Bize Yalan Söylediler 2/20.Bölüm

Kağıt Helva

“Kontrol bende!” dedi Sevda “Bu kez ben ısmarlayacağım!”

Eski Kadıköy iskelesinin önündeki bir seyyar satıcıdan kâğıt helva aldılar ve arsızca ısırarak neşeyle yürümeye devam ettiler. Bir ara koluna girmiş vaziyette olduğu Erdem durunca, o da attığı adımın etkisiyle onu kolundan çekmiş gibi oldu.

“Sevda bir saniye!” dedi.

“Kime bakıyorsun?” diye şaşkınlıkla sordu Sevda.

Bir sahil kahvecisinde oturmuş çay içmekte olan sırtı dönük adamı ve karşısındaki güzel kumral kadını gözleriyle işaret etti. Genç kadının göz çukurlarından yanaklarına ve oradan gamzelerine doğru uzanan çilleri âdeta kol kola girmiş yöresel bir halk oyununu oynar gibiydiler.

“Şurada oturmuş çay içenleri görüyor musun?” diye sordu.

“Evet!” dedi Sevda.

“Adamı bir yerden tanıyor gibiyim!”

Sevda “Emin misin?” diye sordu “Rahatsız etmeyelim insanları!”

“Yok canım!” dedi Erdem “Ne rahatsız edeceğiz!”

Bu sırada Erdem cep telefonunun titreşimini hissedince durdu. Cebinden çıkardı ve “Buyrun!” diye cevapladı.

Sevda telefonun karşı tarafında konuşanın bir bayan olduğunu dışarıya sızmakta olan sesten fark ediyor ama ne konuştuğunu anlayamıyordu. Dikkatini Erdem’in konuşmalarına kaydırdı.

“Şu anda müsait değilim Şule Hanım!”

“…”

“Anladım ama şu anda müsait değilim, lütfen daha sonra tekrar arayın!”

“…”

“Size de iyi günler.”

Erdem son sözünü söyler söylemez telefonunu kapatıp tekrar cebine koyarken onu merakla izlediğini fark ederek neden öyle baktığını anlamak istercesine Sevda’ya “Ne!” diye kısaca sordu.

Sevda “Kimmiş arayan?” dedi imálı imálı!

Onun bu sorusunun altında yatanın sevdiğini kıskanmaktan kaynaklandığına emindi Erdem!

Tadını çıkarırcasına “Sen beni kıskandın mı bakayım?” diye muzipçe sordu.

“Ne kıskanacağım be!” dedi Sevda “Yanımda bir kıza sonra görüşelim, müsait değilim diyorsun. Kimmiş diye soramaz mıyım?”

“Sen bana güvenmiyor musun?”

“Güveniyorum tabi ki ama…”

“Ama’sı falan yok, eğer güveniyorsan kimmiş diye sormana gerek yok!”

“Adını bile söyledin Şule diye! Tanıyorsun demek ki!”

“Kendisi söyledi adını, bankadan teklif…” derken bu kez Sevda’nın telefonunun melodisi çalınca ikisi de birbirinin gözünün içine gülümseyerek baktılar. Bu kez Sevda telefonunu açtı ve “Alo!” dedi.

Sanki aynı şeyler tekrar yaşanıyordu. Konuşanın bir erkek olduğunu anlamış ve Sevda gibi Erdem de arayanın kim olduğunu anlayamamıştı. Merakla ona bakarken sırf daha da meraklansın diye, Sevda birkaç adım öteye giderek kısık sesle konuştu ve telefonu kapatarak çantasına koyup tekrar Erdem’e doğru yanaştı. Erdem merak içerisindeydi ama biraz önce söylediklerini de unutmamıştı elbette.

Yine de dayanamayıp “Kimmiş arayan?” diye sordu.

“Bana güvenmiyor musun Erdem? Güveniyorsan kimmiş diye sormana gerek yok!” diye kinayeli bir şekilde gülümseyerek cevapladı Sevda.

“Sadece merak ettim, konuşurken bana arkanı döndün de!”

“Öyle mi yaptım! A a! Hiç farkında değilim!” dedi.

“Anlaşıldı, intikam alacaksın, tadını çıkar Sevda!”

“Aşkım benim, kıskanmana gerek yok!”

“Yok, kıskanmadım ama benim yanımda konuşsaydın keşke!”

Onun daha fazla meraklanmasını istemedi.

“Bizim Káni Hocaydı! Yapay zekâ konusuna yönelik bir konferans varmış. Benim yarın ona katılmamı istedi.”

Erdem bir kelime daha söylemek istedi ama vazgeçti. Sevda mutlu bir şekilde gülümsemeye devam edince Erdem’in içi rahatladı ve başka bir şey sormaya yeltenmedi.

Bu sırada sahil kahvehanesini hatırlayıp döndüler. Ama oradakiler çoktan kalkıp gitmişlerdi.

Sevda ile Erdem kâğıt helvalarının kalanını bir yandan ısırıp bir yandan da sahil boyu yürümeye devam ettiler. Kadıköy her zamanki gibi kalabalık ve aceleci insanlarla doluydu. İskeleye yaklaşınca kalabalıktan biraz olsun sıyrılmak için denizin kenarındaki demirlere yaslandılar. Dalgın dalgın yaklaşan şehir hatları vapurunu seyretmeye başladıklarında bir martı süzülerek gelip Sevda’nın elindeki kâğıt helvanın son parçasını profesyonelce kaptı.

Hiç beklemediği bu hareket onu korkutmuştu. Sevda’nın ani çığlığına Erdem kahkahalarla cevap veriyordu.

“Yapay zekâymış! Sen martılardan öğren zekânın alasını!”

Devamı…