Bize Yalan Söylediler 1/31.Bölüm

Okumadığı Kitaba İnananlar

Yudeks “Sen ne diyorsun bu konuda?” diyerek Fidelis’i işaret etti. Fidelis boynundaki ateş halkasının acısının yüzüne ve diline yansımasına rağmen konuşmaya başladı.

“İndiğimiz yerde âdemler Tanrı’larını ‘Allah’ ismi ile anıyorlar ve O’nun tarafından indirildiğini söyledikleri Kur’an isimli bir kitaba inanıyorlar. Biz de o kitaba tanık olduk. Ve net biçimde gerçekten de Tanrı’dan indirilmiş olduğunu anladık. O kitap kesinlikle doğru yola iletiyor. Ama gördük ki; oradakilerin çoğu ellerindeki kitap ne diyorsa, neredeyse tam tersini yapıyorlar ve sebepleri izlemiyorlardı. Size örnekler verebilirim…

Kur’an’da ‘Şefáatin tümü Allah’ındır’ yazarken, ádemler peygamberlerinin onlara hesap gününde şefáat edeceğini iddia ediyorlardı.

Kur’an’da karşılığın, ahiret dedikleri ölüm sonrası dirilişte olacağı belirtilirken, ádemler kabirlerinde azap çekeceklerinden korkuyorlardı.

Kur’an’da cehennem ebedi denirken, ádemler cehennemde günahlarının karşılıklarını çektikten sonra cennete gideceklerini iddia ediyorlardı.

Kur’an’da İsa isimli elçinin öldüğü ve tüm elçilerle beraber ayrım gününe tanık olarak herkesle birlikte diriltildikten sonra gelecek denildiği hâlde, ádemler İsa’nın yeryüzüne daha önce ineceğini bekliyorlardı.

Kur’an’da son haberci gelmiştir denildiği hâlde, ádemler Mehdi isminde bir kurtarıcı bekliyorlardı.

Kur’an’da onlara salat edin, yani indirilen vahyi hayátınıza yansıtın diye bir dolu emir verilirken, ádemler salatı sadece içi boş bir ritüele indirgiyorlar ve üstelik o ritüeli doğru dürüst yapmak yerine üzerine tartışıp duruyorlardı.

Kur’an kendisinin din namına yeterli olduğunu belirtirken, ádemler hadis ve icma gibi adlar altında başka kitapları Allah’ın kitabına ortak kabul ediyorlardı.

Kur’an kendisine anlaşılması kolay ve kendini açıklar derken, ádemler onu herkesin anlayamayacağını, ancak hadisler dedikleri ve elçiye birileri tarafından atfedilen sözler yoluyla anlaşılabileceğini iddia ediyorlardı.

Kur’an’da elçiler arasında ayrım gözetmeyin denirken, ádemler kendi kitaplarının elçilerini diğerlerinden üstün görüyorlar ve hatta bir takım veli dedikleri isimleri diğer elçilerden bile üstün kabul ediyorlardı.

Kur’an âlemlerin ve her şeyin efendisi Allah’tır derken, ádemler peygamberlerine iki kâinatın efendisi dedikleri yetmezmiş gibi o olmasaydı diğer hiçbir şey de yaratılmazdı diyorlardı.

Kur’an’da sadece Allah’a kulluk edin ve sadece ondan yardım dileyin denirken, ádemler peygamberlerden, evliyadan, hocalardan, meleklerden yardım istiyorlardı.

Kur’an’da atalarınıza değil Kur’an’a uyun denirken, ádemler bunca gelmiş geçmiş âlimler yanılıyor mu diye itiraz ediyorlardı.

Kur’an’da bu kitap bir hatırlatıcıdır, bir öğüttür, onu okuyun denirken, ádemler ya onu örtüp duvara asıyor, ya en üst rafa koyup bırakıyor ya da anlamadıkları bir dilde ezbere okuyor, onu hafızadan melodik okuma yarışmaları yapıyorlardı.

Kur’an’da namazınızda sadece Allah’ın adını anın denirken, ádemler ölmüş peygamberlere selam veriyor, başka başka isimleri anıyor ve hatta meleklere bile selam veriyorlardı.

Kur’an’da bu kitap dirileri uyarmak içindir denirken, ádemler onu mezarlıklarda ölülere ve üstelik anlamadıkları bir dilde okuyorlardı.

Kur’an’da ölüler sizi işitmez denirken, ádemler bir takım yatır ve mezar başlarında ölülerle konuştuklarını zannediyorlardı.

