Yanmayan Havlu

yanmayann

Neyse Buyrun Hadis’e…

İncelemek için rastgele bir tane hadis seçtim bugün. Öyle haklılığımı onaylasın diye gidip en belirgin uyduruk hadislerden biri değil seçtiğim. Abartılı yalanlarla ve hurafelerle dolu olduğu açıkça sırıtan bir hadis değil. Rastgele önüme çıkan üç beş tane hadisten çok kısa olmayan ve çok da uzun olmayan bir tane tercih ettim. Yani içinde ne anlatıldığıyla ilgilenmeden herhangi birimizin herhangi bir anda ya da herhangi bir yerde karşılaşabileceği gibi alelade bir seçim yaptım. Seçim esnasında hiçbir önyargıyla hareket etmedim ve içinde verdiği vermediği ne var diye önceden düşünmedim. Beraber (yazarken) inceleyelim istedim. Zanna tabi olmadan ve taraf da olmadan bir şeyler anlamaya gayret edelim. Bakalım bize kazandırdığı bir şey, din adına verdiği bir ibret var mı? Varsa ne var? Yoksa ne yok? Cümle cümle kelime kelime inceleyelim ve ne fayda ya da zarar vermiş görelim.

Hadisçi değiliz ama (!) hadi biz kıt ilmimizle Kuran ayetlerine anlam veremeyiz ama (!) doğru yanlış düşünmeden sahih (!) hadisleri hep önümüze sürdüklerine göre hadisler, azıcık da olsa bir şeyler anlamamız içindir herhalde! Üstümüze düşen ibreti alırız. Yoksa Kuran’ın Türkçesini okumayın, ona kendi aklınızla anlam vermeyin diyenler hadisler için de aynı şeyleri söylerlerse geriye zaten Kuran’ı öğretecek, Pardösülü Mehmet Efendi gibilerin seçkin (!) ve derin (!) vaazları kalıyor!!! Neyse espri yapmayayım! Tutar öyle biri çıkar!!! Sevenleri vardır, kutuplarına (!) ya da kendilerine hakaret saymasınlar! Buyrun Hadis’e!

“Enes ra. bir gün sahabeden bir zatı evine misafir eder. Yemekten önce ellerini yıkaması için leğen ve su getirir. Sahabe ellerini yıkar. Kurulaması için havluyu tam uzatacakken havlunun temiz olmadığını görür ve yanan ateşin içine havluyu atar. Bir süre bekledikten sonra elini ateşe uzatır ve havluyu tertemiz bir şekilde çıkarır. Bunu gören sahabe şaşkınlığını gizleyemez ve hayretle sorar: Ya Enes, havluyu yanan ateşe attın ve çıkardın. Elinin yanmayışını anlarım, kerametindendir ve keramet de haktır. Fakat havlunun yanmayışını anlayamadım deyince Enes ra. şöyle buyurur: Bak kardeşim yine böyle günlerden bir gün Rasulullah Efendimizi yemeğe davet etmiştim. Ellerini yıkadıktan sonra Rasulallaha bu havluyu uzattım ve bu havluyla mübarek ellerini ve dudaklarını kuruladı. Bilmez misin ki Rasulullahın teninin değdiği bir yere ateş haram kılındı. İşte havlunun yanmayışı bundandır…. Rabbim şefaatine mazhar eylesin…. Amin.”

