Bize Yalan Söylediler 1/25.Bölüm

Şeytan Uçurtması

Üç Venyalı, yeryüzünde epeyce gezdikten ve inceleme yaptıktan sonra “Gördünüz işte! Dünya’da da herkes Venya’daki gibi!” dedi Kaptio “Biri bir dine, diğeri bir başkasına iman ediyor. Biri tek tanrıya, diğeri birçoklarına ibadet ediyor. Birisi bir şeyhin, diğeri bir başka tarikatın peşinden gidiyor. Kimisi gelmiş geçmiş azizlerin, kimisi gelmiş geçmiş hazretlerin rivayetlerine dinî hüküm giydiriyor. Kimisi bir duvarın önünde, kimisi cennetten geldiğine inandığı bir taşın önünde secde ediyor. Kimisi ağaçlara çaput bağlayarak, kimisi mezarların başında ağlayarak dua ediyor. Hepsi ayrı bir yol tutturmuş, uydurdukları tanrıların peşinden gidiyor. Aklı başında bir ádeme bile rastlayamadık daha!”

Etika “Bakın!” dedi az ilerde tartışan grubu göstererek “Tanrı hakkında konuşuyorlar!”

Caminin önünde bir grup sakallı ve sarıklı adam bir genci ite kaka şadırvandan dışarı çıkarıyorlardı. Gencin elinde bir deste kadar bildiri vardı.

Kaptio elindeki cihazla bir ölçüm yaptıktan sonra “Radyo üstü alıcı yok! Yaklaşabiliriz. Bizi fark edemezler.” dedi.

Üç Venyalı olan biteni anlamak için onların yanına doğru yaklaştılar. Bu esnada Fidelis yere düşmüş olan bildirilerden birini eğilip okudu.

“Ve elçi dedi ki: ‘Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur’an’ı terk etti. 25-Furkan 30’

“Kur’an nedir?” diye sordu Etika.

Fidelis dudağını büküp “Bilmiyorum ki!” dedi “Ama sanırım bu gencin önem verdiği bir şey.”

Kaptio “Yoksa bu Kur’an…” diye konuşacakken vazgeçti ve “Susun! İzleyelim!” dedi arkadaşlarına.

Ama insanlara yaklaştıkları sırada onları gözden kaybediyorlar, sadece seslerini duyuyorlardı.

Etika “Bu neden oluyor?” diye sordu “Ne zaman bir insana odaklansak gözümüzü bir buğu kaplıyor, onları göremiyoruz.”

“Galiba…” diye mırıldandı Kaptio “Onlara yaklaşmamıza engel bir koruma kalkanları var. Demek ki onların bizi göremediği gibi bizim de onları göremediğimiz bir ışık dalga boyu, bir karanlık madde devreye giriyor! Çare yok dinlemekle yetineceğiz!”

Adamlar gence “Sapıksın! Sapıtmışsın sen! Vahhabi misin mutezile misin nesin! Ne demek sadece Kur’an! Sünnet inkârcısı fasık! Al şu şeytan uçurtmalarını da git!” diye çıkışıyorlardı.

Genç, ellerinden kurtulduktan sonra karşı kaldırıma geçip onlara seslendi. Sesi merhametli olduğu kadar öfkeliydi de.

“Gönül defterimin ortasından bir yaprak koparıp… Bir uçurtma yaptım da saldım… Gönül dostları gönlüyle görürken siz şeytan uçurtması dediniz… Akılsızlıktan bahsettiniz. Yetmedi iftira ettiniz… Yetmedi sövdünüz… Yorulmayın… Beceremiyorsunuz… Sövmek öyle değil böyle olur! Alın size şeytan uçurtması! Allah aklınızı kullanın mı diyor… Tamam… O hâlde çıldırın! Çılgına dönün! Bülü bülü yapın! Ne dediğinizi bilmeyin! Saçma sapan hareketler yapın! Taşları öpün mesela! Mezarlara selam verin! Kıllarınızı kavanoza koyup gelecek nesillere saklayın! Çaputlar bağlayın ağaçlara! Mumlar yakın ölülere! Kitaplar okuyun ölmüşlerinize! Tırnaklarınızı keserken sırayla kesip, işaret parmaklarınızı sona bırakın! Solaklara solak diye, eşinize eksik akıllı bir salak diye hakaret edin! Budunuzu üç taşla silin! Dişinizi ağaç dalıyla!”

Caminin önündeki adamlardan biri elini genci gösterir biçimde uzatıp avucunu açarak ve öfkeli bir gülümsemeyle “Deli bu ya!” dedi arkadaşlarına.

Genç ise karşı kaldırımda haykırmaya devam etti.

“Anlamadığınızı okuyun! Anladığınızı okumayın! Sarıp sarmalayıp duvarlara asın! Sandıklarda saklayın! Üzerine masal kitapları yığın! Dokunanı pişman, okuyanı düşman edinin! Anlamayın! Anlamazdan gelin! Anlatmayın! Anlamaya çalışanın kulaklarını, anlatmaya çalışanın ağzını tıkayın! Gürültü çıkarın! Islık çalın! Yuhalayın! Aklınıza gelenden şefáat, şeyhinizden menfaat bekleyin! Hazır olana sade Allah, ölmüşlere Hazretül Mevlana deyin! Kur’an’a ihanet, rivayete itaat edin! Aynı kelimeyi günde yedi yüz defa tekrar edin! Siz okumayın, sakalınızı okutun! Boynunuza muska, koynunuza musakka koyun! Bölük pörçük olun! Bölünün! Hır çıkarın yok yere! Dövün birbirinizi! Kavga edin! Savaşın! Savaş çıkarın! Öldürün! Acımadan kırın kollarınızı budaklarınızı! Vurun günahkâr kafalarına, recm edin kız çocuklarınızı! Yaylım ateşi açın birbirinizin üzerinize! Dost edinerek şeytanı, bombalar yağdırın mescitlerinize! Yürüyün birbirinizin üzerine! Vurun! Kırın! Parçalayın! Yetmedi davarlarınızın kulaklarını kesin!

Ha demeyin hı deyin! Allah’a değil, topuğunuza odaklanın! Kur’an mı okunuyor! Müşrikler peygamberinizle dalga geçerken gülümseyip, İbrahim baltasını putlara vururken ağlayın! Ezanın sonunda müezzinin La ilahe’sine coşkuyla iştirak edip, İlleallah’ında sesinizi kısın! Bilmediğiniz tüm dualara âmin, peygamberinize ise Rabbilâlemin deyin!

Beni de! Sövün! Suçlayın! Anlamayın! Anlaşılmaz olun! Ben meczupsam siz nesiniz? Hakka kıyam ederken batıla secde edin! Size bu yakışır!”

Üç Venyalı, hem daha önce girdikleri simülasyonlarla insan ve dünya hakkında epey bilgilenmiş hem de burada duyduklarından oldukça etkilenmişlerdi. Kaptio kendisinin haklı çıktığını iddia ederken Fidelis de Etika da pek karar kılamamışlardı duyduklarından.

Gezintilerine devam ettiler ve bu kez görüntüyü kaybetmemek için bir sahilde balık tutan adamı izlemeye başladılar uzaktan uzaktan.

Devamı