Kur’an’da elçinin davasını destekleyin denirken, ádemler ölmüş peygamberlerine salavat adı altında selamlar gönderiyorlar ve bunların sayısından sevap ve hatta şefáat umuyorlardı.

Kur’an, peygambere itaat etmenin ona inen ve onun da uyduğu kitaba uymak olduğunu açıklarken, onlar peygambere itaat diye bir sürü aktarılmış dedikoduya peygamberin sözü ve tavrı zannederek din diye inanıyorlardı.

Kur’an’da putlara tapınmayın denirken, ádemler peygambere ait olduğu iddia edilen sakalın, hırkaların, ayak izlerinin karşısına geçip ağlıyor, elçilerinin zamanında yaşadığı o şehre gittiklerinde hacer-ül esved dedikleri bir taşı öpmek için birbirlerini eziyorlardı.

Kur’an’da fırka fırka olmayın, bölünmeyin, mezhepleşmeyin, hizip hizip olanların kurtuluşu yoktur denirken, ádemler kendilerinin mutlaka bir mezhebe ait olmaları gerektiğini iddia ediyorlardı. Hatta bazıları şeyhi olmayanları bile şeytana uymuş kabul ediyorlardı.

Kur’an’da şeytana uymayın denirken onlar şeytanı sözde taşlamak için toplanıp bir hedefe taş atıyorlardı.

Kur’an ádemlere değer verirken, bazı ádemler kadınlarımız ve köpeklerimiz şeytandır diyorlardı.

Kur’an’da Allah’tan başkasına kulluk etmeyin dendiği hâlde, ádemler paraya, mala, liderlerine, patronlarına, amirlerine, şeyhlerine, imamlarına, bir takım Allah dostu dedikleri isimlere ve hatta birbirlerine kul köle oluyorlardı.

Kur’an’da size saldırılmadıkça siz de saldırmayın, öldürmeyin, dendiği hâlde bazı ádemler, Allah adına kelle kesiyor, Allah adına kadınları taşlayıp öldürüyorlardı.

Kur’an’da araştırın, ilim yapın, öğrenin dendiği hâlde ádemler bilim yapanları gâvur, teknolojiyi gâvur icadı sayıyor ama onlardan faydalanmaktan da geri kalmıyorlardı.

Kur’an’da bu size yeterlidir ve ondan sorulacaksınız dendiği hâlde, ádemler Kur’an yetmez diyorlardı.

Kur’an’da elçiler hakkında en güzel kıssalar anlatılırken, ádemler peygamberlerinin hakkındaki tüm cinsel ve saçma dedikoduların hepsini hiç utanç bile duymadan din diye anlatıp dinliyorlardı.

Kur’an’da “Hüküm Allah’ındır.” dendiği hâlde, ádemler sünnet ve sair adlar altında bir takım ibadetler yapıyor, kitapta olmayan bir sürü hükmü Allah vermiş gibi inanıyor, hatta bir örfi geleneği hüküm háline getirip cinsel organlarının derisini bile Allah’ın emriymiş gibi kesip yüzüyorlardı. Peygamberlerinin bile bunu yapmadığı hatırlatılınca o doğuştan öyleydi diye itiraz ediyorlardı. Elçinin arkadaşlarından bile hiç kimse yapmadı, rivayetlerde bile buna dair sahih kabul ettikleri bir işaret yok deyince sen nereden bileceksin diyorlardı.

Kur’an’da ‘Allah’la bağlantınızı ayakta tutun.’ denmesine rağmen, ádemler kitabın bu öğütlerini hayáta tatbik etmiyor, ya sofi bir sahte dini tercih ediyor, ne bilime ne fenne, ne hayáta ne ahlâka katkı sağlıyor ve böylece kurtulacaklarını umuyorlar ya da böyle yapmayanlar dinî hassasiyetlerini sıfırlayıp ahlaki öğütlere hevalarını tercih ediyor ve ‘Benim benimsediğim ahlakım budur.’ diyerek Allah din göndermiş göndermemiş umursamadan yaşıyorlardı.

Tüm bunlar ve daha niceleriyle din adına din olmayan her şeyi iddia edip, sonra birisi çıkıp da kitaplarındaki ayetleri hatırlatarak Kur’an’la uyarınca, bir kısmı o kimselere dinden çıkmış sapıklar diyorlar, bir kısmı ise dinden bahseden herkesi cahil sınıfına koyuyorlardı.

Bu örnekler, binlercesinin içinden ilk aklıma gelenlerdi sadece.”

Devamı