Afyon Yutmuş İnsanlık

afyon maddesi

“Sabır…”

İnsanlar kendilerini Kuran’a davet eden birisine rastladıklarında ne söylendiğine değil de bu daveti yapan kişinin kendilerine ne kadar benzeyip benzemediğine bakıyorlar. Eğer hâlihazırdaki tavır, eda, kılık, kıyafet gibi hususlar uymuyorsa ne söylendiğinin önemi kalmıyor. İşin ilginç tarafı ise karşısındakini cismen görmedikleri halde sadece ifadelerine muhatap olanlar da benzer şeyi düşünsel manada yapıyorlar. Yani eğer davetçi tarafından öne sürülen düşünce Kuran’a davet edilen kişinin geçmiş inanışlarına uymuyorsa da aynı şey yapılıyor. Eğer geleneksel inanışa aykırı bir şeyler ifade ediliyorsa Kuran’a davet edilse de bir, edilmese de! Güvenmiyorlar, inanmıyorlar. Hadi güvenilmesin ve de inanılmasın da üzerinde düşünme çabası bile sarf edilmiyor çoğu zaman. Demek ki herkes Kuran’ı bildiğini düşünerek sadece karşı tarafı yargılamakla meşgul! Sen kimsin ki zaten Müslüman olan bir insanı Kuran’a davet ediyorsun!!!

39-Zümer 3 İyi bilin ki halis din, yani bütün gönlüyle candan itaat, yalnız Allah’a yapılır. Allah’tan başka birtakım hâmiler edinerek: “Biz onlara sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” diyenlere gelince, elbette Allah, onların hakkında ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında hükmünü verecektir. Allah yalancılığı, nankörlük ve kâfirliği huy edinenleri hidâyet etmez, emellerine kavuşturmaz.

Halk içinde kullanılan bir deyim vardır ki bu konuyu düşünürken hatıra geliyor: Sakalımız yok ki sözümüz dinlene! Ne kadar da yerli yerinde ve doğru bir tespit var bu ifadede. Klasik olarak insanlara ne kadar doğru şeyler söylerseniz söyleyin, eğer sizi kendilerinden ya da alıştıkları cins hatiplerden biri gibi görmezlerse sözünüze itibar etmiyorlar. Kendilerinden biri gibi yaşasanız da eğer aykırı şeyler söylüyorsanız bu kez sizden daha da başka üstünlükleriniz olmasını bekliyorlar. Hani o kadar ilahiyat profesörü, o kadar geçmiş âlimler varken onlar değil de sen mi haklı olacaksın misali! Yani kendilerinden olsanız bir dert, olmasanız bir dert! Büyük yanılgı aradığını bulamamaktır. Mesele genellikle ne söylediğiniz değil de onların sizin ne söylemenizi istediğidir! Beklentilere cevap veremezseniz, onların hoşuna gidecek şeylere değinmezseniz söyledikleriniz ya bir kulaktan girip öbüründen çıkar ya da sizi aykırı ve sapmış bir uç olarak görürler. Söylediklerinizin doğru olup olmaması size yakıştırılıp yakıştırılmamasıyla da ilgilidir. Eğer yakıştıramamışlarsa hem inanmaz hem de sizi başkalarına benzetirler.

Siz dininizi sadece Allah’a has kılmanız gerektiğini anlatırsınız. Bu kapsamda kimsenin din adına Allah’la beraber anılmaması gerektiğini açıklamaya çalışırsınız. Övgülerin sadece Allah’a mahsus olduğunu ifade edersiniz. Onlarsa “filanca âlimi bile kabul etmiyorsun tebrik ederim!” diyerek sizi öfke türevi bir alaya alırlar. “Şu şu dervişleri ve şeyhleri de kabul etme bakalım, sen Müslüman ve Kur’an ehli değilsin kardeşim” diye reddederler. Cerbezelerle insanları doğru yoldan çıkarma peşinde olduğunuzu iddia ederler. “Ya ateistsin ya da hıristiyan veya münafık” diye yaftalarlar.

