Bize Yalan Söylediler 2/10.Bölüm

Bir Avuç Küçük Jeton

“Cebimde bir avuç küçük jetonum vardı baba! Birer birer bölüştürüp herkesi arasam da sana her zaman bir tanesini ayıracak, onu başka birisi için kullanmayacaktım.

İskelenin ucuna çok yanaşmayacak, benim tuttuğum kaya balıklarından yem yapacaktık.

Orası İstanbul’du. Minibüse binerken cebime, cüzdanıma dikkat edecektim. İneceğim durağı kaçırmayacaktım. 

En iyi peyniri ve biberi senin gibi seçecektim. Sıcak ekmeğimizi hep fırından alacaktım. Ekmek arasına tane karabiberli salam koyup yiyecektik çalışırken. 

Senin bana anlattığın ve yapma dediğin hataları ben yapmayacaktım. Kimseye anlatmadığım yaramazlıklarımı sana anlatacaktım.

Sevdiğim insanlar bana kötülük yapıp, kötü söz de söyleseler cevabımı esirgemeyecek ama onlara yine de merhamet edecek, onlar beni sevmeseler de ben onları içten içe koruyup, gözetip, sevmeye devam edecektim.

Çocuklarımı yatılı okullara verip de ardından gizli gizli ağlamayacaktım. Dostlarımı iyi seçecek, hayal kırıklığına uğramayacaktım.

Elbet bir gün dönecektim, öyle demiştin. Geldiğimde her şey daha güzel olacaktı. Hiçbir sorunu dert etmeyecektik ondan sonra. 

Geldiğimde beraber denize açılacaktık. Dalgalara ne zaman dik tutacağımı bilecektim sandalımızı. Rüzgârlar bizle değil, biz rüzgârlarla oynayacaktık.

Dağlara beraber çıkacak, kırlarda yürüyecektik. Bir köpeğimiz olacaktı, kulakları kafasından büyük. Ciğerin karasını ızgara yapacak, beyazını ona verecektik. Senin beni aldığın gibi ben de torunlarını omzuma alacaktım. Isırgan otlarına sürtünüp acıyla ağlamayacaklardı.

Arabamız olacaktı bizim de. Gecenin bir vakti işkembe çorbası içmeye ya da kokoreç yemeye gidecektik.

Döndüğüm zaman ne de çok çok şey yapacaktık baba! Her şey daha güzel olacaktı. Dünyanın derdine haydee diyecektik!

Ben geldim baba, sen niye gittin ki!”

Annesinin yokluğuna bile bir türlü alışamamışken şimdi de babasız kalmıştı Káni. Üstelik işini garantilediği ve niháyet onu da alıp İstanbul’a götürmeyi düşündüğü bir zamanda! İyice çömelip mezar taşının dibine, gözlerini kapadı. Dua etmeye başladı.

“Allah’ım!” dedi “Biliyorum ki onlar artık beni duyamaz ama Sen her şeyi her zaman duyarsın. Sen zamandan münezzehsin.

Cahildik bilemedik… Bilemedik de diyemedik… Uyanmış değildik, iletemedik… Gözlerimiz kapalıydı göremedik… Kulaklarımızda ağırlıklar, duyamadık… Kalbimizin kilidini… Bir türlü açamadık… Takvim yine bir günü gösteriyor. Ama o günü, o takvimi bize veren Sensin. Ve Sen, verdiğin zamandan münezzehsin.

Yıllar öncesinde… Seni beklesin… Seni beklesinler son nefeslerinde… Dosdoğru yoluna ilet öncesinde… Çok özlesek de… Çok çok özlesek de… Çok çok çok özlesek de… Öyle özlesek de… Öyle bir özlesek de… Gözlerimiz buğulansa, burnumuzun direği sızlasa da… Sabretmek düştü bize, bilsek de… Bilemesek de…

Onu… Onları affet… Onu, onları çok affet… Onları hep affet… Onlar bizim yaramazlıklarımızı hep affetti… Ne olur Sen de onların yaramazlıklarını affet. Onlar bizi hep sevdi, korudu… Ne olur Sen de onları sevmekten, korumaktan vazgeçme.

Ve çocukları için gözyaşı dökmüş tüm mümin babaların da… Tüm mümin anaların da… Çocuğu olmayıp ağlamışların da… Bir hanıma, bir kocaya isteyip, varamamışların da… Son nefeslerinde yardımlarına koş… Bir kez daha uyarılmış da uyanmış kıl… Biliyoruz yaparsın… Sen bilirsin hak edenleri… Hele uyandırıp da gidenleri… Biz diledik ama yetmez… Sen dile Rabbim… Son nefeslerinde olsa da dile… Sen dilersin… Biz diyemedik. Biz bilemedik. Çok geç kaldık. Sen dile Rabbim. Sen zamandan münezzehsin.”

Sonra kalktı Káni. Onu memleketine bağlayan pek de bir şey kalmamıştı. Hatırına birkaç yıl önce otobüs yolculuğunda konuştuğu genç yol arkadaşının sözleri geldi.

“Babasını kaybetmek insanı olgunlaştırıyor. Bu bilinçle Kuran’ı okumaya başlayınca, şükürler olsun ki Allah bir yol gösterdi. İnsanların çoğunun din diye yaşadıklarının gerçekte Allah’ın dini olmadığını her geçen gün biraz daha anladım.”

Şimdi gidip insanlara faydalı olacağı şeyi başarmak için uğraşmalıydı. Hem hayallerinin peşinde koşmalı hem de her neyi varsa hayáta ve topluma ikame etmeliydi. Akademik kariyerini devam ettirip hayaline ithal ettiği enstitüyü hayáta geçirerek insanlara faydalı olmak için elinden her ne geliyorsa yapacaktı! Önce Profesör Kudret Görkem’in çalışma grubuna katılarak başladı.

Káni, Kaptio isimli bir Venyalıyı bilmiyor, öyle birini tanımıyordu. Onun Venya’da geliştirilmiş tablet simülasyonları okuduğundan da Kaptio’yla yollarının bir şekilde kesişeceğinden de henüz haberi yoktu.

Káni bir gün gelecek üniversitede fizik dersi verecek ve orada Erdem isimli bir öğrencisine verdiği projeyle aydınlanarak bilimsel olarak da basamakları yükselmeye başlayacaktı. Zihinde zamana seyahat edeceği şekilde geliştireceği fanusuyla, Kaptio’nun okuduğu tabletlerin bir benzerini Dünya’da icat edeceğini o günlerde bilmiyordu.

Bu arada her gencin başına gelmesi çok muhtemel olan şey onun da başına gelmek üzereydi… Aşk!

Devamı…