Akıl Tutulması

akiltutulmasi

Akletmeyle İlgili Ayetlerden İzdüşümü

Atalarını, büyüklerini kendilerine rehber edinenler için inananları gerçek inançtan uzak tutmaktan başka bir işe yaramayan birçok söylem var… Bunların en başta gelenlerinden birisi de “Kendi aklınla Kuran’ı anlayamazsın” sözüdür. Öylesine sakat bir söylem ki bu sözü kendine ancak aklını kullanamayanlar rehber eder. Ne kadar da büyük bir kolaycılık! “Ben düşünmeyeyim, aklımı kullanmayayım, kitabı okuyup anladığım şey büyük ihtimalle yanlıştır” demekten öte bir anlamı olmayan tam bir şeytan ayeti…

Eğer toplum aklının değil de; geleneğin, rivayetlerin, sözde evliya kerametlerinin, şirke düşüren şiirlerin, renksiz zehirler damlatılmış uydurma hadislerin, kendini hak sözler olarak tanımlayan birtakım risalelerin, çeşit çeşit ilmihallerin ve sakalına güvenilen hatiplerin peşinde gidiyorsa o toplum ya da bireyler doğru yolda olduğuna ne kadar emin olabilirler? Tüm bu saydıklarım çerçevesinde, doğru sözlerin de söylenmiş olabileceği tamamen doğru oldukları anlamına nasıl gelebilir?

“Kuran’ı kendi aklınla anlayamazsın” zihniyeti bir an için doğru kabul edilse bile kendi kendisiyle çelişen bir ifadedir. Çünkü bu saydıklarımızın tamamı insan ve insan ürünü olduğuna göre, bu kapsamda söylenen sözler de bir insanın akıl süzgecinden geçerek yazılmış ya da söylenmiş demektir. O halde neden o insanlar kendi akıllarıyla Kuran’a anlam vermişlerdir!!! Durum buysa kendi aklımıza güvenmediğimiz gibi onların da aklına güvenmememiz gerekmez mi? E, bu durumda hem kendi aklımızı hem de gelmiş geçmiş akılları devreden çıkartmamız gerekir. Sonuç!!! O halde kendimiz ve gelmiş geçmişler dahil kimse bize Kuran’ı açıklayamaz!!! Madem öyle Kuran neden indirildi?

İnsanlar dinlenmemeli midir? Hayır! Elbette dinlenip, istifade edilmelidir. İnsanlar birçok iyi şeye de vesile olabilirler. Şeytan ayetinden benim kastım kaynağı ne olursa olsun bir hükmün Kuran’da yazılanın tam tersi anlama gelmesidir. Bunu, yani iyi ve kötü, doğru ve yanlış farkını anlamak için de akıldan başka neyi kullanabiliriz ki? Üstelik Kuran, Furkan ismiyle “doğruyla yanlışı, hakla batılı” yani “farkı fark ettiren” bir kitap olarak en önemli kriterleri, ölçütleri içinde barındırırken, biz kalkıp başkalarının aklına nasıl güvenebiliriz? Peygamberin sözleri (hadisleri) diyenler çıkacaktır. Peki peygamberin o sözlerini kulaktan kulağa bize ulaştıranlar ne kadar akıllarını kullanmışlar da dosdoğru biçimde orijinalini bozmadan bize ulaştırabilmiş olsunlar!!! Güvendiğimiz isimlerin rüyaları, var olmuş bile kabul etsek kerametleri, hayalleri, tefekkürleri, ilmi derinlikleri ve (Allah’tan başka hüküm koyucu yokken) hükümleri bize ne kadar makul ve mantıklı bir kabulü dayatabilir?

En doğru bildiklerimiz kadar en sahtekâr bildiğimiz insanlar bile elbette birçok doğru sözler söylemiş olabilirler. Ama bu durum onların bilerek ya da bilmeyerek yanlış şeyler söylemiş olabileceğinin veya şeytanın, dürüst olanların bile sözlerine bir pürüz atmayacağının delili değildir. Buna her insan gibi kendimiz de dâhiliz. O halde elimizdeki akıl aracını Kuran’ın bir ders oluşu ile kullanmak dışında ne kalır?

Hadi belirgin olmayan ve derin düşünmekle ancak bulunabilecek sahtelikleri bize fark ettiren ayetleri aklımıza o kadar da güvenmeyip (!) devre dışı bırakalım ve daha basitçe anlaşılabilecek diğer ayetlere bakalım. Apaçık okuyabildiklerimizi gözden geçirelim. Tekrar hatırlatıyorum “şeytan ayeti”nden benim kastım kaynağı ne olursa olsun bir hükmün Kuran’da yazılanın tam tersi anlama gelmesidir. “Aklınla anlam veremezsin” sözü de bu kapsamda bir şeytan ayetidir. Sözgelimi şu ayetin tam tersidir…

8 Enfal 22 Allah katında, yaratıkların en kötüsü, akıllarını kullanmayan sağır ve dilsizlerdir.

Yaratılmışların, yeryüzünde debelenenlerin en kötüsü aklını kullanmayanlar olduğuna göre ve Kuran ayeti olduğu için buna iman etmemiz gerekirken hayatımızın anlamına varmak için en önemli rehberi, yani Kuran’ı anlamak için aklını kullanmamak ne menem bir akıl kullanmaktır!!!

25 Furkan 44 Yoksa sen bunların çoğunun işittiğini, akledip düşündüğünü mü sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar.

Allah’ın yeryüzünde halife kıldığı bir insan “benim akla ihtiyacım yok” der gibi bu ayetin hedefine kendisini oturtur mu!!!  Hayvanlardan bile daha aşağı olmak için akledip düşünmemek gerekirken aklı kullanmamayı tavsiye etmek nasıl bir akıl!!! Topluma zehir gibi sokulan “senin aklın yetmez anlamaya” anlayışı (anlayışsızlığı) şeytan ayeti değil mi sizce? Şeytanın niyeti, bize Allah’ın söylediğinin tam tersini yaptırmak değil mi? İşte böylece yaptırmıyor mu dediğini?

3 Al-i İmran 65 Ey kitap halkı, neden İbrahim hakkında tartışıp duruyorsunuz? Oysa İncil de Tevrat da ondan sonra indirildi. Aklınızı kullanmaz mısınız?

Dikkat edelim… Aklı kullanmak Tevrat ve İncille iliştiriliyor. Yani bir ibret olarak bize verilen ayette Allah “bakın kitap ehli de aklını kullanmak için Tevrat ve İncil’i okumamıştı/anlamaya yanaşmamıştı” diyor. Yani “siz de aynı hataya düşmeyin” demiyor mu bize? Madem öyle elinde en son indirilen Kuran varken toplum hala neden rivayetlerde anlatılan İbrahim hikâyelerine, hadislerde söz edilen peygamberler toplantılarına, türlü türlü kitaplarda adı anılan Kuran’da olmayan veli-peygamber buluşmalarına ve kerametlerine, rüyasal ve hayali kıssalara ayetlerin hükmüne verdiği değer gibi değer veriyor! Niye boş işlerle uğraşıyor da zaman kaybediyor bu akıllar!

10 Yunus 100 Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.

Allah’ın asla delil indirmediği birtakım boş isimlere veya kitabın hiçbir yerinde bizi yöneltmediği ve öngörmediği tüm bu rivayetlere bir an için inanmamız gerektiğini kabul ettiğimizi varsayalım. Bu inandığımız isimler içinde hangilerinin Allah’ın izniyle doğru yolu bulduğunu ve hangi rivayetlerin doğru olduğunu nasıl anlayacağız da onlara güveneceğiz? Elbette söylenenleri akıl süzgecimizden geçirerek! Yani akıllarını bizden daha iyi kullandığını iddia ettiğimiz ve Kuran’ı bizden daha iyi anladıklarına emin olduğumuz kişilerin bile sözlerini akıl süzgecinden geçirmek durumunda kalıyorsak!!! O halde onların sözlerine tam bir teslimiyetle inanmıyoruz demektir. Biz madem Kuran’ı anlamak için aklımıza güvenemeyiz, nasıl oluyor da inandığımız kimselerin sözlerini Kuran süzgecine almak için aklımıza güvenebiliriz!!! Neresinden tutarsanız tutun elinizde kalır. Gördüğümüz gibi; kendi aklına güvenmemek, tam bir çelişkiler yumağı ve şeytanın zayıf bir hilesinden başka bir şey değil… Üzerimize yağacak pislikleri hak etmekten başka bir işe yaramayacak bir davranış biçimi…

39 Zümer 18 O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir. İşte temiz akıllılar da onlardır.

Allah, indirdiği ayetlerin birçoğunda akla bu kadar atıf yaparken halen aklını bir kenara bırakarak zanna ve rivayete tabi olmak ne biçim bir akıl tutulmasıdır! Bakın tekrar, Allah’ın hidayet verdiği kimseler kimmiş? Sözü dinleyip en güzeline uyanlarmış. En güzeli seçmek neyle olur? Akılla değil mi? Demek ki akıl etmek lazım. Allah ilave ediyor ve “işte temiz akıllılar da onlardır” diyerek en güzel sözü (en güzel hadisi) seçenlerin doğruyu bulma yolunda olduğunu anlatıyor bize. Peki en güzel söz yani en güzel hadis hangisidir? Arapçasıyla “ahsen’el hadis” nedir? Allah bize bunu bildiriyor mu?

39 Zümer 23 Allâhu nezzele AHSENEL HADİSİ kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ ZİKRİLLAH(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin)

39 Zümer 23 Allah, SÖZÜN EN GÜZELİNİ, birbirine benzer iç içe ikili manalar ifade eden bir Kitap halinde indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah’ın ZİKRİ/KURAN’I karşısında yumuşar. Bu, Allah’ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini/dileyeni hidayete erdirir. Allah’ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek yoktur.

İşte Mevlamız inananların aklını kullandığını, sözün (hadisin) en güzeline uyduğunu belirtip o en güzel sözün ne olduğunu da eksik bırakmamış ve hadisin (sözün) en güzelinin Kuran olduğunu bize bildirmiş. Daha ne desin ki Allah bize, nasıl uyarsın da doğru yolu bulalım! Şeytanı yenmek için aklımızı kullanmayacaksak neyi kullanacağız? Aklımızı kullanmamamız sadece onun işine yaramaz mı? O halde Kuran’ı kendimiz akletmeden, Kuran’ı açıkladığı ileri sürülen başka sözlere uymamızı dayatan anlayışların kimin işine yarayacağı da açık değil mi?

Kalemzade | Cengiz Yardım

Akıl Tutulması&rdquo hakkında 9 yorum

  1. Yıllarca eğitim – öğretim sisteminde ezberci eğitim anlayışını benimsersen , o gencecik ışık dolu beyinleri araştırma -inceleme ye değilde ezbere yönlendirip köreltirsen ,gün gelir o beyinler dininide ezberlemeye kalkar. Kuranı ezberler, hadisi ezberler, risaleleri ezberler önüne gelen herşeyin anlamını değil kendisini/ kalıbını ezberler.Ve ezberlerdeği şey ne kadar çok ise o kadar çok şey bildiğini zanneder . Yıllarca okullarda yapılan sözlü yada yazılı sınavlarda hangi birimiz söylediğimiz herhangi bir tanımın manasını bilerek söyledik?Otuz kişilik sınıfta belki sadece birimiz! ! Hal böyle olunca şuanda dinini o sözlü sınavlarda ki gibi ezbere yaşayanların sayısının çokluğuna şaşmamalı değil mi?
    Allah vahyinde ilk olarak Oku! buyurmadı mı ?Rabbimizin gösterdiği yoldan gitmeli ve ilk olarak eğitim ile işe başlamalıyız. Ezberci eğitim anlayışını terk ederek , sorgulayıcı , araştırmacı eğitim felsefelerini benimsemeliyiz. Biz kanımızı emen sivri sinekleri tek tek ellerimizle yakalamanın peşindeyiz. Bu mümkün değil. Aslolan onların türediği yeri o bataklığı kurutmaktır. Bu cahiliye bataklığını kurutalım . Ezberden ve ezbercilik anlayışından eğitimimizi kurtaralım . Araştıran ve sorgulayan beyinler yetiştirelim. Allahın izni ile gerçek İslamı toplum olarak o zaman yaşayabiliriz.
    Selam ile..

  2. Sanırım biz bu konuda hep eksik kalacağız..Bu konu hep gündemde kalacak..

    ”Senin aklın oku anlamaya yetmez” diyen birini dinleyip Kur’anı okumuyorsak bu ayıbı, tembelliği, uyanıklığı(!), saf ayağına yatmayı , ötelemeyi, kaçmayı,kurtulacağını sanmayı nereye sığdırabiliriz bilemiyorum..Biri bana ”Sen anlamazsın”dese ben inadına yaparım o işi (fıtrat işte) Ne demek ben anlamamam, benim aklım yok mu der de okurum okuyup da anlayamazsın denilen her hangi bir kitabı ! Ki burada konu Kur’ansa ve biz hala okumamakta direniyorsak (!) ve buna da mazereti birilerinin bize ”Sen anlayamazsın”demesini mazeret gösteriyorsak vah ki vah halimize…Bu bir..

    Diğer bir konu;
    Kur’an okumamayı onu anlamaya uğraşmamayı(!), üzerine düşünmemeyi hiç bir şekilde hiç bir mazeretle mantığa bürüyemeyiz…Ha, okumayı bilmeyen teyze ,dedeyseniz bilemiyorum gerçi onda da bir yolu var torununuzdan rica eder en azından bir kaç sayfa da olsa okutur üzerine düşünürsünüz!…Sonra da biri çıkıp size ”Bakın Arapça’sını okuyorsunuz çok güzel ama bunun bir de anlamını da okumanız, anlamanız lazım”dediğinde hikaye anlatıyor diye bakmazsınız kendisine…

    Önceliğiniz KUR’AN olduğunda (ki her seferinde daha net anlamaya başlıyorsunuz ayetleri) sonrasında her kimin kitabını okursanız her kimi dinlerseniz dinleyin içindeki yanlış olabilirleri fark edebiliyorsunuz…Ben çok severim dini sohbetleri -birileri karşı çıksa bile-tv de çıkan bütün alimleri dikkatle takip ederim.İçlerinde benim ufkumu açan çok güzel kişiler de var.Ama ben hiç birine kusursuz insan gözüyle bakmam, her sözünü tartışılmaz kabul etmem…Dİnlerim, içerisinden alınacakları alırım ,düşünülecekleri kaydederim hafızama ve tefekkür ederim…Okuduğum ayetleri daha iyi anlayabilmek için dinlerim, farklı kitaplar da okurum…Benim için asıl olan kişiler ya da kitaplar değildir, içinden aklımın yüreğimin alabildikleridir;ufkumu genişletmeme yardımcı olan her cümle benim kazancımdır….Dediğim gibi tüm dinlemelerim,okumalarım hatta izlemelerim (kainatı izlemek) Kur’anı daha iyi anlayabilmek içindir..Ve bu süreçte asla ve asla Kur’andan uzak kalmam önceliği başka kişilere kitaplara vermem!

    Ahirette ,bana gönderilmiş bir kitap varken, okuma yazma biliyor olduğum halde ,ve bilgiye ulaşmam bir klavye bir adım yanımdayken ”Sana bir kitap geldi okudun mu?” sorusuna mazeretler uydurarak ”Okuyamadım” cevabını verip huzurda utanmamak için elimden geldiğince (anlayabildiğimce) okumaya çalışıyorum..Ve bunu anlayamayacağımı söyleyenlerin laflarını da dikkate almadan yapıyorum..Anlayıp anlayamayacağımı okuyarak görmeyi tercih ediyorum! Çünkü biliyorum ki yarın mazeretim olmayacak ”Anlamayacağımı söylediler okumadım” gibi!…

    Ama umutluyum çünkü insanlar artık okumaya başladılar (şükür) ve bir uyanış var (inşaallah) ve ben umudumu asla yitirmeyeceğim…Anlamıyorsam da anlayana kadar okumayı istiyorum bana bu aklı veren Rabbim bir gün anlamamı nasip edecektir ….İlmi isteyene vermiyor mu zaten ?İstemek de okumak düşünmek değil mi….

    Uzun yorum için kusura bakmayın lütfen..Sözlü ifade ediyor olsaydım düşüncelerimi çok daha uzun sürerdi kesin 🙂 Bir gün az yazmayı da öğreneceğim inş…

    Rabbim okumayı(mutlak doğruyu)okuduğunu anlamayı ve hayatımıza tatbik etmeyi nasip etsin bizlere…

  3. Topluma hakim olan yozlaşmış düşünce zihinlerimizi öyle sağlam ele geçirdi ki, Kuran dan korkar hale geldik. Böylece Kuran ı yaşantımızdan ayrıştırıp belli bir kesimin tekeline verdik. Bir kitap okumuştum, ismi “Düşünmek farzdır ” ve Kuran ı okuyup idrak etmeye başlayınca ne kadar doğru bir söz olduğunu gördüm. Yazınızı okuyunca bir kere daha düşünmenin değerini anladım.Şu anda okuduğum kitabın yazıya katkı sağlayacağını düşündüğüm bir bölümü de yorumuma ilave ediyorum izninizle…

    Nisa 82, “Eğer Kuran Tanrı dan gelmiş olmasaydı, içinde çelişkiler bulunurdu”
    Bu uyarı, ilk Müslümanlarca dosdoğru anlaşılmıştır.Öyle ki, ilk Müslümanlar , şu ya da bu konuda ürettikleri kendi düşüncelerini, yazıya geçirip çoğaltmaya giriştiklerinde , en başına şöyle bir uyarı koyarlardı: ” Ey okuyucu! Eline aldığın bu yazılarda ,doğrular bulduğunda , bil ki bunlar Tanrıdan kaynaklanır. Yanlışlarla karşılaştığında , bil ki bunlar ya bendendir, ya şeytandan!…

    Tanrı , kişioğullarına hangi düşüncenin doğru, hangi düşüncenin yanlış olduğunu görmesini sağlayacak bir Tanrısal ölçüt sunmuştur; “Çelişmezlik yasası”. demek ki Tanrı, Kuran da “doğru düşünme”yi buyurmakta; “doğrunun ilkesi”ni de öğretmektedir. Tanrının öğretisi yalnızca “namaz, oruç, zekat, hac” gibi tapınmalardan oluşmaz; kişiye bilim yapmayı , doğru düşünmeyi de buyurur Tanrı.

  4. Yok!! Ben artık yazı yazmasam da sizden direkt böyle güzel yazılar yazmanızı mı istesem… Uğur,Elif,Gökhan.. her birinizin yazdıkları yepyeni bir yazı gibi olmuş. Ben eminim ki son günlerde sitenin artan trafiği sadece benim yazılarımdan değil siz ve sizin gibi diğer yorumcuların mükemmel yorumları nedeniyle artıyor. İlginiz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
    Gönlünüze sağlık…

  5. teşekkür ediyorum.beğenerek okudum.örnek KUR’AN oldumu akıl tastik ediyor.KUR’AN bizlere elçi oluyor.uyulması gereken yeğane söz/hadis bize kadar gelen buğün benim ile yaşayan yeğane elçi KUR’AN …

  6. Akil tutulmasini en güzel sekliyle ifade etmissiniz Kamil Kardesim, bilhassa karikatür ile.
    Adamin duvar ötesini incelemek icin yigdigi merdivenler kac insanin isine yarardi, maksat istifcilik olunca akil zaten seyahate cikiyor.

    O merdivenleri yigana kadar harcadigi zamana, kullandigi maddelere yazik. Maksat kendi nefsini/merakini tatmin etmek.

    Aynen hakiki hayatta yapildigi gibi. Hep biriktirip yigiyorlar, baskalarinin faydalanmalarina mani oluyorlar.

    Merdivenleri yigip yukari cikana kadar olan bölümü o adamin hayati olarak kabul edecek olursak, merdivenden inisini de ölümü olarak, ne kazanmistir hayatinda? Kimlerin hakkini gasp etmistir? Kimleri nelerden yoksun birakmistir?

    Hani bir karikatür sonunda düsünen bir insana bir kitap yazdirir dogrusunu söylemek gerekirse.

    Bu merdiven yigini beni hep düsündürmüstür. Bu kadar akli yoksunu olabilir mi bir insan, bu kadar bencil olabilir mi bir insan?

    Demek oluyormus.

    Selam ve Dua ile.

  7. Al-i İmran-65, sanırım Yahudi ve Hristiyanların birbirleri ile İbrahim peygamber hakkında çekişmeleri için söylenmiş. Her ikisi de kendi dininden olduğunu savunmuş. 67. ayette de bu açıkça görülüyor. “bakın kitap ehli de aklını kullanmak için Tevrat ve İncil’i okumamıştı/anlamaya yanaşmamıştı” gibi bir anlam çıkartamadım. Aklın kullanılmasına atıfta bulunuyor olman müstesna 🙂

  8. Tekrar hatırlatıyorum “şeytan ayeti”nden benim kastım kaynağı ne olursa olsun bir hükmün Kuran’da yazılanın tam tersi anlama gelmesidir. “Aklınla anlam veremezsin” sözü de bu kapsamda bir şeytan ayetidir. Sözgelimi şu ayetin tam tersidir…
    8 Enfal 22 Allah katında, yaratıkların en kötüsü, akıllarını kullanmayan sağır ve dilsizlerdir.
    https://plus.google.com/u/0/109838719669290377148/posts/iBsUZzbvb6U
    https://plus.google.com/u/0/109838719669290377148/posts/QbUJpwzMmfz
    https://plus.google.com/109838719669290377148/posts/ZUsXzVs33BK?fbclid=IwAR1sJQGlYPGtlAV47ITbqsK28h6biuKyXCSuJdyzFPkjq1PuCOfuFL5cGes

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.