Bu yaftalanmanın üzerine hatırıma geçen yıl sonlarına doğru bir nedenle aynı ortamda bulunurken sohbet etme fırsatı bulduğum birçok batılı Hıristiyan geldi. Yeri gelmişken paylaşayım. İçlerinde Amerikalı, Hırvat, Kanadalı, Portekizli ve Fransız olanlar vardı. Biraz Temel fıkrası gibi oldu ama tek Türk ben değildim aralarında. 🙂 Onlarla yazılarımda paylaştığıma benzer konuları konuştuğumda görmüştüm ki bir kısmı oldukça ılımlı ve üstüne ekler bir tarzda yaklaşmışlardı bana. Sözlerimi kendi fikirlerine yakın hissedenlerden birkaç Portekizli ve siyahî bir Amerikalı kendilerinin de benzer düşüncelerle dindaşlarına ve kutsal kitaplarına baktıklarını itiraf ettiler. Üstelik Kuran’a, genelin aksine “God’s message” (Rab’bin mesajı) olarak bakmalarına şaşırmıştım. Belki de beni üzmemek adına Kuran için güzel şeyler söylemişlerdir bilemem, ama öyle bile olsa neticede samimi bir yaklaşım hissettim ve daha çok kendi toplumlarıyla ilgili (kuru kuruya inanmaya yönelik) benzeşmelerden bahsetmeleri ilginçti. Kuran ayetleri hakkında söylediklerimi ve İncil’den verdiğim (Kuran’la örtüşen) örnekleri biraz da şaşkın ama pür dikkat dinlemeleri benim için şaşırtıcıydı. Söylediklerimi “wise words” (hikmetli sözler) olarak betimleyip teşekkür eden bir Portekizli başta olmak üzere bu birkaç kişi beni dinlediklerinde çoğunluklarının aksine hiç de İslamofobik gelmediler bana. İslamofobik olan çoğunluğu da gördüm ama onların birçoğu zaten bizimle başka herhangi bir konuda bile konuşmaya zorunlu olmadıkça yanaşmıyorlardı. Kısacası “insanların çoğu” onlarda da problemliydi. Neyse… Demek istediğim onların arasında da gerçekten dini anlamda makul düşünenler olduğunu ve aslında çok da bize uzak olmayanlar olduğunu bizzat görgü tanıklığımla anlamıştım. Eğer orada hissettiğim gibi, bir kişinin bile Kuran’a ve İslam’a bakış açışını olumluya çevirmeye vesile olabilmişsem ne mutlu bana. Hatıram daha geniş aslında ama övünmek için anlattığımı düşünmeyin… Sadece hıristiyan olma ihtimalimi dile getirenler için ne menem bir hıristiyan olduğumu (!) göstermek istedim. Bu anımsayıştan sonra gelelim tekrar bizimkilere…

Siz doğruları söylemeye çalışırken sizi ateist ya da Hıristiyan bir misyoner olma ihtimaliyle yaftalayanların bu şekilde tekfir edişlerinin ardından “Canım hiç bu kadar acımamıştı” diye hüzünlenir ve ilk iş olarak kendinizi her ihtimale karşı “yanlış düşündüğüm ve iyi tahkik edemediğim bir şey var mı?” diye bir kez daha gözden geçirirsiniz. Onlarsa “Bunlar yeni değil tabi” diyerek sözde her yanlışı bildiklerini ve sizin de o yanlış yollardan birinde olduğunuzu anladıklarını iddia ederler. Sizi asla iyi niyetli değil, kasıtlı bir art niyet sahibi olarak görürler. Her sözünüzü aleyhlerine sanarlar. Eğer dinsiz dememiş bile olsalar sizi de dinini parçalamış bir fırkaya mensup zannederler. Eskiden beri büyüklerince uyarıldıkları şeylerden birisisinizdir onlar için.

Böyle anlatıyorum diye herkesi aynı potaya koyduğum zannedilmesin. Doğal ve makul eleştirilerle bize yaklaşanlar sağ olsunlar bazen bize yanılabileceğimiz noktaları da gösteriyorlar. Hatta bizden çok daha derin tahkik yapanlar da vardır. Hüsnü zanla sözlerimize kulak veren birçok değerli insan da var elbette. Tabii ki sözlerim herkes için geçerli değil. Bir şeyler ifade etmeye çalıştığımızda bize hak vermeye veya anlamaya çalışanlar değil tasvir ettiklerim. Hatta bugün bizi tekfir edenlerle bile, yarın sımsıcak bir dost oluverme ihtimalimiz varken…

Ama işte bir kısım insanlar bizim gibi düşünenleri hizipçi ya da bidat sahibi zannederken kendi yürüdükleri yolun gerçekten bir hizip yolu olup olmadığını hiç tahkik etme ihtiyacı duymuyorlar. Çünkü yürüdükleri yoldan emin olduklarını düşünüyorlar. Ancak sözlerinden anlaşılıyor ki bu eminlik akıl ve kalp bütünlüğüyle ortaya çıkan bir emin olma durumu değil. Eminler sadece… Çünkü atalarından beri, kendilerini bildiler bileli o yoldadırlar ve aksinin sapkınlık olduğuna ikna halindedirler. O yolda huzur bulmuşlar, o yolda iman etmişler, o yolda hayatlarına kendilerine göre bir düzen vermişlerdir. Eğer sizin söyledikleriniz doğru olsaydı bile, o doğru yola ulaşmada sizin onları geçememiş olmanız gerektiğini hissederler. Onlar gibi olmasalar da bu taraftan bakıldığında aynen peygamberimiz dönemindeki müşrikler ve özellikle ehli kitaptan olanların davrandığı gibi davranışları olduğu bir realite. Onlar gibi dindarlar varken biz mi doğruyu bulacağız!!!

