Lisansız Diller Gönülle Konuşur

kabilde bir sabah

Kabil’de Bir Sabah…

Sabah erkendi. Serinlikte yürüdüm. Kimse yoktu, ta ona rastlayana kadar. Kültürü, geleneği usulü çökmüş ellerini sarkıtmış derin mi derin düşünüyordu. Günaydın dedim, iyi misin? Başını kaldırıp gözlerime baktı. Beni anlamadığını çok iyi anlamıştım. O da bana bir şeyler söyledi, ben de anlamadım. Ama anladım, güzel söyledi. O da anladı ki, güzel söyledim.

Kalktı hemen sevinir gibi. İki kolunu doladı, göğsüme dayanıp dile getirdi hoşluğunu. Kocaman bir adam, ama küçük bir çocuk gibi. Sonra baktım, gözleri dolmuş! Düştü düşecekler bozulmuş toprağa. Gülümsedi buğulu perdenin arkasından. Ben de gülümsedim. Diller ayrı, hayatlar başkaydı ama… Anladık birbirimizi. Sevdik halimizi, gönlümüzü, hiç umursamadan sözümüzü. Dile gerek yokmuş meğer, anlamak için özümüzü.

Ha Yusuf de, ha Habil! Ha Meryem de, ha Hacer. Gönül gördü, kalp konuştu. İnsandan insan, bahardan bahardık. El sallayıp uzaklaştık. Yine düştük halimize, yolumuza, işimize! Öyle bir sabahtı işte! İki yabancı… Dertler farklı belki, ama hüzün aynı… Lisanlar anlaşmadan, haller anlaştı.

Kalemzade | Cengiz Yardım

0 Replies to “Lisansız Diller Gönülle Konuşur”

  1. Yeterki gönül gözüyle bakılsın …Ve bir ek ;yeter ki gönüller temiz ve güzelliklerle doldurulmuş olsun.

    O zaman baktıklarımızda gerçek anlamları görürüz diye düşünüyorum

    Saygılar..

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.

%d blogcu bunu beğendi: