Bize Yalan Söylediler 2/21.Bölüm

Yaprak Sarması

Haşlanmış beyaz lahana parçaları önümde açık, bir kapta dolma harcı hazır olduğu hâlde oturmuş, iki elimi çeneme yaslamış dirseklerim masada, gözlerim kapalı, radyoda çalan müzikle kendimden geçmiştim. Kulağımsa aynı zamanda içeriden gelmesini beklediğim telefon sesindeydi.

Aniden annem içeri girdi.

“Kız bitirmedin mi daha? Yoksa yine bayıldın mı?” diye sordu.

Bir anda kendime geldim ve sarmaya devam ettim. Annem de müziğin sesini kısıp yanıma oturarak yardım etmeye başladı.

“Baban bir doktora getirsin artık seni kızım!” dedi “Bu kadar sık bayılman hayra alamet değil!”

Bu konuda konuşmak bile beni rahatsız ediyordu.

Duymazdan gelip “Bitiriyorum anne, az kaldı!” dedim.

“Belli belli!” dedi alaylı bir sitemle “Tencerede üç tane sarma var!”

Gülümsedim ve sarmaya devam ettik.

“Anne!” dedim “Kaç aydır kontör almayınca cep telefonum aranmaya da kapandı. Ben yokken Erdem evden ararsa babama söyleme! Ders notlarını hocadan alıp fotokopisini çekecek, sonra beni arayacak teslim etmek için. Babam duymasın yanlış anlar!”

Annem aklımdan geçenleri anlamış gibi önce gözlerini kaldırıp bana baktı, sonra önüne eğip sarmaya devam etti.

“Sen de babanı kızdırma!” dedi “Nişanlısınız diye ikide bir aramasına da gerek yok.”

“Kız anne!” dedim “Sen babamla nasıl evlendin?”

Annem gayet soğukkanlı biçimde “Baban beni görmüş. İstetti. Ben de vardım.” dedi.

“Hiç görüşüp tanışmadınız mı?” diye sordum.

“Görüştük tanıştık tabi.” dedi.

“Nasıl oldu anlatsana.” dedim.

“Ben onu tanımaya başladığımda…” dedi “abine hamileydim.”

“Ne!…” dedim “Evlenmeden hamile mi kaldın sen?”

“Saçmalama!” dedi annem.

“E hamileydim dedin!”

“Babanı tanımaya başladığımda hamileydim dedim. Babanı tanımaya evlendikten sonra başladığımı anlatmaya çalışıyorum sana.”

“Evlenmeden önce hiç konuşmadınız mı?”

“Konuştuk.”

“Ne konuştunuz?”

“O bana seni istetecem dedi. Ben de tamam olur, istet dedim.”

“Başka?”

“Başka bi şey yok, o kadar.”

“Demek ki eskiden olsa, hiç görüşemeyecektik Erdem’le!”

“Kızım bak.” dedi “Şimdi zaman da farklı, insanlar da. O zaman âdetler böyleydi. Nerdee! Biz gezeceğiz dolaşacağız da! Nişanlanan kız senin gibi evde fazla saklanmazdı eskiden. Okuyor olmasaydın baban asla izin vermezdi bu duruma.”

Her şeye rağmen babamı çok severdim. Babam da beni… Duygularını çok belli etmese de üniversitede fizik bölümünü kazandığım gün benimle gurur duyduğunu söylemiş ve bundan o kadar mutlu olmuştum ki. Eğer bana çok güvenmeseydi Erdem’le nişanlanmamıza karşı çıkacağına emindim. Ama öyle olmadı. Kararlarıma hep saygı duydu. Ama ben kendime o kadar güvenmiyordum. Hem başıma daha önce gelenlerin etkisiyle Erdem hakkında bile arada bir kuşkuya düşüyor ve hem de mutlu olup olamayacağıma emin olamıyordum.

Bu düşüncelerle “Mutluluk nedir anne?” diye sordum.

“Doğrusu şu ki kızım!” dedi “Doğru bildiğin yoldan ayrılmayacaksın! Ama her şeyi de görmeyecek, duymayacaksın ki mutlu olasın.”

Pek benimsememiştim ve açıkçası pek de anlamamıştım.

“Anne!” dedim “Bir erkeğin seni gerçekten sevip sevmediğini nasıl anlarsın?”

“Anlayamazsın!” dedi “Evlendikten üç ay sonra hamile kaldım ben. Hamilelikten önceki üç ay boyunca baban bana çok ilgi gösterdi. Öyle ki yanımdan ayrılmak istemezdi. Ben de öyle tabi. Ama hamile kaldıktan sonra ne kadar evhamlı, ne kadar gururlu, ne kadar çocuk olduğunu anladım. Erkekliğini sanki yeni ispat etmiş gibiydi. Sonra sonra başka kötü ya da iyi huylarının da farkına vardım. Ne kadar merhametli olduğunu mesela…”

Bir an sustu annem… Sonra devam etti.

“Onun da kendine göre huyları olacak ve sen bunları evlendikten sonra ancak fark edebileceksin. Sonra seni de etkileyecek. Senin davranışların da yeni bir şekil alacak. Birbirinizi etkileyeceksiniz. Ne kadar birbirinize uyumlu davranırsanız o kadar mutlu olacaksınız. Ama bir kadının erkeğine, bir erkeğin de kadınına asla yapmaması gereken şeyler vardır.”

“Nedir onlar?” diye sordum.

“Bir erkek karısına değer verdiğini başkalarının önünde hissettirmeli her zaman. Sen de mesela onu başkalarının yanında utandırmayacaksın. En önemlisi onu kendine, kendini de ona alıştıracaksın. Kuru sevgi laflarının bir anlamı yok kızım! Birbirinize alışmanız daha değerlidir.”

“Peki anne!” dedim “Evlenmeden önce hiç mi birbirimize uygun olup olmadığımıza bakmayacağız? ”

“Bakarsın!” dedi “Bakman lazım! Ama birbirine uygun olmak birbiri ile illa ki her konuda aynı olmak değildir.”

“Nasıl yani!”

“Birbiri ile aynı olmak mümkün değil!” dedi “Birbirini tamamlamaktır önemli olan! Birinde olmayan öbüründe olursa, bu daha değerlidir. Biriniz kuş seversiniz, öbürünüz çiçek. Önemli olan aynı şeyi sevmek değil, biriniz gül öbürünüz bülbül olmaktır.”

“Vaay anne!” dedim “Lafa gelince şair gibisin! Ama benim eve kuş almama da, balık almama da, köpek almama da karşı çıkıyorsunuz. Hem babam hem de sen!”

Bu arada annem dolma tenceresini alıp, mutfak tezgâhına koydu.

“Anneee!..” diye seslendim.

“Efendim!”

“Cevap vermedin!”

“Bırak şimdi hayvanı da, kapuskalıkları dolmaların üstüne koy.” derken telefon çaldı.

Koşarak telefonu açıp, heyecanla “Erdem!” dedim.

“Anneni ver kızım!” dedi!

Devamı…