46-Ahkaf 11. İnkâr edenler, inananlara şöyle derler: “Eğer bu, hayırlı bir şey olsaydı, bunlar ona inanmakta bizi geçemezlerdi.” Bununla umduklarını bulamayınca şöyle diyecekler: “Bu, eski bir uydurmadır.”

Eğer siz de onların yanılgılarına uysaydınız, onların sizin de Allah’la beraber övmeniz gerektiğini düşündükleri isimleri söyleseydiniz bu kez gönülleri gevşer, rahatlarlardı. Çünkü onların inandığı gibi inandığınızı zannederler ve sözlerinize daha bir kulak verirlerdi. Ve eğer gerçekten art niyetli olsanız emin olun ki en küçük bir ilmi tecrübenizle onların sevdiği isimleri överek nice yanlışları ve sapkınlıkları onlara din diye yutturabilirdiniz.

39-Zümer 45 Allah, tek olarak anıldığı zaman; ahirete inanmayanların kalbleri ürker. Ama O’ndan başkaları da anıldığı zaman, hemen sevinirler.

Çünkü onların atalarını ve dayandıkları içi boş hurma kütüklerini övmeniz onları onore edecek, üzerinde pek de analitik düşünmedikleri inançlarını pekiştirecek ve bugüne kadar doğru yolda olduklarını bilinçlerine onaylatacaktır. Ama haberleri yoktur ki eğer istedikleri gibi konuşmanızın ardından sizin vereceğiniz her türlü zehri din diye içmeye hazırdırlar. Çünkü sizi benimsemiş, kendilerinden biri olarak görmüşlerdir artık. İşte yüzyıllardır Müslüman toplumların üzerinde oynanan oyunlar ve kurulan tuzaklar büyük oranda bu çerçevede gerçekleşmiştir. Bu, din olabileceği gibi zaman zaman kavmiyetçilik de olmuştur. İkisi birden de olmuştur. Analitik düşünenler sadece dindar olmuyorlar, heva ve heveslerinin peşinden gidip düşünmeyen insanları sömürme yolunu da seçebiliyorlar. Kutsal değerlerine sözde saygı duyulduğu hissiyatı verilen toplumlar din diye, milliyet diye afyonları birer birer yutmuştur. Neticeler her dönem görüldüğü halde geri dönüş yapacak kalpler hep örtülü kalmıştır.

Bir an için bir başka dinden ya da dinsizlikten Kuran’ı hak ettiği biçimde okuması vasıtasıyla dinimize geçmiş birisini düşünelim. Kuran‘da fark ettiği gerçekleri topluma açıklıyor olsun. Hemen herkes o kişiden övgüyle ve bir nevi kıvançla söz eder. Anlattıklarına değer verir, “helal olsun”lar havada yankılanır ve “işte bak adam ne güzel doğru yolu bulmuş” denir. Biz ise bu toplumun içinden gelen kişiler olarak o yabancı şahsın Kuran hakkında söylediklerinin aynısını söyleyelim… Göreceksiniz ki benzer şeyleri söylesek de biz sapmış kabul edileceğizdir. İşte bu durum toplumun dinine ikna ile değil bir futbol takımı taraftarlığından pek de farklı olmayan bir zihniyetle bağlandığını gösteriyor. Onlar için geçmişteki gol kralları ile, ve taraftar sayılarıyla övünmektir doğru olduklarını onaylayan!

Müslümanlar bilinçli olarak cahil bırakılmıştır. Bunun böyle olduğu bugün tamamen ortaya çıkmış durumdadır. Üstelik bu sadece din değil hemen her konuda böyledir. Yine de din, bağlayıcı bir afyon olarak damara öncelikle verilmiştir, bu da bir gerçektir. Ama bu afyon din, elbette gerçek İslam değildir. Bunu anlamanın tek yolu da Kuran’ı anladığı dilde okumaktan geçer. Bugün Müslümanları yeni fırkalara bölecek yeni bir mezhep çıksa sözgelimi bilimsel ya da akıl yoluyla yaklaşarak bir tarım reformu yapmak yerine organik olmayan meyveleri muhtemelen haram ilan edecektir. Sosyal medya kültürünü bir basamak ileriye götürüp daha faydalı bir bilgi havuzu yapmak yerine twitter gibi platformların mekruh olduğunu ileri sürebilecektir. İşte bu durum din ve taraftarlık adına bilinçli bir cahiliyetin seçimi olacaktır. Bilimi ve bilimsel gelişmeyi geçmişte dinle karşı karşıya getirmiş olan zihniyet gibi…

31-Lokman 20 …İnsanlardan öyleleri vardır ki; hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele edip durur.

