Bize Yalan Söylediler 1/30.Bölüm

İkinci Celse

İkinci celsenin yapılacağı saat, daha da kalabalıktı. Kısa süre içerisinde içerisi doldu ve izleyici kapıları kapandı. Kalanlar kemerlere yansıtılan görüntülerden takip etmek zorunda kaldılar. Salonda Gente Marşı eşliğinde hakem heyetinin yerini alması için ayağa kalkıldı. Yudeks “Oturun!” dedi asilce. Hepsi oturdu. Çok geçmeden mahkûm kapısı aralandı. Boğazlarında ve bileklerinde ateşten halkalarla hareketleri ilk celseye göre daha da sınırlandırılmış ve birbirlerine bellerinden kor demirden kelepçelerle bağlı biçimde mahkeme salonuna getirildiklerinde kışkırtılmış halkın gözleri parçalarcasına onların üzerlerindeydi. Kalabalıktan yükselen “Ölüm! Ölüm!” nidalarına karşın, onların hiç umursamaz tavırları ve başlarını dik tutma çabaları hepsini daha da bir öfkelendiriyordu. Belli ki iki celse arasında, halk aleyhlerine kışkırtılmıştı.

Uzun süreden beri susuz bırakıldıkları ve türlü işkencelere vuruldukları her hâllerinden belliydi. Halkın ilk bakışta bir an için vicdanları acıyordu ama biliyorlardı ki onlara acımak Tanrı’ya karşı gelmekti. Bu asi üçlü, eğer dinlerine ve ırklarına büyük kötülükler yapmasalardı bu hâlde tutuklanırlar mıydı? Ne olurdu, kendilerine verilen vatandaşlıklarını hakkıyla yerine getirip de Tanrı’ya, efendilerine, âlimlerine, şanlı tarihlerine ve halklarına yüz çevirmeselerdi! Neyse ki zamanında yakalanmış ve etkisiz hále getirilmişlerdi! Şimdi ise bir kez daha yargıç Yudeks’in önündeydiler. Neredeyse unutulmuş olan bir mahkeme, yüz yıllar önceki Bekke Asilerinin idamlarından bu yana ilk defa celseler hálinde duruşma yapıyordu. Bu sefil üçlü şanlı tarihlerine, o günküler gibi kara bir leke daha çalmıştı!

Irklarının geleceği için çalışacakları hâlde, ilkel Ádemlerden öğrendiklerinin misyonerliğini üstlenen bu iki adam ve bir kadın, atalarından gelen dini inkâr etmişlerdi. Dinlerine göre, oraya onların ırkları ve sadece Genteliler varis kılınmıştı. Önlerinde ise Ádem diye bir engel yetmemiş gibi bir de bu üçlü çıkmıştı.

İki celse arasında halka tutuklular aleyhinde birçok propaganda yapılmıştı.

Ulu Albuz’un efendiliğini reddetmeleri yetmiyormuş gibi ilahları Anu ve Enlil’i ve onların ortaklaşa yazdıkları kitabı da inkâr ediyorlardı. Oysa onları reddetmek Büyük Tanrı’yı da inkâr etmek demekti. Eğer Albuz çökerse din de çökerdi! Ulu Albuz’a itaat etmeyen Tanrı’ya itaat ettiğini nasıl iddia edebilirdi! Bunu nasıl anlayamazlardı! Vasiyet Risaleleri ve Kutsal Sözler’i de reddetmişler ve sadece “Kutsal Haber”i doğru kabul etmişlerdi. Oysa Kutsal Haber, diğer kitaplar olmadan nasıl anlaşılabilirdi ki!

Gentelilerin büyük kısmının din olarak benimsediği bu düşünceler elbette Yargıç Yudeks için de geçerliydi.

Asilerin içinde en yaşlı olan Kaptio halka bu terörist grubun lideri olarak tanıtılmıştı. Her ne kadar o liderlik iddiasını inkâr etse de halk eski bir sakerdo olduğu için en çok ona kızıyordu. Nasıl olur da bir din adamı bunca seneden sonra dininden vazgeçebilirdi! Belki de yıllarca içinde sakladığı kötülüklerle insanları ne kadar da zehirlemişti!

