Bize Yalan Söylediler 1/26.Bölüm

İnsana Boyun Eğenler

Sahildeki taşların üzerinde balık tutan adamın bir yanına bir martı diğer yanına bir kedi yaklaşıp beklemeye başladı. Bir ara adam her iki hayvanla ayrı ayrı göz göze gelse de pek umurlarında değildi.

Kaptio “Muhtemel ki her ikisi de olta atan balıkçının arkasındaki küçük plastik bidonun içinde hálâ yüzmekte olan kıraçalara göz dikmişler.” dedi “Ya da oltanın ucunda gelmesi ve kurtulmak için çırpınırken taşların üzerine düşmesi olası bir balığa…”

“Oysa onlar için hiç de zor değil ki yakaladığı balıkları balıkçının elinden kapıvermek!” dedi Etika “Neden rızkını beklemek var ki onun için, insanla savaşmak yerine!”

“Haklısın gerçekten.” dedi Fidelis “Bir kedinin, eli kolu olta ve misinalara bulanmış bir balıkçıya diklenip diş göstermesi ve onun şaşkınlığından istifade ile devireceği, kapağı yarıya açık bidonun içindeki balıklardan birini kapıp kaçıvermesi zor değil. Ya da o martının basit bir pike ile balıkçıya doğru uçuvermesi sırasında başını eğmek zorunda kalacak adamın balıklarını çalıvermesi! Hele hele kedinin diğer arkadaşlarını, martının da sürünün geri kalanından bir kısmını yanına alıp geldiğini düşünürsek, eminim ki balıkçı arkasına bile bakmadan kaçmak zorunda kalırdı. Değil balıkları, ciddi ve sürekli bir saldırı ile martı ya da sokak hayvanları balıkçıya sahili bile terk ettirebilir.”

“Peki denizdeki balıklar birlikte hareket etseler, kesecekleri misinalar nedeniyle denize bir daha olta bile atılmasına engel olamazlar mı?” diye sordu Etika “Dalgalar boyun eğmeyip sürekli coşsa, atılan misinalar birbirine karışmaz mı? Güneş her daim kavursa hangi gölgelik o balıkçıyı sahilde tutabilir? Taşlar pürüzlü yüzeylerini daha da yosunlandırsa nasıl ayakta durulabilir? Balıkçının eklemlerindeki sıvı kurutsa kendini, o olta nasıl savrulabilir? Oksijen vazgeçip sıvılaşsa kaç adım atabilir nefes alamadan?”

Söze Kaptio karıştı.

“Ona bakarsan…” dedi “Toprak altındaki trilyonlarca karınca istila edemez mi tüm yeryüzünü ve yaşanmaz etmezler mi aciz insana şehirlerini? Kurbağalar bir olsa, su mu bırakırlar içecek? Sinekler koloniler hálinde girse sokaklarına, ne kadar hayatta kalabilirler? Kaplanlar ormandan, yılanlar toprak altından, çakallar dağlardan akın etse nereye kaçabilirler? Ağaçlar sarsa, rüzgârlar coşsa, sular kabarsa, güneş kavursa ve tüm tabiat hayvanlarla birlikte başkaldırsa, kovamazlar mı ádemleri bu gezegenden? Hepsi bir yana gözlerine bile çarpmayan bir mikrop, bölünüp çoğalıp yere seremez mi mağrur insan evladını?”

“Elbette yapabilirler.” dedi Fidelis “Ama yapmıyorlar işte. Ya insan! Yeryüzünde kibirlene kibirlene yürüyen ve kendisine boyun eğmiş her türlü yaratılmışı kendi becerisiyle elinde tuttuğunu zanneden insan evladı! O yapıyor bak. Kendi türü dâhil bütün yaratılmışları ele geçirme ve yok etme peşinde… Her varlığı aklı sıra sahiplenip, tüketme peşinde koşan ve üstün olduğunu düşünen varlık! Her temiz bulduğunu kirletmek için olmadık pis işler yapan akıllı insan! Kendini ne kadar da müstağni görüyor! Hiçbir şeye ihtiyacı yokmuş da herkesin ona ihtiyacı varmış zannediyor! Bırakın bir kediyle martıyı, bir sinekle bile gerçekte baş edemeyecek kadar zayıf olduğunu kabul edebilir mi acaba!”

“Eğer boyun eğmiş olmasalardı hangi biriyle mücadele edebilirlerdi ki!” dedi Etika “Kuşla mı, kurtla mı, bakterilerle mi, kaplanla mı, fille mi, köpekle mi hatta keçiyle mi? Sarmaşıkla mı, rüzgârla mı, güneşle mi, denizle mi ve hatta toz zerreleriyle mi? Her şey boyun eğmiş, insanlar kendileri eğdirdik zannediyorlar. Her şey emirlerine verilmiş, onlar ele aldık zannediyorlar. Her şey hizmetlerinde diye efendi olanı kendileri zannediyorlar. Bilgi yağmuru altındalar da kendileri öğreniyoruz zannediyorlar! Atomları, fotonları gördüler diye övünüp, onu buldurana değil kendilerine secde ediyorlar!”

“Bir göktaşı neden rastgele gelip tepesine düşüp de yok etmiyor bu mağrur canlı türünü?” dedi Fidelis “Ya da derin bir depremle neden altı üstüne gelmiyor Mavicennet’in? Şimşeklerle sıcak su artezyenleri neden bir olmuyorlar onlara karşı? Yaratan, isteseydi yerin dibine geçiremez miydi onları? Bizim Venya’da olup biten faciaların neredeyse hiçbiri yok şu Dünya’da!”

Kaptio söze girdi.

“Suyun kaldırma kuvvetini buldular diye, suyun kaldırma kuvvetini kendileri yarattılar zannediyorlar. Her şey onlara boyun eğmiş diye, her şeyin sahibi olduklarını zannediyorlar.”

Fidelis “Bunları senden duymak çok güzel Kaptio!” dedi “Yola geliyor gibisin.”

“Hayır!” dedi Kaptio “Hiç unutmamamız gerekeni hep unutuyoruz… Onlar da biz de gerçekten çok aciziz. Demek istediğim sadece bu.” dedi.

 “Tüm bu acizliğimize rağmen, tutup hálâ O’ndan başkalarına yönelecek kadar da akılsızız.” diye cevap verdi Fidelis.

“Hadi uzatmayalım.” dedi Kaptio “Sinyali veren cihaza çok yaklaştık. Radyo alıcılarına yakalanmadan ona ulaşmamız lazım.”

“Ne kadar mesafe kaldı?” diye sordu Etika.

“Sanıyorum çok yakınındayız!” dedi Kaptio “Şu karşıdaki bahçeli boş binaya yakın bir yerde olmalı güvercinimiz.”

Bu sırada yakınlarda bir yere konan V.G.72’den yedi tane iklezya astronotu iniyordu. İz tespit ettiklerinde buluşmak üzere anlaşarak farklı yönlere dağıldılar.

Devamı