31-Lokman 21 Onlara; “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, şu cevabı verirler: “Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız…”

Kuran’ı okumayarak ya da anlamaksızın okuyarak, dini vecibe diye bir sürü matematiksel sevaplar peşinde koşarak, namazlarını ne dediğini bilmeden kılarak, desinler diye iyilikler yaparak, kalplerinin temiz olduğu iddiasıyla övünerek ve kulağa hoş gelecek amellerin gösterişine düşerek, kendi gözünü haramdan sakınma görevini başkalarının davranışlarına yükleyerek, din namına bir sürü ticari televizyon kanallarıyla uyutularak, arabesk bir hüzünle hitap eden radyo istasyonlarından peygamber sevgisini öğrendiğini zannederek mutlu olan ve yanık sesli tiz ilahiler dinleyerek teselli bulan bir sürü (ve aslında iyi niyetli olma ihtimali çok olan) insan var etrafımızda. Siz kalkıp “kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın” deseniz de sizi Kuran’a sarılan değil de kadehlere sarılanlarla bir sayıyorlar. Sözleriniz onları rahatsız etmekten ve kendinizi üzmekten başka işe çoğunlukla yaramıyor. Yine de sabır, mücadeleye devamı gerektiriyor. Bir kişi için bile olsa… Hatta sadece kendiniz için bile olsa…

Afyon Yutmuş İnsanlık&rdquo hakkında 0 yorum

  1. Siz ya da biz ya da bir başkası ”Kur’an okuyun ”derken birini birilerini inandırma kaygısında değiliz aslında..İnsan imanı her kul tatsın istiyor kendisi inanıyorsa herkes inansın ve inancı doğrultusunda yaşasın istiyor…Elinden geldiğince dilinin döndüğünce anlatıyor anlatıyor ve bunu sadece Allah için yapıyor …

    …aslında çok şey var yazmak istediğim ama diyorum ve burada kesiyorum….

    İnsan evladı bir defa gözlerini kapatıp düşünse,ya da doğayı izlese dünya üzerindeki tüm ümmetlerin (canlıları) nasıl bir düzen içerisinde yaşamlarını sürdüklerini hatırlasa hatta kainat üzerine birAz tefekkür etse gittiği yolun ne kadar dar olduğunu ve yanlış olduğunu anlar -anlamasa bile bir düşünür ben bir yerlerde hata yapıyor gibiyim diye-ve düzeltmeye çalışır kendisini riaya, şirke götüren şeyleri…Tabi düşünmek lazım okuduğunu anlamak lazım!…

    Demek size Hristiyan misyoner yaftası yapıştırma meraklıları da var ;e o zaman siz doğru yoldasınız desenize…Samimiyetle Allah için hayat süren, kelam eden ,insanlığa her çeşit hizmette bulunan herkesin yolunu açık etsin Allah…..Bazen yanlış dua etmekten de korkuyorum ve Rabbim her şeyin doğrusunu hayırlısını SEN bilirsin ,doğruların doğru dualarına cevap ver inşaallah diyorum sadece…

    Keşke hepimiz önce kendimize sonra da başkalarına ışık olabilsek hayat yolunda….

    Saygılar..

    Saygılar…

    1. Aklıma getirdiğiniz için söyleyeceğim… Yorumunuzda bahsettiğiniz, doğaya yönelik, onu da Kuran’la beraber okumaya yönelik tefekkürünüzün birçoğumuzdan iyi olduğunu düşünüyorum. Bunu ifade etmediğiniz zamanlarda bile kendi sitenizdeki bazı yazılarınızdan çıkartabiliyorum. İnsan tahlili yönünden de gayet başarılı olduğunuzu yine yazılarınızda ispat ediyorsunuz. İyi ya da kötü herkes sizin yazılarınızın bazı bölümlerinde acaba benden mi bahsediyor diyordur benim gibi. 🙂

      Geleyim benim yazıma… Aslında yazıyı yazdıktan sonra kaldırsam mı diye düşünmedim desem yalan olur. Bana birilerinin bir takım yaftalar yapıştırmasından dolayı bu durumları şikayet eder gibi paylaşmak değil aslında amacım. Ama böyle anlaşılabilir diye düşündüm açıkçası. Bu minvalde daha önce “Benim öfkem kardeşime değil” isimli yazımı ve benzer birkaç yazımı kaldırmıştım da. Esasen birçok şeyi burada yazmıyorum da. Yalnız… Bu tip şeylere rastlayınca aklıma genellikle bazı ayetler geliyor. Ve dolayısıyla o çerçevede bazen istem dışı bir tefekküre gidiyorum. Bu da onlardan biri oldu. Umuyorum ki enaniyet olarak algılanmamıştır.

      Allah her duanızı/duamızı hayırlısıyla kabul etsin.
      Saygılar ve teşekkürler daima bizden Elif…

      1. İyi biri miyim sorusuna hiç cevap veremedim ama kötü biri miyim sorusuna ”hayır”diyebilmek için maksimum gayret gösteriyorum.Kime göre neye göre iyilik mi ? Tabi ki ………

        İnsan ne olmadığı bilincinde olursa düşünmek nimetini de nadasa bırakmazsa doğru yolu da görebiliyor…Hatta doğru yolu nereden öğreneceği de aklına ilk gelen oluyor…OKUması gerekiyorsa bu ondan istenmişse ne kendine ne de başkasına bakmıyor yazılanlar doğrultusunda ilerliyor…Daha iyi bilen mi var ki ! Var olduğunu düşünenlerin Rabbim akıllarını daha temiz kullanmalarını nasip etsin diyelim….