Fidelis ve Etika záten Yüce Sakerdo’yu tüm halkın önünde küçük düşürdükleri için ölümü çoktan hak etmişlerdi. Bu konuda soru bile sorulmuyor savunmaları bile alınmıyordu. Din düşmanlığı suçundan aklansalar bile kurtuluşları yoktu!

Yargıç Yudeks bir kez daha tek tek suçlarını okusa da hemen aynı şeyleri söylüyordu. Atalarının yolunu inkâr ederek, Tanrı’nın dininden dönmek ve Mavicennet’e varisliğe muhalefet!

§ §

Ve ardından söz tekrar suçlulara verildi ve ádemlerin dini hakkında bildiklerinin anlatılması istendi. İlk sözü Fidelis aldı.

“Ádemlerin de Gentelilerden pek farkı yok.” dedi Fidelis “İnsanlar kendilerini son indirilen kutsal kitapları olan Kur’an’a davet eden birisine rastladıklarında ne söylendiğine değil de aynen sizin gibi bu daveti yapan kişinin kendilerine ne kadar benzeyip benzemediğine bakıyorlar. Eğer hálihazırdaki tavır, eda, kılık, kıyafet gibi hususlar uymuyorsa ne söylendiğinin önemi kalmıyor. İşin ilginç tarafı ise karşısındakini cismen görmedikleri hâlde sadece ifadelerine muhatap olanlar da benzer şeyi düşünsel manada yapıyorlar. Yani eğer davetçi tarafından öne sürülen düşünce Kur’an’a davet edilen kişinin geçmiş inanışlarına uymuyorsa da aynı şey yapılıyor. Eğer geleneksel inanışa aykırı bir şeyler ifade ediliyorsa Kur’an’a davet edilse de bir, edilmese de! Güvenmiyorlar, inanmıyorlar. Hatta üzerinde düşünme çabası bile sarf edilmiyor çoğu zaman. O kitaba inananlar bile Kur’an’ı bildiğini düşünerek sadece karşı tarafı yargılamakla meşgul! Sen kimsin ki záten Müslüman olan bir insanı Kur’an’a davet ediyorsun, diyorlar.”

Etika söz alarak “Bu konuyla ilgili bir Kur’an ifadesi okuyabilir miyim?” diye sordu.

Yudeks başıyla onayı verdi.

39-Zümer 3 İyi bilin ki halis din, yalnız Allah’a aittir. Allah’tan başka birtakım hâmiler edinerek: “Biz onlara sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” diyenlere gelince, elbette Allah, onların hakkında ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında hükmünü verecektir. Allah yalancılığı, nankörlük ve kâfirliği huy edinenleri hidâyet etmez, emellerine kavuşturmaz.

“Ne kadar da yerli yerinde ve doğru bir tespit var bu ifadede.” dedi Etika “Klasik olarak insanlara ne kadar doğru şeyler söylerseniz söyleyin, eğer sizi kendilerinden ya da alıştıkları cins hatiplerden biri gibi görmezlerse sözünüze itibar etmiyorlar. Kendilerinden biri gibi yaşasanız da eğer aykırı şeyler söylüyorsanız bu kez sizden daha da başka üstünlükleriniz olmasını bekliyorlar. O kadar ilahiyat profesörü, o kadar geçmiş âlimler varken onlar değil de sen mi haklı olacaksın diyorlar! Yani Kur’an’a gerçekten inananların işi orada da bizim gibi zor. Kendilerinden olsanız bir dert, olmasanız bir dert! Büyük yanılgı aradığını bulamamaktır. Mesele genellikle ne söylediğiniz değil de onların sizin ne söylemenizi istediğidir! Beklentilere cevap veremezseniz, onların hoşuna gidecek şeylere değinmezseniz söyledikleriniz ya bir kulaktan girip öbüründen çıkar ya da sizi aykırı ve sapmış bir uç olarak görürler. Söylediklerinizin doğru olup olmaması size yakıştırılıp yakıştırılmamasıyla da ilgili. Eğer yakıştıramamışlarsa hem inanmaz hem de sizi başkalarına benzetirler.

Siz dininizi sadece Allah’a has kılmanız gerektiğini anlatırsınız. Bu kapsamda kimsenin din adına Allah’la beraber anılmaması gerektiğini açıklamaya çalışırsınız. Övgülerin sadece Allah’a mahsus olduğunu ifade edersiniz. Onlarsa işte sizler gibi ‘Filanca âlimi bile kabul etmiyorsun tebrik ederim!’ diyerek sizi öfke türevi bir alaya alırlar. ‘Şu şu dervişleri ve şeyhleri de kabul etme bakalım, sen Müslüman ve Kur’an ehli değilsin.’ diye reddederler. Cerbezelerle insanları doğru yoldan çıkarma peşinde olduğunuzu iddia ederler. ‘Ya ateistsin ya da hristiyan veya münafık’ diye yaftalarlar.

Her sözünüzü aleyhlerine sanırlar. Eğer dinsiz dememiş olsalar bile sizi de dinini parçalamış bir fırkaya mensup zannederler. Eskiden beri büyüklerince uyarıldıkları şeylerden birisisinizdir onlar için.

İşte bir kısım insanlar da bizim gibi düşünenleri hizipçi ya da bidat sahibi zannederken kendi yürüdükleri yolun gerçekten bir hizip yolu olup olmadığını hiç tahkik etme ihtiyacı duymuyorlar. Çünkü yürüdükleri yoldan emin olduklarını düşünüyorlar. Ancak sözlerinden anlaşılıyor ki bu eminlik akıl ve kalp bütünlüğüyle ortaya çıkan bir emin olma durumu değil. Eminler sadece…

Çünkü atalarından beri, kendilerini bildi bileli o yolda ve aksinin sapkınlık olduğuna ikna hálindedirler. O yolda huzur bulmuşlar, o yolda iman etmişler, o yolda hayatlarına kendilerine göre bir düzen vermişlerdir. Sizin söyledikleriniz doğru olsa bile, o doğru yola ulaşmada sizin onları geçememiş olmanız gerektiğini söylerler. Onlar gibi olmasalar da bu taraftan bakıldığında aynen peygamberleri dönemindeki müşrikler ve özellikle ehli kitaptan olanların davrandığı gibi davranışları olduğu bir realite. Onlar gibi dindarlar varken biz mi doğruyu bulacağız!

Eğer siz de onların yanılgılarına uysaydınız, onların sizin de Allah’la beraber övmeniz gerektiğini düşündükleri isimleri söyleseydiniz bu kez gönülleri gevşer, rahatlarlardı. Çünkü onların inandığı gibi inandığınızı zannederler ve sözlerinize daha bir kulak verirlerdi. Ve eğer gerçekten art niyetli olsanız emin olun ki en küçük bir ilmî tecrübenizle onların sevdiği isimleri överek nice yanlışları ve sapkınlıkları onlara din diye yutturabilirdiniz.

Şu ayet de Kur’an’dan. İyi dinleyin.”

39-Zümer 45 Allah, tek olarak anıldığı zaman; ahirete inanmayanların kalpleri sıkılır. Ama O’ndan başkaları da anıldığı zaman, hemen sevinir, rahatlarlar.

“Çünkü onların atalarını ve dayandıkları içi boş kütükleri övmeniz onları onore edecek, üzerinde pek de analitik düşünmedikleri inançlarını pekiştirecek ve bugüne kadar doğru yolda olduklarını bilinçlerine onaylatacaktır. Ama haberleri yoktur ki eğer istedikleri gibi konuşmanızın ardından sizin vereceğiniz her türlü zehri din diye içmeye hazırdırlar. Çünkü sizi benimsemiş, kendilerinden biri olarak görmüşlerdir artık.

