Bize Yalan Söylediler 2/35.Bölüm

Son Dalgakıran

İki yıl önce dalgakıranda oturdukları yerdeydiler yine. Allah’ın kalplerini ısıttığı iki gerçek dost oluvermişlerdi. Nezir, okulunu başarıyla bitiren Káni’yi tebrik ederken, o başka bir sebepten dolayı sevinçli ve heyecanlıydı.

Yanındaki çantasından amerikan karton baskı bir taslak kitap çıkardı ve Nezir’e doğru uzattı.

“Abi!” dedi “Yazacağım dediğim romanımı bitirdim. Fikrini almak istiyorum. Okur musun?”

Nezir “Bunu bu kadar çabuk beklemiyordum.” dedi “O gün ben sadece seninle konuşmak, sıkıntını anlamak için yol arıyordum. Çok şaşırdım.”

“Olsun abi!” dedi Káni “Neye niyet neye kısmet! Umarım beğenirsin. Sen de varsın içinde.”

“Daha da merak ettim bak şimdi.” dedi Nezir “Konusu ne romanın?”

“Konusu sensin, benim ve diğer tüm inananlar.” diye cevap verdi Káni “Yazabildiğim ölçüde davamı yazmak, verebildiğim ölçüde gerçeğin mesajını vermek istedim.”

“Eminim verebilmişsindir!” dedi Nezir “Peki karakterler!”

“Abi!” dedi Káni “Senin de söylediğin gibi onlarda ben oldum, bende onları oldum. En çok da sen olmak istedim.”

Bu sırada Nezir elindeki taslağı karıştırmaya başlamıştı. Káni’ye dönerek sordu.

“Gördüğüm kadarıyla bazı yerlerde ‘ben’ diliyle, bazı bölümlerde ise ‘tanık’ diliyle yazmışsın hikâyeleri. Bazı yerleri duygusal bazıları net ve açık görünüyor. Neden böyle?”

Káni gülümseyerek “Bunları bana öğreten, Kuran’ı anlatmaya çalışırken kafama sokan sendin abi!” dedi “Unuttun mu?”

Nezir “Belki doğru söylüyorsun ama eğer Kuran’ı sen de okumamış olsaydın bunu romanında hayáta geçirmekte eminim zorlanırdın.”

“Romanı yazarken Kuran’ın nasıl bir mucize olduğunu daha iyi anladım.” dedi Káni “Allah öyle bir kitap yazmış ki abi, yüz sene daha uğraşsam o kitaptaki sistemin bir yönünün bile bir benzerini yazmamın mümkün olamayacağını gördüm.”

“Sonu nasıl bitiyor romanın Káni?” diye sordu Nezir “Umarım kötü bir son yazmamışsındır!”

“Abi bunu söylersem kitabı okumazsın!” dedi Káni “Ama söyleyecek de bir durum yok záten. Okuduğunda anlayacağını ümit ediyorum. Hayalimde aslında öyle bir roman var ki her okur onu okuduğunda kendi sonunu kendisi yazmış olsun. Aynen şu dünya hayátı gibi.”

“Anlamadım!” dedi Nezir “Açar mısın?”

“Bunları da bana sen anlatmıştın aslında!” dedi Káni “Allah, insanların okuması için öyle bir kitap yazmış ki abi, bu kitap sadece Kuran değil! Kuran herkesin kendi hayat kitabının iyi okurlarsa yolunu belirliyor. Yani Allah yazdığı kitabın sonunun mutlu son mu, yoksa acı son mu olduğunu yazmayı kullarına bırakmış. Herkes kendi istediği biçimde mutlu ya da kötü bir son yazıyor kendine. Eğer mutlu son istiyorsan önce kitabı okuyup anlayıp sonunu istediğin gibi sen yazıyorsun!”

Nezir dikkatlice Káni’yi dinlemeye devam ederken “Eskiden çok konuşan bendim. Şimdi ben susuyorum Káni konuşuyor. Üstelik benim söylemek istediklerimin aynısını söylüyor. Demek ki Allah aynı kitapla zihinleri inşa edip kalpleri böyle ısındırıyor.” diye içinden geçirdi.

“Ben romanı yazarken sonu acı mı yoksa mutlu mu bitsin diye çok da düşünmedim.” dedi Káni “Kalemim yazacağı kelimeleri çoğunlukla benden daha iyi biliyordu. Ben de içimdeki ses olan o kaleme uydum. Neticede hiç de ummadığım biçimde bu dalgakıranda başlayan hikâye yine bu dalgakıranda son buldu. Ben de dalgakıranı romanın ortasına yerleştirip etrafını döşedim. İster okunsun ister okunmasın, ben sevdiğim bir işi yaptım ve senin gibi çok güzel bir insanla tanıştım. Senin martıların varsa benim de kelimelerim var abi. Sen balıklarla, balıkçılarla, rüzgârlarla dostsan, benim de Etika gibi ahlaklı, Fidelis gibi inançlı, Kaptio gibi akıllı, Erdem gibi erdemli, Barış gibi barışsever, Sevda gibi sevdalı, Elif gibi dik, Ihlamar gibi masum dostlarım var. Söyle şimdi Nezir abi! Benden mutlusu var mı şu dünyada!”

Nezir gülümserken takdir eder gibi göz kapaklarını indirip kaldırdı.

“Sen bu kadar memnunsan yazdıklarından endişe edeceğin bir durum yok demektir.” dedi Nezir “Ben okuyup beğensem de beğenmesem de bu kadarı bile seni mutlu ettiğine göre bana söz bile düşmez.”

“Öyle değil!” dedi Káni “Endişem yok değil!”

“Ne endişen var?” diye sordu Nezir.

“Neticede ben bir roman yazdım.” dedi Káni “Kurgular içeriyor. Yansımalar benim gözümün gördüğü ya da hayalimin uzandığı izafilikte. Ana mesajı bir tarafa bırakırsak, bazı şeyler ufuktakinin olabilirliğini tasavvurdan ve romanın kurgusu gereği olmaktan ibaret. Tek endişem kurguların bu hayali taraflarının da kesin gerçekler zannedilerek algılanması abi! Eğer bu endişemi yok edebilirsem yeni ve çok daha akıcı roman taslaklarım da sırada bekliyorlar.”

Nezir Haydarpaşa Garına ve önünden geçen şehir hatları vapuruna bakarken derin bir nefes çekti ve Káni’yi rahatlatacak cevabı verdi.

“Şu manzaraya yıllardır bakarken benim hayal ettiğim kurguları bir bilseydin keşke!” dedi “Sen bir roman yazdın Káni. Kutsal bir kitap yazmadın. Onu yüzyıllardır yapmaya çalışanlar ve üstelik senin şu hassasiyetinin zerresi kadar bile umursamadan yazanlar var! O başka! Ama kutsal kitap, en yeni ve hiç eskimeyen sürümü Kuran-ı Kerim olarak işte orada, insanların kitaplıklarının en üst rafında tozlanmış olarak duruyor. Doğruyu bulmak isteyenler onu açıp okusunlar. Gerçekler orada yazıyor. Sen eğer bunu söylemişsen, bu mesajı vermişsen sorun yok. Birileri aklını kullanmayabilir ve hayalleri gerçek zannedebilir ve hatta sen şayet bir noktada bir hataya düşmüşsen onlar da bu hataya düşebilir diye endişelenme! Gerçekleri okumak isteyen açsın kitabını okusun. Senin de tek derdin bu değil mi?”

“Aynen öyle abi!” dedi Káni “Tam da bunu söylüyorum…

Diyorum ki… Oku’yun!… Dininizin kitabını Yaratan Rabbinizin adıyla başlayıp okuyun… O, kalemle yazmayı ve insana bilmediklerini öğretendir… Yalnız O’na kulluk eder ve yalnız O’ndan yardım dileriz… Tek hüküm koyucudur… Kuran; O’nun insanların akıllarını kullanıp faydalanmaları için indirdiği hak kitaptır… Apaçık deliller olarak indirilmiş, eksiksiz bir gerçektir… Apaçık bir mesajdır… Şüphe yoktur onda… Ona kuvvetle sarılıp, muhtevasını iyi inceleyip ders almalı, böylece kötü akıbetlerden korunmalısınız…

Diyorum ki oku’yun!… Şarkı gibi söylemeyin, okuyun! Arapçasını şiir gibi ezberleyip söylemeyin! Anladığınız ve bildiğiniz dilde okuyun.

Diyorum ki oku’yun!… Allah’ın kitabını okuyun. Kuran apaçık bir mesaj ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde din adına her şeyi açıklamışken, onu okumak yerine, anlaşılmaz içtihatlar ve cinnetvari emirlerle dolu sohbet kitaplarını, en doğrusunun bile doğruluğu tartışılır olan rivayet kitaplarını, her mezhebe göre farklı farklı hazırlanmış ilmihâlleri, risaleleri, tefsirleri, sözde İslami yaşam biçimlerini anlatır aile rehberlerini ve anladığınız dilde çevrilmiş olduğu hâlde iyi niyetlerle bile yazılmış olsa da sizi okuduğunu anlayamayan akılsızlar gibi görenlerin Kuran’a eklediği alt paragrafları okumayın. Uyduruk rivayet ve içtihatlara dayanarak dininizi zorlaştırıp yaşanmaz hâle getirmeyin.

Diyorum ki zihninizi örtülere bürümeyin! Hatta gözlerinizi dört açın ki dünya tarihi boyunca tekrar tekrar yaşandığı gibi etrafta din adına ne dolaplar döndürülüyor, ne yalanlar uyduruluyor, ne hále getirilmeye ya da üzerinizden hangi menfaatler sağlanmaya çalışılıyor farkına varın. Onu okuyup anlamayı başkalarına bırakmayın. O kitap sizin içindir.

Diyorum ki oku’yun!… Ve düşünün!.. Bana da uymayın! Uyacaksanız O’na uyun. Ve etrafınıza bakıp tefekkür edin. Serbestçe bilimi de tekniği de kâinatı da hayátınızı da okuyun.

Kuran’ı öğreten de Allah’tır. Hayátın ne olduğunu, nasıl yaşanması gerektiğini öğreten de. Bize neler vaat ettiğini bir yana bıraksak bile, bize záten neler verdiğini bilebilsek, O’na olan teşekkürümüzü kelimelerle ve yapacağımız karşılık işlerle bile yeterince anlatamayız.

Tüm övgülerin aslı, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

 

——————– “Son” ——————–