Edebi Tasvirden Kültürel Taklide

“Tasvir ve His”

Sözlerde, muhabbetlerde, lafın lafı açışlarında ya da hikâyelerde, romanlarda veya şiirlerde tasvir her ne kadar önemliyse de hiçbir tasvirin aslının yerini tutmayacağı âşikâr. Ne kadar anlatmaya kalkarsak kalkalım bırakın çiçekler dolusu bir sepeti, o sepetteki tek bir çiçeğin tek bir yaprağının üzerindeki bir çizgiyi bile sözlerimizle aslının güzelliği kadar resmedemeyiz. O yüzden tasvirlerde verilmesi gereken üç beş kelime ile cismi resmetmek değil, o görüntünün uyandırdığı hisleri kelimelerle renklendirerek aktarabilmektir. Yani eşyanın duygusal tarifini yapabilmektir esas olan. Her şeyin aslı güzel. Elbette taklit gibi her tasvir de aslını yansıtır. Neticede hissiz tasvirler de suni görüntülerdir. Tasviri güzelleştiren içindeki histir. İçinde his yoksa istediğin kadar anlat boşadır! Peki insanlar?

İçindeki histen haberdar olmayan, kendi gibi olmayı bir türlü beceremeyen biz insanlar hep başkalarını tasvir ederek ve onların resmini üzerimize çizerek yaşamıyor muyuz? Moda, trend, eğilim denilen şeyler de aslında öyle tuhaf, saçma ve özen dolu bir hissiz tasvirden ibaret değil mi? Kendimiz gibi yaşamak dururken kapıldığımız aşağılık kompleksleri nedeniyle televizyonda ya da bir dergide gördüğümüz meşhur insanlar gibi giyinmeye, yiyip içmeye ve hatta davranmaya çalışmıyor muyuz? Üzerimizde tasvir ettiğimiz kültür bize mi ait? Yoksa üstümüze yapışan davranışlarla başka kültürleri mi yaşatma peşindeyiz? Kukla mıyız biz?

Pek beceremeyiz ama hadi güzel, iyi bir kültür transferi yaptık diyelim. Üzerimizdeki tasvir olması gereken, yani bizim hislerimizi renklendiren bir tasvir mi? Yoksa sevdiğimiz halde kendi capcanlı renklerimizden utanarak bir kenara bırakıp başkalarının soğuk renklerini mi seviyormuş gibi yapıyoruz? Taklit ettiğimiz her davranışımız bizi bizden her gün biraz daha uzaklaştırırken taklit ettiğimize yaklaştığımızı mı zannediyoruz? Hiç bir zaman taklit ettiğimize bürünemeyeceğimizi bile bile!

Kapı önünde ayakkabılar

Örnek isterseniz vereyim: Ayakkabıyla eve girmek! Hangi pencereden bakarsanız bakın yanlıştır. Aciliyet gerektiren hayat memat meselesi hariç olmak üzere kim ne gerekçe gösterirse göstersin bunun doğru olduğunu kimse bana iddia edemez. Televizyonda bizim insanlarımızın yaptığı belki de binlerce filim seyrettik. Kaç tanesinde eve ayakkabı çıkartılarak girildiğini gördük!!! Bir dizi bile çekerken en ince detaylar hesaplanmaya çalışıldığı halde niçin kimse buna dikkat etmez ve bizden olmayan bir kültürü bize dayatmaya kalkar? Benim evime birisi ayakkabıyla hele bir girmeye kalksın kendini kapı önünde bağcıklarını çözerken bulur! Kaç tane insanımız benden farklı ki? Ama bazılarımız bilimi, tekniği, ahlâklı olmayı, düşünmeyi, üretmeyi değil eve ayakkabıyla girmeyi ya da her kıyafete ayrı takı takmayı ilericilik zannediyor. Ne zaman kendimiz olmayı başarabilirsek ki bunun yolu kendi öz değerlerimizi canlandırabilmek, başkalarının kulu kölesi olmaktan vazgeçmektir; o zaman yükselerek arşa değecektir belki başımız.

Hani hep denir ya başkalarından “iyi şeyleri alalım ama kötüleri almayalım” diye. Tüm bu samimi ya da iyi niyetli uyarmalara rağmen kimileri ise ısrarla halimizdeki bütün kötülüğümüzü kendi kültür öğelerimize bağlama peşindedir. Onlar için olmaya çalışılan kişi başkası değil esastır. Ne kadar mantıksız olursa olsun onlar için başkası denen şey bizzat kendileri ve öz değerleridir. Çünkü görünürde ileride olan iyidir ve her şeyiyle iyi olmak durumundadır. Bilgisiyle, bilimiyle, iyi davranışıyla olduğu kadar giyimiyle, kuşamıyla ve kötü tabir ettiğimiz davranışıyla da! Ve iyi bir şeyleri alırken arasında varsa kötü olanları ayıklamak zor ve gereksizdir onlara göre. Oysa hiç de zor değildir! Bir meyveyi yemeden önce dalını, yaprağını ve hatta yerken içindeki çekirdeği ayıklamıyor muyuz? Çok mu zorlanıyoruz? Bir bütün halinde ceviz yutan gördük mü hiç? Ama çevrenize bakarsanız görürsünüz; hindistan cevizini bile beceremeyeceğini bilemeyecek kadar çaresizce ve akılsızca yutmaya çalışanlar var!

Görüşleriniz benim için önemli. Söz şimdi sizde.

%d blogcu bunu beğendi: