Şeytanın Uydurduğu Peygamber

uydurulanpeygamber

Şeytanın Uydurduğu Peygambere Karşı Rivayetçilerin ve Deistlerin Bakışı…

Yaşadığımız ortamlarda sayıları gittikçe artan ve kendileri deist olarak nitelemeye başlayanlar sanıyorum ki peygamberimize atılan iftiralardan oldukça etkileniyorlar. Duydukları ve okudukları peygamberi sevmiyorlar. Onlara göre peygamber oldukça kötü birisi! Şeytanın sahnesinde yaşayan uydurma peygamberi gerçek zannediyorlar. Duydukları ve okudukları dini hükümleri beğenmiyor ve kabul etmiyorlar. Duydukları ve okuduklarının yanında yaşantılarında karşılaştıkları Müslümanların hal, tavır ve inançlarını da dolayısıyla ve dolaysız olarak beğenmiyorlar.

İçlerinde Kuran’a göz gezdirenler ve hatta inceleyenler varsa da Kuran’a bakışları rivayetler çerçevesinde olduğu için kitaptaki gerçek manayı hak ettiği biçimde okuyamıyorlar. Ve dolayısıyla tek bir yaratıcıya inandıklarını söyleseler de ne peygamberlere, ne kitaba, ne gaybi bilgilere, ne de çoğunlukla ölümden sonraki hayata inanmıyorlar. Allah’a atfedilen büyüklük ve vasıflarla Allah’ın yaptığına inanılan işleri de bağdaştıramıyor, yani Kuran’da da geçse bir anlamda Allah’ın öğütlerini ve hükümlerini beğenmiyorlar. Bu sevgisizlik ve beğenmezlik onları dini reddetmeye ve genellikle hayatı dünyadan ibaret görmeye itiyor.

Her ne kadar delil sunsanız da bakışlar rivayetler ve hâlihazır çoğunluğun yaşantısı çerçevesinde olduğu için, ayetlerdeki derinliği görecek kadar derin tahlil yapamıyor, daha doğrusu peşinen reddedici tavırları esaretinde yapmak bile istemiyorlar. Aslında farkına bile varmadan bir Müslümanın bile kabul etmemesi gereken uydurma rivayetlere ve uydurma hadislere Müslümanım diyenlerden daha çok gerçekmiş gibi inanıyorlar. Deistlere yazının sonuna doğru bu hatırlatmalarla tekrar dönmek üzere, şimdi hadislere koşulsuz inandığını iddia edenlerle devam edeyim.

Şirk hepimizin bildiği üzere Allah’a inanmayı ve ondan yardım istemeyi reddetmek değildir. Başka nesne ya da kişileri de O’na, O’nun vasıflarına, O’nun işlerine ortak etmektir. Bilerek ya da bilmeyerek şirk koşanlar Allah’a inanmıyor değildir. “Herşeyi yaratan ve sahibi olan kimdir” diye sorsanız “Elbette Allah” derler.

Toplum içinde şaşkınlık, isteme, dayanma, dua ünlemleri olarak sıkça kullanılan bir tabir var. “Yardım et Ya Rabbi ya Resulallah!!!”  Bu nidada açıkça göründüğü gibi Allah hariç tutulmadan O’nun elçisinden de yardım isteniyor. İstendiği kadar “burada kasıt o değil, bu sadece bir hatırlamadır” dense de, bu ifade dil ile şirk koşma olduğu gerçeğinin önünde değildir. Ne dendiğinin bilinmemesidir ki bu da duanın vasfına aykırıdır. İnsan dua ederken ne dediğini, ne istediğini ve kimden istediğini bilmiyorsa sözlerini açıkça Kuran’daki “ne dediğini bilme” prensibine aykırı ve surata fırlatılası bir dua haline getirir. Bu konuya dikkat edilmesi gerektiği kanaatimi belirttikten sonra, bu ikazımızı sığ bir bakış açısıyla “sen peygamberimizi sevmiyor musun, ne var adını anmışsak”a getiren anlayışa atfen cevap vermek istiyorum.

İnsanları “Allah’a peygamberi ortak etme şirki”ne karşı uyarmak peygamberi sevmemek değildir. Biz de her mümin gibi peygamberimizi çok seviyoruz. Şu an itibarıyla faraza karşımıza çıksa; coşkuyla kucaklaşıp ortak duygulardan doğan hasreti giderdikten sonra, ona anlatacak o kadar çok şeyimiz, onunla günlerce gecelerce sabahlara kadar konuşacak, ondan soracak o kadar çok bahsimiz olurdu ki… Ama eğer sevmediğimiz iddia edilen peygamberden kasıt uydurma rivayetlerdeki peygamberse haklılar. Peygamberimizi bedduacı, katil, ne dediğinden habersiz bir mecnun, şehvet düşkünü bir Arap olarak gösteren sahih(!) rivayetlerdeki kişilik olarak görüyorsalar, evet ben de aynen deistler gibi o uyduruk peygamberi sevmiyorum. Çünkü Kuran’da Allah’ın anlattığı peygamberimle, uydurma hadislerde anlatılan peygamber arasında o kadar derin farklar var ki! İkisini birden aynı kişi olarak kabul etmek peygamberimize atılacak en büyük iftiraları da kabul etmek demektir. Dolayısıyla Allah’ın anlattığı ve vahyettiği peygambere karşı, şeytanın uydurduğu ve fısıldadığı peygamber, insanlara, sadece Allah’a değil peygamberimize de hayali bir peygamberin şirk koşulduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Bununla ilgili sayısız örnek verebilecek olmakla beraber yazımda hemen herkesçe bilinen can alıcı birkaç örneği ortaya koyacağım.

Şeytanın uydurduğu peygamber sol elimle yiyemiyorum diyen adama yiyemez ol diye beddua ediyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber bir grup insanın toptan ellerini ve ayaklarını kesiyor. Gözlerini oyuyor. Çölde susuz ölüme terk ediyor. Onlara su vermek isteyenleri engelliyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber dokuz yaşında bir kızla evleniyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber dinini değiştireni öldürüyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber bir Yahudi tarafından büyülenip günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaşıyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber ressamların en büyük günahkârlar olarak cehenneme atılacağını iddia ediyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber zina eden kadınları taşlayarak öldürtüyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber Cebrail’den cinsel kudret ilacı istiyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber ihramdan çıkar çıkmaz ashabına eşleriyle bir an önce yatmalarını emrediyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber Kâbe’yi onarırken beline sardığı peştemali sıcaktan bunalınca çıkartıp omzuna atıyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber otuz erkek gücüne sahip ve her aklına geldiğinde nefsinin arzusunu öldürmek için bir hanımıyla yatıyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber kaç rekât namaz kıldığını, hatta Kuran ayetlerinden bazılarını unutuyor ve eşi ona hatırlatıyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber kendisine zorla ilaç içirdiğinden dolayı eşine kızdığı için evde bulunan herkesin ağzına çocukça bir inatla ilaç döktürüyor…

Şeytanın uydurduğu peygambere Kuran’la beraber bir benzeri de veriliyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber, kadınların, kocasının tamamen irin kaplı bir vücudu olsa ve onu yalayıp bitirse de erkeğinin hakkını ödeyemeyeceğini söylüyor…

Şeytanın uydurduğu peygamber kadınların dinen ve aklen eksik olduğunu iddia ediyor…

Şeytanın uydurduğu peygamberin özellikle cinsel içerikli yaptığı öyle tuhaf işler ve daha niceleri var ki… Bunlar en sahih hadis kitaplarında kayıtlı olsa da ben ifade edip, maksadı aşmak ve yanlış anlaşılmak istemiyorum…

Bizim peygamberimizi Allah bize Kuran’da anlatıyor; Rabbimiz ona öyle temiz, öyle aklı başında, öyle çelişkisiz, öyle edepli, öyle güzel şeyler söyletiyor ve yaptırıyor ki rivayetlerdeki hayali peygamberle karşılaştırılamaz bile. Allah’ın Kuran’da anlattığı peygamberle, rivayetlerin anlattığı peygamber arasında dağlar kadar fark var. Bunları dile getirince peygamberi dinden kesip atmakla itham ediliyoruz. Kuran’ı rehber edinen mümin peygamberimizi hiç de gereksiz bulmaz ve onu Kuran’a itibar etmeyenlerden daha iyi tanır ve anlar. Her türlü rivayete itibar edenler ki bunlara deistler de dâhildir, peygamberi ravilerin anlattığı gibi tanır. Gerçek müminse peygamberlerini Allah’ın anlattığı gibi tanır.

Sahih olduğu belirtilen ama açık şirk veya çirkinlik içeren bir hadise rastladıklarında deistler onları daha da hevesle doğru kabul ediyorlar. İşte bu yüzden din yoktur, böyle birisi peygamber olabilir mi diye alıp vuruyorlar. Gelenekçilerin ise ılımlıları bazen genellikle o hadis uydurmadır diye kabul edebiliyorlar. Ama bu durumun kendi akıllarının seçimi olduğunu fark edemeyip, sıra Kuran’a gelince akıllarına güvenemiyorlar. Kuran’ı akılla anlayamayız ama hadisi akılla anlayabiliyoruz öyle mi? Hiç çelişki yok mu burada? İkisi de arapçadan çeviri olduğu halde! Kendi aklına Kuran’ı okurken güvenmemek, hadisi okurken veya dinlerken güvenmek!!! Bu ne yaman çelişki! Sonra klasik savunma biçimi devreye giriyor ve diyorlar ki bu kadar gelmiş geçmiş atalar, âlimler yanılmış olamaz! Yani âlimlerin aklına koşulsuz bir güven var. E biz de Allah’ın sözlerine güveniyoruz. Hangimizin güvendiği daha güvenilir? Hangimizin dayanağı daha sağlam? Yüzlerce gelmiş geçmiş âlim mi? Bir olan Allah mı?

Hadi biz ayetleri yanlış okuyor yanlış anlıyoruz!!! Olabilir de… Aklımızı putlaştıralım demiyorum. Ama aklıma güvenmiyorum diyorsan, hadiste anlatılana hangi akılla güveniyorsun? Allah Kuran’da oku, düşün, kolaylaştırdım, anlamaya çalış, ibret al diyor. Onun emrini yapıyoruz işte. Yanlış da yapsak Allah’ın emrini yerine getirmeye çaılışırken işlediğimiz kendi kabahatimizdir. Ya rivayetleri koşulsuz kabul edenler kimin emrini yapıyorlar? Bunlara uyacağımıza dair bir işaret var mı Kuran’da?

Sonra tekrar bir fısıltıyı savuruyorlar. Madem rivayetlere itibar etmiyorsun, Kuran’ın nasıl toplandığından haberin var mı senin, ona neden inanıyorsun!!! Bilmiyorlar ki Kuran’ın toplanmasına ve tasnifine dair sorusunu Kuran’ı rehber edinenler kendilerine çoktaaan sormuşlardır. Kuran’a ikna olarak inanmanın ne demek olduğunu bilmeyenler, kendilerinin ikna olmadan inandıklarını, gerçekte inanmamış olduklarını bu şekilde ortaya koyuyorlar da farkına bile varmıyorlar.

Bu sözleri (Kuran’ı) Allah’tan başkasının yazamayacağına, bu kadar makul ve mantıklı şeyleri bir insanın, hele ki 1400 küsur sene önce bilemeyeceğine dair ikna olunmak gerçeğini görebilme sorgusunu ve analizini “imanda şüphe” zannediyorlar. Üstelik “sadece akıl” demiyor, “sadece Kuran” diyoruz. Biz ne ravilerin aklına, ne kendi aklımıza fütursuzca (tehlikeyi önemsemeden) güvendik. Biz Allah’ın aklına güvendik, sadece onun ilmine teslim olduk. Bize okurken aklet dedi, aklını kullan dedi yüzlerce defa. O’nun dediğini yaptık. Akletmeye gayret ettik. Gördük ki bu Kuran boş ve uydurulacak bir söz değildir, âlemlerin Rabbinden indirmedir. Anlayamadığımız bir ayete, anlayamadığımız bir kitaba sırf birileri inanmış diye inanmadık. Sorguladık, düşündük, aklettik, Allah’ın lütfuyla anlamaya başladık, ikna olduk ve öyle inandık. İkna olmasak reddederdik, bilmeden inandım diyerek riyaya düşmedik. Biz o köprüyü geçtik Allah’ın izniyle. Halen kendimizce çözemediğimiz ayetler bile olsa reddedemeyeceğimiz kadar Kuran’ı anlamış olma mutmainliği ile anlayamadıklarımız için ortak akıldan ve bilimden faydalanabilecek seviyeye ulaştık. Ve öğrendiklerimizi okur yazar olmayana, amaya, sağıra, her türlü engelliye ve hatta kalpleri örtülü olanlara ulaştırma çabasındayız. Oturup yüzbin selavat tesbih çekip vakit kaybetmiyor, Kuran’ı hayatımızın merkezine alıp yaşıyor, ezberlemiyor öğreniyor, onu daha iyi anlamak ve anlatmak için çalışıp didiniyoruz.

Üstelik kendi aklına bile hak ettiği kadar güvenmeyen kişi, bir başka beşerin aklına nasıl güvenir!!! Ne kadar çok olurlarsa olsunlar başka beşerin aklına değil, aklı yaratan Allah’ın aklına esir olduk. Boş hikâyelere teslim olmadık. Allah’a teslim olduk, Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği Ebu Hüreyre’lere değil. Ama onları da okuduk, hatta birçoklarının okumadığı kadar. Ve gördük ki rivayetlerin birçoğundaki peygamber tarifi Kuran’daki peygamber tarifine uymuyor. Müşrikler İsra suresinde peygambere nasıl inanma şartı koyuyorlarsa bugün Kuran’dan çok rivayetlere tabi olanlar o şartları gerçekleşmiş kabul ederek peygambere inanıyorlar. Müşrikler peygambere yedi kat göğe çıkmazsan sana iman etmeyiz derken, bugün “ben Müslümanım” diyenlerin çoğu onun yedi kat göğe çıktığına inanarak iman ediyorlar. Peygambere inanmak bu mu?

Bana hiç kızmayın. Anlayamadığınızı söylediğiniz kitaba nasıl olur da inanırsınız!!! Kendi ağzınızla anlamadığınızı söylediğiniz anda itiraf ediyorsunuz ki gerçekten inanmış değilsiniz… Azıcık düşünün… Anlamadım ama inandım öyle mi!!! İmanın şartı olarak saydığınız bir kitabı anlamadığınızı söylediğinizde bu iman şartını nasıl yerine getirmiş oluyorsunuz? Ebu Hüreyre anlamış ve iman etmişse siz de onun rivayetlerine bakarak anlamış ve iman etmiş olduğunuzu nasıl iddia edebilirsiniz!

Cevap: İkna olarak. İkna oldunuz mu Ebu Hüreyre’den? Eğer olduysanız sizin iman ettiğiniz elçi kim!!! Ebu Hüreyre, İbni Abbas, Seleme… Buhari, Ebu Müslim, Tırmızi…  Celalettin, Said, Mahmut ve daha yüzlercesi!!! Bizse Kuran’ın indirildiği tek elçiye inanıyor ve itaat ediyoruz. Dolayısıyla ona indirilene itaat ediyoruz. Ya rivayete tabi olanlar? Kuran’la beraber mesneviye, saadeti ebediyyeye, risaleinurlara, küttübi siteye, içtihatlara, ilmihallere, tarihi siyerlere ve yüzlercesine tabi olanlar… Siz bütün bunları okuyup ikna oldunuz mu? Biz üşenmedik okuduk, kiminizden de çok onları da okuyoruz ve ikna olamıyoruz. Onlara ikna olmamızı sadece aklımız değil, esasen Kuran engelliyor. Hala da uyanmak ve uyarmak için okuyoruz ve artık şirkleri apaçık görüyoruz oralarda. Biz sadece Kuran’dan ikna olduk. Okumadıklarımıza, anlamadıklarımıza, okuyup da ikna olmadıklarımıza iman etmedik biz.

Müslümanlar birbirini elbette dinler ve ufkunu açmaya çalışır. Ama Kuran ayetlerini hiçbir şeytana sormaz. Anlamak için Allah’a arz eder. İlim dileriz, okuruz ve anlamaya gayret ederiz. Biliriz ki Allah Kamer suresinde dört defa yemin etmiştir, ben bu Kuran’ı anlaşılması için kolaylaştırdım diye ve meydan okumuştur, haydi var mı düşünüp ibret alan diye. Biz okur, anlamaya çalışırız. Allah ilmi verir vermez, örtümüzü kaldırır kaldırmaz, birilerini vesile eder etmez, tevafukları, kazaları, yağmuru, nefesimizi vesile eder etmez, kâinatı ve hayatımızı vesile eder etmez, seni vesile eder etmez, Allah’ın dileyeceği iştir. Biz de hak etmemişsek Kuran’ı anlayamayız böylece. Hak etmemişsek uzaktan bir şeyler söyleniyor da anlamıyoruz gibi gelir bize de.

Hak etmemişsek ve anlamadığımızı öne sürüp Kuran’dan yüz çeviriyorsak Allah bizi saptırır ve bize bir şeytan musallat eder, biz de kendimizi hala doğru yolda sanırız. Biz saparız ama bizi saptıran kendi aptallığımız olur. Ama eğer bulursak doğruyu, şu durumda bu sadece Allah’ın dilemesiyle ve Kuran’ladır. Ne cübbelisi ne de cüppesizi, ne Ebu Hüreyre’si ne de Seleme’si ile değil. Onlar bizim velimiz olamazlar. Allah’ın izniyle hiçbir fikrimizi de yerle bir edemezler. Tam aksine şu kadarcık, şu aciz ilmimizle bile onlar yerle bir olurlar. Elimizdeki Kuran onların bütün oyunları apaçık yutar. Onlar sadece onlara uyanları sahte vaatleriyle kandırabilirler.

Bu yolda yürüyorsak enaniyet de, kibir de bizden uzak olsun. Ama Allah’ın yolunda yürürken tağutun, yalanın ve iftiranın karşısında yere de başımızı eğip yürümeyiz. Dik durur, karşısında kıyam ederiz. Mutedillik imandandır, kitaptandır. Ne çok… ne az… Hiçbir aşırılık benimsenmez. Bütün övgüleri Allah’a yöneltiriz, halimizi ise Allah’ın önündeki kıyamımızla O’nun sözleriyle O’na anlatır, sadece Allah’ın büyüklüğünü görüp şükrederek rükû eder, sadece Allah’a secde eder, sadece O’na yalvarırız.

İşte bu uydurma rivayetlere sadece dindar olduğunu söyleyenler değil bugün kendilerini deist olarak niteleyenler bile inanıyorlar. Oradaki, o uydurmalardaki peygamberi sevemedikleri için dini reddediyorlar. Şaşılacak bir şeydir ki görüştüğüm deistler bana Yaratıcıyı kabul ettiklerini ama dini kabul etmediklerini söyledikten sonra getirmeye çalıştıkları delilleri çoğunlukla uydurma hadis ve rivayetlerden gösteriyorlar. Gördüm ki kendilerine deist diyen bu kişiler yukarıda şeytanın uydurduğunu tanımladığımız peygamber rivayetlerini ve birçoklarını baştan doğru kabul ediyorlar. Ne büyük bir akıl tutulması! Hem dini reddedip hem din adına uydurulmuş hikayelere ona inananlardan daha çok inanacaksınız!!! Bir şeye kızıp bir başka şeyi reddedeceksiniz!!! İnsanların uydurduğu dinin yanlışlığını görüp Allah’ın dosdoğru dinini rededeceksiniz!!! Bunlar uydurmadır deseniz de onlar için genellikle fark etmiyor… Kuran’da var diyerek aynen diğerleri gibi rivayet kültürüyle ayete baktıklarını ve bu örtüleri ile anlayamadıklarını görüyorsunuz… Yine de sevdiğimiz insanlar için, olur olmaz cümleler kullanmadıkları sürece umutla didinmeye devam etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Dolayısıyla rivayetlere koşulsuz inanan Müslüman, ne deistlerin ne de ateistlerin sorgularına onları değil kendilerini bile mutmain edecek cevapları kolay kolay veremez. Çünkü baştan kabul ettikleri rivayetlere onlar da inanmaktadır. İnanma metalarının, reddetme metaları ile aynı olduğu bir ortamda kimse kimseye pek bir şey veremez. Ancak biliyorsanız, yanlışları ve gerçekleri dosdoğru ortaya koyabilirsiniz. İster inansınlar ister inanmasınlar! Bu önce size lazım, sizin kalbinize lazım, deiste değil… İlmi de imanı da Allah verir, siz veremezsiniz. Eğer ayetleri anlamadığınızı ve aklınızla anlayamayacağınızı iddia ediyorsanız, deistin yanlış yolda olduğunu nereden bileceksiniz, kendinizin doğru yolda olduğunuzu nasıl iddia edeceksiniz!!!

Kalemzade | Cengiz Yardım

Şeytanın Uydurduğu Peygamber&rdquo hakkında 21 yorum

  1. Selam Kamil Kardesim,

    son zamanlari yazilarinizi hakkiyla takip edemiyorum, cünkü facebookta ben de Muhammed hakkinda yazilanlara felaket sekilde takilmis bulunuyorum.

    Bu yazilar daha ziyade gelenekcilerin agzindan degil, ama yine de bana birseyleri hatirlatiyor.

    Misal: Muhammed yeryüzü yaratildigindan bu yana insanlarin olusmasindan itibaren varmis, icimizde meleke olarak, fedakarlik melekesi. Beser ve resul Muhammed’de o Meleke Muhammed’e uymak zorundaymis.

    Resul aranizadir degil Resul icinizdedir diye acikliyorlar ayetleri (sure adi ve ayet numarasi aklimda degil, ama internette arayabilirsiniz). Hani beser Muhammed öldü, aramizda bulunmuyor ya, Kitapte gecen ve anlatilan her konunun hayatimizda bir yeri olmaliymis, yoksa o Kitap bir ise yaramazmis.

    Sadece Muhammed degil tüm resuller icin de bir takim meleke isimleri veriliyor.

    Biz gelenekcilere bir seyler aciklama cabasinda iken, kendilerini duburcullar /arka planda arama olarak isimlendirenler Kur’an müslümanlarina gerici demeye basladilar.

    Kur’an Kitap Zikr derken, Allah Muhammed terimleri de tam ortaligi karistirir bir durum aldi.

    Kimi alah yoktur Rabbilalemiyn vardir, kimi de Muhammed diye bir elci dahi yoktur Kur’an da diye anlatan anlatana.

    Icindeki melekelere uyduktan sonra Kitaba da lüzum yok, Muhammed seni cennete yollayacak nasil olsa.

    Anladigim kadariyla gelenekciler dahi son süratle sollaniyor.

    Bir alemdir müslümanlarimiz helede türk olunca 🙂

    Selam ve Dua ile.

    1. 47-Muhammed 25-32 KENDİLERİNE DOĞRU YOL BELLİ OLDUKTAN SONRA GERİYE DÖNENLERİ ŞEYTAN AYARTMIŞTIR VE ONLARA ÜMİT VERMİŞTİR. Bu böyledir. Çünkü onlar, ALLAH’IN İNDİRDİĞİNDEN HOŞLANMAYANLARA: “BAZI HUSUSLARDA SİZE İTA’AT EDECEĞİZ” DEDİLER. Oysa Allah, onların gizlediklerini biliyor. Melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alacakları zaman, bakalım nasıl olacak?! Çünkü onlar, ALLAH’I KIZDIRAN ŞEYE UYDULAR, O’NU HOŞNUT EDECEK ŞEYLERİ BEĞENMEDİLER ve sonunda yaptıklarını geçersiz hale getirdiler. Kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah’ın, onların kinlerini açığa çıkaracağını bilmezler mi? Dileseydik onları sana gösterirdik, sen de onları yüzlerinden tanırdın. SEN ONLARI SÖZLERİNİN EĞRİLİĞİNDEN TANIYABİLİRSİN. Allah tüm işlediklerinizi bilir. Sizden çaba gösterenleri ve güçlüklere karşı direnenleri ortaya çıkarıncaya kadar sizi sınayacağız ve kalitenizi sınayacağız. İnkar edip Allah’ın yolundan sapanlar ve KENDİLERİNE DOĞRU YOL BELLİ OLDUKTAN SONRA ELÇİYE KARŞI GELENLER Allah’a hiç bir zarar veremezler. Aksine, onların yaptıklarını geçersiz kılacaktır.

  2. teşekkürler kalemzade kamil kardeşim.

    güne güzel başlamak bu olsa gerek..

    sanki yazıyı ben yazmışım da isim farklı olmuş.

    rivayetcilerin uydurduğu sahte din ve uydurulan peygamber,kendi uydurdukları ve inandıkları kitabın aslında hiç olmadığı –

    hesap günü,tartı günü geldiğinde bakın ne diyecekler.

    Ve derler ki: “Rabbimiz biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.”33/67

    rivayetleri uyduran ve ona inananlar.böyle söylüyecekler.

    deistlerin durumu işler acısı muhattap olarak uydurma dinin üzelerini nirengi noktası olarak aldıkları için yaratıcıya inanalım da ne yapsakta farklı isim alsak diye kendilerini deist diye adlandırırlar.

    Deistler yaratıcıyı kabul ediyorlarmıda..dini,kitabı,peyganberleri,ahireti kabul etmıyorlarmış.

    yaratıcıyı kabül etmeleri aslında koca bir YALAN.yalanın daniskası..

    yaratıcıyı kabül etmek kitablı dinler için geçerlidir.yaratıcı(ALLAH) kendini kitablarla tarif eder.varlığını kitablar aracılığı ile tanımlar.deistler bu kitablara inanmıyorsa nasıl olurda yaratıcıya inanır.
    bizler yaratanı kitab ile tarif ederiz.yaratıcı merhametlidir.tüm evrenin sahibi ve yaratandır.diye kendini tanıtan yaratıcıya koşulsuz.itaat ederiz.inanırız.

    deistlerin yaratıcı hakkında hiç delilleri yoktur.inanmaları aslında g…..t korkusundandır.

    deistler KUR’AN daki dini bilmedikleri için uydurulan dine sahip kişileri din diye bilirler. Ebu Hüreyre, İbni Abbas, Seleme,şafii, Buhari, Ebu Müslim, Tırmızi,gazali,konevi,tebrizi, Celalettin, Said,pirsultanaptal, Mahmut,cübbeliahmak,fetullak gülemeyen,ve gider ataları…

    Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar.6/116

    saygılarımla

  3. kalemzade kamil abi yazın harika olağan üstü
    yorumcu şimşek beyede yorumlarından ötürü hayranım.
    yazı ve yorum birbirini tamamlıyor.kuran merkezli olduğunu gösteriyor.
    sağolun aklınıza şaşıyom.

  4. Akıl ve düşüncene sağlık Kamil Kardeşim… Yine enfes bir yazı okudum. Allah razı olsun. (Ne hikmetse, geçen hafta ben de şeytanla uğraştım!.. “Şeytanın Tatili Bitti” dedim..

    Selam ve Dua ile,

  5. Bir takım kelimeleri arapçadan türkçeye çevirmeden kullanınca sihir etkisi yapıyor olmalı. ”imam buhari den gelen bir rivayete göre hazreti Muhammed kadınlara kocalarının irin kaplı vücudunu yalamalarının bile onlara olan hakkını ödemekte yetersiz olacağını anlattı” şimdi bunun sihirini bozalım türkçe yapalım ”turkistanlı ismail oğlu imam olduğu iddia edilen mehmet kişisinden gelen bir söylentiye göre sayın Muhammed kadınlara kocalarının hakkını ödemek için onların irin kaplı bedenini yalamalarını söylemişmiş”
    Rivayet = Söylenti (Zan)

    söylentilere gösterdiği ilgi alaka ve kaygıyı Kuran Ayetlerine gösteremeyen kimseler farkında olmadan şirke bulaşmış olurlar buna rağmen herkes tuttuğu yol ile sevinir (30:32)

    Kurandan öğrendiğimize göre Zandan değil Vahiyden sorumlu tutulacağız.

    bu arada rivayet okumayın demiyorum hobi olarak yine okuyun. ama ona uyarak günaha girmeyin!. kimseyi dinini değiştirdiği için öldürme yetkiniz yok! yada kimsenin kafasına taşlarla vurarak işkenceyle öldürmeye kalkmayın.

    1. Sayın murtaza ayetleri kendi kafana göre yazamazsın! Dikkat et Rum suresi 32. Ayetin meali şu dur :
      Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

      1. min ellezîne : o kimselerden, onlardan
      2. ferrakû : fırkalara ayrıldılar
      3. dîne-hum : onların dîni
      4. ve kânû : ve oldular
      5. şiyean : grup, fırka
      6. kullu : bütün, hepsi
      7. hızbin : hizip, grup
      8. bimâ : şeyi
      9. ledeyhim : onların yanında
      10. ferihûne : sevinirler

      RUM 32 : Onlar ki, dinlerini parçalayıp gruplara ayrıldılar ve her grup benimsediği şeyle sevinmektedir.

      1. sevgili uğurbeşiktepe kardeşimiz.yerinde ve doğru bir uyarıda bulunmuştur.

        Kalben O’na yönelenler olarak, O’na takvâlı davranın, salâtı ikame edin, müşriklerden; Dinlerini parça parça bölmüş, fırka fırka olmuş kimselerden de olmayın… Her fırka kendi yanlarındaki şeylerle böbürlenmektedir. rum 31-32 hakkı yılmaz meali

        Onlar ki dinlerini parçaladılar ve mezhep mezhep oldular. Her parti kendine ait (imam ve kitap) larla sevinip övünmektedir. rum 32 edip yüksel meali
        saygılar.

      2. evet herkez elindeki kitapla sevinir. aynen bunu kast ettim. Allah ölülerden yardım istemeyin onlar sizi işitmez diyor dediğimizde ‘abdulkadir geylani her nerede olursam yardıma uçarım merak etmeyin’ yada resulullah ‘ben öldükten sonra bana selam gönderin ben duyarım’ demiştir diyerek ellerindeki kitap ile doğru yolda olduklarına inanırlar ve sahip oldukları inanca sevinirler.
        ellerinde kendisi ile sevindikleri bir kitap olduğu sürece kurana el sürmüyorlar

    2. Murtaza: Güzel yorumunuz için teşekkürler.
      Ancak, evet… Konuya atfettiğiniz Rum suresine ait alıntıladığınız ayette hata var. Niyetinizin mesajınızı açıklama olduğunu ve hatalı yazmak olmadığını tahmin ediyorum ama her ne olursa olsun okuyanların aklında yanlış kalabilir. Hatalı olduğunu benden önce diğer arkadaşlar da işaret etmişler zaten. Bu hata yorumunuzun vermek istediği güzel mesajı örtmüş.
      Selamlarımla…

  6. RUM suresi31,32Kalben O’na yönelenler olarak, Allah’ın koruması altına girin, salâtı ikame edin [mâlî
    yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturun-ayakta tutun],
    ortak koşanlardan; dinlerini parça parça bölmüş, ayrılıkçı gruplara ayrılmış kimselerden de
    olmayın. –Her ayrılıkçı grup kendi yanlarındaki şeylerle böbürlenmektedir.– H.Yılmaz meali
    Salat,salli,musallin gibi kuranda sıkça geçen kelimelerin anlamları hakkında bir makale de yazarsan gerçekten çok aydınlatıcı olur.Bilindiği gibi Kuran da namaz kelimesi geçmiyor.Bir ateist yada deist tutupda geçmez derse abuk subuk bir cevap vermemek gerekir.Fakat öyle farklı görüşler varki çok değerli bir prof un tesbih e bile namaz anlamını verdiğini hatırlıyorum.Bu konuyada bir el atmanı bekliyorum Kamil kardeşim…
    Bu makalende diğerleri gibi çok güzel olmuş,yazılarının devamını heyecanla bekliyorum…

  7. Geri bildirim: Şeytanın Uydurduğu Peygamber | Adana Pusula Haber

  8. Geri bildirim: Şeytanın Uydurduğu Peygamber | Dini Yazılar

  9. Yine cok guzel bir yazi olmus guzel yurekli kardesim. ALLAH razi olsun.

  10. yahudiler tevratı tahrif ettiler.
    yanında bir kitab uydurdular (telmut),
    aynı kişiler (müslüman kılığına girmiş yahudiler) kuranı tahrif etmeye çalışıyorlar, rivayet ve (hadis) adı altında.
    islamda bir hadis var.oda kuran-ı kerim onun dışında herşey tarihtir ve tarih din olmaz …..

    Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.”
    Furkan (25-30)

  11. Twiterda biri bir hadis paylaşmıştı(erkeklerin sakallarını kesmeleri ve bayanlarında saçlarını kesmeleriyle ilgili) ve ben dedim ki kendisine ”Nasıl oluyorda bir konu hakkında haram diye böyle hüküm verebiliyorsunuz ?” .Bana :” Ben değil, mezhep imamları böyle diyor.” dedi. Başka biri daha katıldı konuşmaya ve bana ”Hadisde erkek ve kadının hangi fitratta yaratıldığı belli.Sen yaratılış fitratını bozarsan harama düşersin bu kadar.” diye cevap yazdı.Ben de :”saçı ya da sakalı kesmek fıtrata aykırı davranmak mı cidden ?” diye sorduğumda bana ….. ….Hoca’nın …. kitabını okumamı önerdi.Ben de :”Teşekkürler ben almayayım…Size iyi okumalar..” dedim.Ve sağolsun kendisi beni nefsimle başbaşa bıraktığını söyleyip çekildi !…

    Niye anlattım bu komik saçma olayı…Ben birilerinin kitabını okumayı reddettiğim için hidayetsizlikle itham edilmenin traji komik halini uzun bir süre düşündüm.Bana keşke ”Kur’an ”oku ve öğren deseydi ama demedi diyemedi çünkü Kur’an bana insanların sakallarını kestikleri için haram işlediklerini söylemeyecekti!..Oku diyemedi çünkü Kur’anı okuyunca başka kitaplara ihtiyacım olmayacaktı !

    İnsanlar bir birlerini ne kadar da kolay itham edebiliyorlar ben artık üzülüyorum.Soru sorduğum için bu tip dışlamalarla çok karşılaşıyorum.Dinde soru sormak yasak da ben mi bilmiyorum ! Ve ben insanları anlamıyorum, din taraftar toplamak değildir ki !.. Okursun, düşünürsün iman edersin; birilerini Cennetlik ve Cehennemlik diye gruplar aayırmazsın ayıramazsın çünkü insanların böyle bir yetkisi yok görevi yok …Ne yapılmaya çalışılıyor bilemiyorum, alimleri seviyorum ama hiç kimse mükemmel değil eleştirlemez değil ki..Neyse, yanlışları savunmaktan uzak etsin Rabbim bizi..

    Rabbim mutlak doğruda sabit kılsın yaşantımızı, yüreğimizi ,ayağımızı…

    Düşündüren yazılarınızdan birini daha okuduk, sağolunuz…

    Not:Yazı da yorumlar da çok çok güzel , her birinizden Allah razı olsun…

    1. Allah sizden de razı olsun.

      Evet, ben dahil hepimiz bize söylenen bazı şeylerden rahatsız oluyoruz. Bir türlü kıramadık şu “kim ne der” putunu. Ama o yoldayız. Belki de o putu kırmak, söylenen şeylerden bir ders çıkartmakla da olabilir bazen. Hiç bir şey nedensiz değildir. Son zamanlarda öyle yapmaya çalışıyorum. Lehte ya da aleyhte bir şeyler çağrıştırıyor çoğu zaman. Çıkarımım lehte olursa karşı tarafın hatasının nereden kaynaklandığını bulmaya çalışıp çözüm bulmaya, aleyhte olursa kendimi eleştirip, kendi hatamın kaynağını bulup çözmeye çalışıyorum. Ancak insanları kırmadan bir şeyler söylemek de çok zor… Evet, bu son söylediğim çok zor. Allah yardım etsin hepimize.

      Yorumlar konusunda da çok haklısınız. Yorumcularımı okumaktan ibret ve lezzet alıyorum. Sağolsunlar.

  12. selamünaleyküm cümleten yazılar aklı doğru yönde çalışan selim akıl sahipleri için güzel bir örnek olmuş. Benimde bir katkım olursa ne mutlu bana ki bende kuranı doğru anlayanlardanım..

    Şöyle bir durum var kuranda kıyametten bahseder kıyametin diğer bir adı da ne biliyor musunuz tabii bilirsiniz ALDANMA günü. Vay be dediğim çok düşündüğüm kelimelerden biridir. Şuan ve daha önce kuran dışında hadisleri rivayetleri hocaları vs. lerin izinden gidip te din adı altında onlara uyanların gerçekleri görecekleri ALDANIŞTAN uyanacakları gün. Ama mahşer gününde fark edecekler…

    çevreme bakıyorum da….

    aslında kurana bakıyorum: ona temizlenenlerden başkası el süremez…

    çevreme bakıyorum: inanın çok büyük bir alan içinde kuranı Türkçesini okuyanı görmüyorum. ve herkes ne yazık ki Müslümanım diyor. dinle ilgili konuşma geçse kuranda olmayan şeyler söyleniyor ve bu kuranda var deniliyor. çok üzülüyorum. her anlarında her kelimelerinde şirk var bunu temizlemedikleri sürece de kurana el süremezler… yine çok üzülüyorum…

    Rabbim bizden yardımını eksik etmesin çok zor durumdayız… Bu çevreyle iç içe yaşıyoruz….
    selametle…

  13. Yazıları ile Kalemzade Kamil kardeşime ve iyi niyetli yorumları ile katılan herkesin selam üzerine olsun, inşaallah..Seviniyorum her geçen gün Kur’an’a kafa yoranları gördükçe. Kamil kardeşim yazınızı iştahla okudum.Düşüncelerimize tercüman oluyorsunuz, “Rabbim bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde müminlere karşı kin bırakma, şüphesiz sen Rauf ve Rahim’sin”.

  14. Güzel ve etkileyici bir yazı (ve hoş, renkli yorumlar). Ben, ŞAHSEN bana verilen kitabı okuyup, anlayabildiğim ölçüde amel etmekle kendimi yükümlü görüyorum, başkasının anladığı şekilde değil. Aynı kitap, dünyadaki herkese de ŞAHSEN verilmiştir, herkes kendisi okuyacak ve kendi inancını kendi anladığı doğrultuda şekillendirecektir. Dolayısıyla, benim “müslüman”lığım ile bir profesörün “müslüman”lığı ve bir simitçinin “müslüman”lığı asla aynı olamayacaktır. Hangimizin okuyup inandıklarımız çerçevesinde daha güzel iman ettiğimizin de notunu yaradan verecek elbette. Okuduklarımda anlayamadığım husus olursa da diğer müslümanlara, belki hocalara, belki alimlere sormaktan da çekinmem (günümüzde internet hepsinin yerini aldı zaten). Selam ve saygılarımla.

  15. Selamlar ,
    En başta Sayın Cengiz Yardım olmak üzere onu çok güzel ve yararlı açıklamalarına katkıda bulunan tüm değerli yorumculara teşekkür ediyorum.Gerçeğin üzerine atılmış örtüyü kaldırarak,kalbinin sesini dinleyerek, O nun yolunda ;doğru yolu bulma ve o yolda ilerleme amacıyla cesaret ve sağduyu ile incelene,işlenen ,anlatılmaya çalışılan bu güzel gayretlerin esasında salat-ı ikamenin ta kendisi olduğunu düşünüyorum.Bu yol çok zor,zahmetli,çilelerle dolu ve bir o kadar da zevkli,hayırlı ve mutluluk vericidir.Allah -Cenab-ı Hak- bu yolda hepimizin gönüllerini açsın,yardımcı olsun ,ilerleme nasip etsin diliyorum.
    Selam ve sevgilerimle.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.