haram mıdır? Soru sormak günah olsaydı melekler sorar mıydı? İlmi Allah verir elbet ama en başta da isteme eksiği var burada. Hadi bunun üzerine düşünelim. Böyle sorulardan hiç korkmadan ama Allah’tan ilim dileyerek düşünelim. Reddetmeye odaklanan kalpler böyle sorularda sarsılır. Biz sarsılmayalım, karşısına dikilip kıyam edelim şu sorgulara. Bakalım ne cevap bulacağız?

Allah’ın, yani tek bir Yaratıcının varlığını inkâr edebileceğini zanneden inanmayanlar ve Allah’ın varlığına inandığını söyleyip de kendi kalplerine delil getirmekten bile korkan gerçek manada iman etmemiş olan inananların ortak birçok kabulü vardır. Örneğin her ikisi de Allah’ın yaratmış olduğu bazı şeylerden hoşnut olmadıkları halde kendi inançları çerçevesinde, kendilerini teskin edici kabullere giderler. Allah’ı inkâr edenler “işte sizin inandığınız tanrı böyle kötü işler yapıyor” diyerek inkârına mazeret getirirken, şüphe ve korkuyla yaşayan taklidi inanç sahipleri de “Allah aslında böyle kötü işler yapmıyor, vardır bir sebebi” derler ama o sebeplerin neler olabileceğine dair delil getirmeyi, düşünce üretmeyi hiç düşünemezler. Farkları şudur ki; biri soru sorup reddetmek ister, biri sormaktan bile korkup inanmak ister. Oysa her iki görüş sahibi de varoluşun veya yaratılışın ne olduğu ya da ne olabileceği üzerinde düşünmek istemezler. Düşünenler ise, her iki cins tarafından gerici ya da şüpheci kâfirler diye yaftalanır ve imanı sakat görülürler.

Acaba yaratılış oldu ve bitti mi? Varolduk mu gerçekten? Yoksa hala üretim tezgâhının üzerinde yontulan odunlar mıyız? “Ol’mak” oldu ve bitti mi!!! Yoksa “ol’mak” zamandan münezzeh olan Yaratıcı için basit ve bir an’ken, bizim için karmaşık ve uzun bir sürecin söz konusu olması anlamına gelebilir mi? Şu kainat kocaman bir “ol’mak fabrikası” olmasın!!!

16-Nahl 40 İstediğimiz zaman herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca ‘Ol’ demekten ibarettir; o da hemen oluverir.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Zaman “ol” emrinin uygulanmasındaki “hemen oluvermek” oluşunun karşısında bir kavram değil de tam da içindeki bir gerçek değil midir? Eşyanın oluvermesi Allah katında kısacık bir an içeren çok kolay bir işken, ol’maya muhatap olan eşya için bu iş bu kadar basit olabilir mi?

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Bu oluverme süreci içerisindeki aşamalar bizim için geçerlidir, Allah için değil. Allah için kolaydır, bizim için çok zor ve süreç gerektiren bir iştir. İnşa aşamasıdır. İnşaat aşamamızdır. Dünya hayatımız ve bugün gördüğümüz yeryüzü ve bugün görebildiğimiz gökyüzü kocaman bir inşaat arazisidir. Bu şantiye “ol”mak şantiyesidir.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. “O da hemen oluverir” olan o, biziz. Yaratan elbet Allah ama, emre itaat edip oluveren bizatihi biziz.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Tamamlanıyoruz. Tamamlandırılıyoruz. Bir kardan adam yaptığınızı düşünün. Yoldan gelip geçenler size akıl verip dururlar. Bunun süpürgesi yok mu? Burnuna takacak havuç, gözlerinin yerine koyacak zeytinler, kaşlarını çizecek kömür nerede? Buna bir de şapka lazım değil mi? Ağzına bir de sigara kondursak! Güneş çıkarsa bu erimez mi? Hâlbuki bunların hepsini siz düşünmüşsünüzdür. Halen karları yuvarlamakta, üst üste yığmaktasınızdır. Ve havuç cebinizdedir. Ama kimse bunu bilmeden size akıl verir, kardan adam daha bitmemişken sizi eksik yarattınız diye suçlarlar.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Allah biliyor ki en sonunda güzel bir iş çıkartacaktır. O’nun sözü doğrulanacaktır. Ama süreç esnasında yaratılış devam ettiği için eksikler bilmeyenlere kusurmuş gibi görünür.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Ol’uyoruz, daha bitmedik. Hala bilmiyoruz tüm gerçeği. Topraktan yaratılıyoruz hala. Üstümüz başımız toza çamura bulanmış, henüz duvarlarımıza sıva, üzerimize boya ve cila vurulmamışız.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Ol’uyoruz halen. Ol’an biziz. Yaratılma maksadımıza uygun hareket ettiğimiz sürece ol’acağız daha da. Bu maksadın dışına çıkarsak fırsat verilen kadar iyi ol’amayacağımız ve eksik kalacağımız aşikâr değil mi? Oysa Allah bize eksik kalmamamız için kitap üstüne kitap, kullanma kılavuzu üstüne kullanma kılavuzu, yapım kitabı ve montaj çizelgeleri gönderiyor. Ama ilgilenen kim!

