Bize Yalan Söylediler 1/29.Bölüm

Venya’ya Kaçınılmaz Dönüş

Yanlarındaki muhafızlar boyunlarındaki ateş halkalarını gerdiler. Onlar da acı ile önlerine döndüler. Kaptio buna rağmen, her zamanki gibi başı dik bir şekilde, yargıç Yudeks’e doğru bakıyordu.

 “Sayın Yudeks!” diye söze başladı Kaptio “Kutsal Haberde, inkâr etmeden iman edemezsiniz, cümlesi geçiyor mu geçmiyor mu? Öncelikle bilir bir sakerdonun bu konuda bizi bilgilendirmesi lazım.”

“Sen Kutsal Haberi dillendiremezsin Kaptio!” dedi Yudeks “Orada geçen ifadeler senin için delil olarak gösterilemez.”

“O hâlde kendimizi savunmanın yolunu gösterin bize!” dedi Kaptio “Doğru söylediğimizi sizin doğru bildiklerinizin üzerinden gösteremeyeceksek nasıl savunma yapabiliriz! Çünkü siz bizim delillerimizi de kabul etmiyorsunuz. Bu durumda her hâlükârda suçlu olduğumuza hüküm vereceksiniz! Bu nasıl bir adalet anlayışı!”

“Siz ne söylemek istiyorsanız ortaya koyun. Kendi delillerinizi getirin. Kutsal Haber bizim işimiz.”

Bunun üzerine Kaptio anlatmaya devam etti.

“Káni isimli ádemin başardığı işe de hayranlık duymamak elde değil. Ádemlerin bilimde bu kadar ileriye gitmiş olabileceğini tahmin etmiyorduk. Kendi tablet simülasyonlarımız ile orada gördüğümüz fanus simülasyonları birbirine çok benziyor. Ama Káni bilgiyi, bizim gibi dışarıda yazılı ve doğrulukları tartışılır bir tarihte bulmamış, kendi gen haritalarında yakalamayı başarmış. Ádemlerin yaratılışından bilgi ile kuşandırılmış olduğunun ve ne kadar donanımlı olduğunun farkına vardık. Size bunlardan bazılarını izletmek isterim.”

§ §

Çok ibret verici bir hikâyeydi. Çünkü ádemlerin de onlar gibi sorunlar yaşadığına ve Mavicennet’te yaşamalarına rağmen huzura kavuşmuş olmadıklarına bir örnek teşkil ediyordu. Ama tecrübe edilmiş olan gerçekler içinde güzel şeylerle beraber çok kötü bir son olduğunu görmüşlerdi. Dinlerine göre onlara vaat edilen Mavicennet’te eğer böyle şeyleri onlar da yaşayacaksa bu cennet sonsuz mutluluğa kavuşacakları cennet olabilir miydi?

Halktan bazı izleyiciler derin düşüncelere dalmıştı. Demek ki bir yerlerde bir yanlış vardı. Ellerindeki “Kutsal Haber, Kutsal Sözler, Ulu Albuz’un Vasiyeti ve Ani ve Enlil’den Rivayetler” isimli kitaplar onlara gerçeği tam olarak sunmuyorlar mıydı? Bir yerlerde aldatılmışlar mıydı yoksa! Onlar bunların hepsine inanıyordu ama inançlarını sorgulayıp anlamadan yaşıyor da yanlışa mı düşüyorlardı!

Fidelis mahkemeden söz istedi ve sanki bu hissiyatlara cevap verir gibi konuşmaya başladı…

“Evet, maalesef öyleymiş.” dedi “Bu güne kadar size de bize de yalan söylemişler. Hep aldatmışlar. Doğruyu gizleyip, yalanı gerçek diye önümüze koymuşlar. Eğer şahit olmasaydım, ben de sizin gibi düşünürdüm. Ama gerçeği fark ettikten sonra uyarmaya başlamak hepimizin görevidir. Bizim yaptığımız da bundan gayri bir şey değil.”

Bu esnada salondaki bazı izleyicilerden “Ölüm! Ölüm!” nidaları yükselmeye başladı.

Halkın çoğu da onlara uyunca, bir an önce suçluların Venya zeminine korumasız bırakılarak idam edildiklerini görmek ve işitmek hevesi sardı birçoğunu. Yudeks ise sık sık çana vurarak izleyicileri susturmak zorunda kalıyordu.

Fidelis Yudeks’e bakarak devam etti….

“Eminim siz de devamında ne olduğunu merak ediyorsunuz. Belki de halkın çoğu gibi bizim suçlu olduğumuzu düşünüyorsunuz. Çünkü bugüne kadar bildikleriniz Kutsal Haberden öğrendikleriniz ve yaratılıştaki gerçeklerden haberdar olmanız değil, size din diye anlatılanlar ve kendi zanlarınızdı. Çünkü farkında olmasanız da çoğunuz birer kölesiniz. Ve çoğunuz sadece Tanrı’ya boyun eğmişler değilsiniz.”

Yudeks, Fidelis’in sözünü keserek “Bu sözlerinin aleyhine yazıldığının farkındasındır umarım.” dedi.

“Sorun değil.” dedi Fidelis “Şimdi güdülmeyi bırakıp bana kulak verin ve iyice dinleyin. Önce işitin, edecekseniz de sonra itaat edin… Ya da isyan edin! Size kalmış. Ama işitmeden yapmayın bunu…”

Yudeks bu esnada tekrar devreye girdi. Hálâ propaganda yaptığını, hakaret etmemesini ve sözlerine dikkat etmesi gerektiğini hatırlattı Fidelis’e.

Fidelis yine de mahkemeye sabırlı olmalarından dolayı teşekkür ederek sözüne devam etti.

“Duruşma boyunca gerek Etika’nın, gerek benim, gerekse Kaptio’nun dilinden daha çok gerçek simülasyonlar gösterebiliriz size!”

Yudeks’in her sorusuna karşı kendi yaşadıkları izlenimlerini cevaplamaya başladılar.

§ §

Söz Etika’ya geçtiğinde “Venya’da Güneş’in hiç böyle güzel parıldadığını görmemiştim.” diyerek söze başladı ve devam etti.

“Söyleyeceğimiz o kadar çok şey var ki, hepsini size anlatmaya kalksak onlarca Venya mevsimi zaman gerekir. Hele Kur’an’dan işittiklerimizin hepsini açıklamaya kalksak tüm yıldızların zamanı bile bize yetmeyecektir.”

Yudeks “Önce kendini tanıt! Sonra da ne söyleyeceksen özet geç.” diye uyardı.

“Adım Etika! Hepiniz biliyorsunuz.” dedi  “Bir yetim olarak iklezyada yetiştim ve zorla Yüce Sakerdo ile evlendirilmeye çalışıldım. Bu onursuzluğa katlanamazdım!”

Bu sırada salondan protesto sesleri yükseldi. Kimisi “Susturun şu kızı!” diye bağırıyor, kimisi “Yüce Sakerdoya eş olmak onursuzluk değildir.” diye karşı çıkıyordu.

Yudeks “Susun!” dedikten sonra Etika’ya yönelip “Sözlerin aleyhinedir.” diye hatırlatmasını yaptı.

Etika umursamadan devam etti.

“Bir arkeolog olarak Venya’yı iyi tanıdığımı düşünüyordum.” dedi “Ama eğer Dünya’ya seyahat etmeseydim, buradaki gerçekleri de bu kadar net göremezdim. Bizler burada sarı kara bir gökyüzüne, toz ve sülfür bulutlarına, ağır bir yerçekimine ve lav okyanuslarına alışkınız. Bina ustalarımıza yaptırdığımız yeraltındaki çeşitli metallerden oluşan binalarımızda suya hasret yaşıyoruz. Ama zenginlerimiz tungsten barınaklarda suyu israf ediyor.

Şu mahkeme için kubbeye çıkışı halkımız bir fırsat olarak görüyor. Halkımızdan hayatlarında ilk defa Mavicennet’i kocaman bir yıldız olarak gözlemleyenler var şu anda burada. Ama eğer onu, bizim gibi görselerdi, asıl muhteşemliğe o zaman tanık olurlardı! Her ne kadar bizim cennetimiz olmasa da, emin olun, orası gerçekten cennet gibi.”

§ §

“Ay’a kadar arkadaşlarımla beraber radyo korumalı aracımızla gittik. Gözetleme yerimize oturduk. Artık Mavicennet karşımızdaydı. Eski gökbilimcilerimiz kadar rahat hareket edemiyorduk. Çünkü ádemler artık Dünya’nın dışına da adım atmıştı. İlk tespit ettiğimiz radyo boşluğu kanalını takip ederek Dünya’ya indik. Ve gördük ki Bekke Uyarıcıları doğru söylüyorlarmış. Ama bizim sakerdolarımız bizi kandırmışlar. Bize yalan söylemişler!”

Halkın içinden protesto sesleri artarak yükselmeye başladı. Etika’nın, Bekke Asilerini övmesi ve tüm sakerdoları yalancılıkla suçlamasının ardından halkı Yudeks de susturamıyordu artık. Mahkemeye ara vermek ve tutukluları bir süre daha hücrelerine almak zorunda kaldı.

Devamı