Nurcu ve Tahkik-i İman

risale

Said-i Nursi, Risaleler ve Kuran Hakkında Bir Diyalog…

Yazmakta çok tereddüt ettim. Çok teferruatına girmeyeceğim ama bunu paylaşmazsam neyi paylaşacağım sitemde! Karşı tarafın kim olduğu beni ilgilendirir, bu tarafta ben vardım. Daha iki cümle söylemiştim ki; sen peygambere inanmıyor musun, diye soruldu bugün. Dayan Kalemzade ivmesiyle, dedim ki inanıyorum. Madem inanıyorsun sözlerini neden reddediyorsun dendi. Dedim ki onun sözlerini reddetmiyorum. E hadisleri inkâr ediyorsun ya işte! Dedim ki inkâr etmiyorum, hadisler ortada, varlar ama peygamberime ait olup olmadığını bilemiyorum. Ve de dini hüküm giydirmiyorum onlara. Araştırılabilir tarihtirler. Eğer gerçekten ona ait olduklarına emin olsam sizden önce ben koşarım.

Ama dendi, peygambere inanmak onun vücuduna inanmak değildir, onun sözlerine güvenmektir, mütevatir olsun olmasın onun sözlerinden ilham alınabilir! Sözlerimden bunu mu anladınız diye kınadım. Dedim ki onun vücuduna iman edenler kutsal emanetlerin önünde ağlıyorlar, ben onlardan değilim, ben ondan alacağım ilhamı Kuran’dan zaten alıyorum, Kuran’ı okuduğumda peygamberim gibi düşünüyor, peygamberim gibi hissediyorum, ona hitap eden ayetler bana da sana da hitap ediyor. Kuran’ı anlamaya çalışıyorum ve Kuran vasıtasıyla onu da çok iyi anladığımı hissediyorum.

Sen kimsin ki dendi, sen aciz bir kulsun, sen nasıl anlayabilirsin, zahiri mananın yanında her ayetin on tane manası var. Dedim ki ya on birse!!! Hatta bana sorarsanız her ayetin sayamayacağımız kadar çok manası vardır, ama hiçbiri bir diğeri ile çelişmez. Sen bilemezsin dendi, her asrın müçtehidi, görevlendirilmiş zatları vardır! Onlar anlar, bize anlatır! Mesela diye sordum. Dendi ki İmam Rabbani, Abdülkadir Geylani, Mevlana Celalettin Rumi ve Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri gibi! Yetki nereden dedim! Dendi ki Allah’tan; risalelerde, işaretül icazda şunda bunda yazılı. Sordum ki risaleler ya da Said hakkında Allah bir delil indirmiş midir. Sen ona Said diyemezsin, bu hakarettir! Ne diyeceğim? Saygılı olacaksın! Unvanını koyacaksın başına! Sayın Said demek geçti içimden. Demedim. Cevap vermedim. Said-i Nursi diyerek devam ettim. Hakkında Allah bir delil indirmiş midir diye sordum. İndirmiştir dendi. Nedir o delil? Risalelerde yazıyor, namaz kılarken secdede apaçık peygamberi görmüş, sırat köprüsü üzerinde onunla konuşmuştur! Sırat köprüsünü Boğaziçi köprüsü mü zannediyorsunuz, Said’in gördüğü bu rüyaya ya da halüsinasyona ben nasıl inanabilirim, bu delil olabilir mi, diye direndim. Risaleden getirilen hayali delili kabul etmedim.

Sen her şeyi yargılıyorsun, öyle her şeyi yargılarsan Allah muhafaza imanını kaybedersin! (Aslında kaybetmişsin dendiğini anlıyordum) Yargılamıyorum, önce sorgulamalıyım ki bir yargıya varayım değil mi dedim. Ama siz zaten sorgulamadan yargılamış, doğru olduğuna ikna olmuşsunuz! Siz birisinin rüyasında gördüğünü delil kabul ediyorsunuz. Bu ZAN değil de nedir? Fakat ben ikna olmuyorum sizin gibi dedim. Hani siz tahkik-i iman diyordunuz!

Tahkik ediyoruz, aslında yetmiş kanıt var dendi, Hazretleri ile ilgili! Yetmişi de böyle hayali mi diye sordum. Bu zan değil, biz risale-i nurlarda ne yazılıysa inandık, dinden çıkmaya niyetimiz yok ve bizim kalbimiz mutmain! Bence sen kendini bir gözden geçir, sonunu iyi görmüyorum diye uyarıldım!!! Aynı şeyi ben de sana söyleyebilirim, ne düşünürdün, diye sordum ben de. Duyulmazdan gelindi, bilmem kibirden miydi sonrasındaki tevazu!

Dendi ki; biz aciziz, anlayamayız, taharetimizi bile nasıl alacağımızı bilerek almaktan aciziz!  Nasıl ola ki müçtehitlerden daha iyi Kuran’ı anlayabilelim! Gülümsedim. Yani ben Kuran’ı anlayamayacağım için, Allah’ın Geylani hakkında delil indirmiş olduğuna dair delili Geylani’nin sözlerinden, Allah’ın Celalettin hakkında delil indirdiğini kendi Mesnevi’sinden, Allah’ın Said hakkında delil indirdiğini kendi yazdığı risalelerinden anlayıp kabul edeceğim!!! Hadi ikna olmasam da kabul ettim diyelim, Allah ve kitabı Kuran bunun neresinde!!!! Ben Kuran’ı anlayamayacağıma göre bu Allah yerine o zatlara iman etmek değil mi? Ben Kuran’ı okudum anladım, Kuran benim asrın görevlisi olduğuma işaret ediyor, ama sen akılsızsın, göremezsin Kuran’da, öyle mi!!! Oldu!!!

Okuyun, üzerinde düşünün, acele etmeyin dedim. Okuyoruz zaten dendi. Sen sorguluyorsun, bak sahabeler bile sorgulamamış, peygamber ne dediyse inanmış, sen neden inanmıyorsun, bizim gibi inansan ne kaybedersin diye soruldu bana. Peygamberim zamanında yaşasaydım kalbimi mutmain edecek cevapları alırdım ondan ama risaleler ve hadis külliyatı bunu bana veremiyor, sadece Kuran veriyor. Dosdoğru yol bana belli olduktan sonra geriye dönüp, saydığın zatlara ve saymadığın onlarca raviye de itimat edip size uymuş, Kuran’daki ayetlerin en önemli bir kısmını da bu şekilde reddetmiş olurum dedim ve ayetlerden örnekler getirdim.

Bunun üzerine yine Kuran’ın zahiri manasının yanında çokça farklı manaları vardır, risaleler de Kuran’ın bir tefsiri olarak bunları bize anlatır dendi. Ne güzel işte faydalanın risalelerden dedim. Ben de okudum. İman hakikatlerinden bir kısmını etkili bir dille anlatmış, faydalanın, ama siz yazarı da yazılanları da abartıyorsunuz dedim. Said kendi tefekkürüne göre Kuran’ı anlatmış ve insanları öyle ya da böyle düşünmeye sevk etmiş, dedim. Ama bu hiç yanılmadığı anlamına gelmez. Faydalanırsınız elbette ama aslolan her müminin kendisinin Kuran’ı okuyup anlamasıdır. Biraz da kendiniz Kuran’dan anlamaya çalışsanız olmaz mı, diye sordum.  Olur mu öyle şey, her yüzyılda bir gelen, Allah tarafından görevlendirilmiş zatlar var, bunlar bize anlatırlar dendi. Peki sen de kalkıp bir hakikati birkaç cümle yazarak anlatamaz mısın insanlara diye sordum. İçtihat kapısı da en son müçtehid olan Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretllerinin risaleleri yazmasıyla kapanmıştır dendi. Ben içtihattan bahsetmiyorum ama neyse, dedim daha önce de o kapıyı kapatmıştılar, Said neden açmış tekrar. Onlar yanılmış dendi. Nereden biliyorsun, kanıtın nedir? Risaleler dendi!!!