İnceliyoruz…

En başta şunu söylemem gerekir ki hadis kitaplarına girmiş bu hadisin Peygamberimize bile ait olmadığını fark ettim hemen. Yani onun herhangi bir sözü ya da davranışı bile yok hadisede. Tamamen gözlem! İlginç! (Neyse 1) Hangi Enes olduğunu bilmesek de (Neyse 2) Enes isimli sahabe, kim olduğu bilinmeyen bir zatı evine misafir etmiş. Güzel. Misafirlik iyidir. (İbret 1) Gelen misafirin kim olduğunu bilseydik keşke. Hadisin sağlamasını belki daha iyi yapabilirdik (Neyse 3) Bu hadisi Enes mi anlatmıştır, gelen misafir mi, yoksa Enes ailesinden olayı gören bir başkası mı? Belli değil (Neyse 4) Eğer Enes anlattıysa kendisini keramet sahibi olarak göstermesi yakışmaz, eğer misafir anlattıysa kim olduğunu neden söylememiş, eğer aileden biriyse niçin bir kere bile olaya dâhil olmamış! Dikkatle bakılırsa hissediliyor ki bir anlatıcı var aslında olayın içinde (Neyse 5) Bak böyle böyle olmuş diyor ve hadisin sonunda Resulullahtan şefaat talep ediyor. Aldığım kaynakta yazmıyordu ama muhtemeldir ki kendisinden rivayet edilen kişidir. Fakat olayın içinde yok. Dikkatimi çeken o kısım! Gerçi bazı hadislerin kırk bir türlü şekilde anlatılışı da var ya neyse, oraya girersek daha neler çıkar! Biz devam edelim. Anlatıcı kişi ister aileden olsun ister hanenin tepesinden olayı dikizleyen hayali bir şahıs fark etmez. Olaya (anlatım dili hariç!!!) hiçbir fiziki müdahalede bulunmamış.

Misafire su getirmek ve havlu tutmak hoş bir davranış (İbret 2) ama insan temiz bir havlu getirir (Neyse 6) Misafire kirli havlu tutulur mu, bu ne pislik (Neyse 7) Hadi geç fark etti diyelim. Tutup misafirin gözü önünde ateşe attın havluyu. Bu ne saçmalık! (Neyse 9) Neyi ispat etmeye çalışıyorsun? (Neyse 10) Yanmadığını! Ne gerek var böyle bir gösteriye! Git temizini getir. Olmaaz! Çünkü hedef kitle başka, hedef tema başka, niyet başka! (Neyse 11) İyi de ateşe atılıp çıkarılmış havlu (hadi yanmadı) hiç mi is’e dumana bulaşmadı? Yanmıyor ama belli ki kir tutuyor!!! Böyle bir havluyu eline yüzüne sürer mi insan! (Neyse 12) Bir süre sonra elini ateşin içine sokup havluyu tertemiz çıkarıyor. Yetenek’sizsiniz yarışması mı bu? Bu çaba neden? (Neyse 13) İbret vermek için! Yani misafire bir şeyler öğretme onu eğitme çabası! Ne ayıp! (Neyse 14)

Bunu gören sahabe şaşkınlığını gizleyememiş ve hayretle sormuş:

Ya Enes, havluyu yanan ateşe attın ve çıkardın. Elinin yanmayışını anlarım, kerametindendir ve keramet de haktır. Fakat havlunun yanmayışını anlayamadım!

Mesajları aldınız mı? Anlatıcı ve dinleyicileri için tam bir “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” vakası! Anlatıcı kim acaba, çok merak ettim! Elinin yanmaması kerametindenmiş (Neyse 15) ve keramet hakmış (Neyse 16) Ama buna rağmen havlunun yanmayışına takılmış!!! (Neyse 17) Devam edelim.

Enes ra. şöyle buyurur: Dikkat edin yüceltmeye. Enes buyurmuş!… Yani cevap vermemiş emir vermiş, hadi olmadı hükmü açıklamış veya bu üstün sahabe bu büyük zat (!) gerçekleri ortaya koymuş (Neyse 18) ve demiş ki:

Bak kardeşim yine böyle günlerden bir gün Rasulullah Efendimizi yemeğe davet etmiştim. Ellerini yıkadıktan sonra Rasulallaha bu havluyu uzattım ve bu havluyla mübarek ellerini ve dudaklarını kuruladı.

Bir gün peygamberimizi yemeğe davet etmiş ve ona bu havluyu vermiş. Bu ne pislik! O günden beri havluyu yıkamadın mı? (Neyse 19)

Rasulullah bu havluya mubarek ellerini ve dudaklarını kurulamış! Bu ne abartı, bu mubarekliğin bize verdiği mesaj ne? Mubarek eller… Mubarek dudaklar… Hadi biz bu kültürden gelen insanlar olarak bu yakıştırmaların iyi niyetle yapılmış olduğunu, peygamber sevgisinin tezahürü olduğunu düşünürüz. Müslüman olmayan birçok insan ise bunu ya putperestlik ya sapıklık ya da en iyi ihtimalle bağnazlık olarak değerlendirir. Haksız da sayılmaz. Samimi düşünün, Müslümanlığa ısınır mı bunu okuyan biri? Buyrun dinimizin, İslam’ın temsil edilişini görün! (Neyse 20) Devam!