        Tefekkürleriniz bile ayet ışığındaysa bırakın birileri sizi yaftalasın(!) onlar sizin dediklerinizin/yazdıklarınızın doğrultusunda değil, kendi nefisleri doğrultusunda düşünüyor/konuşuyorlar emin olun..Hı ,bir de olumsuz eleştiriler insana doğru bildiği yolda daha hızlı yol aldırıyor diye de düşünüyorum…

        Not: Yorum okuma adetim pek yoktur başka sitelerde ama bu blogun yorumlarını dikkatle takip ediyorum ,nedense 🙂 Yazılar aydınlatıcı yorumlar da tamamlayıcı…Saygılar…

  2. EN’AM 25.İçlerinden sana kulak verenler vardır; ama biz onu gereğince anlamamaları için kalplerine kılıflar geçirmiş, kulaklarına bir ağırlık koymuşuzdur. Tüm mucizeleri görseler de onlara inanmazlar. Nihayet sana gelip seninle çekişerek şöyle derler küfre sapanlar: “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”

    Allah neden kalplere kılıflar/örtüler takar da bu insanlar anlayamaz/anlayamadı hem de kulak verdikleri halde, Allah zalim mi yoksa? Buna benzer şekilde olan mühürlenme ayetlerini de çokça görebiliriz Kuran’da.

    Ama öyle değil! Kuran’dan anladığımız kadarıyla biz ne yapıyorsak kendi kendimize yapıyoruz. Allah bize zulmetmiyor, biz kendimize zulmediyoruz. O halde?

    Mühürlenmenin bu ayetteki durumun bir derece fazlası olduğunu düşünüyorum, çünkü burada mühürlenmeye gitmeden önce aslında dikkat etmemiz gereken durumları özetleyen ayetler var. Tabiri caizse köprüden önce son çıkış var bu ayetlerde.

    EN’AM 20.O kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirler. Ama öz benliklerini hüsrana uğratan bunlar, iman etmezler.

    Düşündüğümüzde bildikleri tanıdıkları halde onları iman etmekten alıkoyan ne olabilir? Muhammed Nebiye elçiliği konduramamaları olabilir mi? Yani gizli bir kibir ve buna bağlı olarak ön yargı?

    EN’AM 21.Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Şu da bir gerçek ki, zalimler asla kurtulamazlar.

    Allah’a iftira atanlar da bu mühürlenme yolunda hızla mesafe alabilecek kişiler. Yalanlar düzülerek olması gerekenden o kadar farklı ve mitolojik bir din/dindarlık oluşturuluyor ki senin de bahsettiğin gibi abi normal birileri doğru bir şey bile söylese bu sözler bu ön yargı örtüsünü aşamıyor. Gerek kendisini, gerekse din âlimlerini bunca zaman yanlış mı yaptık/yaptılar tarzı kibir, ön yargı karışımı garip bir refleksle koruma pozisyonuna geçiliyor.

    EN’AM 29.Dediler ki: “Şu dünya hayatımızdan başkası yok. Biz diriltecek de değiliz.”

    Bu ayetteki söylem de eminim tanıdık geliyordur 🙂 gelmeme ihtimali yok sanırım, günümüzün günah keçileri inançsızlar. Bu durumda ise kibrin dozajı fazla sanırım tek olan Allah’ın kulu olmak bile ağır geliyor olmalı ki kendi kendini yeterli görmek suretiyle anlamsız bir kibir zemininde, ilk bakışta akla ters gibi gelebilecek ayetlerin üzerinden dinin saçmalığı ve insan yazımı bir kitap olduğunu düşünüp bu önyargı örtüsü sebebiyle ileriyi görememektedirler.

    Bunlar, Allah neden kalplere kulaklara örtü koyar da anlamak için gelenler bile anlayamaz SORUMA BULDUĞUM cevaptır. Kibir ve ön yargı bu örtülerdendir diye düşünüyorum. Sonuçta tabii ki Allah dilemedikçe biz örtüleri kaldıramayız ama işte mesele de bu örtülerin üzerinde olmadığından emin olabilmekte.

    Eğer akıllarda soru işareti varsa kalplerde acabalar varsa bunu kaldırabilecek tek kitap Kuran’dır. (Rad:28)

    Güzel ve ibretlik yazın için teşekkür ederim abi.

    Örtüler kalkmadıkça bu tip çıkışlara maruz kalacaksın sanırım, yazının başında da dediğin gibi.

    Sabır…

    1. Süpersiniz. “Kalplerin üzerindeki örtüler” başka başka nelerdir diye düşündürttü yorumunuz. Sizin verdiğiniz örnekler de harika olmuş. Bu örtülerden üzerine özellikle “kirli bilgiler”i vurgulamak lazım sanırım. “Köprüden önce son çıkış” benzetmenize bayıldım. İnanın övmek için söylemiyorum ama sizin bu tür ayet destekli yorumlarınızdan sonra benim yazılar sönük kalıyor.
      Yakında “Köprüden önceki son çıkış” isimli bir yazı yazarsam şaşırmayın. 🙂 Ya da ben niye yazıyorum ki! Siz yazın bana hediye edin de şurada Fatih Özsavuran adına bir misafir yazımız olsun. Aslında bunu sadece sizden değil de ayrıca Fatma, Gökhan, Fikret, Uğur ve Şimşek’ten de istemiş olayım sizin vesilenizle. Pabuç’tan sağolsun arada bir (ç)alıyoruz zaten. Yok öyle hep okumak okumak, biraz da siz yazın Kalemzade’ye olmaz mı! Bu yorumu lütfen görmemezlikten gelmesin arkadaşlar… 🙂 gülücüğü neşemden attım, ciddiyim… Yazılarınızı bekliyorum.
      Size ve herkese selam ve sevgilerimle…

      1. Övmek için söylemediğini biliyorum abi. 🙂 Övgünün gerçek sahibini bildiğini de çok iyi biliyorum. Hepimiz bu şekilde ancak destek oluyoruz birbirimize diye düşünüyorum.

        Onur verici desteğin için teşekkürler. Sönük kalma durumuna da katılmadığımı belirtmek isterim 🙂

        Sen ‘’Köprüden önceki son çıkış’’ isimli yazını yaz abi, eminim tüm yazıların gibi orijinal düşündürücü bir yazı olur.
        Davetin de çok hoş ancak şunu düşündüm ben daha ilk yorumumu ‘’şeytan ayetleri’’ yazına yazdığımda senin gibi bir konu üzerinde yazı yazma yeteneğim olmadığını ancak zenginlik olsun diye birkaç şey yazmak istediğimi söylemiştim. Genelde çıkış noktalarım senin yazıların oluyor bazen öyle tevafuk oluyor ki düşündüğüm konudan ya da fark ettiğim bir ayetten bahsedilebilecek bir zemin görüp o şekilde yapıyorum yorumları.

        Edebi açıdan bakınca şöyle bir benzetme geldi gözümün önüne, mütevazı bir şehir içi aracından, çok güçlü bir spor araba performansı beklemek gibi olacak şimdi. 🙂

        Söz vermiş olmamak kaydıyla davetine icabet etmek adına, seve seve, zevkle çaba sarf edeceğim abi. Sende yardımlarını esirgemezsin artık 🙂

        Hep okumakla olmaz dimi Fatma, Gökhan, Fikret, Uğur , Şimşek ve Pabuç 🙂 ??

  3. KELLA ! Kendimize güvenelim . Televizyonlarda nasıl ki hurafeciler tüm sapıtmışlıklarına rağmen ( ki onlar kendilerini doğru yolda sanırlar ) burunlarından kıl aldırmaz bir şekilde kendilerine tastamam güvenerek insanlara kendince doğru sandıkları delisaçmalıklarını anlatıyorlar , işte bizde artık ayağa kalkalım ve Allahın kitabına sımsıkı sarılmış olmanın verdiği kuvvetle , çekinerek değil , mıy mıy hiç değil , tam bir özgüven içinde ; bazen haykırarak bazen usulca hakkı yalnızca hakkı insanlara tebliğ edelim . Cesurca. Kimin ne dediğini umursamadan.başkalarından değil !Yalnızca Allahtan korkarak yapalım bunu. Ben Allahın izniyle bu görevime başladım .Allahın emrettiği gibi en yakınımdan yani Annemden . Ona kuranda Allahın anlattığı islamı anlatıyorum. Onu düşünmeye sevk etmekle başladım ilk olarak.Aynen İbrahim peygamberin yaptığı gibi. (Allahın selamı onun üzerine olsun ) . Nasıl ki İbrahim peygamber babasına : Nasıl bu putlar sizin dualarınıza cevap verebiliyor mu? diyerek , ona düşünmeye yönelik sorular sorduysa bende anneme doğru sandığı ( putlaştırdığı) hurafelerle ilgili sorular soruyorum. Ve her seferinde ee falanca hocadan duyduk diye cevap alıyordum. Ancak bende ona cevap olarak kurandan konuşunca genelde bir sessizlik oluyordu. İşte tamda benim istediğim an , o an. İşte o sessizlik anı düşünme anıdır. Kafada şimşeklerin çakmaya başladığı andır. Gök gürülder beynin semasında. Ve artık o andan sonra yağmurun gelmesi beklenir. Ve geldi o Allahın rahmeti çakan şimşeklerin ardından. Annem kuran okumaya başladı. Ama arapça olarak değil ! TÜRKÇE . Düşünerek. Anlayarak. Kavrayarak okunan bir kuran.Ne mutlu ona. Allah ilmini arttırsın . Şuanda ben çalışma odamdayım ve annem salonda kuran okuyor. Ama evimizde ölen biri yok! Çünkü ölünün ardından okunan bir kuran değil artık bu. Kararan iç dünyamızı , kararan hayatlarımızı, kararan zihinlerimizi, kararan dinimizi aydınlatmak için okunan bir kuran . Ey Rabbim nasıl ki güneşinle geceyi sabah edersin, karanlıkları aydınlık edersin , bizide ışığınla aydınlat. Aydınlat kararttığımız kalplerimizi. Işığına muhtacız .
    Bir insan değişir tüm dünya değişir. Ey örtüsüne bürünenler. Kalkın artık. Ve Uyarın!
    Allah yar ve yardımcımız olsun .

    1. Yüzyılların birikimi bir arabesk hissiyat var toplumun üzerinde. Bugünkü gençler buna “eziklik” diyorlar. Gençler çok haklı. Sadece hurafeleri değil bunu da kırmak gerekiyor sanırım. İnsan ne zaman ağlayacağını, ne zaman güleceğini, her durumda kitabı hayatı kainatı neşeyle de okuyabileceğini ve her haliyle Allah’a yaklaşabileceğini bilmeli… Üzerimizden bu ölü toprağını atmak gerek. Çok haklısınız.

    2. Bircok yakinim ve bircok dostuma teblig ettim, fakat bu yazida da oldugu gibi yaftalamalar ile karsilastim. Gordugum ise hayal kirikligi ile beraber daha da azmis olmalari idi. Bende bir karar aldim, bundan sonra asla konusmayacak ve tartismayacaktim kimse ile, cesaret verdi yorumunuz bana, neden Rabbimin indirdigi furkan var iken susalim. Cok haklisiniz bence bu dusuncenizde, ben kusmustum Yunus gibi, Rabbimden ve kitabimdan emin olarak bir İbrahim gibi sorgulatmak gerek herkese dinini ve ilahlastirdiklari putlarini. Yazi ve tum yorumlar mukemmel, Rahman’in selami hepimizin uzerine olsun.

  4. Ali Şeriati, Eğer bir yerde yangın varken biri seni ibadete çağırıyorsa bil ki bu bir hainin davetidir.
    Hemen yanı başındaki bankta yatan evsize rağmen, şaşalı görüntüsünden ödün vermeyen camilerden yapılan çağrı o kişiyi doyurmaya değil de ibadete ise bu neye davettir ? Günü kuru ekmekle geçiren evsize rağmen,tuttuğun oruç onu doyurmak yerine sana iftarda çekeceğin ziyafeti hatırlatıyorsa bu hangi dinin emridir? insanlar ölürken,zulüm görürken, ellerine tezbih tutuşturanlar hangi dine hizmet ediyor?
    Eğer bir din gözünü kapatmayı emrediyorsa, körü körüne itaat ı sana dayatıyorsa biliyorum ki o din afyondur. Allah ın gönderdiği hak din değildir ve bunu söylediğim için toplumdan dışlanıyor isem ne mutlu bana, çünkü görüp susanlardan uzağım .

    Allah herkesi doğru yola iletsin

    1. Bir rica:
      Blog sahibi olarak Kamil Bey ‘in ve yorumun sahibi olarak Gökhan Tunç müsaadeniz olursa bu yorumunuzu blogumda paylaşmak istiyorum.Sayfa ve yorum sahibi belirtilerek…

      Acele cevap lütfen 🙂 Olumlu ya da olumsuz her iki cevap da başım üstüne…

    2. Ali Şeriati’nin kitaplarını ben de epeyce okudum ve inceledim. Çok çok değerli bir düşünür olduğuna hemfikirim. Yukarıya alıntıladığınız bölüm ve benzeri birçok örnekle insanları uyandırma gayretini ayakta alkışlıyorum. Ancak Ali Şeriati’yi anlayabilmek için kitaplarını asla bir din kitabı değil göz açıcı bilgi harmanı ve felsefe kitabı olarak okuduğumuzu unutmamalıyız diye düşünüyorum. Çünkü maalesef insanların ve özellikle muhafazakar görüşü ağır basanların, ona sanki Şeriati din hükmü veriyormuş gibi bakmaları Ali Şeriati’den alacakları müthiş dersleri görememelerine neden oluyor. Onun kitaplarına benim naçizane getireceğim tek eleştiri şia etkisinden tam anlamıyla kurtulamamış yorumlar yaptığı bölümler. Ya da biz şia toplumunda yaşamadığımız için öyle algılıyorum belki de. Sizin gibi manaya değer veren akıllı bir okur olmadıkça Şeriati’yi anlamak zor. Özellikle de idrak kapılarını açmayanlar için çok çok zor.
      Şahsen Ali Şeriati’nin kitaplarından çok faydalandım. Herkese de aklı selimle okumalarını tavsiye ediyorum. Siz de iyi ki paylaşmışsınız. Teşekkürlerimle…

      1. Ali Şeriati gerçekten önemli bir düşünür, hayata bakışı ve ortaya attığı görüşleri taktirle karşılamamak elde değil. Maalesef şia düşüncesine mensup olması, onun bilinirliğini azaltmıştır.
        İnsanların körü körüne bir fikre bağlı kalmalarını hep eleştirmişimdir, her şey her zaman sorgulanmalıdır ki hakikat ortadan kaybolmasın. Ali Şeriati de gördüğüm de budur, insanları düşünmeye davet ediyor. Bir ateist dahi olsa, onun inancı ile değil ortaya attığı fikirleri ile ilgilenmelidir. En basit örnekle, günümüzdeki teknolojik cihazları yapanlar ağırlıklı farklı inançlardan, ama kimse bu sebeple cihazları kulanmayı bırakmıyor. İnsanlar farklı fikirleri almalı ama kesinlikle ve kesinlikle körü körüne bağlanmamalı.
        Öğretmenimin verdiği basit bir örnek vardı(sanırım sahibi başkası ) ben sana bir yumurta verirsem ve sen bana bir yumurta verirsen, bende yine bir yumurta ve sende yine bir yumurta olacak. Ama eğer ben sana bir fikir verirsem ve sen bana bir fikir verirsen ,şimdi bende iki fikir ve sende de iki fikir olacak :)) Yazınız için tekrardan teşekkür ederim, değerli insanların anılmasına vesile oldu :))

  5. Kamil Kardeşimin güzel yazısının yanında yorumumun değeri olmasa da ,gönlünüzden paylaşmak geliyorsa sorun yok benim açımdan…

      1. Pabuç hanım, yorumları bana havale etmekle büyük bir sorumluluk aldım. İnşallah altından kalkabilirim :))

  6. Teşekkürler..

    Gökhan Tunç,
    Kamil Bey’in yazılarını sosyal paylaşımlarda sürekli okunması için paylaşıyorum yetmiyor yakın arkadaşlarıma ve kuzenlerime okutuyorum okutamadıklarıma da anlatıyorum zaten 🙂

  7. çokkk güzel bir yazı olmuş.hatırlıyorum bu yazıyı size yazdıranı onun kabüllendiği atasını sizin de kabül etmenizi istemişti.ne acı bir tabloydu.çok yazık beyin uyuşması bu olsa gerek sizin tabirinizle afyon yutmuş kişiler.
    beğenerek okudum.kalemine mürekkep,yeteneğine bereket,aklına sağlık,
    saygılarımla

  8. Din olarak yuttugumuz hurafeler/afyonlar…

    Neden böyle bir sebep görülmüstür, Islam’i daha da mi üstünlestirdikleri zannetmislerdir?

    Yüce Allah (hasa) bir takim ibadetleri eksik mi birakmistir ki Kur’an’da, birileri tamamlamaya (!) kalkmistir?

    Bu tamamlayicilar (!) acaba gercekten Kur’an’i incelemisler midir geregince, Rabbimiz, ayetlerinin ap acik ifade edildigini söyledigini neden görmemezlikten gelmislerdir?

    Mümin olabilirmi böyle kisiler?

    Peygamberlere dahi dini konularda hüküm koyma hakki verilmemis iken, nasil oluyorda bizler afyonlasmisiz?

    Düsman olsa ancak bu kadar kötülük edebilir.

    Üstüne üstlük dinimize artilar ve eksiler koyanlar nasil oluyor da günbegün rahmetlerle aniliyorlar? Hani diyoruz ki, sag olun, siz olmasaydiniz biz bu kadar sapitamazdik, ama Allah sizlerden yine de sonsuz bir sekilde razi olsun.

    Zulmü bir de alkisliyoruz!

    He ya, nasil deniliyor: SEN OLMASAYDIN!

    Sen olmasaydin ne olurdu? demedigimiz yaratik kalmadi neredeyse. Önümüze geleni önder edindik.

    Vallahi bunca vebalin altindan nasil kalkacaklar onu merak ediyorum.

    Maddi ve manevi sekillerde kanlarina girilen müslümanlarin haline aciyorum.

    Bir afyoncunun huyundan suyundan kurtulabilmesi icin her seyden önce kendisinin kurtulmayi dilemesini ve ondan sonra tedaviye yönelmesinin gerektigini biliyorum.

    Uyusmus beyinlerin ancak akil yoluyla silkelenmeleri gerekiyor.

    Ama uyusturulmus beyinlerinden memnun ve emin olanlara ne yapilsa fayda etmiyor.

    Rabbimiz diledigine/dileyene aciyor zikr kapilarini, her okuma yazana degil. Istek lazim herseyin basinda.

    Selam ve Dua ile.

    1. Bunca vebalin altından ne kadar kalkabilirler bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki biz öncelikle kendimizi düzeltip
      tebliğimizi yerine getirmeliyiz. Selam ve dualar bizden de size…

  9. Geri bildirim: Afyon Yutmuş İnsanlık | Adana Pusula Haber

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.