Eskiden zannederdim ki Said-i Nursi risalelerini takip edenler en azından sorguluyorlar. En azından Said onlara “tahkik-i iman” diye bir prensip bırakmış da sorgulayıp ikna olup öylece inanıyorlar! Yanılmışım. Çok yanılmışım. Meğerse dar bir çerçeve içinde kalmışlar. Risalelerde anlatılanları bırakın, diğer rivayetleri bile asla sorgulamıyorlar. Sorgulamak bir yana bazı soruların akıllarına gelmesinden bile korkuyorlar. Said nasıl sorgulamışsa ancak o sınırlar içerisinde takliden sorgulayıp, takliden inanıyorlar. İmani konularda verdikleri örnekler bile hep Said’in verdikleri örneklerle sınırlı. Neredeyse tüm rivayetlere paye veriyorlar. Peygamberimizin sadece suretinin insan olduğunu, aslının nur olduğunu ve tüm kâinatı aydınlattığını, bize insan olarak göründüğünü iddia edecek kadar! Hepimiz nuruz deseniz de boşa! Aslında boyu arşa uzanmış da Ali ve Ayşe onun zahiri görünüşünün dışındaki hallerini de görmüşmüş!!! Bazen maalesef ayetlerde zahiri manayı hiçe sayarak arka plan da arıyorlar. Bu esnada muhkem ayetler bile güme gidiyor. Bu arada Said-i Nursi’nin mehdi olduğunu da bir kez daha öğrendim!!! Mezheplerle ilgili tartışmamıza yazıyı uzatmamak için hiç girmeyeceğim. Tahmin eden, eder hiddetli taassubu…

Hiç mi doğru bir şey söylemiyor Nurcular? Öyle bir şey dedim zannedilmesin. Elbette var. Kuran süzgecine tuttuğumuzda apaçık görünen temel yanlışların yanında biliyorum ki risalelerde çok faydalı olabilecek tefekkürler de var. Ancak hem risalelerin Allah’tan ilhamla ve görevlendirilmeyle yazıldığında, hem de kutsi, sahih, mevzu demeden her hadisin anlaşılabilir doğru yönleri olduğunda ve ortada dolaşanların hemen tamamının sahih olduğunda iddialılar.

Bugün tebliğen sorguladığım için ayıplandım. Sorguladığım için peygamberimizi sevmiyor, ona gereken değeri vermiyor addedildim. Alelade bir nur talebesinden değil, ciddi seviyede birinden ciddi seviyede bir cehalet gördüğüm için üzüldüm. Ben Kuran’dan hakiki deliller getirdikçe bana risalelerden hayali, rüyavi, rivayi deliller getirildi. İşin hülasası; böyle dönmedolap gibi muhabbet döndü durdu.

Saygı da saygı diyoruz. Kendimizi eleştiriyoruz. Herkesin atalarına büyüklerine saygı gösterelim diyoruz. Ya bizim gibilere imansızlığı yakıştıranlara, Kuran dışı kaynakları dini hükümsel saymayışımızı sapmak diye niteleyenlere, sorguladığımız için acımasızca nitelemelerle yaftalanmamıza, inandığımız Allah’a hak ettiği biçimde, inandığımız peygambere her şeyi yakıştırırcasına ve inandığımız Kuran’ın apaçık ayetlerine yeterince saygı göstermeyenlere ne demeli! Ben ve benim gibiler saygı gösterir. Gösteriyorlar da. Ama bana saygı göstermeyene fazlasıyla değil, yeri geldiğinde aynısıyla mukabele edebilirim. Benim Allah’ıma ve peygamberime türlü yakıştırmalarla hakaret ederlerken ben onların atalarına büyüklerine Hazret dememişim, adıyla hitap etmişim, cübbeli değil de pardösülü demişim, deniz aşırı birine sözde hocaefendi demişim, Abdülkadir isimli bir zata uçan kaçan demişim çok mu? Uçup kaçtıklarını, arşa çıktıklarını, zamandan münezzeh kabiliyetleri olduğunu ben değil kendileri iddia ediyor.

Neler anlatmadım, apaçık ne ayetleri hatırlatmadım! O öyle senin anladığın kadar değil denerek, her seferinde risalelerden ilave kanıtlar (!) geldi! Sonunda pes ettim. Getirilen sözde delillere değil, ben bu akla (!) pes ettim. İki buçuk saatte soğumuş çayımı zehir gibi tek yudumda içtim. Benim dinim bana tavrıyla (lisan-ı haliyle!) bitirdim. Yan tarafta durmuş, bizi dinliyormuş gibi öylece bana masumca bakmakta olan kedinin gözleriyle buluştum. Belki yiyecek bir şey ummuştu ama elimde de bir şey yoktu verecek. Bir süre bakıştık. Nedendir gözlerim doldu. Belli etmeden ayağa kalkıp, nurcu yakınımla helalleşip ayrıldım. Eve dönüş yolunda konuştuklarımızı aklımdan geçiriyordum. Bir konuda çok haklıydı. Öyle aciziz ki! Bir kediyi bile doyurmaktan ve bir doğruyu bile apaçık anlatabilmekten öyle aciziz ki!

Ve bu hayat öyle bir sınav ki dört yanlış bir doğruyu değil bir doğru bütün yanlışları götürüyor. İşte o doğru şirk koşmamaktır. Ama yanlış işaretleyip bütün cevap şıklarını kaydırmak da mümkün… Allah’a güvenmeyi birilerine güvenmekle eş tutuyor insanevladı. Sevdiklerinden sana inanmayanlar, bin sene önce ölmüş ve Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği zatlara sil sülale inanabiliyorlar. Kuran’da delilini lütfedip aramayanlar risalelerde buluyor, orada bulamayanlar ilmihallerde, orada bulamayanlar hocaefendi sohbetlerinde! Cevap şıklarını kaydırıp kaydırıp duruyorlar. Orada da bulamazlarsa rüyalarında Peygamberi görüyorlar. Onu göremezlerse bu kez Allah’ı ve peygamberi rüyada gördüklerini iddia edenleri rüyalarında görüyorlar! Sonunda inandıkları tüm rivayetleri bir şekilde Kuran’a dayandırdıklarını iddia ediyorlar. İlk şıktaki “tek” doğru yerine son şıktaki “hepsi” cevabını işaretliyorlar. Söyleyecek sözüm kalmadı, dermanım kesildi. Allah’a havale ettim. Allah aklımızı kullanma becerimizi, ilmimizi ve ilmimizle beraber tertemiz imanımızı artırsın İnşallah.

Kalemzade | Cengiz Yardım

Nurcu ve Tahkik-i İman&rdquo hakkında 40 yorum

  1. İmzamı atıyorum Kamil Kardeşim… Kendisini bilen herkes SORGULAMALI! Hele hele söz konusu DİN ise…

    Allah’ın Kitab’ından buraya 8-10 tane ayet yazmayı çok isterdim. Uzatmak istemiyorum. Hani, birileri diyor ya “Türkiye’nin %99 u Müslüman!”… Bana göre her zaman yanlış söylenen bir cümle. Doğru cümle şöyle olmalı… “Türkiye’de her 100 kişiden 99 u “Müslümanım” diyor.” Herkes bir şeyler konuşuyor, bir şeylere inanıyor… Yüce Allah “Bana ortak koşmayın diyor.” Birileri de ortaksız yapamıyor. Tarikatlar, cemaatler, kişiler… İşte bunlar şirke bulaşmış, şirkten kurtulmak için hiçbir çabaları olmayan, hayatlarından memnun benim iki yüzlü MAUN MÜSLÜMANLARIM!.. Rab’bim bunlar için “YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARA!” demiyor mu? (Maun Suresi 4)

    “Biz Müslümanlar, namazlarımızda ALLAH’a verdiğimiz sözleri tutabilsek, Allah yeryüzünü Müslümanlar için cennet yapardı.”

    Selam ve Dua ile,

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim Fikret abi. Yazmak istediğiniz ayetlerin birçoğunu tahmin ediyorum. Ama ne kadar yazsak, okusak, söylesek kimileri için pinpon topundan fazla bir anlamı yok. Ve şu sözünüzdeki Allah sevgisini ve güvenini hissetmemek için insanın bir kalbinin olmaması gerek: “Biz Müslümanlar, namazlarımızda ALLAH’a verdiğimiz sözleri tutabilsek, Allah yeryüzünü Müslümanlar için cennet yapardı.”
      Ne güzel söylemişsiniz. Allah razı olsun.

  2. bu gibi paylaşımlar hem sizi rahatlatıyor.hemde bizleri bir kat daha güven veriyor.
    hayatımın her sayfasında bu gibilerle hep konuştuk ama bir arpa boyu yol alamadık.

    işin özü aslında bu gibi yaratıklar hiç KUR’AN okumamış olmalarıdır.haklarınıda yemeyelim KUR’AN çok okumuş olabilirler ama sevap alacağız mantığıyla arapçasını okudular.okuyup bitirdiklerinde hiç bir şey anlamadıklarını anlamadılar.öptüler örtüye koydular.bir sonraki sevap alacaklarını tahmin ederek yerine koydular.

    işin en garibi de bunlarla aynı kitaba inanıyor olmamız.( KUR’AN )

    hadi bizler anladığımız dilde okuyor öğreniyoruz.peki bunlar anlamadığı dilde okudukları halde nasıl oluyorda aynı kaynağa birlikte sahipleniyoruz.

    işte cevabı şu devreye bakın kimler giriyor.

    ” SAMİRİLER ”
    samiri sadece musa zamanında mı vardı.
    bu SAMİRİLER her yüzyılda bir geliyorlar.
    kendileride öyle söylüyorlardı.hatırlayın.
    dikkat edin.SAMİRİLER ilk söyledikleri KUR’ANI inandıkları ama kendilerinede ALLAH katından gelen risaleler,mesneviler,….geldiğini savunup inanan insanı kendilerine gelen haşa vahiy kitabını ukutturarak KUR’AN dan koparıyorlar.
    KUR’ANI siz anlamassınız.bizlere gelen ilim ile bizler sizlere anlatırız tarzındaki yaklaşım.malesef buğün celalettinleri, saidleri,tebrizileri,buharileri,gazalileri,geylanileri,şafileri,pir sultanları,hacı bektaşları,yunusemreleri,paltolusu,afedersiniz.sümüklüsünü doğurmuştur.

    aslında biraz ağır olacak ama benim düşüncem budur.
    biz bunlarla aynı kitabta hiç birleşmedik ( KUR’AN ) da
    aslında bunlar kitab nedir bilmezler.

    bilselerdi bunlara inanır.ve ilave yapmazlardı.
    Yeryüzünde bulunan tüm ağaçlar kalem olsa, denizlere yedi deniz eklenerek kullanılsa ALLAH’ın kelimeleri tükenmez. ALLAH Üstündür, Bilgedir.31/27

    Biz bu Kuran’da, insanlara, her türlü örneği verdik ki öğüt alsınlar39/27

    Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.6/38

    aslında ALLAH ın bizlere güvence verdiği bu ayetlere hakkıyla inansalardı.yeni kişiler ve kitablara buda ALLAH katındandır diye söyleyenlere itibar etmemeleri gerekiyordu.

    efendim bunlar ALLAH dostu sen anlamassın derler.

    Rabbinizden size indirileni izleyin, O’ndan başkalarını dost edinerek izlemeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz! 7/3

    al sana dost kimmiş öğren.
    ……….daha çok ilaveler katabiliriz……

    kalemzade kamil kardeşime teşekkür ederim.

    bende kendisine DESTEĞİMİ bildiririm.

    saygılarımla

    1. Coşkulu yorumlarınızı özlemişim şimşek abi. Şu Samiriler konusunu da çok güzel açıklamışsınız. Aynı kitaba inanıyoruz ama biz bunlarla aynı kitapta hiç birleşmedik. Bu samimi yorumunuzdan sonra ayrıca kalpten desteğinizi bildirmenize hiç gerek bile kalmamış. Allah razı olsun.

      1. Uğur kardeşim, sanırım şimşek abinin yukarıdaki yorumuna takılmışsınız. Tasvir edilenin kişiler değil, takipçilerinin onlara verdiği ilahi manalar olduğunu unutmayalım.

    2. bu samiri veya şeyler,veya celalettin gibileri,şimdilerde saidler veya fetullahlar.herdayim dünya menfaati ugruna müslümanları kandırmışlar.
      size katılıyorum şimşek bey

  3. ”Olur mu öyle şey, her yüzyılda bir gelen, Allah tarafından görevlendirilmiş zatlar var” bunu da bilmiyordum yeni öğrendim ! Allah her topluma Peygamber göndermiş dini bildirmek için diye biliyordum ben sadece ! Demek muhterem zatlar da göndermiş daha neler duyacağız bakalım !

    Bir de bu fakir şöyle düşünüyor;
    Kur’an tek dayanağımız olmalı ki; Kur’anın sahibi insanlara onların anlamayacağı bir kitap göndermez diye düşünenlerdenim ben.Ve onun dışında okuduğumuz her kitap bizi ona daha çok yaklaştırmak için vesiledir belki de ! Ama Kur’anı daha iyi anlamak için okunan hiç bir kitap Kur’an dan daha çok adı anılan ,açılıp okunan kitap olmamalı …Neyse ben de birileri tarafından zayıf halka görülenlerdenim onun için fazla yorum yapmayayım.Onlara da dediğim gibi ;ben soru sormadan yapamayan biriyim ve kişileri ve kitapları eleştirilemez görmeyen/göremeyenlerdenim..İnsan soru sormadan doğruya nasıl ulaşabilir ki ! Ve eleştirilemez insan nasıl olur ? Peygamber değilse tabi!….

    Güzel, enteresan ve zor(!) bir konuya değinmişsiniz iyi de etmişsiniz….

    Rabbim, mutlak doğruda sabit tutsun hepimizi..Doğru bildiğimiz yanlışlarımızı da görüp düzeltmeyi nasip etsin inşallah…

    Saygılar…

    1. İçten yorumunuza çok teşekkür ediyorum Elif kardeşim. Evet, enteresan ve zor bir konu gibi görünüyor. Yine de bir faydası olur ümidiyle paylaşmak istedim. Umuyorum ki hayra vesile olur. Allah razı olsun.

  4. ‘’Bu zan değil, biz risale-i nurlarda NE YAZILIYSA inandık, DİNDEN ÇIKMAYA niyetimiz yok ve bizim kalbimiz MUTMAİN’’

    Tam bir felaket cümlesi kalplerini mutmainleştiren zikrin ne olması gerektiği Kuran’da yani kitabımızda açıkça yazılı iken…. İnanamıyorum.

    Allah’ım İmanımızı arttır. İlmimizi arttır. Dillerimizin düğümünü çöz kalplerimizi ferahlat. Bu cahiller ordusuna karşı üzerimize sabır yağdır. Kimse alınmasın bir insanın içinde bulunduğu bataklıktan bu derece memnun olabilmesi için ya fıtratının bu şekilde olması lazım ki öyle değil Kuran’dan anlıyoruz ya da alabildiğine cahil olması lazım.

    Yazının sonundaki örneğini özellikle beğendiğimi vurgulamak isterim abi,
    Selam ile…

    1. Fatih kardeşim, hatırlattığınız için teşekkür ediyorum ve ilgili ayeti buraya ekliyorum. Ayeti okuyalım da yönelinecek varlığın kim olduğunu, rehber edinilecek kitabın ne olduğunu ve asıl övgünün Allah’a olduğunu bir kez daha hatırlayalım ve hatırlatalım.
      13-Rad 28 Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın Zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın Zikriyle mutmain olur.
      Sizin de söylediğiniz gibi, her seferinde inanamadığımız o kadar çok şeye rast geliyoruz ki, bu cehalete şaşırıp kalmamak elde değil. Bu şaşkınlığımızı destekleyecek şekilde, Allah asıl şaşılacak şeyin mucizeler değil inkarcıların sözleri olduğunu da Rad suresinde anlatıyor.
      Allah razı olsun kardeşim.

  5. Bir müslümana , şahsen tanımadığı kimseler hakkında ağır ithamlarda bulunmak yakışık almaz. Bir celaleddin’ i ne kadar tanıyorsunuz? Hiç onunla beraber oturup beraber ney dinledinizmi? Neyin tınısıyla celaleddinin gözünden sicim sicim akan yaşlara şahit oldunuzmu? Peki ya said ile yıllarca zindanlarda kaldınız mı? Ağır işkenceler altında ? Yunus emreyle hiç dağlarda dolaştınız mı günlerce hatta aylarca yarı aç yarı tok, Aklında kuran ayetleri kalbinde Allah aşkı ile melul melul gezerken? Peki bu insanların evlerine misafir oldunuz mu , bir kap çorbasını içtiniz mi? Hadi onuda geçtim bir kez olsun bu insanları görüp , Gözlerinin içine bakarak selam verdiniz mi ?HAYIR !!!
    O halde nasıl tanımadığınız insanlar hakkında böyle önyargılı olabiliyorsunuz. Hatta saygısızca konuşabiliyorsunuz. Bu insanların eserlerine bakarak bu insanlara saldırıyorsunuz , alay ediyorsunuz, hatta onları şirkle , kafirlikle suçluyorsunuz. Peki size bir şey sorucam Allah kelamı olan tevrat, incil, zebur u bile kötülüğüyle tahrif eden insanoğlu, bu kişilerin eserlerini değiştiremez mi? Kitabın ilk sayfasına “bu Allahtandır” diye ekleyemez mi? Mesela bu sitenin yazarının yazıları yüz sene sonra kirli eller tarafından değiştirilse , insanları tamamen kurana ve Allaha yönelten yazıları şirke bulandırılsa, o zaman bunları okuyanların yazar hakkındaki düşüncesi ne olurdu?
    Bu ismini zikrettiğim insanlar kuranın bendesi insanlardı. Allhın ayetlerini okuyan , onu düşünen ve o ayetlere göre yaşamaya çalışan insanlardı. Ancak onları gömdükten sonra onun arkasına sığınarak ve eserlerinin manasını saptırarak şirki yaymaya çalışan sağıklar yüzünden bu kuran insanlarını infaz etmek doğru değil. Bakın size kuran müslümanı olan bir adamın yazdıklarını paylaşayım ne diyor görün:
    1535. Ne mutlu o adama kendisinden kurtulmuş, diriye ulaşmıştır!
    Yazık o diriye ki ölü ile oturmuş, ölmüş; hayatını kaybetmiştir!
    Allah Kur’an’ına kaçar, sığınırsan Peygamberlerin ruhlarına karışırsın.
    Kur’an; Peygamberlerin, Allah’nın temiz ululuk denizindeki balıkların halleridir.
    Fakat okur da dediğini tutmazsan farzet ki peygamberleri, velileri görmüşsün (inanmadıktan onlarauymadıktan sonra ne fayda !).
    1540. Kur’an’ın hükümlerini tutar, kıssalarından hisse alırsan can kuşuna ten kafesi dar gelir. Kafeste mahpus olan kuşun kurtulmak istememesi cahilliktendir.
    Kafeslerden kurtulan ruhlar, Allah’ya lâyık ve halka rehber olan peygamberlerdir.
    Onların sesleri, kafeslerin dışından ve din makamından gelir: “Sana kurtuluş yolu ancak budur, bu! Biz bu daracık kafesten bununla kurtulduk. Bu kafesten kurtulmanın bundan başka çaresi yok! MESNEVİ
    Bakın neye davet ediyor ve tek çarenin ne olduğunu söylüyor celaleddin !
    Selam ile..

    1. Sizi anladığımı düşünüyorum. Derdimiz kişiler değil, fikirler olması gerek. Şirkle sonuna kadar mücadele ederken, insanlar hakkında yanılma ihtimalimizin ve onlara ait olmayan şeylerin onlara yakıştırılmasının söz konusu olduğunu ihtimal dışı bırakmamalıyız. Epey hiddetli bir yorum yazmışsınız ama yakıştırılan tasvirlerin o şahısların bizatihi kendilerine değil, bugünkü yanlışlara bulanmış manasal görünüşlerinedir. Gerek benim yazılarım gerekse burada yorum yapanların hemen tamamının da kastının bu olduğunu düşünüyorum. Ama haklısınız yine de yanlış anlamalara karşı tedbirli konuşmalıyız.
      Selam ile…

      1. Evet anlamışsınız beni 🙂 bu yorumum şimşek beyin yorumuna misilleme olarak yazılmış bir yorum. O yüzden onun yorumu gibi hiddetli oldu biraz. Ama sizin yazınız ile ilgisi yok yorumumun . Yazınız her zaman ki gibi harika olmuş. Yüreğinize sağlık. Allah sizi mutlu etsin .

    2. Sevgili uğurbeşiktepe kardeşim.
      Benim yazıma karşı misilleme olarak yazdığınızı ve uslübumu düzeltmenin iyi olacağından bahsetmişsiniz.
      Sevgili kardeşim.önce misilleme olarak yazdığın yazını ele alalım.
      Bana cevap olarak Yazmış olduğun yazı nerden baksan tutarsızlıklarla dolu..
      Yazını okuduktan sonra o kadar çok güldüm ki bilgisayar başından kalkma ihtiyacı duydum.kendimi bir türlü gülmekten alamadım.
      Sevgili uğur yazdıklarını tek tek anlamaya ve akletmeye birlikte çalışalım.
      Anlamak için de maddeler halinde inceleyelim.
      1- Bir müslümana , şahsen tanımadığı kimseler hakkında ağır ithamlarda bulunmak yakışık almaz. Bir celaleddin’ i ne kadar tanıyorsunuz?
      Sorulmaması gereken bu soruya sana kısaca cevap vereyim.
      Bizler inanmış / iman etmişler olanlar. YARATICIYI / ALLAH’I tanımadığı,görmediği konuşmadığı halde nasıl olurda ne kadar tanıyoruzda sahip çıkıyor.arkasından konuşarak sen bizim RABBİMİZSİN diyoruz.
      Bu sana ağırmı geldi. Peki sen şahsen tanımadığın.bilmediğin Muhammet peygamberi nasıl oluyorda sahipleniyorsun. RESÜLÜM, ELÇİM, diyorsun.
      Sen bana 725 yıl önce yaşamış ve ölmüş birini soruyorsun.
      Bende sana 1450 yıl önce yaşamış kişiyi soruyorum.sen tanıyormuydun da peygamber olduğunu söylüyorsun.
      Sevgili uğurbeşiktepe ben cevabını vereyim.
      Bunun tek bir cevabı vardır.
      Her bir fert,kişilerin bir nirengi noktası vardır.yani inandığı değerler vardır.
      Bizler inanmış / iman etmiş kişilerin nirengi noktası kitabıdır.KUR’AN
      Bizler KUR’ANA inandığımız için onda asla şüphe duymayız.
      Bizler de ALLAH’I ve RESÜLLERİ burdan biliriz.yoksa gözle görmüş değiliz.
      Elimizin altında bir KUR’AN var.birde celalettinin kitabı MESNEVİ var.
      Bizler MESNEVİYİ KUR’ANA arz ederiz.yani karşılaştırırız.KUR’ANA uymadığı için onu geri dönüşüm kutusuna bile atmayız.yani hiç cittiye bile almadan.ona değer bile vermeyiz.
      Sevgili uğur sen şimdi diyeceksin ki mesneviyi celalettinin yazdığını nerden biliyorsun da ona hakaret ediyorsun diye soracaksın.ama sormayacaksın aslında, yukarıdaki yazdıklarım.seni akletmeye sevk edecek. ama ben hatırlatayım.bizler inanan kişiler KUR’ANA inanmamızın sebebi ALLAH’IN onu yazarken veya resüle gönderirken yanında değildik inandık tastik ettik.bu kadar istersen inanma ALLAH öyle söylemiyormu inanmayanlardan da bahsetmiyormu…
      Kısaca sen anladın.bizim elimizdeki mesneviyi yazan celaletini eleştiriyoruz.gerçek celalettin öyle değilse bizi ilgilendirmez.onu ALLAH bilir kardeşim.biz KUR’AN ile kıyaslarız.
      2- Hiç onunla beraber oturup beraber ney dinledinizmi?
      En çokta buna güldüm.
      Cevap vereyim onunla oturup hiç ney dinlemedim.dinleyemezdimde aramızda 725 yıl kadarcık zaman vardı.
      3- Neyin tınısıyla celaleddinin gözünden sicim sicim akan yaşlara şahit oldunuzmu?
      Buda yalanın danıskası sen nasıl olduda akan yaşlarını gördün.ne söylediğin farkındamısın.böyle bir soru soran kişiye bende cittiye alarak cevap veriyorum.
      4- Peki ya said ile yıllarca zindanlarda kaldınız mı? Ağır işkenceler altında ?
      Peki sen hiç ALLAH’IN kitabı ile SAİD kitabını birmi tutuyorsun?
      Benim ile senin aramızdaki fark bu sen bana olmayacak sorular soruyorsun.ben sana KUR’AN ile said’ arasındaki farkı soruyorum.
      Ben diyorum ki saidin yazdıklarını KUR’ANA arz edince çelişiyor.said de bu risale ALLAH TAN BANA GELMİŞTİR DİYOR.
      (Her meseleye hakikat noktasında bakar. Her hadisenin hakikatini bizlere ders verir. Bu açıdan Risâle-i Nur’un bir benzeri yoktur.)
      Dikkat çekici olduğu kadar, düşündürücü. Sizler bu sözleri ve bu güçteki bir rehberin olduğunu, bir yerden hatırlıyorsunuz biliyorum. Allah bizlere gönderdiği Kur’an için, bu özelliklerden bahseder ve eşi benzeri yoktur diyerek, hadi bir benzerini getirsinler bakalım, diye de bizleri uyarıyordu ayetinde, hatırladınız değil mi?
      Beni ilğilendiren budur.saidin zindanda kalması bu sözden daha iyidir.zindan günlerini çok arar ama tekrar döneyimde iyi işler yapayım desede geri dönüş olmayacak…anladınmı ?

      5- Yunus emreyle hiç dağlarda dolaştınız mı günlerce hatta aylarca yarı aç yarı tok, Aklında kuran ayetleri kalbinde Allah aşkı ile melul melul gezerken?

      Sanki sen yanındaydında benden hesap soruyorsun.nerden bildin açmı yoksa tokmu olduğunu…sen gaypten mi haber veriyorsun ?

      Aklında KUR’AN ayetleri vardıda sen hiçmi akletmedin.cennet ile alay ettiğini birkaç huri neymiş bana sen gereklisin demesine hiçmi içerlemedin.

      Dağda aç veya tokluğunu düşündünde ALLAH ile alay ederken aklın nerdeydi…
      Sen KUR’AN hiçmi okumadın uğurbeşiktepe ALLAH hangi kuluna melül melül gezmesini emretmiş…

      6- Peki bu insanların evlerine misafir oldunuz mu , bir kap çorbasını içtiniz mi?

      Şu sorduğun soruya bir bak tekrar tekrar kendin oku…
      Aklını kullanan bir adamın sorduğu soru bu olamaz.
      Sen Muhammet peygambere misafir oldun da onunla bir tas çorba içtin de ondan mı peygamber olduğunu tastik ettin.
      ALLAH akıl vermiş kullanan nerde.

      7- Hadi onuda geçtim bir kez olsun bu insanları görüp , Gözlerinin içine bakarak selam verdiniz mi ?HAYIR !!!

      Yukarıda yazdım.bu soruyu kendine ALLAH için sor.
      Dikkat et sorduğun mantıksız sorularını hiç ALLAH’IN sözünden alıntı yaparak cevap vermedim.
      Nedenmi ?
      İtiraz edersin diye korktum.

      8- O halde nasıl tanımadığınız insanlar hakkında böyle önyargılı olabiliyorsunuz. Hatta saygısızca konuşabiliyorsunuz. Bu insanların eserlerine bakarak bu insanlara saldırıyorsunuz. alay ediyorsunuz, hatta onları şirkle , kafirlikle suçluyorsunuz.

      Bak güzel kardeşim kendin sormuşsun kendin cevap vermişsin.
      Bu insanların eserlerine bakarak……

      Daha öncede yazdım inandığın bir nirengi noktası olacak neydi bizim inandığımız değer KİTABIMIZ KUR’AN bu ger ile bu adamların eserlerini karşılaştırıyoruz.sende yap aradaki farkı göreceksin.

      Masanın üzerine bu adamların eserlerini koy örneğin mesnevi yanınada KUR’AN koy bir sayfa ondan bir sayfa bundan çevir sonuna geldiğinde ikisinden birine inanacaksın.artık sen karar ver hangisine inanacağını…
      Bu iki kitab arasındaki uyuşmazlıklar.seni ya doğruya yada yanlış yola götürecektir.
      Sevgili kardeşim aslında senin sorunun kitabları okumaman körü körüne sahiplenmendir.hem KUR’AN hemde dağda dolaştığın veya beraber ney dinlediğin veya çorba iştiğin kişilerin kitablarını okumuş olsaydın.hepsini birden sahiplenmen asla mümkün olmazdı.
      Çünki doğru ile yanlış bir arada olamazdı.biri ALLAH’IN eseri diğerleride ALLAH’IN yarattığı imtihana tabi tutduğu kişileri aynı dilde savunamazdın.

      9- Peki size bir şey sorucam Allah kelamı olan tevrat, incil, zebur u bile kötülüğüyle tahrif eden insanoğlu, bu kişilerin eserlerini değiştiremez mi? Kitabın ilk sayfasına “bu Allahtandır” diye ekleyemez mi?

      Sevgili uğur şimdi anlamlı ve mantıklı bir soru sordun. nihayet
      Güzel kardeşim.bizler DİYELİMKİ CELALETTİN BU KİTABI MESNEVİYİ YAZMADI.
      Bizim şimdi elimizde olan mesneviyi KUR’ANA arz ediyoruz.yanlış hatta hakaretler var diyoruz.elimizin altındaki yazar celalettin yazıyor bizler onu teraziye koyuyoruz.KUR’ANA uymadığını söylüyoruz.
      Gerçek celalettin belkide böyle bir kitab yazmadı diyelim.bizi ilgilendirmez.onu ALLAH bilir bizim bilmemiz mümkün değil aramızda 725 yıl gibi hatrı sayılır yıllar var.
      Mesnevi 6 cilttir.ben 30 yıl önce okudum.biliyorum.googleye gir halayık yaz mesnevi den hikayeler de ne ahlaksız yazılar çıkacak karşına belden aşağı ne hikayeler var.OKU LÜTFEN

      10- Mesela bu sitenin yazarının yazıları yüz sene sonra kirli eller tarafından değiştirilse , insanları tamamen kurana ve Allaha yönelten yazıları şirke bulandırılsa, o zaman bunları okuyanların yazar hakkındaki düşüncesi ne olurdu?
      Kalemzade kamil arkadaşımızın yazılarını değiştirip yeniden yazsalardı.bizler yine KUR’ANA ters olan o yazıları yerden yere vururduk.bu bana ALLAH tarafından geldi diye yazsaydı.müslüman olmadığını söylerdik.
      bu yazılarımız gerçek kamil kardeşimize bir halal getirmezdi.çünki değiştirilmiş yazıyı konuşuyor oluyorduk…

      11- Bu ismini zikrettiğim insanlar kuranın bendesi insanlardı. Allhın ayetlerini okuyan , onu düşünen ve o ayetlere göre yaşamaya çalışan insanlardı. Ancak onları gömdükten sonra onun arkasına sığınarak ve eserlerinin manasını saptırarak şirki yaymaya çalışan sağıklar yüzünden bu kuran insanlarını infaz etmek doğru değil. Bakın size kuran müslümanı olan bir adamın yazdıklarını paylaşayım ne diyor görün:

      Elimizde olan kitabları yazan kişiler gerçekten ALLAH’IN ayetlerine inanıyor olsalardı.bu kitabları yazmazları.
      Dikkat et Onların kitabları insanları ŞİRK’E götürüyor.
      Sen bir tane örnek vermişsin bu konuda şunu söylemek isterim.inanan insanları AVLAMAK için kitablarında hep yanlışlar yok kasıtlı olarak aldıkları DOĞRULAR da var.ama bu sizi yanıltmasın.

      ALLAH’IN KİTABINDA ASLA ÇELİŞKİ YOKTUR.
      LÜTFEN DİKKAT ET…

      HATIRLATIRIM.
      Rabbinizden size indirileni izleyin, O’ndan başkalarını dost edinerek izlemeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz! 7/3
      Onların tarihinde, bilinç sahipleri için bir ders vardır. Bu, uydurma bir hadis değil; fakat kendisinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin detaylı açıklaması ve inananlar için bir hidayet ve Rahmettir.12/111
      Araf 3: “Rabbinizin katından size indirilene uyun; O’ndan başka önderlerin (velilerin) ardından gitmeyin. Ne kadar az tutuyorsunuz aklınızda, bu (öğüdü).
      Enbiya 10: And olsun, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
      Furkan 28: “Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost-veli edinmeseydim!”
      Enam 104: Gerçekten Rabbinizden size birçok deliller geldi, artık kim gözünü açarda, onları görürse kendi lehine, kim de körlük ederse, kendi aleyhinedir. Ve o durumda ben sizin bekçiniz değilim.
      Muhammed 24: Peki bunlar, Kur’an’ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde o kalplerin kilitleri mi var?

      (O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik. Nahl 44:
      Daha çok hatırlatacak ALLAH sözü var.
      Sevgili uğurbeşiktepe kardeşim saygılarımla

      1. burayı seviyorum.
        şimşek abinin yazılarına ve eleştirilerine hayran kaldım.
        bu kadar güzel izah edilir.
        iyiki varsınız.

      2. Gözünü kulağını kapamış , saydırıp durmuşsun şimşek. Ne benim demek istediğimi anlamışsın nede beni anlamışsın. Halbuki sen daha önce benim yorumlara abartılı !! iltifatlardada bulunuyordun üstelik. İlginç… Bak sana bir kez daha söylüyorum! Tanımadığın insanlara sümüklü diyemezsin. Sadece bu kişiler için değil bu söylediğim her kez için geçerli anladınmı. Senin bunu söyleme hakkın asla yok. Çünkü sen eserlere ve takipçilerine değil resmen kişilere saldırıyorsun. Ben buna karşıyım. Eseri eleştir bende eleştiriyorum ama kişilere hakaret etme. O ismini söylediğin kişilerden birine bile yarın din gününde Allah ona : hadi gir kullarımın arasına , gir cennetime derse o zaman ne olucak. Utanmayacakmısın? O zaman dersin rabbim ben bunları doğru yolda olmayanlardan sanıyordum! Allahta senin sandığın gibi değil! Buyurursa ne yaparsın. Din güzel ahlakı kazanmak için vardır. Güzel ahlakta incelik ister . Ve kuranda Allah kaba insanları sevmez buyurmuştur. Bu kaba üslübunaydı bu yazdıklarım başka şeye değil. Ama sen bunu çok farklı algılamışsın. Dahası senin gözün dönmüş artık. Sen her mesnevi diyeni , her yunus diyeni bir kaşık suda boğacak hale gelmişsin. Üslübunu düzelt. Böyle yapma! Bu tavrın çok hoş değil. Neyse ben senin kadar uzatamıycam . Son olarak Her zaman ki gibi yine yorumumu Allahın ayetiyle bitirmek istiyorum.bu arada bu ayetteki cahil kelimesini beni anlayamamak olarak almanı isterim. Ben o anlamda düşündüğüm için bu ayeti seçtim. Çünkü rencide etmek istemem kimseyi.

        RAHMAN 63: O çok merhametli Allah’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) «selam» derler (geçerler).

        Selam …

      3. TEŞEKKÜR EDERİM MÜKEMMEL AÇIKLADINIZ. Şunu seyrediyorum.. cahilliğinde enterasan boyutları varmış neresinden yakalarsa ordan bakıyor..BAKTIĞINDADA KALIYOR.

      4. Aklı perdeleyen şeylerden biri de duygusallıktır, aklı ne ile perdelerseniz, perdeleyin sonuç olarak perdelenmiş bir akıl şeytanın tam istediği ve üzerimize pislik yağmasına sebep olacak bir durumdur.

        Mükemmel açıklamanın altına imzamı atarak ben de seni destekliyorum abi.

        Ancak bazı temel prensipleri benimsemiş insanlar olarak falancaya, filancaya karşı değil, kanlı canlı soru ve sorduğumuzda cevap verebilme imkanı olan birbirimize ne olur sertleşmeyelim bu son yazdığım sana değil abi hepimize.

        Selam ile…

      5. cevaplamanız harika olmuş.uğur beşiktepe beyin olmayacak soruları anca bu üslüpla cevap verilebilirdi.
        yani çok saçma sorular.sen onunla hiç ney dinledinmi veya dağda yanındamıydın.kuran okuyan bir fert böyle soru nasıl sorar veya biz soralım bu soruları uğur beye sen onlar ile berabermiydin.
        şimşek beye teşekkür ediyorum.

  6. Müsrikler zamaninda Allah’in Son Elcisine nurcularin Said’lerine (körü körüne) inandiklari gibi iman etmis olsalardi diye düsünüyorum da….

    Yüce Allah Celle ve Celaluhu ne buyuruyor, acaba kimin icin neler buyuruyor?

    Becerebilirlerse bir benzer ayeti getirsinler görelim…

    Denizler mürekkep olsa, denizler tükenir de Rabbimizin ayetleri/sözleri tükenmez….

    Biz bu KITAP’ta eksik birakmadik…..

    Said Nursi kim oluyor da, Allah’in emriyle (!) bir Kitap (!) yaziyor, hem de kendini öve öve.

    Allah’in Son Elcisi dahi kendini ön plana cikartmamistir/cikartamazdi da/cikarmamasi da gerekirdi.

    Tüh be yaziklar olsun…. Bir hiristiyandan farklari kalmamis nurcularin, belki de iclerinden Said Allah’in ogludur diye sapitacak kadar ileri gidenleri de vardir…. En iyisini Yüce Allah bilir, kimin ne oldugunu.

    Olur ya gözümüzden kacmistir, biraz daha Tevrat ve Incil inceleyelim, belki satir aralarinda saklanmis bir SAID buluruz ………….

    1. ALLAH razı olsun benim güzel fatma kardeşim.
      ALLAH seni ve soyunu SALAT edenlerden eylesin.
      AKLEDEN fatma KUR’AN ile öğüt verir.
      AKLETMEYEN adem SAİDlerden örnek verir.
      saygılarımla kardeşim.

    2. İnsanın aklına gelmiyor değil ki; Allah’ın “getirebilirseniz bir benzerini getirin ama getiremezsiniz” şeklindeki meydan okumasına sanki nazire yaparcasına bir sürü kitap, doğrularla karışmış bir sürü şirk kokusu… Ne diyelim Fatma kardeş… Öyle işte…
      Teşekkür ediyorum yorumunuz için… Selamlarımla…

  7. kalemzade kamil bey yazılarınızı hayranlıkla okuyorum.
    bu konu hakkındaki yazınızda takdire şayan bir yaklaşım olmuş.

    şimşek ve fatma kardeşiminde yazılarını severek okudum.fatma gayet şık bir dilde yazmış bu konuyu bende onlar gibi düşünüyorum.

    uğurbeşiktepe beyin yorumlarına katılmak mümkün değil….

    fatma ve şimşek muhattabın sadece kuran olduğunu söylüyorlar.uğur bey duygusal yaklaşarak sanki o kişiler ile yaşamışta onların yanındaymış gibi konuşması bence cittiye alınacak gibi değildir.

    kuranı savunan bizler artık düşüncelerimizi gerekirse şimşek bey gibi sert olmamız gerekiyor.nereye kadar alttan almamız gerekiyor.allah aşkına niye geçmiş zamanda yaşamış insanların söyledikleri öne çıkartılıyor.asırlar önce yaşayan kişileri biz nereden tanırız.eğer elimizde kitabları varsa okuyarak nesıl bir kişi olduğunu anlarız.

    celalettin veya said tanımak istiyorsak hala kitabları var bir zahmet okuyuverelim.nasıllar tanıyalım.

    fatma kardeşimin hatırlattığı ayeti sizi hatırlatırım.

    Biz bu KITAP’ta eksik birakmadik…..

    sevgilerimi ve selamımı sunarım.

    1. Meltem hanım, ilginiz ve yorumunuz için teşekkür ediyorum.
      Arkadaşlar arasında fikir tartışması arada bir olabiliyor. Ancak her ikisi de değerli kardeşlerimizdir. Bizler birbirimizden de çok şey kazanıyoruz. Varsa yanlışlarımızı fark ediyor ya da düşünme fırsatı yakalıyoruz. Karşımızdakinin düşüncesini benimsememiş olsak da bizi düşündürdükleri veya bazen de frene basmamızı ikaz ettikleri için faydalanabiliyoruz.
      Selam ve dualarımla…

  8. Yunus 28-29-30 Çünkü, bir gün onların hepsini bir araya toplayacağız ve (hayattayken) Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranlara: “Siz ve Allah’a ortak koştuğunuz o şeyler, (o varlıklar ve güçler, hepiniz) olduğunuz yerde kalın!” diyecek ve böylece onları birbirinden ayıracağız. Ve (o zaman) Allah’a ortak koştukları kimseler, (vaktiyle kendilerine kul, köle olmuş olanlara): “Sizin tapınıp durduğunuz biz değildik;bizimle sizin aranızda hiç kimse Allah’ın yaptığı gibi şahitlik yapamaz: gerçek şu ki, (bize) tapındığınızın farkında bile değildik”.O an ve işte orada herkes geçmişte yapıp ettiğiyle sorgulanacak; herkes Allah’a, O yüceler yücesi gerçek sahibine döndürülecek; onların boş hayalleri kendilerini yüzüstü bırakacaktır.

  9. Tapınılan varlıklar güçler bildiğimiz manada taştan topraktan putlar olamaz çünkü haberimiz yoktu diye beyan veriliyor.Demekki ortak koşulanlar ilahlaştırılmış,doğa üstü güçler yüklenilmiş insanlar,sözde evliyalar,şıhlar,şeyhler,hocaefendiler,hazretler vs…

  10. “Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.” (İsra Suresi, 91)
    “Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin.” (İsra Suresi, 92)
    “Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız.” De ki: “Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?” (İsra Suresi, 93)
    Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: “Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?” demelerinden başkası değildir. (İsra Suresi, 94)

    Müşrik düşünce sisteminde sıradan insanlara yer yoktur -elçi bile olsa-. Bugün pardesülü insanların takipçilerine anlattığı peygamber insan ile tanrı arası ama her ikisi de olmayan prototip modeldir. Çünkü müşrikler insan peygamberlere tabi olmayı bir türlü kabul edemezler. Sevgili Muhammed a.s. devrine denk gelselerdi inanıyorum ki müşriklerin safında yer alırlardı. Tutum ve davranışları bire bir aynı. Resulullahı göklere çıkardıktan sonra onun boşalan yerine birileri oturmalıydı…

    Bakınız pardesülü şarlatan şöyle anlatıyor :”yok evliyayı aracı koymayacaksın yok dua ederken sadece Allah a dua edeceksin yok evliyaların ruhlarından hidayet beklemeyeceksin… böyle din mi olur yaa!”

    Hayatını risalelerden (yada ipini sımsıkı tuttuğu tarikatların kitapçıklarından) alan bir komşuma ”Kuran ın senin hayatında ki yeri ve önemi nedir ?” diye sorduğumda sessizce yüzüme baktı.

    25.30 – Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.”

    1. Selamlar Murtaza kardeş,
      Çok yerinde ayetler hatırlatmışsınız. O pardösülü şarlatanları özellikle dinliyorum ki şeytanın foyalarını daha iyi anlayabileyim. O kadar ayetlerin göbeğine oturan şirk sözleri telaffuz ediyorlar ki Allah’ın insanı en ince noktasına kadar tanımasına ve herşeyi içeren kitabına daha bir hayranlıkla bakıyorum.
      Selam ve dua ile…

  11. Bir kulun kitabını Allah’ın Kitab’ı ile karşılaştırmak bile ŞİRK’tir. Yanlış bir cümlemi oldu acaba?

    1. Hoşgeldiniz Sarla kardeşim… Karşılaştırmanın nedenine ve mahiyetine bakmak gerek… Kötülüğü bilmesek nasıl ki iyiliğin ne olduğuna dair bir fikrimiz olmayacaktır, aynı şekilde Allah’ın kitabının değerini bu gibi safsata kitaplar yüzünden çok iyi görebiliyoruz. Allah kitabında “getirebilirseniz bir benzerini getirin” diye meydan okuyor ya… işte şeytan ve arkadaşları da akılları sıra getirmeye kalkıyor ve komik ve acınası durumlara düşüyorlar. Sözünüzdeki haklı işareti ve şirkten haklı sakınmayı anlıyorum.
      Selam ve sevgilerimle….

      1. İlginiz için çok teşekkür ederim. Ama yine de aklım çok karışık!

      2. Bütün akıl karışıklıkları için en iyi ilaç Kuran’dır. Samimiyetle söylemek isterim ki daha önce aklım çokça karıştığı dönemlerde eninde sonunda cevabı hep orada buldum. Selam ve dua ile…

  12. Bizlerde yıllarca risale okuduk rabbani ve mavlana dan ibn i arabi den okuduk ila ahir…hepsi 1 asır önce kurulan TAHRİF çi zümrenin HALKA sı israiloğullarının tevratı tahrifleri misali!!! Oldukça zeki akıllı ve profösyonel tiyatrocu ibn i arabi biraz zıvana dan hallaç falan bunların rol ve kostümünü yenilemiş üstad said. millete halisnasyonlarını katmerli acıtasyon hiç makamında terk i terk edasında yaldızlayıp ilizyoncu rolünde göz boyamış akılları gözlere indirmiş ler hapishane de ne olduğunu kimse bilmiyor o kendisi anlatıyor Keramet vari!! Ağacın üstünde sıcak ekmek hani?kim görmüş ondan mada? Ben kurtuldum kovulmadan istifa ettim şükür!! Ben hayret ediyorum onca prof dç bilim adamları nasıl bu kadar kör oluyorlar bizleri de orada tutan bu önümüzdeki büyük ler oldu koskoca prof tan ilahiyatçılardan dahamı iyi bilecez diye diye sustuk 23 yıl heba oldu bağışlayın çok uzattım çok yıprandım doğrusu kendimi iman gücü ile toparladım şükürler olsun selam ve saygı ile!

  13. Allah’ın selamı üzerine olsun herkesin.

    Yazılarınızı ve yorumlayanları yeni yeni görmeye başladım. Özellikle üstteki üslup tartışmalar çokca moralimi bozan noktalardır.

    Yani haliyle, diliyle, eliyle örnek olmamız gerekirken belki elimizde olmadan bazı sakil kelimeler sarfettiğimizde, bizi uyaranlara minnettar olmalı ve o sözleri sarfettiğimiz için üzülmeliyiz bence.

    Bundan üzülmemeyi hatta yaptığının hata olmadığı konusunda diretmeyi gelen tepkilerden bıkmışlığa bağlıyorum 🙂

    Bir de ilme bağlıyorum. İlim sahibi olduğunu düşünen insanda (Şimşek beyde de veya Kamil beyde var mı bilmiyorum) hasıl olan gurura bağlıyorum.

    Bizler ilim sahibi olmayı herşey gibi gördük. Veya şöyle deyim aklımızla anlamayı kesin ve tek yapılması gereken iş gibi gördük. ama akıl anlamak konusunda ne kadar yeterli.

    Kur’anda “onların kalpleri vardır anlamazlar” diye geçmez mi. O zaman akıl ile değil de kalplerle anlamaya çalışmak daha doğru değil mi?

    İlim mertebelerinden bahsedilir. ilim-el yakin, ayn-el yakin, hakk-al yakin. İlmel yakin ateşin yaktığını bilmektir. Akıl ile yapılır. Yalın ilimdir. Ayn-el yakin ateşin yaktığını hissetmektir kalp ile yapılır. İdraktir. Hakk-al yakin o atelte yanmaktır. Ruh ile yapılır. İnşaadır. Yaşamaktır.

    Biz niçin tek yalın ilim ile yetinmeye çalışıyoruz ki. İslamda zikir fikir şükür istenilmez mi. Yalnızca fikir yeterli olur mu? Hatta yalnızca fikir doğru olur mu?

    Bu konu aslında maddi ilim ve manevi ilimlerle de alakalı. Tek maddi ilimleri var kabul etmek ve maneviyatı yok saymakla alakalı. Manevi yönde kalbi hareketlenmeyen kerameti de anlayamaz, manevi halleri de. Hiçbirşey Allah’ın kudretine zor değil. İnsanları uçurmak da. Olmadık yerden sıcak ekmek çıkarmak da. Ama bunların olması veya olmaması benim inancıma çok da bir etki etmiyor. Buna karşı bunların olmadığını söylemeyi, reddetmeyi yanlış olarak görürüm. Allah bütün ilimlere sahiptir. Doğrusunu O bilir. Bizim ne görevimiz bunları inkar etmek ne de vasfımız.

    Buradaki yazıda Nur talebesi ile tartışmışsınız. Bence böyle tartışmalara girmemek gerekir. Minyeli Abdullah’ta aynı üniversitenin farklı bölümlerine benzetilmişti bu. Bu bölümlerin birbiriyle tartışması ne kadar mantıklıdır. Kaldı ki Risale-i Nurda da “Yalnız hak benim mesleğimdir demeyiniz. Benim mesleğim en güzeldir deyiniz” manasında geçer. Burada 2 veche vardır. başka mesleklere de güzellik vermek. Diğeri de en güzeldir demek lazımdır ki insan o meslekte ilerleyebilsin. Yoksa kararsızlık içinde hiçbir meslekte gidememiş olur.

    Kur’anı sadece Türkçesinden anlamaya çalışmak konusunda aklıma gelen bazı noktalar da var. (Bu arada Kamil Bey’de başka bir kitap okunmamalı gibi bir yaklaşım yok anladığım kadarıyla. Kimseye atıfda bulunarak yazmıyorum bunları) Peygamber efendimiz Bir elçi , bir müjdeliyici, bir rehber olarak arap kavmine gönderiliyor değil mi. Bu kur’anda da geçiyor değil mi. Peki kendi dillerinde bir kitap için niye rehber ihtiyaç duyuldu diye hiç sorguladınız mı? İhtiyaç vardı çünkü Kur’an sadece manasıyla var olan bir kitap değildi değil mi. Peki kendi dillerindeki kitabı aynı dönemde insanlık anlamak için rehbere ihtiyaç duyuyordu da (Kur’an ın bildirdiğiyle) 1400 yıl sonra bambaşka bir dildeki çevirisinde rehbere ihtiyaç duyulmaması iddiası biraz garip değil mi?

    Kafka’nın dönüşüm diye bir kitabı var 100 sayfa civarı. Onu anlamak için dahi 100 sayfadan fazla açıklamaları var. Hatta aynı kitapta. O kitabı bile açıklamaya ihtiyaç duyuluyor iken Kur’anı açıklayan kitaplara bu kadar uzak durulmamalı.

    Kamil bey de mesela kendi anladıklarını hadiste de geçtiği haliyle başkalara anlatmayı kendine görev bilerek bunları paylaşıyor. Yalnızca kur’an okunmalı diyenler bu yazıların da okunmalarına karşı mı o zaman…

    Bunlar benim aklıma gelen paradokslar.

    Konuyu toparlarsak Kur’anı anlamak için meallerini okuyup kimler bu ayetleri nasıl açıklamış diye araştırmak gerekir. Elimizden geldiğince. Bunu tefsir kitpalarından da yapabilir, Risale-i Nurlardan da.

    Ben de bir zamandır Risaleleri okuyorum. Okumaya da devam ediyorum. Sizin yazılarınıza da okuyabiliyorum.

    Bazı ithamlarla Risaleler küçümsenmeye çalışılmış. Eleştirilmiş. Hakarete varan ifadeler kullanılmış. Dini bir şey anlatmaya çalışan insanlara bunlar yakışmıyor. Bir yerde hata var yani.

    Bir kaç konuya değinerek yazdım. Umarım tefekkürü arttırıcı etki olur ve burada karşılıklı tefekkür derelerinde kulaçlar atmamıza vesile olur. kavga şeklinde tartışma olmasını istemem.

  14. Faruk, Allah’ın selamı sizin de üzerinize olsun.
    Yapıcı ve güzel üsluplu bir eleştiride bulunmuşsunuz. Her zaman sizin gibi aleyte eleştirenlere rastlamak zor. Birçok kötü söz ve hatta küfre varan yorumları yayınlamadıklarım da var. Birçok ifadenize karşı vereceğim cevaplar var. ancak bu site zaten bu gibi iddiaları cevaplayabilecek nitelikte yazılarla dolu. O yüzden sözü çok uzatmadan sadece şunu söylemek istiyorum. Sadece Kuran demek sadece Kuran’ı okumak demek değildir. Dinin kaynağı olarak sadece Kuran’ı görmek demektir. Zaten Kuran’ı anlayarak okumaya başlayan bir kişi eğer takva sahibiyse araştırmaya başlar. Birçok farklı meal okur, meallerdeki çeviri hatalarını görmeye başlar, hadislere itibar edenlerden daha çok hadisleri okur ve oradaki tahrifatı fark eder. Hatta İncili, Zeburu, Yeremya’yı ve tüm Tevratı okur. Orada saklı kalmış olan zikri de görür. Bu da yetmez sonunda benim gibi arapça öğrenmeye başlar. ama gerçek sözlüğün Kuran’ın kendisi olduğunu görür. Risaleler hakkında tartışmak istemiyorum. Çünkü yazıda önemli gördüğüm birkaç hususu belirttim. Bugün risalelere uyanların onları neredeyse (bilmeden) Kuran’a eş koşmaya başladıklarına da şahit oldum… Ki ben risaleleri de okudum, mesneviyi de, Cübbelinin itikat risalesini de. Her yerde şirk öğeleri gördüm ve billur pınarbaşı gibi Kuran’dan aldığım öğüdü hiç bir yerde almadım. Tekrar güzel yorumunuz için teşekkür ediyorum. Allah’a emanet olun.

  15. Serkan, Allah ona güvenen hepimizden razı olsun. O’nsuz burnumuzun ucunu bile göremezdik. O çok büyük ve çok lütufkar. Allah’a emanet olun.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.