İşte Venya’da da durum böyledir Sayın Yudeks. Yüzyıllardır dindar toplumların üzerinde oynanan oyunlar ve kurulan tuzaklar büyük oranda bu çerçevede gerçekleşmiştir. Bu, din olabileceği gibi zaman zaman kavmiyetçilik de olmuştur. İkisi birden de olmuştur. İnandığını söyleyenler sadece dindar olmuyorlar, heva ve heveslerinin peşinden gidip düşünmeyen halkı sömürme yolunu da seçebiliyorlar. Kutsal değerlerine sözde saygı duyulduğu hissiyatı verilen toplumlar din diye, milliyet diye afyonları birer birer yutmuştur. Neticeler her dönem görüldüğü hâlde geri dönüş yapacak kalpler hep örtülü kalmıştır.

Bir an için bir başka dinden ya da dinsizlikten dinimize geçmiş birisini düşünelim. Vahiyde fark ettiği gerçekleri topluma açıklıyor olsun. Hemen herkes o kişiden övgüyle ve bir nevi kıvançla söz eder. Anlattıklarına değer verir, ‘helâl olsun’lar havada yankılanır ve ‘işte bak adam ne güzel doğru yolu bulmuş’ denir. Biz ise bu toplumun içinden gelen kişiler olarak o yabancı şahsın Kutsal Haber hakkında söylediklerinin aynısını söylüyoruz. Görüyorsunuz ki benzer şeyleri söylesek de biz sapmış kabul ediliyoruz.

İşte bu durum bizim gibi, insanların da dinine ikna ile değil bir spor takımı taraftarlığından pek de farklı olmayan bir zihniyetle bağlandığını gösteriyor. Onlar için geçmişteki sportif başarıları ile ve taraftar sayılarıyla övünmektir doğru olduklarını onaylayan!

Dünya’da da buradaki gibi inananlar bilinçli olarak cahil bırakılmışlar. Bunun böyle olduğu bugün tamamen ortaya çıkmış durumda. Üstelik bu sadece din değil hemen her konuda böyle. Yine de din, bağlayıcı bir afyon olarak damara öncelikle verilmiş, bu da bir gerçek.

Ama bu afyon din, elbette gerçek din değil. Bunu anlamanın tek yolu da Kur’an’ı anladığı dilde okumaktan geçiyor. Bugün müslümanları yeni fırkalara bölecek yeni bir mezhep çıksa sözgelimi bilimsel ya da akıl yoluyla yaklaşarak iyi niyetli bir ıslah yerine, bir tarım reformu yapmak yerine bazı yiyecekleri kendi akıllarınca haram ilan edecektir. Sosyal medya kültürünü bir basamak ileriye götürüp daha faydalı bir bilgi havuzu yapmak yerine bilgi iletişim platformların mekruh olduğunu ileri sürebilecektir. İşte bu durum din ve taraftarlık adına bilinçli bir cahiliyetin seçimi olacaktır. Bilimi ve bilimsel gelişmeyi geçmişte dinle karşı karşıya getirmiş olan zihniyet gibi… Kur’an’da öyle ayetler işittik ki bizim bile her durumumuzu net bir şekilde ortaya koyuyor.”

31-Lokman 20… İnsanlardan öyleleri vardır ki; hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele edip durur.

31-Lokman 21 Onlara; “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, şu cevabı verirler: “Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız…”

“Kur’an’ı okumayarak ya da anlamaksızın okuyarak, dinî vecibe diye bir sürü matematiksel sevaplar peşinde koşarak, namazlarını ne dediğini bilmeden kılarak, desinler diye iyilikler yaparak, kalplerinin temiz olduğu iddiasıyla övünerek ve kulağa hoş gelecek amellerin gösterişine düşerek, kendi gözünü haramdan sakınma görevini başkalarının davranışlarına yükleyerek, din namına bir sürü ticari televizyon kanallarıyla uyutularak, arabesk bir hüzünle hitap eden radyo istasyonlarından peygamber sevgisini öğrendiğini zannederek mutlu olan ve yanık sesli tiz ilahiler dinleyerek teselli bulan bir sürü insan var Mavicennet’te.

Kur’an’a gerçekten inananların sözleri diğerlerini rahatsız etmekten ve kendilerini üzmekten başka işe çoğunlukla yaramıyor. Yine de sabırla mücadeleye devam ediyorlar. Bir kişi için bile olsa!”

Devamı