Okuduğumuzu mu Anlıyoruz? Anladığımızı mı Okuyoruz?

okudugumuzu

Ve/Veya Üzerine Doğru Okuyamama Problemi…

49 Hucurat 14 Bedeviler: “İman ettik.” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz. Ancak ‘İslam/Müslüman’ olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah’a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahim’dir.”

Bu ayeti daha okur okumaz “inanmakla” sadece “teslim” olmak arasında bir fark olduğunu anladınız değil mi? Ve hangisinin daha elzem olduğunu da anlamışsınızdır. Ayrıca, bu elzem olana erişmenin şartını da tabii ki. Allah ve Resulüne itaat etmek.

Allah ve Resulüne itaat etmek ne demektir acaba? Allah’a ve Resule itaat, hiç düşündünüz mü? “Ne gerek var, zaten bizlerin yerine vaktiyle düşünmüşler ve dinimizi bizim yaşayabileceğimiz en uygun forma sokmuşlar! Amerika’yı yeniden keşfetmenin anlamı yok.” diyebilirsiniz ama siz yine de bir düşünün.

Günümüzde ise ayetteki gibi “İman” edebilmiş olmanın, yani “Allah ve resulüne itaat”in önce Allah’a (Kuran’a) itaat sonra peygamberimize itaat, peygamberimiz aramızda olmadığı için hadislerine (sözlerine) ve sünnetine (kuralına) itaat, hadislerin de yetersiz kalabileceği durumlarda ise, peygamber soyundan (!) olan ya da olmayan içtihat yapıcılara (büyük âlimlere) itaat şeklinde bir din, iman algısı var. Peki, gerçekten öyle mi olmalı?

Aradaki  -VE- bağlacının anlamını düşündünüz mü hiç? Neden “ve”… “veya/veyahut” değil de “ve”… “Allah veya Resulü” değil de “Allah ve resulü” ? Küçücük bir “ve” çoğu zaman önemsemediğimiz belki de… “Ve” okuyup mevcut sistemin enjekte ettikleri sebebiyle “Veya” idrak ettiğimiz ve bunun farkında bile olmadığımız bir bağlaç, bir MANTIK işlemi.

Bu ifade hadis savunucularının bence en büyük kanıtlarından birisi ve kabul etmek gerekirse, en mantıklı kanıtı. ”Elçi-resul” manasını tam olarak idrak etmeden önce şahsen benim de en büyük soru işaretlerimden birisiydi “ve”.

Ben “ve” bağlacını, günümüz hadisçi/sünnetçi anlayışı destekler nitelikte değil,  tam anlamıyla reddeden, çok büyük ama farkına varılması zaman alıcı olan bir detay olarak görüyorum.

“Ve” bağlacını “veya” ile değiştirerek ve size yabancı gelmeyecek bir ekleme ile bir daha yazıyorum ayeti: Hucurat 14!!!!! Bedeviler: “İman ettik.” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz. Ancak ‘İslam/Müslüman’ olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah’a VEYA resulüne VEYA kendilerine ilim verdiklerimize itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahim’dir.

İnsanlara dayatılan sahte din tam olarak bu değil mi aslında? Ayeti bu bozuk şekliyle anladığımızın farkında mıyız? Kuran tek hüküm kaynağıdır düşüncesiyle “iman ettik” dediğimizde eğer dayatılan uydurulmuş dini destekler bir Kuran ayeti olsaydı, tam olarak bu ayet olacaktı. Bu durumda ise bize “Hayır, siz iman etmediniz sadece kabul ettiniz, teslim oldunuz imanın kalplerinize girmesi için Allah’a veya resule veya kendilerine ilim verilenlere itaat etmelisiniz” denecekti. Kuran tek hüküm kaynağı diyen inananlar, inanmış ama iman eksikliği yaşayan, sapmış, Resul düşmanı ve aklını ilah edinen kimseler olsalardı, ihtiyacınız olan delil niteliği taşıyacak ayet bu olacaktı.

Ama üzgünüm. Bu Kuran böyle bir şeye, hükmün Allah’tan başkasında olmasına izin vermiyor. Benim sözüm elçimin sözüdür diyor. Elçim benim sözümden farklı bir şey söylemez, söyleyemez diyor. Zaten elçinin görevi de o değil midir? O görevi yerine getirmeseydi neler olacağını da bildiriyor Rabbimiz.

69 Hakka 40 Ki o, çok soylu bir elçinin sözüdür.

69 Hakka 41 Bir şairin sözü değildir o. Ne kadar da az inanıyorsunuz?

69 Hakka 42 Bir kâhinin sözü de değildir o. Ne kadar da az araştırıp düşünüyorsunuz?

69 Hakka 43 Âlemlerin Rabbi’nden bir indiriştir o.

69 Hakka 44 Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi,

69 Hakka 45 Andolsun ondan sağ elini koparırdık.

69 Hakka 46 Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.

Kuran ısrarla Allah ve Elçisini vahiyde birleştirirken bizler okuduğumuzu anlamak yerine, anladığımızı okuyarak derin bir sapmaya yol açabilecek bir detaydan habersiz olarak bir yöne doğru gidiyoruz. Bunu detaylı düşündüğümüzde, sistematik şekilde ve yavaşça, insanın Kuran’dan uzaklaşma ihtimali hiç de uzak değil, nitekim öyle olduğu da gün gibi ortada.

Önce Allah ve Resulü ifadesine muhalefet ederek, Allah ve Resulünü ayırıyoruz. Kalpler ile Kuran arasına ilk perde, ilk yüz çeviriş.

Daha sonra yine Allah’ın ayetine muhalefet ederek, Kuran’da her şey yazmaz fitnesi vasıtasıyla… Kalpler ile Kuran arasına ikinci perde, ikinci yüz çeviriş.

Yine Allah’ın ayetine muhalefet ederek, siz Kuran’ı anlayamazsınız fitnesi vasıtasıyla… Kalpler ile Kuran arasına üçüncü perde, üçüncü yüz çeviriş.

Ne acı değil mi? Şirke düştük, isyan ettik ve yüz çevirdik… İşin özeti bu. Şeytan amacının çoğunu gerçekleştirdi. Zehire karşı bağışıklık kazanmamış, zehiri tanımayan zihinleri, kalan fani hayatları boyunca kontrol etmesi hiç de zor değil, ta ki Allah bir çıkış, bir lütuf ihsan edene kadar.

Üç adımda nasıl Kuran’dan uzaklaşıyor, kirli, mesnetsiz ve isyan içerikli bilgilerle nasıl da kalplerin üzerine örtüler örtülmesine fırsat veriyoruz ve bu bilgilerle nasıl da Rahmanın zikrinden yüzlerimizi yön fark etmeksizin sağa ya da sola çeviriyoruz. Sonuç olarak çevirdik, uzaklaştık ve hafife aldık!

43 Zühruf 36 Kim Rahman’ın Zikri’ni/Kur’an’ı görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.

43 Zühruf 37 Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hala hidayet üzere olduklarını sanırlar.

Bu ayetleri her okuduğumda acizliğim ve Allah’ın rahmetini görebilmenin verdiği sevinç ve minnettarlık arasına sıkışıp garip bir ruh haline bürünüyorum. Düşünün, kendinizi doğru yolda ‘’sanıyorsunuz’’ hâlbuki rüyadasınız, sanal bir gerçeklik içinde vaktinizi dolduruyorsunuz ateşe yürüyorsunuz hızla, ama cennete gittiğinizi sanarak, umarak… Sebebi ne peki bunun? Rahmanın zikrinden yüz çevirmek, ya da terk etmek.

25 Furkan 27 O gün, zalim, ellerini ısırarak diyecek ki: “Ne olurdu, resulle birlikte bir yol tutsaydım!”

25 Furkan 28 “Ah, ne olurdu, falancayı dost edinmeseydim!”

25 Furkan 29 “Zikir/Kur’an bana geldikten sonra, o saptırdı beni ondan. Şeytan, insan için bir rezil edicidir.”

25 Furkan 30 Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.”

Peki, bu ayetlere ne demeli? Anlamı “ayırıcı” olan bir surede hem de!

Bu ayetleri okuduktan sonra artık bir yol ayrımına gelmişsinizdir, bunun kaçışı yok. Ya Kuran’a hak ettiği değeri verip yanındaki arkadaşından ayrılacaksın. Ya da o arkadaşınla cehenneme doğru bir yol tutacaksın ve çok sevdiğimiz elçinin de din gününde Allah’a yapacağı şikâyetin hedefindeki kişilerden olacaksın, seçim senin, hangisi?

İnanan biriysen arkadaşın asla sana bariz bir şekilde Kuran’ı inkâr ettirmeyecek, bunu unutma. Tek hüküm sahibi olan Rabbimizin hükmüne ortaklar getirerek Kuran’ı yavaşça unutturacak. Rabbimizin ısrarla “ve” diye birleştirdiği şeyleri “veya” diye ayıracaksın da farkında bile olmayacaksın. Doğru yolda olduğunu sanarak arkadaşınla ilerleyeceksin.

Ta ki o güne kadar…

“Herhangi bir hüküm Kuran’da yoksa sünnete/hadise uyarız” demek ‘’biz Allah veya Elçisine uyarız herhangi birisinin hükmü kâfidir’’ demekten farksızdır. “Kuran’da olmayan bir hüküm Allah’ın elçisinin de hükmü olamaz” diyenler ise “Biz yalnız Allah ve Resulüne uyarız” demektedirler. Ve bu suretle Ayrıştırma değil “Birleme” yaparlar.

“Allah ve Resulü” ifadesini “Allah veya Resulü” algısı için Kuran’dan bir kanıt olarak kullanmasın kimse. Kuran, gayet açık ve nettir. Allah’a itaat etmek Kuran’a itaat etmektir. Aynı zamanda Resule/Elçiye itaat etmek de Kuran’a itaat etmektir.

Kuran’a itaat etmek Allah’a ‘’VE’’ Elçiye itaat etmektir.

Allah’ın sözü = Elçinin sözü (Cebrail) = Elçinin sözü (Muhammed Nebi) = Kuran (Tekvir:19-29)

Allah’ın sözü = Elçinin sözü (Muhammed Nebi) = Kuran (Hakka:40-43)

23 Müminun 71 Eğer hak onların keyiflerine uysaydı, göklerde, yerde, bunların içindekilerde kesinlikle fesada uğrardı. Hayır, biz onlar onlara Zikir’lerini/Kur’anlarını getirdik ama onlar Zikir’lerinden/Kur’anlarından yüz çeviriyorlar.

“Veya” ayetini okuduğunuzda eğer durum bu şekilde olsaydı insanları ne kadar büyük bir kaosun beklediğini fark etmişsinizdir. İşte “Allah bizlere zulmetmiyor biz kendimize zulmediyoruz” ayetinin farklı bir tezahürü. Allah bizlere ayeti olması gerektiği gibi gönderiyor, zulmetmiyor. Ancak biz anladığımız gibi okuyoruz ve kendimize zulmediyoruz.

Tüm bu yazdıklarım peygamberimizden sonraki inananların sorunudur. Çünkü onlar elçiye itaat ederek Kuran’a, Kuran’a itaat ederek de Allah ve Resulüne itaat etmişlerdi. Allah’ın Kurallarının, sözlerinin yanına bir kural eklenmesi gerekseydi, söz söylenmesi gerekseydi, ayetlerden anlayabileceğimiz üzere bizi çok seven elçi, bunu bizzat kendisi icra ederdi. Ne demek istediğimi anlatabilmişimdir umarım. (Tevbe:128-129)

Ama biz, çok bilen insanoğlu, Allah’ın bu kadar kolay bir din lütfetmesine bir türlü inanmayıp, adeta Allah’a dinini öğretmeye çalışıyoruz. Heyhat…

Rabbim cümlemizi dosdoğru yoluna iletsin.

Fatih Özsavuran @sntrlc | Misafir Yazar

kalemzade.net

Okuduğumuzu mu Anlıyoruz? Anladığımızı mı Okuyoruz?&rdquo hakkında 0 yorum

  1. Değerli kardeşim Fatih Özsavuran’a bu akıl dolu, müthiş güzel, akıcı, tane tane açıklayıcı yazısını ve düşüncelerini bizimle paylaştığı için tüm ziyaretçiler huzurunda çok teşekkür ediyorum.

  2. sevgili fatih kardeşim.
    nasıl ki ALLAH ve melekler peygamberi destekliyor. bizlerde bu yazından dolayı bu kamil kardeşimin sitesinde seni DESTEKLİYORUZ.

    ALLAH ve melekleri peygamberi desteklemektedir. Ey inananlar siz de onu destekleyin, gereken saygı ve itaati gösterin.33/56

    bizlerde inananlar olarak ALLAH tan aldığımız hikmeti,peygamberine nasıl destek olduysa buğün bizim ile yaşayan ve yaşayacak olan KURAN a bize ulaşmış olan elçi kitabına,inananlar olarak bu harika yazına desteklerimizi sunarız.
    saygılarımla

  3. Aklına, gönlüne sağlık Fatih Kardeş… Dört dörtlük bir açıklama olmuş.
    Selam ve Dua ile,

  4. @Kalemzade Kamil: Güzel sözlerin, desteğin ve yardımların için, kalbinin güzelliğini nakış gibi işlediğin bu sayfanda yazıma yer verdiğin için ben çok teşekkür ediyorum abi.

    @Şimşek: Şimşek abi yorumlarındaki bu duygu transferini nasıl gerçekleştiriyorsun bilemiyorum ama, Desteğinizi o kadar derinden hissettim ki Allah hepinizden razı olsun.

    @Fikret Arman: Sizinde ilginize sağlık Fikret kardeşim Sizler gibi Kuran’ı rehber edinen berrak zihinlerle farklı şeyler düşünmediğimi görmek inanın desteklerin en büyüğü.

    Hepinize ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum. Allah hepinizden razı olsun. Rabbimizin lütfuna nail olabilme temennisiyle…

  5. Degerli Kardesim Fatih,

    paylasiminizi cok güzel bir dille ifade etmissiniz.

    Birileri, sadece Kur’an diyenlere Peygamber düsmani diyorlar, halbuki bir bilseler Kur’an’a ortak kosmalari bakimindan kendilerini Allah düsmani yerine koyduklarini.

    Allah ile Elcilerinin arasini actiklarinin bir farkinda olabilseler.

    Iman edenleri celiskide birakmak amaciyla mi yapiyorlar nedir mesele.

    Kimisi haddinden fazla yükseltir/yüceltir Allah’in Elcilerini. Gönderileni eller üstünde tasirlarda Gönderen’in amacini unuturlar/görmemezlikten gelirler.

    Amac tek bir düzen üzerinedir, neden Elciler gönderilmistir anlamak bilmek gerekir.

    Ademoglunun yaratilmasindaki maksat nedir, bunu bir idrak edebilseydik, bu gün bu durumlara düsmezdik elbette.

    Rabbimiz buyuruyor: Ben, cinleri ve insanlari sadece bana ibadet etsinler diye yarattim.

    Gönderilen tüm Elciler de bunu iletmislerdir insanlara. Allah’i birakipta bana ibadet edin dememislerdir/diyememislerdir/dememeleri de gerekli olmustur.

    Gönderilen yüce Elciler de ayni sekilde emrolunmuslardir: Sadece Allah’a iman ve ibadet etmekle.

    Rabbimiz, bizleri yoldan cikaracak olanlardan bizleri uzak kilsin!

    Selam ve Dua ile.

  6. Öncelikle güzel yorumun için teşekkürler abla,

    Büyük bir çoğunluğunun çelişki oluşturmak için yaptığını düşünmüyorum. Gerçekten içlerinde Allah’a karşı sorumluluk taşıyan insanlar çok fazla, ama bu Ortak koştukları gerçeğini değiştirmiyor bir bilseler ah.. Kuran öyle bir basiret veriyor ki insana sanki savaşın ortasında olduğun yerden göğe doğru yolculuk yapıp, düşman birliklerinin nerede gizlendiğini, sana ne kadar uzak olduğunu, gittiğin yolun sonunun nereye çıktığını,ve tam olarak cephenin neresinde olduğunu ve nereye gitmen gerektiğini kuş bakışı, geniş bir açıyla gösteriyor Allah’ın izniyle.

    Allah Rahmandır, ”tüm kullarına” merhametlidir, bu kanatları tüm kullarına vermiş sizde kullanabilirsiniz dedikçe her mucizeye inanan insanlar Allah’ın bu mucizesine inanmamak için ayak diretiyor.

    Selam ve Dua ile Allah’a emanet olun.

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.