Bilmez misin ki Rasulullahın teninin değdiği bir yere ateş haram kılındı. İşte havlunun yanmayışı bundandır….

Demek ki peygamberimizle tokalaşan herkes azaptan kurtuldu! İçinde münafıklar olsa da sahabenin tamamı tertemiz insanlar haline geldi! Havlu kutsal emanetler arasına girmiş olmalı! Nerede bu havlu!!! Yanmamış olmalı! Yanmıyor ama kirlenebiliyor! Yanmayan havlu çürümüştür hiç demeyin bana! Bir de misafire fırçayı basıyor “bilmez misin ki…” diyor (Çifte Neyse’yi tek sayalım 21) Acaba fırçayı hayali misafir mi yiyor yoksa biz okuyanlar mı!!! Acaba kime mesaj!!!

Rabbim şefaatine mazhar eylesin…. diye devam etmiş. Demek ki şefaat de hakmış mesajını alıyoruz buradan! Nasıl olsa şefaat var ya! Uzatmayayım çok uzun bir açıklama gerek! (Neyse 22) Ve Amin diye bitiriyor… O konuya girmek bile istemiyorum.

İslam nakil dini değil akıl dinidir. En saçma masalları nakil diye kabul eder bir dine inanılır mı? Her neyse! Saydınız mı? 2 İbret!!! 22 Neyse!!! İbretler de dinle değil misafirperverliğe ait hoş geleneklerle ilgili…

İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerle ilgili nakledilen mucizeleri kıskanıp, en büyük mucizenin elinin altındaki Kuran olduğunu göremeyip, kendi peygamberini putlaştıranlara ya da putlaştırtanlara ait bu uydurmaların bana verdiği ele avuca gelir pek (hiç) bir şey yok. Bu uydurmalar faydadan çok zarar veren bir yapıya sahip ve aklını ve kalbini özgürleştirmekten korkan, beynini gümüş tepside ikram etmeye hazır zayıf imanlılara hitap ediyor ve de onları daha da zayıf bir köle hale getiriyor.

Enes şöyle iyi biridir, İslam’a böyle böyle hizmeti vardır gibi beylik sözlerle “sen sahabeye hakaret ediyorsun” durumuna getirilmesin sözlerim. Anlatılanın Enes olduğuna emin misiniz? Enes’e iftira ediliyor olmasın!!!

Hadi düşünelim. Bu hadis bize dinimizi anlamada ve hem Ahiret hem de dünya hayatımızı yönlendirmede ne kazandırıyor! Hangi ayete işaret ediyor? Hangi ayeti açıklıyor? Hangi Kuran hükmünü teyit ediyor? Hangi Kuran kıssasını açıklıyor? Hangi ibadetimizin içini dolduruyor? Koca bir sıfır!!! Uydurma bir fantastik roman, bir masal veya bir Nasreddin Hoca fıkrası bile okusak oradaki karakterlerin anlatılan davranışlarından ve tasvirlerden işimize yarayacak bir takım bilgiler alır, bir takım ahlaki davranışlar ortaya koyup düşünebiliriz.

Burada ne alıyoruz peki? En öne çıkan mesaj “sen bir hiçsin” mesajıdır. Gizlice verilmiş “kölesin, avamsın, anlayamazsın” mesajı yani. Ne kerametin var, ne bilgin var, aklın da basmaz, peygamberimizi (ve hatta sahabeyi) putlaştırmaya ve tahkik etmeden taklide devam mesajı… Esasen gizli bir obsesyon, bir stres, bir vesvese, bir umutsuzluk yayıyor inananların üzerine… Dinimiz adına, Kuran’daki mesajlar adına verdiği hiçbir şey olmayan böyle kıssaları okuyarak ne fayda sağlayabiliriz! Bunlara inanacak kadar saf mıyız biz! Hadi inandık diyelim!!! Hani nerede neyi uygulayacağız? Misafire kirli havlu getirip ateşe atmamız ve “ey saf adam bilmez misin ki” mi dememiz gerekiyor? Ne ders var? Karşımızdaki adam peygamberi sevmeyen bir adam bile değil? Kime neyi ispata çalışıyorsun? Ne fayda!!! Hani ne fayda!!!