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Allah için kısa bir an. Bizim için bir ömür. Bize “ol” dendi ve biz Allah katında oluveriyoruz. Allah katında değil, bizim katımızda zamana ihtiyaç var. Hem biz kendimizi deniyoruz, hem de deneniyoruz ve doğru biçimi bulmaya çabalıyoruz ve de çabalandırılıyoruz. O yüzden küçük hatalarımızın düzeltileceğine, kusurlarımızın örtüleceğine dair söz alıyoruz “ol” diyenimizden. Çıkıntı yapan buz parçaları meşin eldivenle boynumuzdan kazınacak ve şekil verilecek bize. Böyle yarım yamalak bırakılmayacağız.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Bugüne kadar kendi yaptığımız hatalı imarlarımızı, daha fazla ömür verilerek (zaman tanınarak) düzeltme şansı tanınıyoruz. Ama gerçek mimar olan Allah’ın “ol” diyerek yaratmakta olduğu başka yaratılanlara da “mimar” gözüyle bakarsak, o sahte müteahhitlerin yaptığı deniz kumundan binalar kadar sağlam oluruz ancak. Daha fazlası değil.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Hadi bir bilgisayar yapın kendiniz. Daha ikinci gün birileri gelip “monitör nerede, klavye nerede, işletim sistemi yok mu bunun, ne biçim bilgisayar bu” derse ne kadar akılsızca suçlanmış olursunuz değil mi? Hadi bir duvar örün. Daha iki sıra tuğla koymadan biri gelip size “iki sıra tuğladan duvar mı olur” diye alay etse bu bir akılsızlık örneği olmaz mı?

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Biz ol’uyoruz. Ol emrinin gereğini yerine getiriyoruz. Diğerleri de (taş, ağaç, hayvan, güneş, gezegen vs) oluverdiler ama “ol” emrine muhalefet etme yetkileri yok. Bizim ise var. İşte farkımız bu. Biz gerçekten onlardan bu manada üstünüz. Mesela taşlar… Onların yaratılış gayelerinin dışında karar verme şansı yok. Su aktığında aşınıyor, kuş için su çanağı oluyorlar. Rüzgâr estiğinde tozunu veriyor ya da içinden ağaç bitmesine müsaade ediyorlar. Bizse kendi kendimiz nasıl “ol”mamız gerektiğine karar veriyor ve seçenekleri seçerek ol’uyoruz. Eğer başarırsak iyi bir şey, başaramazsak gördüğümüz diğerlerinden de kötü bir şey ol’acağız. Ama bir şey olacağız, bu kesin. Yaratıcımız bize diyor ki “iyi bir şey olun”.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Öyle ya da böyle “ol” emrine aykırı davranmıyoruz. İstediğiniz kadar günah işleyin, istediğiniz kadar Yaratıcıyı inkâr edin, istediğiniz kadar insan öldürün, zina edin, ihtiyacınız olmayacak kadar harç karın (mal biriktirin), kimseye yardım etmeyin, köstek olun, yetim malı yiyin, düşmüşe tekme atın, diğer olmakta olanlara kulluk edin gerçekte Allah’a kulluk etmezlik yapıyor değilsiniz. Sadece ol’urken hedeflenen “iyi bir şey” olmak yerine daha aşağılık bir şey olursunuz. Öyle ya da böyle olursunuz. Olmazlık edemezsiniz. Ne olursanız olun bir işe yarayacaksınız. Teşbihen; bakarsınız cehennemden bir dünyaya yakıt olursunuz, bakarsınız cennetten bir âleme mirasçı. Ama öyle ya da böyle ol’mamak gibi bir şansınız yok. Allah “ol” dedikten sonra kimin haddine “ol”mamak.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Olmak bizim karşı gelemeyeceğimiz bir emirdir. İyi olmak da bizim elimizde, kötü olmak da. Diğer yaratılanların böyle bir şansı yok, böyle bir söz verilmişliği yok. Ama bizim var. O yüzden kötülerin secde edeceği de olabiliriz, iyiler için bir meta olarak da kalabiliriz. Ol’mama şansımız yok. Ol’acağız. Öyle ya da böyle.

Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Ve bu eksiklik tamamlanacak, Allah’ın vaadi yerine gelecektir. Neyle tamamlanacağını ise biz seçiyoruz. Teşbihen; ister zümrütten, ister altından, ister kerpiçten, ister tezekten bir beden. Ne olacağımıza biz karar veriyoruz. Allah sadece “ol”un diyor. Ve bu seçenekleri yaratılan başka hiçbir varlığa vermedi. Kıymetimizi bilmemiz ve bize bu değeri verene teşekkür etmemiz gerekmez mi?

Allah’ın, yani tek bir Yaratıcının varlığını inkâr edebileceğini zannederek inanmayanlar ve Allah’ın varlığına inandığını söyleyip de kendi kalplerine delil getirmekten bile korkan gerçek manada iman etmemiş olan inananların ortak hataları işte burada: Allah neden bu sahte ve sanal dünyayı yarattı, Allah neden şöyle, Allah neden böyle… Allah neden bu kadar zulme göz yumuyor, Allah neden bu kadar kötülüğe engel olmuyor… Allah neden herkese hidayet vermiyor? İşte bu yüzden; Allah “ol” diyor, ama “ol”an, “ol”ması gereken biziz. Ama çoğumuz O’nun “ol” dediği gibi değil kendi istediğimiz gibi ol’mak peşindeyiz. Çünkü hiçbir halde kendi kendimize yeterli olmadığımızı, Allah’tan başka hiçbir şeyin (ki buna insanın kendisi de dâhildir) tanrı olamayacağını, tek Yaratıcının var olduğunu ve O’ndan başka tanrılar edinmememiz gerektiğini anlayacak kadar aklımızı çalıştırmıyoruz. En doğru yolu bilen tek Yaratıcıdan yardım dilemedikçe onun bizim için istediği gibi “ol”amayacağımızı bilemiyor, başkalarının nasıl ol’mamız gerektiğine karar verişine güveniyoruz.

Üstüne bir de, tüm inancımıza rağmen tek başımıza yeterli olduğumuzu ve seçenekler verildi diye başıboş bırakıldığımızı zannediyoruz. Oysa “ol”maktan başka çaremiz yok. Ama eğer tek olan ve “en iyi nasıl olabileceğimizi bilen” Yaratıcımızdan istemez, O’nun yolunu gösterdiği gibi ol’maya çalışmazsak, kendi istediğimiz gibi de olabiliriz. Bu durumda, hava açılıp yakıcı güneş çıktığında eriyecek kardan adamdan öte bir şey de olamayız.

Ol’ma işi bitti mi? Yaratılış bitti mi? Bakın kainat da ol’maya devam ediyor değil mi? “Big bang” oldu. Sıfır patladı. Halen de patlama devam ediyor. Halen ol’makta değil mi kainat da? İşte bakın; gezegenler, yıldızlar, galaksiler patlamanın tesiriyle halen birbirinden uzaklaşmakta, evren hala genişlemekte. Kuyruklu yıldızlar halen patlamanın tesiriyle fırlamış belirli bir karar noktasına doğru akıp gitmekte. Göktaşları da savrulmakta milyarca yıldır. Gezegenler ve yıldızlar fırıl fırıl dönmekte. Süpernovalar karadelikler oluşturmakta. Eninde sonunda patlamanın tesiri sona erip karar noktasına varıldığında ne olacak dersiniz!!! Çekim güçleri birbirini dengeleyemeyecek noktaya vardığında… Ansızın kainat içine çökebilir ve başlangıçtaki halini alabilir mi mesela! Kıyamete kapı açacak Saat’in ansızın gelmesi bu olabilir mi? Ve sıfıra dönüşten sonra yeniden bir patlama ve ilk yaratılıştaki yöntemle ama kalıcı olarak yaratılıp bu kez ol’muş bir esas gerçek ve ebedi olan bir kainat olabilir mi mesela? Ve böylece biz de yeniden döndürülebilir miyiz, ama yeni bir yaratılışla ve hepimiz ne olacaksak “ol”muş olarak. Eksik değil tamamlanmış olarak!!! Gerçek kainat ve gerçek biz olarak… Duyamadım!!! Birileri “bu evren sonsuzdur” ve “öbür taraf yalandır” mı diyordu!!! Bu iddialarını akleden fizikçilere sorsunlar bence…

Allah “ol” dedi. Biz de oluveriyoruz. Bizim de karşı gelme gibi bir şansımız ve hakkımız yok. İşte insanoğluna verilen tek kısıtlama bu. Ol’mak. Nasıl olacağımıza, bu olma işinin nihayetinde ne surette olacağımıza biz karar veriyoruz. Sadece “ol” dendi bize. Diğerlerinin hepsi, bizim seçimimiz.

Mimar tek. Ama her birimiz kendimizin müteahhidiyiz. Daha ol’madık. İstediğimiz gibi bir bina yapıyoruz. Yanlışlarımızla, doğrularımızla oluveriyoruz… Ol’mak ya da ol’mak, bir ihtimal daha yok; işte bütün mesele… Tefekkürümüzdür. Hatalarımız varsa her şeyin en doğrusunu bilen Allah’a sığınır ve düzeltmesi için O’ndan yardım dileriz.

Kalemzade | Cengiz Yardım

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.

  1. Bu pencere için de ALLAH sizden razı olsun…Diyecek başka sözüm yok! Çok güzeldi…

    Saygılar..

  2. Üstad elinize sağlık şapka çıkarıyorum ; ) , pek çoğumuzun detaylıca üzerinde durmadığı önemli bir konuya ışık tutmuşsunuz, Allah sizden razı olsun.

    Saygılar,

  3. Güzel bir tefekkür. O halde yukarıda verilen ”İstediğimiz zaman herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca ‘Ol’ demekten ibarettir; o da hemen oluverir. mealine ‘O ol der o da hemen oluşmaya başlar demek daha uygun olmaz mı? Çünkü zaten ayetin orjinalinde ‘ Kun feyekunu’ şeklinde geniş zaman kipi kullanılmıştır.

  4. Daha önceki yazılarında da sinyalini verdiğin bu güzel tefekkürün için seni tebrik ediyor, tüm kalbimle destekliyorum abi.

    ”Biz insanların çoğunu cehennem için yarattık” ayetini daha okur okumaz nefsimizden gelen o sorunun cevabını da bu düşünce zemininde hemen alabiliyoruz.

    Yaratılma bitmedi yaratılmanın içerisinde senin kararların da rol oynuyor ve dönmeyeceğini bile bile de olsa Rabbimiz yaratmaya devam ediyor dolayısıyla insanları cehennem için yaratmış oluyor ayette sıkıntı yok.

    Rabbimiz cehennem için yaratmaya devam ettikleri olmaktan korusun bizleri

    Selam ve sevgi ile.

  5. Sevgili Kalemzade,

    Kalbimdeki Ihtilal notlarinizi kabaca okudum…Ve uzuldum…Bu yorumu da size bir faydam olsun babindan gonderiyorum…Tipki sizin bana bir faydaniz oldugu gibi…Cunku insan birseyler yapip ve de seviyesi, titri tam olculu ve belli olmayan bir grup tarafindan da cok da takdir edilince farkedilmez, geri donulmez bir yola girebilir…Bu yol yuzde yuz dogruysa sorun yok…Ama temel bazi yanlislar varsa gidisat hic de guzel gorunmez…Sozumu tamamlamadan once birlikte sunu kabul edelim…Biz hata yapabiliriz…Ama bunu cani gonulden kabul edelim…Laf olsun diye degil. Belki benim bu yazim da bir hata olabilir….Ya da yazim tarzim yanlis olabilir…Belki de hic ugrasmamam gereken bir detay ile ugrasiyor da olabilirim…Ama yine de sunu tamamlamam lazim bitirmeden: Islam sizden ya da benden cook cok Ala, Aziz, Yuce bir din. Hayati her yonuyle kavrayan, gercekten teffekkur eden, ama gercekten tefekkur eden icin de mucizelerle dolu bir hayat tarzi…Bugun ulkemizde ve Islam aleminde pekcok hatalarin yapildigi, dinin ozunden zaman zaman uzaklastigimiz dogrudur…Bu yondeki birkac tespitinize katiliyorum da denebilir. Ama bunu firsat bilerek ve kendimizi dogru yolu yakaladik zannederek, biz din uzerinde tam belirleyici olamayiz…Ne var ne yok bastan gozden geciremeyiz…Bidatlari ortadan kaldiralim derken, temellere, dinin direklerine dokunmamaliyiz…Biz yuzyillar boyu gelmis tek Alim, ya da aklini yeryuzunde kullanan, kullandigini sanan tek insan da degiliz…Bazi hatalari ortaya koyayim diye yola cikan insan su yanlislara dusebilir: 1) Herseyi hata sanmaya baslayabilir. 2) Herkesi hatali sanmaya baslayabilir. 3) Hatalari bulan, goren aklin birtek kendisi oldugu hayaline kapilabilir. 4) Kendisine karsi olaganustu bir sevgi beslemeye baslayabilir. 5) Artik felsefenin sihirli yoluna kendisini kaptirmis, kendisinin disinda bir gorus dinlemekten uzaklasmis olabilir. Siz de ben bu hatalarin birkacini sezmis bulunmaktayim. Aklinizi kullanma egiliminde oldugunuz ve gercekten ulkemize, dinimize birseyler kazandirma ihtimalinizi gordugum icin de bu elestiriyi gonderiyorum. Ama mevcut halinizle maalesef Islama fayda ve zarar terazisinde, kisisel gorusum, Allah-ul Alem, biraz zarar tarafina kaymis gorunuyorsunuz. Size soyle bir ornek vererek sozlerimi noktalayim: Ucaklar cok komplike sistemlerden olusur. Eger ucagin bagaj kapagi acilmiyor diye siz kokpit ayarlarina, butun sistemlerin girerseniz, ucagi dusurursunuz…Hem de butun sistemleri bilmeniz teknik olarak mumkun degil iken…Lutfen sadece arizalarla ugrasip ve cozumleri de kataloglari, teknik kisileri, interneti butun sistemleri kullanarak uretelim. ya degilse bizim farkli gorup de cok guvendigimiz aklimiz, bir bakmissiniz hizmet yerine kesmekes uretiyor. Umarim elestirimi dogru anlar ve guvendigim aklinizla yuzbin kere daha dusunursunuz…Kalbinizdeki ihtilal maalesef su an Descartes, Pluton tarafindan gerceklesmis…Muhammed Mustafa ve Allah’in dininin tam bir yansimasi olarak gorunmuyor. Tabii kisisel fikrimdir, dogru yolda oldugunuz dusunyorsaniz da aynen devam..>Durmak yok yola devam,…Yorumu yayinlamak zorunda degilsiniz….

  6. Sevgili Mustafa: Böyle bir yorumu yayınlamazlık yapmak bu sitenin hep savunduğu özgür ve kritik düşünme prensibine aykırı bir hareket olurdu. Sözlerinizin büyük bir kısmına katılmasam da samimiyetiniz ve güzel üslubunuzdan dolayı teşekkür ediyorum. Bu yönünüzle kendi hayatınız çerçevesinde birçok insana örnek teşkil ettiğinize kaniyim. Söylediklerinizin hepsine cevabım var ancak bu site o sözlerinize nacizane cevaplarla dolu zaten. Bu yüzden ayrıca uzun uzun cevaplar yazmak da istemiyorum. Ancak nasıl ki beni dinin temellerine dokunmamam gerektiği ile uyarıyorsunuz işte o dinin ne olduğuna bakmak lazım.

    Gerçekten temellerine dokunmaktan korktuğunuz din Allah’ın dini mi yoksa insanların dönüştürdüğü bir din mi? Elbette ben ve alimler dedikleriniz dahil tüm beşer de hata yapabilirler. Söyleminizin aksine dinin gerçek temeline dokundurmayan, dinin kaynağına, temeline esas olanı dikkate alan, Kuran’ı dikkate alan, Kuran’ı yıkmamaya çalışan kimlerdir acaba? Bunu iyi düşünmek gerekir.

    Nasıl ki siz beni latif bir şekilde uyarmak istemişsiniz, bu siteyle ve benim fikirlerimle karşılaşmanızın sizi de Kuran’ın aslına ve manasına dönmeniz için uyaran bir vesile olma ihtimalini göz ardı etmemeniz yönünde benim sözlerimi de uyarı kabul edin lütfen. Sizi bana uymaya değil Kuran’a uymaya davet ediyorum. Ben doğruyum demiyor, Kuran doğrudur diyorum. En iyisini ben bilirim değil en iyisini en doğrusunu Allah bilir diyorum.

    Eğer sözlerinizde benim göremediğim bir riya yoksa, fikrimce siz Kuran’ı anlamayı hak ediyorsunuz. İlmi elbette Allah verir. Dönüş O’nadır, O istemezse burnumuzun önünü bile göremeyiz.

    Yolunuz açık olsun. Allah’a emanet olun…

  7. Merhabalar,
    geçiyorken uğradım, bi google aramasından dolaylı olarak denk geldi
    Şöyle diyordu aşağıya bakındığımda;
    Siz de görüşünüzü paylaşır mısınız?
    Neden olmasın; ama kayıtsızca da geçmekte varken, yine de neden olmasın
    Paylaşmakta pay kökü;
    Ama paylaşmamak mümkün mü?

    Zaten görüşlerimizi paylaşmıyor muyuz?

    Görüşlerimizi paylaşmaksızın varmıyız?

    Olmakın doğası paylaşılmış görüş mü?
    Beki de görüşümüzü (bakma-görme işi) görüşlerimizi paylaşıyoruz
    Pay-laş (pay üleş) ve (paydada da) paydaşızda belki ve görmek işinde birbirimizden bağımsızda olsak, Bi paydadaki her 1 birbirinden bağımsızlanabilir ama bütünlük bozulmaz yinede toplamda yani bi aradalık birliktelik, bütünlüktür;

    olmak bi mesele değildir sanıyorum, doğal ve doğaç olarak olanın doğasıdır olmak ;
    Mesele olmakın nedenini nasılını sorarken/düşünürken belki
    Mesele olmak fikrinin/halinin bakınışı, görünüşü-görünmeyişi belki
    Mesele olmak fikrini düşüncesini, doğasını kavramayı anlamlandırmayı denemek, yüksekçe doğal-doğaç ve bilinçlice daha özgün duymayı-hissetmeyi denemek belki,
    belki tüm bunlar mesele ve meseleler çözümlenmek içindir yani çözümlenecek olmasa her şey açık olsa olurdu, bu olur mu?
    şurada diyor ki mesele için,
    http://www.nedirnedemek.com/mesele-nedir-mesele-ne-demek
    sorun, problem, güç iş,
    sorun adı üzerinde sorun, soralım tabi
    problem çözmek eğlencelidir,
    Güç işi başarmanın keyfi daha yüksektir;
    Bir payında toplamdan bölünemeyen paydalarız (1 leriz) belki,

    Görüşlerimizde tıpkı aynen böyle belki
    Benim görüşüme gelince;
    o halde/bu halde neden bi problemi çözmeme, çözmeyi denememe müdahale edenleri umursayayım;
    Ne ayrıyız,
    Ne gayrıyız,
    (Kimden,vardan,neden)