Parmak Acısı

Parmaklarım güçlüydü… Boşuna olamazdı bu hediye. Hissediyor ve biliyordum bir yana… Kullanmaktan imtina ne diye! Öğütüp, un ufak ediyorlarken önüne gelen beşeri… İnsan değirmenlerinden kaçtım. Yukarıdan sallanan bir ip uzanınca tutundum… Hürriyete ne kadar açtım! Özgür hissedince gökyüzüne baktım… Yıldızları yere indirmeye kalktım. İşaret parmağımı kıvırıp taktım… Kıpırdanıp hareketlendiler. Bulutları geriye ittirdim… Kolayca kayıverdiler. Yağmur damlalarını yakalayıp…

Telefon Tellerindeki Kuşlar

Uzun zaman önceydi. Üzerinde kelebekler uçarken… etrafında çekirgeler sıçrayan bir patikadan… ve uzun bir yoldan gelmişti… sırtında torbasıyla bir adam. Önce durdu bir… sağa sola bakındı. Beğendi. Burası olur diye düşündü. İndirdi yükünü yere… İki parça ekmek, bir kitap, bir battaniye, iç çamaşırı… biraz tohum ve birkaç alet edevat… ve de uzakları çeken küçük bir…

İpekböceğinin İlhamı

Beşerliğin gerçekliği… arada bir yanıldık. Anlaşılmak değil… anlamaktı güzel olan. Anlaşılmak uğruna… büyük sevinçlerimizi gölgeledik. Hatırlarken… ıskaladık. Kanatlanana dek güzel bir dut yaprağı yeter… sonrası da güzel… nihayeti daha da güzel. “Sen kendini düzeltmeye bak” öğüdünün gereği… ipekler içinden kanatlarla. Güvenmek çok güzel… kavuşmaksa en güzel… Ağır ağır çıktı dut ağacına… Ben bir ilhama gebeyim,…

Kaybedilen Umut …

Gelecek korkusu kendine zulmetmektir Tüm çabana rağmen bir adım öteye gidilemediğini düşünüyorsan… Apaçık gerçeği haykırmana rağmen kulaklar duymuyor… gözler görmüyor…. kalpler anlamıyorsa… üstüne üstelik cahilce kıvrılıp bükülen diller sana ateşten kelimeler fırlatıyorsa… umduğun sevdiklerinin dillerinden çıkan oklar birer birer göğsüne saplanıyorsa… Sen yıllardır… böyle giderse felaketler geliyor… diye uyarıp durduğun halde… felaketler gelmeye başladığı halde… her…

Tek TeseLLi

AnLatmakLa anLatıLmıyor… Bu bir nevi yaLnızLık… Ama biLineninden değiL. Bir nevi ağLayış… Ne var ki yerde teseLLisini verebiLen yok. Bir haykırış göğe doğru… Herkesin sandığı gibi bir isyan değiL. Bir sövüş yere doğru… Merhametin görüLmeyip nefretin zannediLen. Bir işaret parmağın var, semboL ediLmiş. Hangi parmağını kaldırsan bir başka hizbin maLı oLmuş. Bir sözün var, aLınıp…

SeN hEp VaRsIn

Hakk’ın merhametli gözünde bir bebek gibi olduğumuza eminim. Hepimiz insanız ve halen kıyıya vurmaya namzet küçücük çocuklarız. Allah kimseye zulmetmiyor. Kendi yapıp ettiklerimizden dolayı bize ibretler gösteriyor… Ol’alım diye! Gerçek olan dünyaya henüz gözümüzü açmadık. Daha doğmadık! Ol’uyoruz. Ama ol’urken, gördüğümüz ibretlerden payımızı da almalı ve af dilemeliyiz. Affolmak, ol’urkenki kötü olan taraflarımızdan arınmamız demektir.…

Siz Olsaydınız!

Siz olsaydınız kimi kurtarırdınız? Yangında olanı mı, yangını çıkaranı mı? Siz olsaydınız kimin elinden tutardınız? Düşenin mi, düşürenin mi? Siz olsaydınız kime kucak açardınız? Size doğru koşana mı, arkasını dönüp gidene mi? Siz olsaydınız kime su verirdiniz? Susayana mı, herkese verdiğiniz suyun başını tutana mı? Siz olsaydınız kimi uyandırırdınız? Aldatılanları mı, aldatanları mı? Siz olsaydınız…

Bir Yazarsam…

“Bir Mektup ki Ne Zaman Okunacağını Allah’tan Başka Bilen Yok” Babamın son nefesinden kırk küsur gün kadar önceydi. Süleyman Abi akciğer kanserinden ölmüştü. Babam onun cenazesi ardından mırıldandı, duvarın arkasından dalmış bakarken “Ben de geliyorum yakında Süleyman” dedi. Dokundu o söz bana “yok baba” dedim “onun durumu çok ağırdı, senin gibi değil” Aklım başka türlü söylüyor,…

Sen Zamandan Münezzehsin…

Bir Aralık Yazısı… Cahildik bilemedik… Bilemedik de diyemedik… Uyanmış değildik, iletemedik… Gözlerimiz kapalıydı göremedik… Kulaklarımızda ağırlıklar, duyamadık… Kalbimizin kilidini… Bir türlü açamadık… Takvim yine bir günü gösteriyor. Ama o günü, o takvimi bize veren Sensin. Ve Sen, verdiğin zamandan münezzehsin. Yıllar öncesinde… Seni beklesin… Seni beklesinler son nefeslerinde… Dosdoğru yoluna ilet öncesinde… Çok özlesek de… Çok…