Madem yücelteceğiz Allah’ın vasıflarını görüp anlatsak da kulları kendilerin ne olduğunu ve ne olmadığını anlasa olmaz mı? Bu hadiste Kuran nerede? Yok. Peki Allah nerede? Dönün okuyun sadece sonunda peygamberden şefaat beklemenin dileme aracı oluşunda!!! Evet eksik kalmasın, bir de peygamberin değdiği yere ateşi haram kılmasında! Umarım peygamberimiz bir gün bile Ebu Cehil’le ve imana gelmemiş müşriklerden herhangi biriyle tokalaşmamıştır!!! Bu hadiste çok ibret var diyenler de çıkacaktır! Evet görüyorsunuz, düşünüp anlayana gerçekten de çok ibret var!!! Düşünebildiğini, anlayabildiğini inkar edene değil!!!

Yine de hadi her şeye rağmen, kendi görüşüm çerçevesinde yorumlamış olabilirim hadisi. Şimdi bu hadisi birkaç kez daha okumanızı öneriyorum. Ama farklı empatiler yaparak lütfen! Şu an içinde bulunduğunuz kişisel dini yaklaşımınız her ne ise onu unutmuş gibi okuyun. Bir defa katı bir Atatürkçü olarak okuyun mesela. Bir defa alevi gibi, bir defa batılı bir Hıristiyan olarak, bir defa Vahhabi gibi, bir defa bir Yahudi gibi, bir defa bir ateist gibi, bir defa bir müspet bilim adamı gibi, bir defa evrimci gibi, bir defa evrim karşıtı gibi, aklınıza ne geliyorsa (nurcu, tasavvufçu, şucu bucu ne varsa) ve son bir defa da tam bir Ehl-i Kuran gibi.

Çoğunuz tekrar okumayacak biliyorum. Belki şöyle bir bakacak. Ben de olsam öyle yapardım. O halde sadece bir kez daha üşenmeyip o çok sevdiğimiz ve bir sürü uydurma hadis yüzünden cinsel sapıklıkla bile hiç utanılmadan iftira edilen o biricik Peygamberimiz’in gözünden okuyun. Yani onun yerinde olsaydınız bu hadisi okurken nasıl düşünürdünüz, neler hissederdiniz? Göreceksiniz ki önce bugünkü haliyle dininizin temsil ediliş şeklinden utanacaksınız ve ardından kimin perdesi açık, kimin kapalı apaçık ortaya çıkacak. Tabi eğer içinizdeki geçmiş kabullerinizden bir an için kurtulmayı başarabilirseniz! İçinizi kemiren sorulara gerçek cevapları aramaya başlamaya cesaret edebilirseniz! Aklınızı hapishaneden kaçırabilir, kulaklarınızdaki tıkaçları çıkartabilir ve idrakınızı örten perdenizi yırtabilirseniz!!!

İşte o zaman hiçbir sorunuzu bilinçaltınıza gömmek zorunda kalmayacak, vesveselerinizi giderecek cevapları kısa sürede bulabilecek ve dinimize yapılan saldırıların arkasındaki gerçek nedenlerin, Kuran ve peygamber düşmanlığı işleyen film ya da karikatürleri yapanların kullandığı kaynağın, şeytan ayetleri diye sunulanların, din zannettiğimiz uydurma ve abartı dolu hadisler olduğunu anlayacaksınız!!! Onlar kendileri uydurup bize hakaret etmiyorlar, bizim uyduruklardan alıyorlar ilhamlarını!!!

Kalemzade | Cengiz Yardım

3 Replies to “Yanmayan Havlu”

  1. Not: Hadis dusunulmeden ilk okundugunda peygamberimizi ovdugunu hissettirerek gururumuzu oksuyor ve inandigin gibi boylece devam et mesaji veriyor. Butun kandirmaca da boyle basliyor. Sen dogru yoldasin peygamberini seviyorsun zaten dusuncesi.

  2. Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu?Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır. Ankebut-51

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.

%d blogcu bunu beğendi: