Bize Yalan Söylediler 1/32.Bölüm

Kaptio’nun Kitap Savunması

“Tanrı’nın sözlerini korumak kimin görevi?” diye alay ederek sordu Yudeks.

“Allah’ın!” dedi Fidelis “Kur’an öyle diyor. Ben de şahidim.”

15-Hicr 9 “O Zikri biz indirdik ve  O’nu koruyacak olan da şüphesiz biziz.”

Yudeks “Kaptio!” dedi “Biraz da seni dinleyelim! Bu iyice saçmalamaya başladı! Din adamlığını bile yok sayıyor!”

“Ben oraya giderken Tanrı’yı reddetmiş bir eski din adamı olarak gittim. Ama gelirken Tanrı’ya şükürler olsun, onun indirdiği Kur’an’ı dinlemiş ve itaat etmiş bir müslüman olarak döndüm.” diye başladı Kaptio.

“Oraya yaklaşırken Tanrı’ya ortak koşanlar olduğunu biliyordum. Ama sayılarının bu kadar çok olduğunu hiç tahmin etmemiştim. Önce bir takım sevgi ve övgü sözcükleri duymuştum. Oysa bu övgü sözcüklerini Tanrı’ya değil kitap getirmiş peygamberlerine yönelik söylüyorlardı. Eğer ben de Fidelis gibi Kur’an isimli kitaplarına tanık olmasaydım, dinlerinin gerçekten böyle olduğunu zannedebilirdim.

Bir elçiyi övmekte bir noktaya kadar sorun olmayabilirdi. Ama işin içine girince sevgi ve övgü sözcüklerinin yanında gerçekte Tanrı’nın elçilerine her türlü iftirayı attıklarını, her türlü ve her konuda dedikodusunu yaptıklarını ve bunu dinin en önemli parçası olarak kabul ettiklerini fark ettim.

Bu tuhaf inanç biçiminde birçok tutarsızlıklar vardı. Daha önce gelmiş geçmiş elçileri de sevdiklerini iddia ettikleri hâlde onları da gerçekte sürekli aşağıladıklarını gördüm. Onların izinden gittiklerini iddia edenleri de. O kadar büyük tutarsızlıklar ve çelişkiler vardı ki, nasıl olup da bu yanlışın içinde yüzdüklerini göremiyor olmalarına şaşırıp kalmamak elde değildi.

Uzaktan gözetleme ile bu işin sırrını açığa çıkarabileceğimden şüpheliydim. Biraz daha yaklaştım. Biraz daha ve biraz daha yaklaştım. Ta ki Káni’yi ve okuduğu kitabı fark edene kadar.

Ey Yudeks! Gerçeği fark ettik biz, gerçeği! Allah var ve bir. Ama o Allah, ne ádemlerin çoğunun ne de bizim Gentelilerin inandığı tanrı! Ve bizim toplumumuzun da, iklezyanın da ádemlerden bu manada hiç farkı yok.”

Halk yine protestoya başlarken Yudeks onlara sabırlı olmalarını tavsiye etti. Ardından Kaptio sözlerine devam etti.

“Sevgili Gente halkı, sizi anlıyorum. Benim bir kâfir olarak ölmem gerektiğine, inandığınız kitap ‘Albuz’un Vasiyeti’ sizi zorunlu kılıyor. Ama benim her sözümden sonra ‘Ölüm! Ölüm!’ diye bağırırsanız benim savunma yapmamın ne anlamı kalır! Sonuna kadar bizi dinleyip ne karara varacaksanız ondan sonra varsanız olmaz mı? Eğer ölüme mahkûm edilmişsem ve siz haklıysanız o ölüme de seve seve giderim. Ama ne olur dinleyin. Ya siz de biz de kandırılmışsak ve Tanrı’nın bize haberini anlamamışsak, ne olur bizim de sizin de háliniz!

Bir düşünelim. Fidelis’in simüle ettiği yaratılış hikâyesi Kutsal Haber’e aykırı mıdır? Eğer aykırıysa neresi aykırıdır? Eğer aykırı değilse ‘Albuz’un Vasiyeti’nin bunu böyle söylemiyor olmasının anlamı kalır mı? Sizler hem Kutsal Haber’e inanıp, hem de onu bir başka kitap sebebiyle ret mi ediyorsunuz? Tanrı tek olduğuna göre ondan gelen haberler de çelişkisiz olmalı değil mi? Hepiniz Kutsal Haber’in gerçekliğine inanırken nasıl olur da onu yalanlayan başka kitaplara ve rivayetlere de inanırsınız!

Bu ihtilafımızı çözmek için siz Kutsal Haber yerine Albuz’un Vasiyeti’ne ya da uydurulmuş Kutsal Sözler’e, bense yine Tanrı’nın sözlerine bakıyorum.

Bu sırada Yudeks “öyle ama” diyerek bazı kutsal metinlere atıf yapıp Kaptio’yu köşeye sıkıştırmaya çalıştı.

§ §

Onun bu müdâhâlesine karşı çıktı Kaptio.

“Bakın ‘Evet, ama!’ demekle olmuyor Sayın Yudeks! Siz ‘evet’ dedikten sonra ‘ama’ diye getirdiğiniz deliller ya ‘Albuz’un Vasiyeti’nden ya ‘Kutsal Sözler’ diye eski sakerdoların söylediği iddia edilen kanaatlerden ya da Ani ve Enlil’e atfedilen ve aktarılarak gelen rivayetlerden oluşuyor. Bu durumda siz Kutsal Haber’e mi yoksa diğerlerine mi inanmış oluyorsunuz? Çünkü hepsine birlikte inanmanız mantıklı değil. Ve üstelik Kutsal Haber dışındaki kitaplardan gelen iddialar birbirleriyle bile çelişiyor. Söyleyin haksız mıyım?”

Yudeks, hem Kutsal Haber’in, hem de diğerlerinin doğru olduğunda ısrar ederek aynı kısır itirazlarına devam edip Kaptio’yu kâfirlikle itham etti. Kaptio ise Yudeks’in her sözüne anında mantıklı bir biçimde cevap veriyordu.

“E böylece diğerlerini kabul etseniz bile ‘ama’ diyerek ‘Kutsal Haber’in verdiğini reddetmiş oluyorsunuz. Bu durumda yalancılıkla ve kâfirlikle suçlanan nasıl ben oluyorum? Ben ‘Kutsal Haber’in söylediğinden farklı bir şey söylemiyorum ki!”

§ §

“Siz, ádemlere indirilen bizi neden bağlasın, diyorsunuz. Bir an için öyle kabul edelim. O hâlde Kutsal Haber’de geçen şu cümleyi ne yapacağız?”

“Bu haber önce Musa’ya indirilen ve Legatus ile zikri size de ulaştırılmış olan bir vahiydir.”

“Hem ádemlere indirilen bizi bağlamaz derken, hem de ádemlerden sonra bize ulaştırıldığı söylenen kitaba nasıl iman etmiş olabiliriz?”

§ §

“Sayın Yudeks, siz ilim sahibi bir insansınız. Siz bari bunu söylemeyin. Nasıl olur da “Kutsal Haber”i biz anlamayız, onu sakerdolar bize anlatır” diyebilirsiniz! Tanrı bizim inanmamız için bizim anlayamayacağımız bir kitabı mı haber olarak gönderdi!”

§ §

“Tamam, ama kitabın Ádem dilinde olması bizim dilimize çevrilemez anlamına gelir mi? Kitapta hemen ardından şu haber geçmiyor mu?”

“Size gelecek birçok haberi de ádemlerden işiteceksiniz.”

“Eğer biz birçok haberi ádemlerden işiteceksek, o haberleri bize söyleyecek olan ádem bizim dilimizi nasıl bilsin? Demek ki çeviri yoluyla bunu anlayacağız. Üstelik biz bu yönde ádemlerden daha kabiliyetliyiz. Birçok dili kendi dilimize çevirip anlayabilecek bir kapasitemiz var. Bunun için özel eğitim almamıza da gerek yok. Haberler ortada ve açıkça anlaşılıyor.”

§ §

“Anladım Sayın Yudeks! Ancak gördüklerimizden, duyduklarımızdan sonra Bekke Uyarıcılarının da bizimle benzer şeylere şahit olduğunu gördük. Onlar idam edildi. Belki bizi de idam edeceksiniz. Ama ne olur öncesinde bizi anlamaya çalışın. Getirdiğimiz haber boş değildir. Biz aynı zamanda orada şahit olduğumuz ve deminden beri anlatmaya çalıştığımız Kur’an denilen ve ilahi olduğu besbelli bir kitabı dinledik. Kesinlikle dosdoğru yola ileten bir kitap olduğunu ve Tanrı’dan olduğunu anladık. Ama şunu bilin ki ádemler de aynen bizim ‘Kutsal Haber’le girdiğimiz ihtilaflar gibi ‘Kur’an’ hakkında ihtilaflara düşmüş ve aynen bizim gibi fırka fırka olmuş ve dinde bölünmüş durumdalar. Onlar da biz de bu şekilde Tanrı tarafından deneniyor ve tekámül ettiriliyoruz. Onlardan da kendilerine zulmedenler var bizden de. Onlardan da inkâr edenler var bizden de. Onlardan da doğru yolu bulanlar var bizden de. Tarihimizde Ádem’e, Süleyman’a, Musa’ya, İsa’ya, Ahmed’e şahit olanlar ve onlardan haber getirenler gibi biz de son kitaba bir kez daha şahit olduk ve getirdiğimiz haberler onların getirdiklerini doğruluyor. ‘Birçok haberi ádemlerden alacaksınız.’ diyen bir kitaba inananlar olarak neden bizi yalanlamakta bu kadar ısrarcısınız, bilemiyorum.”

§ §

“Sayın Yudeks, siz bir yargıçsınız. İki kelimemiz nedeniyle coşmuş halk gibi ölüm tehditlerinizi savurarak nasıl adil hüküm verebilirsiniz? Hiddetlenmeyin lütfen. Biz küfretmiyoruz. Sadece meramımızı anlatıyoruz. Müsaade edin gördüklerimizi ve yaşadıklarımızı simüle edelim size. Kararınızı verecekseniz, her şeyi gördükten sonra verin. Biz de razı olalım. Biz ölümden korkmuyoruz. İstesek sizin gibi inandığımızı iddia ederek yalan da söyleyebilirdik. Biz gerçekleri söylemezsek Allah’tan gelecek cezadan korkuyoruz. Sizi ikna edemezsek bizi idam edeceğinizi bile bile neden kendimizi bu tehlikeye atalım! Tanrı’dan başka neye olan güvenimiz, bizim böyle bir riske atılmamıza gerekçe olsun! Ádemlerin deyişiyle, aklımızı peynir ekmekle mi yedik de bile bile ölüme gidelim. Demek ki sadece Tanrı’ya güveniyoruz. O’nun bize yettiğini iddia ediyoruz.”

§ §

Yudeks son celsede kararı vermek için yeniden toplanacaklarını bildirdikten sonra oturumu kapattı. Mahkûmlara artık söz hakkı verilmeyecekti.

Devamı